SON SANRI kitap kapağı

1. bölüm / 2

SON SANRI

Tecrit Bloğu

Vaveyla Yazarı: İlay Yz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: Tecrit Bloğu

​Dağın yamacını tırmanan dar ve kıvrımlı yolu saran yoğun sis, dikiz aynasındaki şehri saniyeler içinde tamamen yutmuştu. Yutulan sadece binalar ya da ışıklar değilmiş gibi hissediyordum; sanki arkamda bıraktığım her şey, taze mezun ve idealist bir psikiyatrist olarak kurduğum tüm o masum hayaller o sis perdesinin arkasında silinip gitmişti.
​Direksiyonu tutan parmaklarım soğuktan ve stresten beyaza kesmişti. Önümde parlayan farların aydınlattığı paslı demir tabelayı gördüğümde arabayı yavaşlattım: Kuzguntepe Gözlem ve Araştırma Merkezi.
​Dışarıdan bakıldığında burası şehirden izole, lüks ve modern bir sağlık kampüsü gibi duruyordu. Ancak etrafını çevreleyen metrelerce yüksekliğindeki beton duvarlar, üzerindeki kıvrık dikenli teller ve devasa demir kapısı, buranın bir iyileşme yuvasından çok, dünyadan tecrit edilmiş bir kilit altı merkezi olduğunu haykırıyordu.
​Güvenlik kulübesinden çıkan görevli kimliğimi inceleyip parmak izimi kaydettikten sonra ağır demir kapı gıcırdayarak açıldı. Arabamı personel otoparkına çektim. Binanın gotik ve baskın mimarisi, üzerime çöken sonbahar yağmuruyla birleşince içimde adı koyulamayan bir ürperti yarattı. Çantamı omzuma asıp derin bir nefes aldım.
​"Sadece işini yap, Ayça," diye fısıldadım kendi kendime. "Yeni bir sayfa."
​İçeri adım attığımda beni karşılayan şey, hastanelerden aşina olduğumuz o antiseptik kokunun ötesinde, içinde insan sesinin ve nefesinin olmadığı dondurucu bir sessizlikti. Başhekim Dr. Vedat’ın geniş, meşe kaplamalı ve camları dışarıdaki sisi doğrudan gören odasına alındığımda, adam masasının arkasında ellerini birleştirmiş bir şekilde beni bekliyordu.
​Soğuk ve resmi bir el sıkışmanın ardından, masanın üzerinde duran kalın, kırmızı bantla mühürlenmiş dosyayı bana doğru itti.
​"Kuzguntepe'ye hoş geldin, Dr. Ayça," dedi Dr. Vedat, ses tonunda barındırdığı o otoriter ve mesafeli havayı gizlemeden. "Burada işler dışarıdaki akademik teorilere benzemez. Bizim hastalarımız sıradan vakalar değildir. Özellikle de bu ilk haftanda seninle eşleştireceğimiz dosya..."
​Dosyaya uzandım. Üzerindeki etikette büyük harflerle yazılmış yazı gözüme çarptı: HASTA NO: 404 - ÇAĞAN SOYKAN.
​Kaşlarım hafifçe çatıldı. Soykan soyadı... Ülkenin tanınan, güçlü ailelerinden birine ait değil miydi? Basında günlerdir Çağan Soykan’ın aşırı iş stresi ve ağır bir ruhsal çöküntü nedeniyle gözlerden uzak bir klinikte dinlenmeye çekildiği yazılıp çiziliyordu.
​"Çağan Soykan mı?" diye sordum istemsizce. "Bilinen bir iş insanı değil mi o? Burada, bu klinikte ne işi var?"
​Dr. Vedat’ın dudaklarında mesafeli bir gülümseme belirdi. "Aşırı iş temposu, gerçeklikle bağın kopması, şiddetli sanrılar... Dışarıdaki medya her şeyi kendi yazdığı senaryoya göre haberleştirir doktor hanım. Ailesi, onun güvenliği ve şirketlerin istikrarı için bu tecridi uygun gördü. Aylardır hiçbir doktorla iletişim kurmuyor. Kendi dünyasında kaybolmuş durumda."
​"Ailesi mi?" diye mırıldandım.
​"Lütfen, Ayça," dedi Dr. Vedat, sesini biraz daha sertleştirerek. "Hastanın geçmişindeki ailevi detaylar senin işin değil. Senin görevin, hiçbir tedaviye yanıt vermeyen bu hastanın duvarlarını yıkmak. Daha kıdemli hekimler bu vakada zorlandı. Sen taze bir nefessin; belki de onun bu karanlık zihnine ulaşabilirsin. Tabii kurallara uyduğun sürece."
​O an kafamda küçük bir soru işareti belirdi. Neden daha deneyimli onlarca uzman varken bu riskli vaka doğrudan bana verilmişti? Ama Dr. Vedat’ın o baskın bakışları altında bu soruyu sesli dile getiremedim. Sadece dosyayı alıp başımı salladım.
​Yarım saat sonra, kliniğin yerin katlarına inen o demir parmaklıklı asansördeydim. Aşağı indikçe havadaki nem oranı artıyor, duvarlar sararmış beton bloklara dönüşüyordu. Burası hastanenin en derin noktasıydı: Tecrit Bloğu.
​Güvenlik görevlisi ağır çelik kapının elektronik kilidine şifreyi girdi. Kapı hidrolik bir sesle açıldığında, içeriden gelen hava o kadar soğuk ve ağırdı ki ciğerlerimi yaktı.
​"Burada tek başınasınız doktor hanım," dedi görevli, odanın tavan köşesini işaret ederek. "Burası tamamen izolasyon odasıdır. Güvenlik ve sağlık prosedürleri gereği ses ve görüntü kayıtları yukarıdaki kontrol odasından 24 saat izlenir ve dinlenir. Camın arkasındaki kırmızı düğme acil durumlar içindir. Çok yaklaşmayın."
​Gözlem penceresinden içeri baktım.
Loş, ses yalıtımlı süngerlerle kaplanmış küçük bir odaydı. Köşedeki küçük, kırmızı ışığı yanıp sönen siyah kamera lensi, odadaki her anı tepeden izliyordu. Ortada yere sabitlenmiş metal bir masa ve iki sandalye duruyordu. Sandalyelerden birinde, üzerinde gri, bol bir kurum hastası üniformasıyla oturan bir adam vardı.
​Başını öne eğmişti. Dağınık koyu kahverengi saçları alnına dökülüyordu. Bileklerindeki kalın çelik kelepçeler masaya bağlanmıştı. Hareketsizdi.
​Ağır çelik kapı arkamdan gürültüyle kapandı ve kilitlendi. Kilidin o metalik sesi zihnimde yankılandı.
​Masaya doğru yürüyüp karşıdaki sandalyeye sessizce oturdum. Çantamı yanımdaki boş yere bıraktım. Kalbim göğüs kafesimi dövüyordu; tavan köşesindeki kameranın varlığı omuzlarımda ağır bir yük gibi duruyordu.
​"Merhaba, Çağan," dedim, yavaş, kontrollü ve resmi bir ses tonuyla. "Ben Dr. Ayça. Senin yeni psikiyatristinim."
​Hiçbir tepki vermedi. Başını bile kaldırmadı. Sanki odada varlığım bile yokmuş gibi, zaman durmuştu.
​Dosyayı önüme açtım, içindeki medikal raporlara göz gezdirdim.
​"Biliyorum, burası çok soğuk," diye devam ettim, kameranın varlığını aklımda tutarak sıradan bir seans yürütmeye çalışarak. "Ve buradaki hiç kimseye güvenmiyorsun. Ama ben sadece... seni dinlemek için buradayım."
​Dakikalar geçti. Odada sadece ikimizin düzenli nefes alışverişi ve tavan sisteminin o hafif uğultusu vardı. Tam pes edip seansı sonlandırmak üzere hazırlanıyordum ki, masanın karşısındaki o kımıldamayan beden yavaşça kıpırdandı.
​Çağan başını kaldırdı.
​O an, boğazımda düğümlenen nefesimle öylece kalarak ona baktım. Dosyalarda okuduğum o "tamamen kopmuş" hastadan farklı olarak; kahverengi gözleri inanılmaz keskin ama bir o kadar da yorgundu. Her gün içirildiği o ağır kimyasalların etkisiyle göz bebeklerinde anlık dalgalanmalar oluyor, zihnini toplamak için ellerini hafifçe yumruk yapıp dişlerini sıktığı belli oluyordu. Tamamen berrak değildi; ama o puslu zihnin ardında hayatta kalmaya çalışan iradeli bir adam vardı.
​Gözleri yüzümde, yaka kartımda ve odanın köşesindeki kameranın yanıp sönen kırmızı ışığında gezindi.
​Bileklerindeki kelepçelerin zincirleri metal masaya sürtünerek çıkardığı boğuk bir şıngırtıyla öne doğru hafifçe eğildi. Zihni bulandığı için cümlelerini seçmekte zorlanıyor gibiydi; sesi neredeyse fısıltı halindeydi:
​"Beni... iyileştirmeye gelmedin sen..." dedi, anlık bir baş dönmesini bastırmak için gözlerini kısarak. "Benden önceki... kıdemli doktor da böyle bakıyordu. Sonra ne oldu biliyor musun? Adamı bir gecede başka bir yere postalayıp 'istifa etti' dediler."
​Kalbim göğüs kafesimde hızla çarptı. Kameranın bizi dinlediğini bilerek tedirginlikle yutkundum. Profesyonel mesafemi korumaya çalışarak, sakin ve ölçülü bir sesle karşılık verdim:
"Bunlar ilaçların yan etkileri, Çağan. Düşüncelerini bulandırmasına izin verme."
​Çağan başını iki yana salladı. Alnına dökülen terli saçları hareket etti. Zihnindeki sis dağılmaya çalışırken, son bir iradeyle gözlerimi delercesine baktı:
​"Burası bir hastane değil, doktor... Burası bir öğütücü. Ve seni buraya sırf bu yüzden getirdiler. Eğer akıl sağlığın yerinde çıkmak istiyorsan... bu dosyayı kapat ve bir daha arkana bakma."
​Odada yeniden o dondurucu sessizlik hüküm sürdü. Çağan, sanki o birkaç cümle zihnindeki tüm enerjiyi tüketmiş gibi başını yeniden yavaşça öne eğdi.
​Gardiyanın kapıyı tıklatıp seansın bittiğini söylediği o metalik ses duyulduğunda, yerimden kalkarken dizlerimin bağının çözüldüğünü hissettim. Koridora çıktığımda kulaklarımda çınlayan tek şey, Çağan'ın o kısıklı ve yorgun uyarısıydı.

___________________________________
Kuzguntepe'nin çelik kapıları arkamızdan kapandı ama asıl kabus şimdi başlıyor.
​İlk bölümle ilgili ilk izlenimleriniz neler? Çağan'ın fısıldadığı o uyarı sizce haklı bir çığlık mı, yoksa kimyasalların yarattığı bir yanılsama mı?
​Bu karanlık yolculukta beni yalnız bırakmadığınız, yorumlarınızla ve oylarınızla desteğinizi esirgemediğiniz için çok teşekkür ederim.🩶

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

30okunma 11beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18