2. bölüm / 3
SonOyun1. BÖLÜM
Bölümler 3Şu an: 1. BÖLÜM
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
BİRİNCİ BÖLÜM
KÖTÜ BİR KARŞILAŞMA
Bölüm Şarkıları:
Yargı/ Kalabalığın İçinde Yapayalnız
Moayad Aljabal/ Floating in Reveire
“Onlar hayatlarını her şeyin daha iyi olacağını kanıtlamak üzere kurmuş, ama hayatını birilerine bir şey kanıtlamak için yaşarsan, asla gerçekten özgür olamazsın”
“ Gece gökyüzüne hiç baktınız mı? Baktıysanız bilirsiniz ; her yıldız her gece görünmez Örneğin, iki gün boyunca...gökyüzündeki yıldızlara bakın ; bugün gördüğünüz bir yıldızı yarın göremeyebilirsiniz Belki de gökyüzünün en parlak yıldızını izlerken, daha önce hiç karşılaşmadığınız bir ana tanıklık edersiniz. Kim bilir, belki de bu an, kaderinizi belirleyecek bir yolculuğun habercisidir. Belki de bir yıldızın kayması , yeni maceraların başlangıcını gösterecektir.” diyordu kitapta.
Onların hataları bizim hayatlarımıza mal oluyor, sözde adalet adı altındaki soylu kurması konseyler arasında ezilen halk isyan ediyordu. Çöküşün kıyısında bir krallıktı Vialance, bizim kaderimiz zaten yazılmış gibiydi.
Benim için herşey böyle başladı.Büyük umutlarla ve beklentilerle geldim Verticon’a. Memleketim Xallara’dan daha samimi bir şehirdi ve daha yaşanılabilir olduğunu düşünüyordum ki hayat beni bir kez daha yanıltmayı başarmıştı. İlk geldiğimde umutlarla doluydum. Üniversiteyi başka bir şehirde, özellikle de herkesin “ yargının hükmü” dediği başkentte eğitim almanın daha iyi olduğunu düşünmüştüm, pek de haksız değil gibiydim. Bir süre burada yaşamış, bazı ailevi sorunlardan dolayı memleketimize geri dönmüştük.
Hayran olduğum bu şehre üniversite için gelmeyi çok istemiştim.Ama işte olur ya bir plan yaparsınız,hayaller kurarsınız,şehir dışında okumak çok cazip gelir ya size,ben tamda öyleydim işte.Daha özgür yaşarım diye düşünmüştüm ki hemen hemen ilk geldiğim gün herşey ters gitmeye başladı , daha ilk günden okulun öğrencilerinin de içinde bulunan büyük protestolar başladı.
Krallık her ne kadar belli etmesede 1996 İhtilali’nin izlerini taşıyordu. Çünkü ihtilal, tarih kitaplarında anlatılanlardan ibaret değildi. Halk kazanan taraf gibi görünsede aynı zamanda kaybeden taraftı.Bu olay isyan sonrası ihtilal diye açıklansada aslında devletin kendi halkına nasıl silah doğrulttuğunun tesciliydi. Bu ülkede masumların kanı dökülmüştü bir kere,gerisinin isyancılar için bir önemi yoktu. O zamanlardan bu yana isyanlar hiç susmamıştı.
Çünkü Verticon halkı genelde kendilerine yapılan haksızlıklara karşın sessiz kalmayan ve tepkisini göstermekten çekinmeyen bir toplumdu.Sonuna kadar direnip,adalet için çırpınırlardı.Okulun ilk gününde üniversiteye girişler yasaklandı ve bütün öğrenciler dışarıda beklemek zorunda kalıp ,adeta rötarlı otobüsler gibi geç başlamıştık derslere.Açıkçası okuduğum üniversite hayatı romantize edebileceğimiz bir okul değildi.Çünkü bu okulda şehrin elit kısmı da eğitim görüyordu ve okul büyük olaylarda dahi bildiğiniz rüşvet karşılığı susabiliyordu.Bu şehirde öğrendiğim bir diğer şeyde büyük bir sınıf ayrımıydı. İnsanları 3e ayırmışlardı ;Halk, soylu ve isyancılar..
Bippp!!
Telefonuma düşen bildirimlere bakmak için telefonumu elime aldığımda saati görünce kısa çaplı bir şok geçirdim. Geç kalmıştım. Bugün önemli olan bir duruşmam vardı ve ben hala evde oyalanıyordum. Verticon trafiği hep aksardı. Yarım saatlik yolu 2,5 saatte anca gittiğimi bilirim.Hızlıca kalktığım gibi çantama yönedim ve kaptım, o an aklıma bir şey daha geldi. Arkadaşımla buluşmam gerekiyordu.Daha dün onunla gidebileğime dair söz vermiştim lakin hayat sanki sözlerimi tutmamı istemiyor gibiydi. Ki otobüsü kaçırırsak yürüyerek gelmek zorunda kalırdık ve Vialance’nin havası genellikle yağmurlu ve serttir.
Motivasyon kaybıma rağmen yine de koltuktan kalktım ve az önce okuduğum kişisel gelişim kitabını masaya bıraktım. Üzerime kalın deri ceketimi geçirdim. Ardından dışarıda yağmur yağdığını görünce çantama küçük mavi renkli şemsiyemi attım . Son bir kez daha kapıyı kapatıp kapatmadığıma baktım ve kitlediğimden emin olduktan sonra hızlıca evden çıktım. Marcella ile her zaman önünde buluştuğumuz camekan kafeden kahve alacak ve ardından hemen hemen birkaç dükkan ötedeki durakta otobüs bekleyecektik. Ancak saate baktığımda bunun pek de mümkün olmadığını anladım. Marcella’dan gelen birkaç mesajı yanıtlayıp, gelip gelmediğini sormak için telefonumu açtığımda kendisinden gelen 5+ arama beni karşılayınca bir şeyden daha emin oldum; telefonumu sessizde kullanmayı en kısa sürede bırakmalıydım.
Telefonumu ceketin cebine attım ve adımlarımı hızlandırarak ara sokaktan ana caddeye geçtim. Tahmin ettiğim gibi adeta bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyor, ve caddelerdeki yerini hızla kayıp giden bir sele bırakıyordu.
Kafetaryanin de bulunduğu sokağa daldığımda, elinde iki kahve bardağıyla ıslanmış bir vaziyette olan Marcellayı gördüm. Beni gördüğü an kaşlarını çattığında ve azar yiyeceğimi anladım
“O KADAR DAKİKADIR NERDESİN AXL!” diye resmen kükredi. Yüzündeki sinirle üstünün sırımsıklak olması tezatlığı onu gülünç gösteriyordu. Üstündeki kahverengi palto vardı ve ona bol gelmiş gibi görünüyordu. Yanına geldim.
“Telefonumu sessizde unutmuşumda dalmışım. ” Bahanem hazırdı ancak şansıma Celia bahane tanıyan bir insan kesinlikle değildi.
“Yarım saattir burada seni bekliyorum Axl” Gözlerini belertmiş öfkeli öfkeli bana bakıyordu. Öfkesinin hemen söneceğini bildiğimden derin bir soluk aldım.
“Saat baya geç olmuş, oyalanmadan gidelim bence artık” diyerek geçiştirdim. Yavaştan durağa doğru yürümeye başladık.
Bense telefonumu çıkardım ve en hızlısından bir otobüs saatlarine bakmaya başladım ancak bugünün otobüs saatlerini görünce ağzım açık kaldı.
“Ne oldu? Var mıymış bari otobüs?” dedi Marcella. Yolda kalma ve geç kalma ihtimalinden korkan sesiyle.
“Bizim bineceğimiz otobüz 13 dakika önce kalkmış zaten”
Az önceki öfkesi dinmiş yüzünde kaşları çatıldı.
“Ee? Ne zaman gelir”
Korktuğumuz başımıza gelmişti, ona kısaca durumu açıkladım
“Bana kızma ama sağanaktan dolayı bütün otobüs saatleri iptal edilmiş yazıyor ama başka bir site sokağa çıkma yasağı diyor”
“NE?” o da tuhaflığın farkındaydı.
“Yürüyerek gidelim o zaman” dedi adımlarını hızlandırıp benimde ona ayak uydurmamı beklerken .
“Bu arada soramadım fazla, nasılsın" dedim o gergin havayı dağıtmak için.
"İyiyim, aağabeyim bugün gelecekmiş sanırım"
Uzun zamandır beklediğini biliyordum,kısa süre önce abisi tayinini bizim adliyeye ismiş ve bu kabul edilmiş.
"Oha cidden mi, ne güzel” dememle yüzünün asılması bir oldu. Morali bozulmuştu
"Aa ne oldu şimdi?"
"Bir şey yok, sadece ağabeyimle pek anlaşamıyoruz biz" diyerek açıkladı.
"O savcıydı değil mi?"
"Evet, inan bana tanımak istemezsin abimi"
"Benimde bir ablam vardı, bende onla pek anlaşamazdım"
"Vardı derken?"
"Lejyonerin birine yakalanmış, içeriye attılar" bunu bu kadar rahat söylemem bir nebze şaşırmıştı.
"Oha, isyancıydı yani"
"Evet isyancıydı, aman boşver,asıl sen şunu söyle neden sokağa çıkma yasağı gelmiş?"
"Bilmiyorum,hadi hızlı ol da neymiş öğreniriz adliyede"
Adımlarımı hızlandırsam da konuşmaya devam ettim
"Yayın yasağı gelmiş diyorlar, ne oldu da yayın yasağı gelmiş?"
"İsyancılarla alakalı olsaydı onları rezil etmek için özellikle yayınlarlardı haberi bence" dedi
İsyancılarla ilgili olsaydı, muhtemelen bütün haber kanalları(elbette ki yönetim yancıları)aşağılayıcı yorumlarla alaya alırlardı bu olayı.
"Protestolar varmış yine, bu sefer katılmayalım bence,geçen arkadaşın biri katıldı en son karakoldan topluyorduk elemanı." dedim.
"İsyanlardan dolayı olduğunu sanmıyorum,Albay Bruno açıklama yapacakmış diyorlar, isyan olsa neden açıklama yapsın adam, müfettiş de varmış"
Haklıydı.Albay Bruno; koskoca Krallık Lejyonları’nın başındaki isyancı nefretinin vücut hali olan adam gidipte basit bir olay için açıklama yapmazdı.
"Ne? Müfettiş mi? Hiç sevmiyorum o kadını ya"
Müfettiş Marilyn, Albay Bruno’nun yardımcısı olan bir polis memuruydu, karakolda gördüğüm kadarıyla pek de samimi yada cana yakın bir insan değildi
"Dimi bende" dedi
"Haber sayfaları haberlerini siliyorlar, gerçekten yayın yasağı gelmiş yani"
Duyduklarından pek de hoşnut olmayan Marcella homurdanarak elindeki karton kahve bardağını uzattı, hızlıca almamla kafama dikmem bir oldu
Karşısında bir ayı görmüş gibi şok içerisinde yüzüme baktı.
“Yavaş Axl”
“Ay tamam,dondum ya”
“Kimin yüzünden acaba?Geç kalan sensin. Kahveler soğudu senin yüzünden.”
“Ay neyse tartışmayalım şimdi ,gidelim artık. Belki adliyedeki küçük kantinden alırız kahve”
“Kantinin o acı,tatsız tuzsuz kahvelerini asla içmem sabah sabah. neyse gir hadi”
Hızlıca adliyeye girdik
Celia odasına gitti ben ise cübbemi giydim ve gecikmemek için nerdeyse koşa koşa mahkeme salonuna doğru koştuğum sırada benim gibi hızlı yürüyenadamın birine çarptım.
"Önüne baksana be"
"Bana mı dediniz?Yanlış taraftan yürüyorsunuz avukat hanım. İlk gününüz falan sanırım"
Savcı olduğunu anladığımda,sesindeki alaycı tınıyı boşvermeye çalışarak
"Yanlış taraf mı? acelem vardı herhalde" dedim
Dosyalarımı topladığım sırada derin bir soluk aldı ve kendi dosyalarını yerden aldı ve ayaküstü hızlıca düzeltti
Bu zamana dek ilk defa gördüğüm şey olan heterokromili gözlerini devirdi ve dosyalarını son kez kontrol etti.Ardından koridorun hemen başındaki komiser Miles'in yanına gitti.
Bense kendi dosyalarımı topladım ki Celia geldi. Daha sonra ise savcıyla komiser Milesin yanına doğru geldiği gibi savcıya sımsıkı sarıldı.
“Sen ne ara geldin ağabey? ” dedi sevinçle
Mutluluğu gözlerinden okunuyordu.Yinede doladığı kollarını gevşetti ve bana döndü,ben daha ne olduğunu anlayamadan kolumdan tuttuğu gibi adeta sürüklercesine savcının yanına getirdi
“Ağabey, bu bahsettiğim yakın arkadaşım Axl”
Sanki az önce adliyenin ortasında çarpışıp laf dalaşına girmemiş gibi “tanıştığımıza memnun oldum” dedim
Dudağının kenarı kıvrıldı ancak gözlerinden bu tanıştırmayı ne kadar beyhude bulduğunu anlayabiliyordum.
“Bende,memnum oldum avukat” uzattığım elimi sıktı.
Birkaç saniye geçmeen komiser Miles ciddi bir şeyler söyledi savcıya.O ise kaşlarını çattı ve huzursuz bir şekilde başını olumlu anlamda salladı.
“Bizim gitmemiz lazım,ciddi bir olay varmış”
Komiser Miles’in bu sözlerinin hemen ardından ikili hızlıca gitti.
Bense duruşmama katılmak için az önce yerden dağınık şekilde topladığım ve birbirine karışmış haldeki dosyaları tesnip ettiğim gibi mahkeme salonuna doğru yürüdüm.
(…)
Ortalama yarım saat sonra duruşmadan çıktığımda hava artık kararmaya başlamıştı. Dışarıdaki sağanak yağmur hafiften bir çiselemeye dönmüş,yerini akıp giden bir sele bırakmıştı.
Moralim bozuk halde Celia’yı beklemeye başladım. Saat geç olmuştu ve bugün onda kalmaya karar vermiştim. Yorgundum ve eve gittiğimde beni karşılayacak bulaşık yığınını ve ütülenmemiş kıyafetlerimi görmek dahi istemiyordum.
Sanırım bu son 2 aydaki ilk kaybettiğim dava falandı. Müvekkilim seçim hakkını susmakta kullandı ve beni de ikilemde bırakarak harika bir 30 dakika geçirmemizi sağladı. Sanki suçlu taraf karşısı değilmiş gibi birde ifadesini geri çekmişti. Belkide boşanma davalarını sevmememin sebebi de buydu. Kadın biz barıştık falan diye açıklama yaptı.
“Axl”
Bağıra bağıra yanıma koşan ve düşüncelerimi bölen kişi Celia’ydı.
“Cella? Ne oldu ?”
Hızlıca önümde durdu ve soluklanmadan anlatmaya başladı “Ağabeyim ve Miles gelmiş,çok ciddi bir olaymış sanırım. Gidip öğrenmemiz lazım” dedi
“Bekle bende geleyim, zaten dosyalarımdan biri Savcı’da kaldı galiba.”
Koridorun sonuna gittik ve arşiv odasına girdik.
Cella, kapıyı bile çalmadan çat diye içeri girdi.
“Hey selam millet! Biz geldik”
“Ciddi bir olay olmuş dediler,siz de gittiniz sanırım,haberin var mı ağabey?”
“Var” dedi savcı başıyla onaylayarak devam etti.
“Bir cinayet,ancak yeterli bilgiye sahip değiliz,dışarı çıktığımız anda kimsin nesin demeden silah doğrultan lejyonerler vardı,adamlar dinlemiyor ki”
“Ben ömrümde böyle şey görmedim,geçmek için kaç dakika uğraştık saymadım bile” Komiser Miles son derece ciddi bir ses tonuyla konuşmaya çalışarak.
O sırada Celia’nın telefonu çalmaya başladı. Önemli biriymiş gibi bir ifade vardı yüzünde.
“Benim çok acil gitmem lazım ” dedi aynı zamanda telefonunu açıp kulağına dayarken. Aceleyle odadan dışarı çıktı ve kapıyı sertçe çarptı.
“Hava baya soğudu ya, yağmurun dindiğine bakmayın siz donduk dışarıda. Birer kahve getireyim bari,yoksa kardan adama dönüşeceğim birazdan ”
Komiser Miles cümlesini bitirir bitirmez dışarı fırlayarak hızlıca arşiv odasından çıktı.
“Siz ne için geldiniz avukat hanım?” dedi savcı şüpheli ama hafif titreyen ses tonuyla
“Dosyam sizde kalmış sanırım,bulamıyorum”
“Nedenmiş”
“Bana çarptınız ya savcım”
“Ben mi çarptım? Bana çarpan sizsiniz,yanlış yoldan gittiniz ve çarptınız”
“Koşan da sizdiniz savcım”
“Ben koşmadım bir kere, ben-”
Lafı kapıyı bile çalmadan giren başsavcının asistanı ile bölündü. İkimizde sustuk ve dinlemeye başladık.
“Sayın savcım,bu sabah bir çete cinayeti işlendi. Mahkeme savcılık ve savunmayı hızlı hazırlığa çağırıyor, zorunlu işbirliği kararı var.
Basit bir cinayet davası yüzünden hukukun iki ucunu işbirliğine sokacak değillerdi
“Başsavcının kararı, Meclis OHAL ilan etti.” dedi asistan kız.
Mantıklı bir açıklama beklerken Savcıya baktım ki o da şok olmuş gözlerle bana bakıyordu.
Ve o an anladım ki, bir şeylerde çok ileri gidilmişti, o sınır aşılmıştı. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Bölüm etkileşimi
