12. bölüm · Sonsuzluğun İlk Günü
Bölüm 11
Bölüm 11: İmza Günü ve Yeni Ufuklar
Düğünün üzerinden geçen iki ay, Elif ve Ömer için adeta bir rüya gibi akıp gitmişti. Artık parmaklarında taşıdıkları o birbirini tamamlayan yüzükler ve sabahları aynı çatı katında, Mürekkep’in neşeli mırıltıları eşliğinde uyanmanın huzuru hayatlarının yeni ritmi olmuştu. Ancak bu tatlı huzurun yanında, içlerindeki heyecan hiç bitmiyordu; çünkü bugün, ortak kitapları "Sonsuzluğun İlk Günü" için Kadıköy’deki o çok sevdikleri tarihi kitapçıda ilk imza günleri düzenleniyordu.
Haziran ayının ılık esintisi Kadıköy sokaklarında gezinirken, kitapçının kapısında sabahın erken saatlerinden itibaren uzun bir kuyruk oluşmaya başlamıştı. Elif, üzerinde pastel tonlarda şık bir elbise, saçlarında yine o alışıldık papatyalardan esintiler taşıyan tokasıyla masanın arkasında oturuyordu. Yanında, her zamanki gibi derin yeşil gözleriyle ona güç veren Ömer vardı. Masanın üzerinde üst üste dizilmiş taze kokulu kitaplar, renkli kalemler ve Elif’in kitaptaki çizimlerinden esinlenerek hazırladığı küçük kartpostallar duruyordu.
"Derin bir nefes al," diye fısıldadı Ömer, Elif’in masanın altında hafifçe titreyen elini sımsıkı kavrayarak. "Bu insanlar bizim ruhumuzdan dökülen kelimeleri ve çizgileri görmeye geldiler. Tıpkı bizim o ilk gün birbirimizin ruhunu gördüğümüz gibi."
Elif başını sallayıp gülümsedi. "Sadece... senin yazdığın o satırları başkalarının gözünde okuyacak olmak kalbimi çok hızlı çarptırıyor."
Kapılar açıldığında, içeriye heyecanlı bir kalabalık süzüldü. Gelenlerin her biri, kitapta kendinden bir şeyler bulmuş insanlardı. Kimi ilk aşkının heyecanını Ömer’in bir cümlesinde hissettiğini söylüyor, kimi ise Elif’in çizdiği o yağmurlu İstanbul sokaklarında kendi gençliğini bulduğunu anlatıyordu.
Öğlene doğru, kuyrukta bekleyen genç bir kız masaya yaklaştı. Elindeki kitabı imzalatmak için uzatırken gözleri parıldıyordu.
"Bu kitap," dedi genç kız, sesi titreyerek. "Bana uzun zamandır unuttuğum bir şeyi hatırlattı. Mucizelerin hala var olabileceğini ve en beklenmedik anlarda karşımıza çıkabileceğini."
Elif kıza sıcak bir tebessümle baktı. Kitabın ilk sayfasını açıp tüy kalemiyle zarif bir sokak lambası silüeti çizdi ve altına Ömer’in şu dizesini yazdı: "En karanlık gecede bile, doğru insanla karşılaştığında yolunu aydınlatacak bir ışık mutlaka yanar." Ömer de altına kendi imzasını atarak kitabı genç kıza teslim etti.
İmza günü akşama doğru tatlı bir yorgunlukla sona ererken, kitapçının sahibi onlara sürpriz bir haber verdi. Kitabın ilk baskısı tamamen tükenmiş ve yayınevi şimdiden ikinci baskı için hazırlıklara başlamıştı. Üstelik, yurt dışındaki bir yayınevi kitabı kendi dillerine çevirmek için teklif sunmuştu.
Gece yarısına doğru çatı katındaki evlerine döndüklerinde, Elif ve Ömer kendilerini balkonun serinliğine bıraktılar. Mürekkep, kucağında uykuya dalmışken Elif başını Ömer’in omzuna yasladı.
"Yurt dışı teklifi..." dedi Elif, gökyüzündeki yıldızları izleyerek. "Bizim hikayemiz gerçekten de sınırları aşacak mı?"
Ömer, Elif'in omzunu nazikçe sıktı. "Aşkın ve sanatın dili tektir sevgilim. Biz sadece kendi hikayemizi yazdık ama görünen o ki, dünya bizimle aynı dili konuşmak istiyor. Belki de bu sonbahar, çizgilerimizi ve kelimelerimizi İtalya’nın, Fransa’nın o yağmurlu sokaklarına taşırız, ne dersin?"
Elif gülümseyerek gözlerini kapattı. "Seninle her yere gelirim Ömer. Yolun nereye çıktığının bir önemi yok, yeter ki başlangıcımız her gün seninle olsun."
Ufukta yeni seyahatler, yeni kitaplar ve bambaşka şehirlerin yağmurları belirirken, onların kalbindeki o küçük çatı katı her zaman en güvenli limanları olarak kalacaktı.
