9. bölüm · Son satır
9.BÖLÜM:PROJE
Çarşamba – Melis’in Evi
Derslerin nasıl geçtiğini tam hatırlamıyordum. Gün boyunca aklımın bir köşesinde tek bir düşünce vardı: Atlas birazdan benim evime gelecek.
Bu, tuhaf bir durumdu. Okuldaki en sessiz çocuk, hakkındaki dedikoduların hiç bitmediği biri, kendi isteğimle değil ama mecburen evimde bulunacaktı.
Son zil çaldığında çantamı alıp okuldan çıktım. Atlas’la nerede buluşacağımızı bile konuşmamıştık. Ama fazla düşünmeme gerek kalmadı çünkü bahçede, kapının hemen dışında beklediğini gördüm.
Beni fark edince gözlerini hafifçe kıstı. “Şimdi mi gidelim?” diye sordu.
Başımı salladım. “Evet. Yakın zaten.”
Atlas hiçbir şey demeden yürümeye başladı. Ona yetişmek için adımlarımı hızlandırdım. Yan yana yürüyorduk ama bir kelime bile etmiyorduk. Sessizlik biraz garip gelmişti.
Havanın kokusu hâlâ dünkü yağmuru hatırlatıyordu. Kaldırımlarda küçük su birikintileri vardı. Ara sıra geçen arabaların sesi dışında sokak sakindi.
Beş dakika sonra apartmanımın önüne geldik. “Burası.” dedim. Atlas başını kaldırıp binaya baktı. Bir şey düşündüğü belliydi ama söylemedi.
Kapıyı açıp içeri girdik. Asansör bozuktu, bu yüzden merdivenleri çıktık. Anahtarı çevirip kapıyı açtığımda içeri ilk giren ben oldum. “Gel, ayakkabılarını çıkarabilirsin.” dedim.
Atlas, sessizce dediklerimi yaptı. İçeri adım attığında biraz tedirgin gibiydi.
Salonun penceresinden içeriye hafif bir gün ışığı süzülüyordu. Duvarlarda birkaç fotoğraf çerçevesi vardı; çocukluk resimlerim, aile fotoğrafları. Atlas göz ucuyla etrafa baktı ama fazla ilgilenmiş gibi görünmüyordu.
“Mutfağa geçelim mi?” dedim. “Orada daha rahat çalışırız.”
Sessizce peşimden geldi.
Mutfak masasına oturduğumuzda çantalarımızı açtık. Defterlerimizi, kitaplarımızı çıkardık. Ama fark ettiğim bir şey vardı: Atlas biraz gergin görünüyordu.
“Her şey yolunda mı?” diye sordum.
Bir an duraksadı, sonra “Evet.” dedi ama sesi çok inandırıcı gelmemişti.
O an, Atlas’ın daha önce pek kimsenin evine gitmediğini düşündüm. Ya da belki de, başkaları onun evine gitmediği için buna alışkın değildi.
Ama ben onu rahatlatmaya çalışmaya karar verdim.
“Bir şey içer misin?” diye sordum. “Çay, kahve?”
Atlas bana ilk kez hafifçe kaşlarını kaldırarak baktı. Sanki böyle bir şey beklemiyormuş gibi.
“Fark etmez.” dedi.
Gülümsedim. “Çok klasik bir cevapsın.” dedim.
İlk defa, Atlas’ın dudaklarının köşesi hafifçe yukarı kıvrıldı. Çok belirgin değildi, ama oradaydı.
O sırada içimden bir his geçti.
Belki de, Atlas’la gerçekten konuşmaya başlayabilirdim.
Mutfakta çay koyarken Atlas sessizce oturmuş, defterine bir şeyler çiziktiriyordu. Gerçekten not alıyor muydu, yoksa sadece vakit mi geçiriyordu emin olamadım.
Çayı önüne koyduğumda başını kaldırıp bana baktı. “Teşekkürler.” dedi, sesi her zamanki gibi alçak ve ifadesizdi.
Karşısına oturup defterimi açtım. “Dünkü metni tamamlamamız lazım.” dedim. “Liderlik hakkında iyi başladık ama eksik kalan yerler var.”
Atlas çayını eline alıp hafifçe üfledi. “Ne kadar uzun olması gerekiyor?”
“Öğretmen bir sayfa yeter demişti.”
Başını salladı. Bir süre düşündü, sonra kalemini eline alıp deftere yazmaya başladı. Yazarken yüzünde derin bir ciddiyet vardı.
Ben de kendi defterime döndüm. Ama Atlas’ın sessizce yazdığını görmek, onun hakkında daha fazla şey bilmek istememe neden oluyordu.
Bir süre sonra ona doğru eğilip defterine göz attım.
“Ne yazıyorsun?” diye sordum.
O, başını kaldırmadan “Liderlikle ilgili bir örnek.” dedi.
“Nasıl bir örnek?”
Elini durdurdu. Sanki cevap vermek istemiyordu ama aynı zamanda bir şey saklamak da istemiyordu.
Sonunda defterini bana doğru çevirdi.
Şöyle yazmıştı:
“Gerçek liderlik, istemediğin halde sorumluluk almak zorunda kalmaktır. Bazen kendin için değil, başkaları için bir şeyleri üstlenmek zorunda kalırsın. Bu her zaman adil değildir ama hayat böyle işler.”
Cümleleri okurken içimde bir ürperti hissettim.
Bu, sadece bir edebiyat ödevi için yazılmış bir şey değildi.
Atlas, kendi yaşadıklarını yazıyordu.
Ama bunu ona söylemedim. Sadece kalemimi elime alıp defterime not aldım.
“Güzel yazmışsın.” dedim, fazla derine inmeden.
Atlas bana kısa bir bakış attı ama bir şey söylemedi.
Sonra çalışmaya devam ettik.
Ve o an, belki de bu projenin benim için sıradan bir okul ödevi olmaktan çıktığını fark ettim.
Mutfağın içinde sadece kalem sesleri yankılanıyordu. Arada çayın hafif buharı havaya yükseliyor, Atlas sessizce defterine bir şeyler yazıyordu.
Ona fazla bakmamaya çalışıyordum ama her seferinde istemsizce gözüm ona kayıyordu. Kalemi tutuşu bile ciddiydi, sanki yazdığı her kelimenin ağırlığını hissediyordu.
“Bu kadar yeter mi?” diye sordu, başını kaldırmadan.
Defterine eğildim, yazdıklarına göz gezdirdim. “Birkaç cümle daha ekleyelim, kapanış güçlü olsun.” dedim.
Atlas başını salladı ve yazmaya devam etti.
Ama ben artık projeye değil, onun yazdığı her kelimenin arkasında yatan düşüncelere odaklanmıştım.
“Atlas.” dedim, aniden.
Elindeki kalem durdu. Gözlerini bana çevirdi.
“Senin için liderlik ne ifade ediyor?” diye sordum.
Bu soruya hemen cevap vermedi. Bakışlarını uzak bir noktaya sabitledi, düşünüyormuş gibiydi. Sonunda, sesi alıştığımdan biraz daha yumuşak bir tonda çıktı:
“Bazen bir yük.”
Cevabı beklediğimden daha derindi.
“Ne demek istiyorsun?”
Bir an bana baktı, sonra gözlerini kaçırdı. Sanki söylemek istiyor ama kelimeleri bulamıyordu.
Sonunda hafifçe başını iki yana salladı. “Boşver.” dedi. “Ödevi bitirelim.”
Ama ben boşvermeyecektim.
Çünkü Atlas’ın aslında liderlikle değil, kendi hayatıyla ilgili konuştuğunu anlamıştım.
Bir şeylerden kaçıyordu. Bir yük taşıyordu.
Ve ben, ne olduğunu bilmiyordum ama öğrenmek istiyordum.
⸻
Bir saat sonra proje bitmişti. Atlas, defterini kapatıp çantasına koydu. “Yarın teslim ederiz.” dedi.
“Tamam.” dedim ama içimde hâlâ konuşulmamış şeyler vardı.
Atlas ayağa kalktı. “Gitmem lazım.”
Kapıya kadar onu geçirdim. Ayakkabılarını giyerken bir an duraksadı.
“Beni evine çağırman garipti.” dedi aniden.
Şaşırarak ona baktım. “Neden garip olsun?”
Omuz silkti. “Kimse yapmazdı.”
O an içimde tuhaf bir şey kıpırdadı.
“Senin hakkında söylenenlere inanmıyorum, Atlas.” dedim.
Kapının önünde durmuş, bana bakıyordu. Yüzündeki ifadeyi çözmeye çalıştım ama zordu.
Sonunda, “Bazen inanmak istememek yetmez.” dedi.
Ve hiçbir şey eklemeden kapıdan çıkıp gitti.
Ben, Atlas’ın arkasından boşluğa baktım.
Atlas’ın sakladığı şeyi artık daha fazla merak ediyordum.
Ve bir şekilde, bunu öğrenmeye kararlıydım.
