1. bölüm / 2
SON KIŞIN İLKBAHAR SABAHIUYANIŞ...
Bölümler 2Şu an: UYANIŞ...
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
" Heyyy ben çöp değilim... Anladınız mı ben bir çöp değilim, bana bu muameleyi yapamazsınız" diye zar zor diklenip parmağını salladı, uzun zamandır borcunu ödeyemediği tefecilere. Ağzı burnu kanıyordu, bir dişi eline gelmişti. Nefes alamıyordu muhtemelen burnu kırıldığı için şişip nefes almasına engel oluyordu. Gözünün şişliği ve eğer yaşarsa yarın veya öbürgün moraracak olan göz altı, elmacık kemiğinin üzerinde hala kanamaya devam eden yarası... Alkolun uyuşturduğu dokularının acılarını zerre kadar hissetmeyen bu adam, muhtemel sonunun çöplerin arasına atılmış bir çöp gibi hissettirilmenin hayatına yapılabilecek en büyük saygısızlık olduğunu bile nitelendiremiyordu. Bir insanı öldürmekten hiç çekincesi olmayan ve bunu bir kaç çerez parasına bile yapabilecek olan şu şerefsizlerin elinde son bulacak kadar değersiz olan hayatı... " Tanrım gerçekten beni bunun için mi yarattın!" diye sorgulamaya başlamıştı hayatını. Yukarı gökyüzüne doğru baktı ve şöyle dedi:
" Bak görüyorsun değil mi, şu lanet olası şeytanlar bile acıyor bana. Bir kere bile yüzümü güldürmedin. Şunlara verdiklerini bile vermedin bana. " deyip hala kendinde kusur bulmuyordu ama pişmanlıkla ağlıyordu. Karşıda şeytan dediği adam güldü ve:
" Tanrının bu sokak aralarındaki serserilerle işi olmaz, sen melek misin? Ne yaptın bunca zaman ? Ailen için, annen baban için. He! Şerefsize bak. Benim şeytan öyle mi? Ulan ben mi dedim sana git ekmek paranı kumar oyna da gel, acıdık para verdik ,şimdi şeytan mı olduk?" dedi ve yanına hızlıca giderek karnına ayak tabanıyla vurdu. Çok sert bir darbeydi, ağzından kan geldi Demirhan'ın. Çöplerin arasına geri doğru bir yatağa kendini bırakırmış gibi bıraktı. Sıcak, temiz, beyaz çarşafları olan bir yatağa. Ama gece soğuktu. Üzerine kar yağıyordu. Kar taneleri kirpiklerine yağıyordu. Hayatın son perdesi geçiyordu gözlerinin önünde. Böyle mi son bulacaktı, kimsesiz, sevdiklerinin bir tanesi bile yoktu yanında. Adamlar yüzüne teker teker tükürüp gitti. Zar zor doğruldu. Şişesine baktı, dibi çoktan gelmişti. O kadar üşüyordu ki, lanet şubat hep böyle ıslak bir soğuğu olurdu. Etrafta kimsecikler yoktu. Öğretmeninin ilkokulda derste okuduğu Kibritçi Kız hikayesinin bir sahnesindeydi sanki. Kavgada ayağından fırlayan ayakkabısının bir teki de yoktu. O zaman birazdan ben de anneme kavuşacağım diye düşündü. Eline cebine attı, gerçekten de cebinde bir kibrit kutusu vardı. İçinden bir tane kibrit çıkardı ve yaktı. Alevi izlerken bu kötü sona onu getiren bütün talihsiz anılarını hatırladı bir bir.
Bir gün eve gitmişti. O kadar çalışıp yorulduktan sonra eve gitmişti. Sofrada sadece bulgur pilavı ve şekerli su vardı. Çocuklarının mutlulukla gülüştüğü tarafa bakmıştı. Bir fanusun içinde kıpır kıpır yüzen Japon balıkları, anneleri yanlarına gidip: " Nasıl da güzel yüzüyorlar, değil mi?" demişti. Demirhan sofradaki yemeğe baktı, sanki her şey yolundaymış gibi mutlu mu oluyorsunuz? Bağırmıştı, sonra da kavga etmeye başlamışlardı Ayfer'le? Çocuklar korkudan dışarı kaçmış, merdivenin altında kulaklarını kapatıyorlardı. O esnada anne ve babaları kavga ederken fanusun kırıldığından haberleri yoktu. Pilav tenceresi havada uçmuştu. Şekerli su yere dökülmüştü, kenarda duran zavallı soğan yuvarlanıp sedir divanın altına kaçmıştı. Balıklar yerde çırpınıyordu. Ayfer başörtüsünü alıp başına bağladı ve kendini dışarı atmıştı. Sonra derin bir sessizlik çökmüştü eve. Ayfer iki çocuğunun kolundan tutup yolun karanlık ucuna doğru yürümeye başladı. Biraz ilerledikten sonra bir kolu ilerlemiyordu. Büyük oğlu sanki yere saplanmış hareket etmiyordu. " Anne!" dedi yüzünü korkunç bir şekilde yere dikerek.
" Anne az önce ne kırıldı!" Ayfer' in gözleri bir anda büyüyerek.
" Eyvahhh!" o kargaşa da balıkları hiç umursamamıştı. Büyük oğlu kolun annesinin elinden koparırcasına çekip koşar adımlarla eve geri gitti. Az önce korku dolu gözlerle çıktığı eve alacaklı gibi girdi. Kapı büyük bir gürültüyle açıldığında Demirhan kafasını kaldırdı, az önceki öfkesinden eser kalmamıştı umursamaz bir şekilde sigarasını içiyordu. Oğlu Ömer yere baktı. Balıklar hala çırpınıyordu. Küçücük göğüsleri son günlerini yaşayan zatürreliler gibi nefes alıyordu. Solungaçları açılıp kapanıyordı. Ömer kırık fanusu alıp kırık yerine kadar su doldurdu. Balıkları içine koydu. Koyarken fanusun kırık sivri yeri elini kesmişti. Kapıdan çıkarken babasına sinirli bir şekilde bakıp:
" Keşke ölsen! " diyebilmişti. Ömer kapıdan çıktığında Demirhan' ın elindeki kibrit de sönmüştü. Bir tane daha kibrit yaktı. Alevi ortasındaki kora sabitlenmiş yaşlı gözleri bu sefer onu başka bir ana götürmüştü.
....
****
Son kibritin alevi de söndüğünde gözleri kapanmıştı. O gözler bir daha açılacak mıydı bilmiyordu. Umrunda da değildi artık...
2. BÖLÜM
Derinden bir ses:
"Kibritçi kız, son kibriti söndüğünde gözlerini kapatmıştı. Gözlerini açtığında büyükannesi onu sıcak yatağında bekliyordu. Yanındaki masada ise bir sürü lezzetli yemekler ve pastalar..."
" Heyy, heyy! Demirhan! Oğlum uyansana öğretmen görecek, kalk lan!"
" Öğretmenimmmm! Demirhan uyuyor!"
" Gece pek iyi uyuyamadın sanırım Demirhan he, yengenin bebeğine sen mi baktın?"
Demirhan şaşkın gözlerle etrafına bakıyor nerde olduğunu anlamaya çalışıyordu. Az önce gördüğü rüyadan buraya atlamış gibiydi. Rüyasında büyümüş müydü, neden çöplükteydi. Sanki o dayağı rüyasında değil de şimdi yemiş gibi her yeri ağrıyordu. Öğretmen:
" Hadi bakalım, okuduğumuz masalın sorularını cevaplandıralım. Demirhan kitabın nerde? "
Demirhan hafızasını kaybetmiş gibiydi . Kitabı getirmiş miydi ki, getirdiyse de nereye koymuştu?
Bölüm etkileşimi
