9. bölüm · SONSUZ İRTİFA ☁️✈️

8.BÖLÜM

Dr.watson _

Başlamadan önce yazmak istediğim birkaç şey var. Okuyucuyu sayımız 100'lere çıkmış. Bunun için gerçekten çokk mutluyum. Hepinize çok teşekkürleer.

Sadece beğeni veya destekten daha çok bölüm kurguları, akış, yazı dili gibi konulardaki görüşlerinizi merak ediyorum. O yüzden bir iki cümle de olsa yazarsanız çok sevinirim.

🎶 : Yine sevebilirim

8.Bölüm sizlerle. İyi okumalar 💙🛫...

“Kızım, gerçekten inanamıyorum.
Fotoğrafını çekmeyi unutmuş olamam ya.”

Gökçe, telefonu kulağında tutarken gözlerini kapattı.
“Rüya… bak cidden söylüyorum, biraz daha susmazsan telefonu yüzüne kapatacağım.”

“Hayır hayır, kapatamazsın.
Çünkü bu tarihî bir an.”

“Ne tarihi anı Allah aşkına?”

“Gökçe Hanım’ın, Bora’nın omzunda mışıl mışıl uyuduğu an.”

Gökçe yatağın kenarına oturdu.
“Rüya, hepimiz çok yorgunduk.

“İnsanlar koltukta uyur Gökçe.”

“Yeter ama.”

“Devam ediyorum:
İnsanlar koltukta uyur, masada uyur, yerde uyur…
Ama bir pilotun omzunda uyumaz.”

“Bir saniye, sanki bilerek yapmışım gibi konuşuyorsun.”

“Ben sadece gözlem yapıyorum.”

“Sen gözlem değil, bildiğin dalga geçiyorsun.”

Rüya güldü. Gökçe bunu sesinden anladı.

“Bir de şunu düşün:
Sen uyuyorsun…
O kımıldamıyor.”

Gökçe’nin eli telefonda sıkıldı.
“Kımıldamamış mı?"

“Yok.
Resmen heykel gibiydi.”

Kısa bir sessizlik oldu.

“Bak Rüya, bunu büyütme.
Aramızda bir şey yok.”

“Tamam,” dedi Rüya, hiç ikna olmamış bir sesle.
“Şimdilik.”

Rüya’nın sesi biraz yumuşadı.
“Şaka bir yana… bugün ne yapıyorsun sen?”

Gökçe iç çekti.
“Akşam nöbetim var.”

“Harika,” dedi Rüya. “Tam senlik zamanlama. Hiçbir şeyi düşünmemek için birebir.”

“Keşke,” diye mırıldandı Gökçe.

“Bak,” dedi Rüya, bu kez daha ciddi bir tonla.
“Ben dalga geçiyorum ama… sen de farkındasın. Değil mi?”

“Farkında olduğum bir şey yok,” dedi Gökçe hemen.

Rüya üstelemedi.
“Tamam,” dedi sadece.

“Akşam dikkatli ol.

“Olurum.”

“Ve Gökçe?”

“Efendim?”

“Omuzlar bazen düşündüğümüzden daha güvenlidir.”
Gökçe cevap vermedi.

Rüya telefonu kapattı.

Telefonu kapattıktan sonra odada bir süre kıpırdamadan kaldı. Rüya’nın söyledikleri, kulağında yankılanıp duruyordu. Aslında dalga geçtiğini biliyordu ama yine de bazı cümleler, insanın içinden kolay kolay çıkmıyordu. Gökçe, o geceyi zihninde küçültmeye çalıştıkça, detaylar daha da belirginleşiyordu.

Yataktan kalkıp mutfağa geçti. Bir bardak su aldı ama içmedi. Camdan dışarı baktığında her şey her zamanki gibiydi; sokak, insanlar, zaman. Hayat normal akıyordu ama onun içindeki düşünceler aynı düzende ilerlemiyordu. Kafasının bir köşesinde, istemediği bir sessizlik büyüyordu.

Bir omuzda uyumanın bu kadar mesele olacağını hiç düşünmemişti. O anı hatırlamamak için kendini zorladı ama işe yaramadı. Başını yasladığında duyduğu nefes, kımıldamayan bir duruş… Bunlar, basit bir yorgunluk anından fazlası gibi hissettiriyordu.

“Abartıyorsun,” dedi kendi kendine. Aralarında bir şey yoktu. Olmamıştı. Olmamalıydı. Bu düşünceye tutunmak, içini biraz olsun sakinleştirdi ama tamamen susturmaya yetmedi.

Akşam nöbeti, her zamanki gibi bir kaçış noktasıydı onun için. Düşünmemek, sorgulamamak, sadece görevini yapmak. Üniformasını hazırlarken hala düşüncelerinin içinde kayboluyordu.

Güneş yavaş yavaş batarken Gökçe üniformasını giydi.
Aynaya baktı.
Yüzü her zamanki gibi sakindi ama gözleri biraz dalgındı.
Anahtarını aldı.
Kapıyı kapatmadan önce bir an durdu.
“İş bu,” dedi kendine.
“Sadece iş.”
Ve akşam nöbetine doğru yola çıktı.

Evden çıkmadan önce bir an durdu. Derin bir nefes aldı.

Bu sadece bir nöbetti.
Ve o, işini yapmaya gidiyordu.

Üsse vardığında gece tamamen çökmüştü. Işıklar düzenli aralıklarla yanıyor, ortamda alışıldık bir sessizlik hâkimdi. Gökçe montunu çıkarıp bilgisayarın başına geçti. Ekranı açtığında karşısına çıkan dosyalar, günün kalanını dolduracak kadar fazlaydı. Tarihler, raporlar, imzalar… Hepsi tanıdık, hepsi güvenliydi. Düşünmek istemediği her şeyi bir süreliğine bu düzenin içine saklayabilirdi.

Parmakları klavyede hızla hareket ederken zamanın nasıl geçtiğini fark etmedi. Dosyalar arasında gezindikçe zihni de yavaş yavaş toparlanıyordu. Kurallar, listeler, görevler… Hepsi netti. İnsan ilişkileri gibi belirsiz değildi. Gökçe, tam da bu yüzden nöbetleri severdi.

Sessizliğin, fark edilmesi zor bir şekilde bozulduğunu hissettiğinde başını kaldırmadı. Yanına biri yaklaşmıştı ama kim olduğunu anlamak için bakmaya gerek yoktu. Masanın kenarına iki çay bırakıldı.

Bora’nın sesi, düşündüğünden daha yakındı.

"Dün rahat uyudun mu ?"

Gökçe Bora ile aynı nöbete düştüğünü bilmiyordu.Şaşkınlığını gizleyerek kafasını kaldırdı.

Sanki ondan her kaçtığımda bana daha çok yaklaşıyor.

" Ben çok yorgundum. Yani-"

"Olabilir, hepimiz çok yorgunduk."

"Şey.. Evet,kesinlikle."

Bir an duraksadı. Cümlesi orada kalacak sandı. Ama içinden gelen başka bir şey, beklemediği bir şekilde ağzından döküldü.

"Sanırım sana bir özür borçluyum. O gün gerçekten öyle demek istememiştim. Her şey üst üste gelmişti ve sinirliydim."

Söylediği anda kendisi bile şaşırdı. Parmakları klavyenin üzerinde hareketsiz kaldı. Bu cümleyi kurmayı planlamamıştı. Hatta kurabileceğini bile düşünmemişti. Hayatında ilk defa beynini değil kalbini dinlediğini farketti.

Bora bir an cevap vermedi. Çaylardan birini eline alıp ona uzattı.

“Soğumasın,” dedi sakince.

"Teşekkür ederim."

Gökçe çayı aldı. Bakışlarını ekrana geri çevirdi ama artık satırları okumuyordu. Sessizlik, bu kez rahatsız edici değildi. Aksine, iki kişilik bir anlaşma gibiydi.

“Gece nöbetleri seni hâlâ yoruyor,” dedi Bora, sanki sıradan bir şeyden bahsediyormuş gibi.

“Alışığım,” diye karşılık verdi Gökçe.
Sonra ekledi: “Ama bazen… insanın kafası yoruluyor.”

Bora hafifçe gülümsedi.
“Onu da anlıyorum.”

Konuşma orada bitmedi. Ama ikisi de bunun farkındaydı.

Aralarındaki mesafe, uzun zamandır ilk kez biraz daha kısalmıştı. Ama bu yakınlık, rahatlatıcı olmaktan çok temkinliydi. Gökçe bunu hissediyordu.

Konuşmanın ilerleyişi, ince bir çizgide yürümek gibiydi; yanlış bir kelimeyle her şey yeniden gerilebilirdi.

Bora sandalyesini biraz geri çekti. Çayından bir yudum aldıktan sonra bakışlarını Gökçe’ye çevirmeden konuştu.

“Bana bencil dediğinde,” dedi sakin bir sesle,
"Haklı olabilirdin.”

Gökçe başını hafifçe çevirdi. Beklediği bir cümle değildi bu.

“Ben o an,” diye devam etti Bora,

“Ben o an,senin ne hissettiğini değil, ne yapılması gerektiğini düşünüyordum. Bazen bunu karıştırıyorum.”

Gökçe dudaklarını birbirine bastırdı. Cevap vermedi ama dinlediğini belli eden bir sessizlik vardı.

“Ben de,” dedi sonunda,

“Ben de her şeyi kendi üzerime alıyorum. Sanki herkes benden aynı anda güçlü olmamı bekliyormuş gibi.”

Bora bu kez ona baktı. Uzun uzun değil. Kısa ama dikkatli.

“Kimse senden güçlü olmanı istemiyor,” dedi.
“Sen kendinden istiyorsun.”

Bu cümle Gökçe’nin içini hafifçe sızlattı. Çay bardağını masaya bıraktı. Buhar çoktan dağılmıştı.
Bir süre yalnızca klavyenin sesi duyuldu. Gökçe dosyalardan birini kapattı, diğerini açtı. Bora da kendi ekranına yöneldi. Aynı odada, aynı görevde ama hâlâ birbirlerine tam olarak dokunmadan.

Tam o sırada, masanın altından ince bir ses duyuldu.
Bir miyavlama.

Gökçe başını eğdiğinde küçük, gri bir kedi gördü. Çekingen ama meraklıydı. Birkaç adım attı, sonra durdu.

Gökçe’nin yüzünde istemsiz bir yumuşama belirdi. “Buraya nereden girmiş bu?”

Bora kaşlarını çattı. “Üs içinde kedi mi olur ya…”
Kedi, Bora’nın ayakkabısına sürtündü.

“Bak,” dedi Gökçe hafif bir gülümsemeyle,
“seni seçti.”

“Hayır,” dedi Bora ciddi bir ifadeyle.
“Ben hayvanlarla pek—”

Miyavlama bu kez daha yüksek çıktı.

Gökçe gülmemek için kendini zorladı. “Pek ne? Sevilmiyor musun?”

Bora derin bir nefes aldı. “Ben alışkın değilim.”
Gökçe eğilip kediyi kucağına aldı. Kedi hemen sakinleşti. O anki görüntü, Bora’nın bakışlarını bir anlığına sabitledi.

“Bazen,” dedi Gökçe, kedinin başını okşarken,
“alışık olmamak kötü bir şey değildir.”

Bora cevap vermedi. Ama bakışları sert değildi artık.
Nöbet ilerledikçe konuşmalar daha seyrekleşti ama daha anlamlı hâle geldi. Büyük cümleler kurulmadı. Geçmiş didiklenmedi. Ama suskunluk, ilk kez rahatsız edici değildi.
Saat ilerlerken Gökçe fark etti:
Kaçmıyordu.
Ve belki de ilk kez, kaçmaması gerekiyordu

8.BÖLÜMÜN SONU

Desteklerinizi ve bölümü nasıl bulduğunuzu belirtmeyi unutmayın. Çokça sevgileeer..🍬🍫