3. bölüm · SON RAUND

BÖLÜM 2 — Zincirin İlk Halkası .

Wqxll .

Sabah sekiz olmadan Kara oradaydı.
Çünkü korkak değildi.
Ama aptal da değildi.
Demir gibi adamları bekletmek mezarlıkta yer ayırtmakla aynı şeydi. İnsanlar bunu genelde geç öğrenirdi.
Kara eski deri ceketinin cebine ellerini soktu. Karşısındaki bina şehrin geri kalanına benzemiyordu.
Sessizdi.
Temizdi.
Tehlikeliydi.
Kapıda duran iki adam onu görünce durdurmadı bile.
Bu hoşuna gitmedi.
Demek ki bekliyorlardı.
Demek ki hakkında yeterince şey biliyorlardı.
Kara içeri girdi.
Mermer zemin.
Karanlık duvarlar.
Pahalı sessizlik.
İnsan fakirken zenginliğin kokusunu hemen alırdı.
Çünkü hayatı boyunca ona sahip olamazdı.
Asansörün kapısı açıldı.
İçeride siyah takım elbiseli bir kadın duruyordu.
Uzun boylu.
Soğuk yüzlü.
Kulaklığından bir şeyler dinliyordu.
"Kara?"
Kara kaş kaldırdı.
"Hayır. Prenses Elsa."
Kadın tepki vermedi.
Bu da sinir bozucuydu.
"Ben Nira."
Kara'nın bakışları sertleşti.
"Nira?"
Kadın başını salladı.
"Demir'in sağ kolu."
"Yazık olmuş."
Asansör hareket etti.
Nira ilk kez ona baktı.
Gerçekten baktı.
"Demir'in yanında çalışan herkes için aynı şeyi söylüyorlar."
"Çünkü haklılar."
Nira'nın dudakları hafif kıvrıldı.
"Belki."
Kapılar açıldı.
Kara dışarı çıktı.
Ve birkaç saniye durdu.
Burası bir ofis değildi.
Burası küçük bir savaş merkeziydi.
Duvarlarda ekranlar.
Masalarda bilgisayarlar.
Silahlı adamlar.
Telefon konuşmaları.
Dosyalar.
Para.
Güç.
Her şey düzenliydi.
Kara'nın hayatında gördüğü hiçbir şeye benzemiyordu.
Sokak kaostu.
Demir'in dünyası düzendi.
Ve bazen düzen kaostan daha korkutucu olurdu.
"Gel."
Nira yürümeye devam etti.
Koridorun sonundaki kapıda durdu.
Kapıyı açtı.
Demir içerideydi.
Kocaman masanın arkasında oturmuyordu.
Pencerenin önünde durmuş şehri izliyordu.
Sanki bütün şehir ona aitmiş gibi.
Belki de öyleydi.
Demir dönmeden konuştu.
"İki dakika erken."
Kara omuz silkti.
"Kutlama yapacak mıyız?"
Demir yavaşça ona döndü.
O sakin gözler yine aynıydı.
Bir insan nasıl hiç acele etmeden bu kadar tehditkâr olabilirdi?
Gerçekten yetenekti.
"Hayır."
Kara iç çekti.
"Şaşırdım."
Demir masaya doğru yürüdü.
Bir dosya bıraktı.
"Bugünkü işin."
Kara dosyaya bakmadı.
"Dövüş mü?"
"Hayır."
"Adam dövmek?"
"Hayır."
"Birilerini korkutmak?"
"Hayır."
Kara dosyayı açtı.
İçinde fotoğraflar vardı.
Muhasebe kayıtları.
Belgeler.
Adresler.
Kara kaşlarını çattı.
"Bu ne lan?"
"İş."
"Ben muhasebeci gibi mi duruyorum?"
Demir'in yüzünde en ufak değişiklik olmadı.
"Hayır."
"İyi."
"Çünkü muhasebeciler daha az küfür ediyor."
Kara birkaç saniye ona baktı.
Bu bir şaka mıydı?
Demir'in yüzünden anlamak imkânsızdı.
Adam taş duvara karizma yüklenmiş hali gibiydi.
Nira arkasında sessizce güldü.
Kara dosyayı kapattı.
"Ne yapacağım?"
Demir önündeki fotoğraflardan birini çevirdi.
Orta yaşlı bir adam.
Pahalı takım elbise.
Sahte gülümseme.
"Kemal Arsoy."
Kemal Arsoy
"Üç yıldır bizi dolandırıyor."
"Kulağa kötü biri gibi geliyor."
"Kötü biri."
"E o zaman niye hâlâ nefes alıyor?"
Oda sessizleşti.
Nira başını çevirdi.
Demir ise sadece Kara'ya baktı.
"Çünkü herkes öldürülmez."
Kara güldü.
"Kendi çalışanlarına bunu anlatman komik."
Demir masaya yaslandı.
"Senin en büyük problemin ne biliyor musun?"
"Kusursuz olmam."
"Her sorunun cevabının yumruk olduğunu düşünüyorsun."
Kara'nın çenesi gerildi.
"Genelde işe yarıyor."
"Hayır."
Demir gözlerini ondan ayırmadı.
"Sadece en kolay çözüm olduğu için sana öyle geliyor."
Bu söz hoşuna gitmedi.
Çünkü biraz doğruydu.
Ve doğru şeyler insanı yumruktan daha çok acıtıyordu.
Öğleden sonra.
Kara siyah arabanın arka koltuğunda oturuyordu.
Yanında Nira vardı.
Karşılarında hedefin binası yükseliyordu.
"Kural bir."
Nira konuştu.
"Kural mı var?"
"Var."
"Sevmem."
"Dinle."
Kara camdan dışarı baktı.
Nira devam etti.
"Kimseyi öldürmeyeceksin."
"Can sıkıcı."
"Kimseyi sakat bırakmayacaksın."
"Daha da can sıkıcı."
"Ben konuşurken sözümü kesmeyeceksin."
Kara ona döndü.
"Bu mümkün olmayabilir."
Nira derin nefes aldı.
Bir insanın sabrının fiziksel sınırlarını test ediyordu.
Bilim insanları teşekkür etmeli.
Araba durdu.
Nira kapıyı açtı.
"İn."
Kara dışarı çıktı.
Ve içindeki his değişti.
Bir şey olacaktı.
Kötü bir şey.
Bunu hissedebiliyordu.
Sokakta büyüyen insanlar tehlikeyi köpeklerin fırtınayı hissettiği gibi hissederdi.
Sebebini bilmezlerdi.
Ama bilirlerdi.
Binaya girdiler.
Asansöre yöneldiler.
Tam o sırada...
Kara durdu.
Nira kaşlarını çattı.
"Ne?"
Kara cevap vermedi.
Koridorun sonunda küçük bir kız çocuğu vardı.
Yedi yaşlarında.
Belki sekiz.
Korkmuş görünüyordu.
Ağlamıyordu.
Ama ağlamak üzereydi.
Ve gözleri...
Bir anda Kara'nın geçmişini açtı.
Yağmur.
Karanlık.
Kardeşi.
Korku.
Cam gibi gözler.
Kara'nın nefesi durdu.
Sadece bir saniyeliğine.
Ama durdu.
Nira bunu fark etti.
"Kara?"
Kız çocuğu onlara baktı.
Sonra koşarak köşeyi döndü.
Kayboldu.
Ve Kara'nın içindeki eski yara yeniden açıldı.
Derinden.
Sessizce.
Çünkü bazı hayaletler ölmezdi.
Bazıları sadece doğru anı beklerdi.
Ve Kara ilk kez Demir'den değil...
Geçmişinden korktu.
Asansörün kapıları açıldığında Kara hâlâ o küçük kızın ardından bakıyordu.
Koridor boştu.
Ama içindeki huzursuzluk gitmemişti.
Nira bunu fark etti.
"Odaklan."
Kara ters ters baktı.
"Emir vermeyi seviyorsun."
"Dinlemeyi öğrenirsen bırakırım."
"Demek hiç bırakmayacaksın."
Nira göz devirdi.
İnsanüstü bir sabır geliştiriyordu. Muhtemelen Demir'in yanında çalışmanın yan etkisiydi.
Koridorun sonundaki ofise girdiler.
İçeride üç adam vardı.
Takım elbiseli.
Pahalı saatli.
Kendilerini önemli sanan türden.
Kara o tipleri tanırdı.
Sokakta farklı avcılar olurdu.
Bazıları yumrukla saldırırdı.
Bazıları kalemle.
Kalem kullananlar genelde daha tehlikeliydi.
Masanın arkasındaki adam ayağa kalktı.
Kemal.
Fotoğraftaki herif.
Adamın yüzündeki gülümseme Kara'nın hoşuna gitmedi.
Sahteydi.
Çok sahteydi.
"Demir beni korkutmak için çocuk göndermiş."
Kara'nın çenesi gerildi.
Nira konuşmadan önce.
Kemal devam etti.
"Beklediğimden daha küçükmüşsün."
Kara ceketini çıkardı.
Bir sandalyeye bıraktı.
Sonra sakin sakin konuştu.
"Beklediğinden daha kısa yaşamana da yardımcı olabilirim."
Nira gözlerini kapattı.
Bir.
İki.
Üç.
Muhtemelen sabır sayıyordu.
Kemal'in adamları öne çıktı.
Kara bunu görünce hafifçe gülümsedi.
İşte insanların konuşabildiği son noktaya gelmişlerdi.
Şimdi daha rahat hissediyordu.
Çünkü yumruklar yalan söylemezdi.
Kemal masaya yaslandı.
"Demir'e söyle."
"Duyuyorum."
"Borç bitti."
Nira dosyayı açtı.
Önüne evrakları bıraktı.
"Bitmedi."
Kemal'in gülümsemesi küçüldü.
"Bitmiş sayılır."
"Neden?"
"Çünkü ben öyle dedim."
Sessizlik oldu.
Kara kahkaha attı.
Gerçekten attı.
Kemal sinirlendi.
"Neye gülüyorsun?"
Kara başını iki yana salladı.
"Bir şey değil."
"Konuş."
"Sokakta da böyle tipler vardı."
Kemal'in yüzü karardı.
"Neymiş onlar?"
"Kendini kral sananlar."
Kara bir adım yaklaştı.
"Sonra biri gelip dişlerini kaldırıma bırakıyordu."
Nira'nın bakışları anında Kara'ya döndü.
Uyarı.
Keskin bir uyarı.
Kara fark etti.
Ama umursamadı.
Kemal'in adamlarından biri yaklaştı.
Büyük bir herifti.
Kaslı.
Kendine fazla güveniyordu.
Bu tipler her zaman eğlenceliydi.
Adam Kara'nın omzunu itti.
"Kapa çeneni."
Kara aşağı baktı.
Adamın eline.
Sonra tekrar yüzüne.
"Sana kötü bir haberim var."
Adam kaşlarını çattı.
"Neymiş?"
Kara gülümsedi.
"Bugün kötü günümdeyim."
Adam yumruğunu kaldırdı.
Nira küfretti.
Geç kalmıştı.
Çünkü Kara çoktan hareket etmişti.
Bir adım.
Bir dönüş.
Dirsek.
ÇAT.
Adamın burnu kırıldı.
Kan masaya sıçradı.
Her şey bir saniyede oldu.
İkinci adam saldırdı.
Kara eğildi.
Midesine yumruk indirdi.
Adam nefessiz kaldı.
Dizlerinin üzerine çöktü.
Üçüncü adam silaha uzandı.
O an odadaki hava değişti.
Tehlikeli şekilde.
Çünkü Kara yumruklardan korkmazdı.
Ama silahlar başka meseleydi.
Nira ceketinin içinden tabancasını çıkardı.
"Hareket etme."
Sesi buz gibiydi.
Adam dondu.
Kemal'in yüzü beyazladı.
Kara ağır ağır doğruldu.
Dudak kenarında tanıdık bir sırıtış vardı.
Dövüşün ortasında ortaya çıkan o tehlikeli sırıtış.
Nira bundan hoşlanmıyordu.
Çünkü bu sırıtış genelde felaket habercisiydi.
Kara masaya yaklaştı.
Ellerini üzerine koydu.
Kemal'e eğildi.
"Bak."
Sesi sessizdi.
Ama ürkütücü derecede sakindi.
"Demir seni öldürmek istese beni göndermezdi."
Kemal yutkundu.
"Ne demek istiyorsun?"
Kara'nın gözleri karardı.
"Ben onun nazik seçeneğiyim."
Bu cümle ilk kez Kemal'in korkmasına yetti.
Gerçekten korkmasına.
Nira evrakları önüne itti.
"İmzala."
Kemal elleri titreyerek kalemi aldı.
İmzayı attı.
Bir.
İki.
Üç sayfa.
İş bitmişti.
Normalde.
Ama Kara'nın dikkatini başka bir şey çekti.
Masanın üzerindeki fotoğraf.
Küçük bir çerçeve.
Bir kız çocuğu.
Aynı gözler.
Aynı yüz.
Koridorda gördüğü kız.
Kara dondu.
Nira bunu fark etti.
"Ne oldu?"
Kara cevap vermedi.
Fotoğrafı aldı.
Kemal aniden ayağa kalktı.
"Dokunma ona!"
İlk kez paniklemişti.
Gerçek panik.
Kara gözlerini kıstı.
"Kim bu?"
Kemal sustu.
Çok sustu.
Fazla sustu.
Ve o an Kara'nın içgüdüleri bağırmaya başladı.
Bir şey yanlıştı.
Çok yanlıştı.
Çünkü fotoğraftaki kızın altındaki tarih üç yıl öncesini gösteriyordu.
Ve fotoğrafın köşesinde küçük bir siyah kurdele vardı.
Ölüm işareti.
Kara'nın eli istemsizce sıkıldı.
"Bu kız..."
Kemal'in yüzündeki renk tamamen çekildi.
Nira da fotoğrafa baktı.
Sonra Kemal'e.
Sonra tekrar fotoğrafa.
Ve odanın içindeki sessizlik ağırlaştı.
Çünkü koridorda gördüğü kızın...
Üç yıl önce öldüğü yazıyordu.
Araba binanın önünden ayrıldığında hava kararmaya başlamıştı.
Nira direksiyonun başındaydı.
Kara camdan dışarı bakıyordu.
İkisi de yaklaşık on dakikadır konuşmamıştı.
Bu rekor sayılırdı.
Sonunda Nira sessizliği bozdu.
"Bugün fena değildin."
Kara başını çevirdi.
"Bu iltifat mı?"
"Alışma."
"Tamam. Korktum."
Nira istemeden burnundan kısa bir nefes verdi.
Gülmeye en yakın hali buydu.
Kara bunu fark etti ama üstüne gitmedi.
Garip bir şekilde...
gitmek istemedi.
Telefon titreşti.
Nira ekrana baktı.
Yüzündeki ifade değişmedi.
Ama gözleri sertleşti.
"Ne oldu?" diye sordu Kara.
"Merkeze dönüyoruz."
"Neden?"
"Demir çağırdı."
Kara koltuğa yaslandı.
"Bir insanın hobisi falan olmaz mı?"
"Bu onun hobisi."
"Belli."

Kırk dakika sonra binaya girdiler.
Bu kez koridorlar daha sessizdi.
Çalışanların çoğu gitmişti.
Gece çöktüğünde bu bina daha ürkütücü görünüyordu.
Sanki duvarların içinde sırlar nefes alıyordu.
Demir'in ofisinin kapısı açıktı.
İçeri girdiklerinde adam pencerenin önünde duruyordu.
Her zamanki gibi.
Kara yemin edebilirdi ki bu adam hiç oturmuyordu.
Belki gece herkes gidince şarj kablosuna bağlanıyordu.
Başka açıklaması yoktu.
Demir dönmeden konuştu.
"Kemal imzaladı."
"Çünkü çok ikna ediciyim."
"Nira raporu anlattı."
Kara kaş kaldırdı.
"Hangisini?"
"Burnunu kırdığın kısmı."
"Teknik olarak kendi burnunu yumruğuma çarptı."
Nira derin bir iç çekti.
Demir ise sadece birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra...
İlk kez.
Gerçekten güldü.
Kısa bir kahkahaydı.
Ama vardı.
Kara şaşkınlıkla baktı.
"Dur."
Parmağını kaldırdı.
"Sen gülebiliyormuşsun."
Demir'in yüzü anında eski haline döndü.
"Alışma."
"İkiniz de aynı şeyi söylüyorsunuz."
Nira gözlerini devirdi.
Demir masaya yöneldi.
Bir dosya aldı.
Kara'nın önüne bıraktı.
Kara dosyaya bakınca yüzü düştü.
"Hayır."
Demir kaşını kaldırdı.
"Daha açmadın."
"İçgüdülerim konuştu."
"Aç."
Kara açtı.
Sonra yüzü daha da düştü.
"Kesinlikle hayır."
Demir sessizce bekledi.
Kara dosyayı kaldırdı.
"Bu dövüş değil."
"Değil."
"Koruma görevi."
"Evet."
"Birini koruyacağım."
"Evet."
Kara dosyayı masaya bıraktı.
"Ben insanları korumam."
Demir gözlerini ona dikti.
"Bugünden itibaren koruyacaksın."
"Hayır."
"Koruyacaksın."
"Hayır."
"Koruyacaksın."
Kara sinirle güldü.
"Ne kadar inatçı adamsın sen?"
Demir hiç düşünmeden cevap verdi.
"Senden biraz daha fazla."
Bu cevap Kara'nın hoşuna gitmedi.
Çünkü doğru olabilirdi.
Ve bu can sıkıcıydı.
Dosyayı tekrar aldı.
Fotoğrafa baktı.
Genç bir kadın.
En fazla yirmi dört yaşında.
Keskin bakışlı.
Koyu saçlı.
İnatçı görünüyor.
Tehlikeli de.
Kara'nın ilk izlenimi buydu.
"Kim bu?"
Demir'in yüzündeki ifade değişti.
Çok az.
Ama değişti.
Nira bile bunu fark etti.
"Adı Varya."
Kara dosyaya baktı.
Sonra Demir'e.
Sonra tekrar fotoğrafa.
İçgüdüleri bağırmaya başladı.
Tehlike.
Büyük tehlike.
Ama yumruklardan gelen değil.
Başka türden.
"Bu işte bir bokluk var."
Demir sandalyesine oturdu.
"Var."
"Ne?"
"Cevabını yarın öğreneceksin."
Kara sinirlendi.
İnsanlar ona bilmeceli konuşunca sinirlenirdi.
Özellikle de Demir.
Özellikle de sürekli haklı çıkan Demir.
"Yarın ne olacak?"
Demir sakin sakin dosyayı kapattı.
"Onu canlı tutacaksın."
"Kime karşı?"
Bu kez cevap biraz gecikti.
Sadece iki saniye.
Ama Kara fark etti.
Çünkü Demir gibi adamlar düşünerek konuşmazdı.
Onlar zaten ne söyleyeceğini bilirdi.
Demir sonunda konuştu.
"Her şeye karşı."
Odanın içi sessizleşti.
Kara dosyadaki fotoğrafa tekrar baktı.
Kadının gözleri sanki kâğıdın içinden ona bakıyordu.
Meydan okur gibi.
Kavgaya hazır gibi.
Tıpkı...
kendisi gibi.
Ve nedense bu hiç iyi hissettirmedi.
Çünkü Kara'nın hayatında kendi kadar problemli bir insan için yer yoktu.
Yarın öğreneceği şeyden habersizdi.
Ama kader bazen çok pis şakalar yapardı.
Ve yarın...
Kara'nın hayatına yeni bir savaş girecekti.