SON

Vaveyla Yazarı: 61whiterose61 H.a.K

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: SON

Kırk yaşına bastığınızda eğer hala hayal ettiğimiz hayatı yaşayamıyorsak, hissedeceğimiz en büyük pişmanlık ne olacak ? Bunca zaman elimizden geleni yapmamış olmak mı, yoksa bir şey hayal etmedik de acaba olur mu diye tahmin mi yürüttük? Hayallerimiz için ne kadar çabaladık. Elbette Demirhan da kırk yaşında olup hala doğru düzgün okuyamıyorken kalkıp doktor olabilmeyi hayal edememiştir. Ya da sadece para alışverişinde kullandığı dört işlemle bir, bunca zaman asla geliştirmediği anlama seviyesiyle fizik profesörü olmayı da… O sadece o an ne yapması gerekiyorsa onu yapıyordu. Doğru düzgün, sürekli bir işi bile yoktu. Yani emeğinin ait olduğu bir yer… ne iş yapıyorsunuz diye sorulduğunda yekten ben şuyum diyebileceği bir iş… Çalıştığı inşaatların tamamlanmamış, şanslıysa pencerelerinin takılmış olduğu sıvası bile yapılmamış olan binaların bir göz odasında tek başına bu hayattan kurtulup onu terk eden eşini geri getirmekti en son hayali. Ama yanlış yaşadığı gibi, istediği hayatı elde etmek için başvurduğu yollar da oldukça kötü kararlardı. Kazandığı tüm paranın üçte biriyle alkol ve yanında yiyebilecek bir şeyler alırdı. Kalanıyla da kumar oynardı. Önü sonu vardığı son, kırk yaşında tamamlanmamış bir binada soğuk kış ayazında yapayalnız soğuk beton üzerine serilmiş bir yatak biraz ötede bir sandalye ve masa ,yerde devrik içki şişeleri,masa üzerinde altıncı atın gelmediği bir at yarışı kuponu ve utanmasalar kazı kazancıların kazıdığınız zaman üzgünüz bir daha deneyin sözü yerine “nah” çekecekleri onlarca kazıkazan biletleri.
…
Tam beş gündür banyo yapmamıştı. Sıva tanecikleri beresinden taşan saçlarının üzerindeydi hala. Solmaktan ve boya kalıntılarından siyahı neredeyse bembeyaz olmuş bir pantolon, eskimiş bir kazak, sıva ve boya lekeleriyle dolu lacivert beresiyle henüz hiç aynası olmayan inşaatın beşinci katını inşa etmede görevli olan inşaat işçisi Demirhan… İşte Demirhan buydu… İnşaat işçilerinin belkide dünyanın en zor işini yapan bu kutsal görevin yüz karasıydı. İşte helalini haram eden biriydi Demirhan… Duvara yaslanmış sigarasını somuruyordu. Aşağıdan başustanın sesi geldi.
“Demirhan! Biri seni görmek istiyor!”
Demirhan yaslandığı duvarın kenarından tefecilerin onu bulduğunu düşünerek uzattı kafasını. Gelen bir kadındı. İyice inceleyince eski eşi olduğunu gördü. Bir hevesle aşağı indi. Geri dönmüştü. Koşarak indi merdivenlerden ama son basamaktan sonra içine karartı düştü. Hevesi kaçtı. Sanki istediği haberi vermeyecekti. Yanlarına vardığında karısının üstü başının oldukça düzgün olduğunu gördü. Belliki babası ona para göndermişti. Çocukları da öyleydi. Anlamsız bir şekilde babalarının yüzüne baktılar. Güneşten kamaşan gözlerini kısarak bakıyorlardı babalarına. Eşi :
“ Ben memleketime dönüyorum, ailemin yanına gideceğim.”
“Beni bu halde mi bırakacaksın, üstelik beni çocuklarımdan ayıracaksın.”
“Ya ne yapacaktım! Yıllarca senin düzelmeni bekleyip, çocuklarımı onun bunun eline mi baktırayım. Evde sadece bir avuç mercimek var. Günler önce bin lira gönderdin o kadar. Ev sahibi bizi evden attı.”
“Ne! Şerefsiz adam, azcık sabredemedi ."
“Çocukların yanında konuşma böyle, daha ne kadar bekleseydi. Kirayı da at yarışlarında yok edip bizi bedava oturtmasını mı bekliyorsun. Adam dedi ki kira falan istemiyorum başımın gözümün sadakası olsun yeter ki evimden çıkıp gidin. Doğru düzgün kira yok, gürültünüz ayrı deyip beni yerin dibine geçirdi. Ama Demirhan bey bunlara şahit oluyor mu hayır. Bıraktığın utançlarla ben yüzleşiyorum.İyi bir eş olamadın. Hadi onu geçtim, iyi bir baba olsaydın keşke. Keşke beni aç bırakıp onları doyurabilseydin.”
“Sen daha iyi bir eş olsaydın da, sen bize baksaydın madem.”
Eşi Ayfer ona ümitsizce bakıp:
“Kime laf anlatmaya çalışıyorsam. Neyse lafı uzatmaya gerek yok. Ben gidiyorum. Asla da dönmeyeceğim.”
“İyi git bakalım, beni böyle yapayalnız bırak. Yarın öbürgün duyarsın acı haberlerimi. Ben hep seni mutlu edebilmek için yaptım ne yaptıysam. Sana güzel bir hayat verebilmek için. Ama sen bunu bir türlü anlamadın.”
“Ben senden asla öyle bir hayat istemedim. Ne kazandıysan benim için yeterdi. Yeter ki helal para olsaydı. Etrafına bak sor, bütün iş arkadaşların senin gibi mi, her gece tefeciler mi uğruyor evlerine. Her ay boyun eğiyorlar mı ev sahiplerine?”
“Benim şansım şans değil ki, kader yüzüme gülmedi ki hiç. Bir kazanayım bak hayatımız nasıl değişecek,bir daha asla oynamayacağım.”
“Bırak Allah aşkına , para kazanacak şansın var, kumara harcayıp parasız kalmak senin seçimin. Bunu şansa bağlayamazsın. Bu illete seni bulaştıranların Allah bin türlü belasını versin. Şunu anla artık senin derdin kazanmak değil, bu şeyin içinde olmaktan keyif alıyorsun. Bir görsen o anda kendini. Atlara koşarken onlara nasıl baktığını. İşte o zaman anladım ben bunun para meselesi olmadığını.” Deyip iki çocuğunu da kollarından sürüyerek götürdü kadın. Demirhan hala içinden parayı bi vurayım bak nasıl koşa koşa geleceksin hanımefendi diye geçiriyordu . Bir gün olacak. O zaman bu binayı da satın alacağım, herkese göstereceğim Demirhan kimmiş…
Yaslandığı duvarın yanına tekrar geldi. Yanındaki arkadaşı bir süre onu sürdükten sonra:
“Eşin miydi?”
“Evet , ama beni sanırım artık değil." dedi. Elindeki beyaz zarfı sıkıp kırış kırış etti.
Yanındaki arkadaşı:
"Üzülme, tabi ki üzüleceksin ama çözüm değil."
" Benim sorunlarımın çözümü yok kardeş." dedi. Duvarın dibine çöktü. İki tane sigara yaktı üst üste. Etrafına bir duman bulutu sarmıştı nerdeyse. Adam Demirhanın kafası dağılsın diye, sanki sıradan bir gün yaşıyormuş gibi:
“Ne kadar daha burada çalışacağız acaba?”
Demirhan içinden sıkıla sıkıla, istemeye istemeye cevap verdi:
“Sanırım üç ay daha neden ki?”
“Binada bi sorun var gibi.”
“Nasıl bir sorun?”
“Sanki hafif bir deprem oluyor da sallanıyor gibi, bir de tahta birleşim yerlerinden değişik sesler geliyor. Ayrıca beton harcı da çok kötü. Burda yaşayacak olanlara üzülüyorum.”
Demirhan umursamaz bir tavırla:
“Her binada olur böylee şeyler.”
“Olur olur da, bi çökerse hepimiz mahfoluruz.”
***************
“Saçmalama sen de amma senaryo yazdın ha, zaten canım sıkkın. Hadi gel benim fakirhaneye gidip bir şeyler içelim.”
“Ben kullanmıyorum, abdestliyim kusura bakma.”
“Ohoooo, oğlum sarı kola yaa!”
“Onu da içmiyorum. Çayın varsa içerim.”
Demirhan malasını bırakıp odasına doğru ilerledi. Diğer işçi de onu takip etti.
Demirhan’ın arkasında içeri giren işçi odayı görünce burada kaldığını anladı:
“Burda mı kalıyosun?”
“ Evet, hem de inşaata bekçilik yapıyorum. Nasılsa gidecek bir evim yok.”
“Üşümüyor musun burda ya, bu soğukta burda zatürre olur adam.”
“ Şöyle tenekenin içinde yakıyorum birşeyler, ısınıyorum. Adın neydi bu arada.”
“ Yahya.”
“Yahya kardeş nerelisin.”
“Kırşehirli,sen?””
“Oooo, bizim oaralara yakın sayılır. Adanalıyım ben de? Çukurova’ya yakın. Adım Demirhan.”
“Oldukça güçlü bir ismin var. Neden buralardasın? Yani neden memleketini bırakıp buralara geldin.”
“O ismi pek layıkıyla taşıyamıyorum maalesef sanırım. Buraya neden geldiğimi soracak olursan, maddi sebepler maalesef. Senin sebebin de o değil mi?”
“Evet haklısın, ben üniversite inşaat mühendisliğini okuyordum. İkinci sınıfta bırakmak zorunda kaldım. Babam hastaydı, kardeşlerime para lazımdı derken girdik bu işin içine. Bu işderken küçümsediğimi sanma. Elhamdülillah helal paranın, alın terinin bereketi olsa gerek kardeşlerimi okuttum hepsini memur ettim. Anneme babama 2 oda bir dam yaptırdım memlekette. Şimdi kardeş kardeş bakıyoruz onlara sırayla. Oğlum tıp okuyor kızım da üniversiteye hazırlanıyor. İnşallah oğlan bitirince bir af çıkarsa ben de kaldığım yerden devam edeceğim okumaya. Kardeşlerim diyor sen bizi okuttun şimdi biz seni okutacağız abi diyorlar.”
İnsanların ne kadar güzel kardeşleri var, destek oluyorlar. Benimkiler de ancak verdikleri üç beş kuruşu yüzüme vurup dursunlar diye geçirdi aklından. Halbuki kardeşleri bu illetten kurtulması için varlarını yoklarını ortaya dökmüştüler.
Yahya devam etti:
“Hava çok soğuk bu gün hanım evde olmayacak, annesi hasta hastanede kalacak. Gel benim tanrı misafirim ol. Sıcak bir yatakta yatarsın, güzel bir çorba yaparım sana. Et yemeği de var.”
Demirhan içinden hoşnutsuz bir şekilde “Bu adam da bilerek damarıma basıyor sanki, bana nispet mi yapıyor. Neyse herhalde çok parası var. Miras mı kaldı acaba? Biraz arayı iyi tutayım da belki biraz borç isterim.” diye geçirdi.
Biraz düşündükten sonra:
“Valla Yahya kardeş bilemedim ki, üstüm başım perişan. Yenge kızmasın evinizi kirlettim diye. Benim burda kurulu düzenim var . rahatsızlık vermemeyim istersen.”
“Olur mu, biraz da kafanı dağıtırsın. Biraz sohbet ederiz. Hanım da yok canım sıkılır zaten.” Adam Demirhan’ın durumunu unutup kırdığı potun farkına varınca utandı. Az önce anlattıklarının da ne kadar gereksiz olduğunun ancak farkedebildi ve:
“Demirhan kardeş kusura bakma ben senin durumunu unuttum, deminden beri hanımda hanım deyip duruyorum. “
Demirhan:
“Olur mu Yahya kardeş, ben alışkınım böyle durumlara. Allah uzun ömürler versin size.”
“Sağol sağol sana da, o da çok kahrımı çekti. O yüzden allah başımdan eksik etmesin.”
Demirhan kendi kendine hem kusura bakma diyor hem hala aynı şeye devam ediyor.allahım sen bana sabır ver diyordu içinden. Sonra Yahya’ya döndü:
“ O zaman Yahya kardeş sen şu dışarda bekle de, ben üzerime temiz bir şeyler giyeyim.”
“Ha tabi tabi, bekliyorum, şurda.”
Demirhan üzerini değiştirdi ama giydiği kıyafetler az öncekilerden biraz daha az kirliydi. Saçlarındaki sıva kalıntıları hala duruyordu. Saçlarını biraz düzeltti ve Yahya’nın yanına gitti.
Yolda yürürken sohbete devam ettiler. Eve vardıklarında küçük on yaşlarında bir erkek çocuğu Yahya’nın kucağına atladı. Demirhan’ın aklına bugün annesinin elini tutarken bizi soktuğun hallere bak diyen gözlerle ona bakan dersleri hep pekiyi olan oğlu geldi aklına. Gözleri doldu. O neden böyle olamamıştı? Ailesini bir arada tutamamıştı. Belki şimdi o Yahya’yı misafir olarak çağıracaktı karısı Ayfer da onlara güzel bir sofra hazırlayacaktı. Ona bu fırsatı vermeyen bu hayata lanet etti içinden. Yahya çocuğuyla gülen gözlerle konuşurken. O ellerini cebine sokmuş yere bakarken ayağıylade yerdeki küçük taşları yuvarlayarak bulunduğu durumu geçiştiriyordu.

Yahya :
“O aslan oğlum benim, ablan yemeği hazırladı mı?”
“Evet, ablam dedi ki sen banyo yaprken sofrayı hazırlayacakmış. Çok acıktım baba, çabuk ol tamam mı?”
Yahya Demirhan' a dönüp gecekondunun verandasındaki oturma bölümünü gösterip:
"Ben bir banyo edeyim de geleyim, sen burda bekle istersen yemek hazırlanana kadar."
" Tabi tabi. " dedi mahçup bir şekilde Yahya'ya. Sonra yine kendi kendine konuşmaya başladı. "Banyo edecekmiş, haberi var mı acaba ben kaç gündür banyo edemiyorum. Şöyle sıcak bir banyoda atsam kirimi. Nasılsın gireceğim ebin içine bu halle. Tertemiz ev. Allah'tan Eşi yol kesin evden içeri koymazdı bu halde. Başka daha temiz kıyafetim de yoktu ki? Ah ah şu yalan dünya hiç benim yüzüme güldü mü? Kardeşlerim bir eli yağda bir eli bağda, Ayfer de kurtardı kendini. Beni burda tek başıma bırakıp elalemin hayatlarına imrendiriyorlar, alacağınız olsun. Ah ahhhh, benim param olsa sizin gibi mi olurdum? Kim benden borç para istese verirdim, ele güne muhtaç etmezdim kardeşimi. Şimdi sıcak yuvalarınızda uyuyun bakalım, Demirhan da el köşelerinde sığıntı olsun. Beni bu hale hep siz düşürdünüz, sizin yüzünüzden. Tutsaydın elimden azcık nolurdu paranız mı biterdi.Ulan tonla paranız var be, reva mı bu bana? " diye kendi kendiyle çekişiyordu. Yüz mimikleri de düşüncelerine eşlik ediyordu. Bunları düşünürken bir sigara yakmıştı. Tam o sırada Yahya elinde katlanmış kıyafetlerle geldi, onları Demirhan' a uzatarak:
" Demirhan kardeş yanlış anlamazsan bir şey diyeyim sana. Sen o inşaatta banyo neyim edememişsindir. Kazan sıcak. Hanım köşeye ben işten gelince kirli kirli eve girmeyeyim diye derme çatma bi banyo yaptı. Yanında da küçük bir giyinme odası var. Banyo ettikten sonra giyersin bunları. "
Demirhan erkekliğinden ödün vermeden:
"Ooo, ayıp ediyorsun Yahya kardeş benim de evim var, banyom var. Bakma ters zaman geldi. Yoksa her gün banyomu aksatmam. İnşaat işçisiyiz diye hepten sen de hor gördün bizi. " dedi gülerek.
Yahya:
" Ooo, olur mu Demirhan kardeş. Dedim ya yanlış anlama. Öyle şey mi olur. Sen de ben de aynı yerde çalışmıyor muyuz? Ne demek şimdi o. Ya bana kalsa aha ayakkabıylan gir içeri, de bu hanımlar işte. Valla seni de beni de ahan şu odunla döver."
Demirhan:
" Yav Yahya kardeş ne kadar da korkuyorsun hanımından, tamam tamam. Hanım sana kızmasın. Balla başka yer olsaydı dakka durmaz giderdim de bakma arkadaş olduk artık. Böyle şeylere gücenmem. Yenge hanıma da zahmet olmasın."
Yahya:
" O zaman sen yıkan ,bunları da giy gel. Benim birader kıyafetlerini burda unutmuş. Şöyle bir baktım sana da uyar geldi bana. Geçen yengen iç çamaşırı aldı bana pazardan söylemesi ayıp iki tanesini sana koydum, bende çok var, kullanırsın sen lazım olursa." Demirhan dişlerini sıkıyordu. Yine içinden kendiyle çekişmeye başladı. " Hay senin ben donuna, yahu senin donuna ihtiyacım olduğunu nerden bildin. Beni böyle gördü tabi sandı ki hepten çulsuzum." Aklından bunlar geçerken Yahya kolunu sıvazladı. Hadi hadi der gibi güler yüzle onu banyoya yönlendirdi. Yürürken aklından:" Tabi ya beni böyle ihtiyaçlı sansın da belki borç isterken beni reddetmez, belki geri bile istemez. " diyerek derme çatma banyoya girdi. İçerisi kazanın verniş olduğu sıcaklıkla sıcacıktı. Beyaz sabunun keskin kokusu burnuna giriyordu. Kıyafetlerini çıkardı. Üzerinden dökülen sıcak su sanki ona masaj yapıyordu. Ama vücudundan akan kireçli suyu görünce: " Yuh nerdeyse bende beton olmuşum haberim yok. Ohhh şampuan da varmış. Ulan Demirhan yalnız kaldın kalalı kendi kendine daha çok başladın konuşmaya. " Defalarca köpekledi kendini. Sonra içinden yine " Adam diyecek bi banyo et dedik, şampuanın dibini getirdi. Neyse yeter bu kadar. Offf nasıl rahatladım. Yaşamıyor muşum resmen." Banyo bitti ve Yahyanın onun için bıraktığı havluyla kuruladı kendini. Kıyafetlerini giydi. Uzun zaman sonra bir insana benzemişti. Saçını elleriyle düzeltti, kirli çamaşırlarını nereye koyacaktı şimdi. Neyse şu kenara koyayım da sonra bir poşet isterim diye düşündü. Dışarda verandada Yahya karşıladı onu. Yahya hayretler içerisinde kaldı:
" Lann ne kadar yakışıklı bir delikanlıymışsın sen."
" Ne delikanlısı oğlum aynı yaştayız ya, kırk yaşında delikanlı mı olunurmuş."
" Olunurmuş ya, bizim Demir' e bak sen hele. Hafi gel gel yemek yiyelim. Doğru düzgün bir yemek ye. " Demirhan ' a yine doğru düzgün yemek lafı battı. İçinden hey Allah'ım deyip duruyordu. Neyse sabret de gününü bitir de bir an önce gideyim diye düşünüyordu. İçeri girerken holdeki aynada gördü kendini. Uzun zamandır bu kadar doğru düzgün görmemişti kendini. Neredeyse ağlayacaktı. İlerden mis gibi sıcak yemek kokusu geliyordu. Eve girince sanki parazit sesleri yalıtan bir şey var gibiydi. Huzurlu, sıcak, güvenli... Değişik bir sessizlik... Mutfaktan gelen yemek hazırlama sesleri, oturma odasından gelen çizgi filim sesi, aile olmanın gerçek kanıtlarıydı ve kendi evinde bu sesleri hiç duymuyordu.
Oturma odasına geçtiler. Yahya küçük oğlunu yanına çağırdı:
" Sen az önce Demirhan amcaya hoşgeldin dedin mi?"
Yahya' nın oğlu muzip bir ifadeyle:
" Hiiii unuttummm, hoşgeldin Demirhan amca."
Demirhan soğuk bir ses tonuyla:
" Hoşbulduk delikanlı. Kaç yaşındasın sen bakayım?" diye sordu.
"On bir yaşındayım."
" Okula gidiyor musun?"
" Tabiki beşinci sınıftayım."
" Söyle bakalım yedi kere dokuz."
Çocuk yekten altmış üç cevabını verdi.
"Vayy çok iyisin?" Çocuk şaşırarak bunu bilmeyince kadar iyi olabileceğini düşündü. Bu soru çok basitti onun için. Onun çözdüğü sorular yanında bir heceyi okumak kadar basitti. Yahya çocuğa hadi sen çizgi filmini izle dedi. O sırada kendi babalığı geldi aklına. O oğluna orda otururken aş oğlum sen çizgi film izle demezdi, kalk kumandayı bana ver eşeoğlueşek git ders çalış derdi. Her baba aynı olmak zorunda değildi. Hem çocuklara yüz verirsen seni dinlemezlerdi. Demirhanın kendi yaptığı daha doğru gelmişti ona.
Yahya'nın kızı ilerden seslendi:
"Baba yemek hazır!"
"Tamam kızım geliyoruz."
Sofraya oturdular. Yemekler kokuları kadar güzeldi. Ezogelin çorbası, yaprak sarma ve etli bir yemek vardı. Salatanın kokusu buram buram ara ara diğer yemeklerin kokusunu bastırıyordu. Yahyanın kızı misafirden pek hoşnut değildi. Babasına:
" Baba biz yedik, ben ders çalışmaya gidiyorum. Göktuğ çok fazla televizyon izlemesin, annem dokuzda yatacak dedi. Sen de bulaşıkları yıkarsın." dedi ve hızlıca odasına gitti ve kapısını arkasından kilitledi. Kilit sesi öyle bir duyuldu ki, sanki bir silahın iarjörüne mermi doldurma sesime benziyordu.
Demirhan bir şok daha yaşadı,adam yorgun argın işten gelecekti ve üstüne bir de bulaşık yıkayacaktı. Koskoca kız da odasına gidip ders çalışacaktı. Yahya Demirhan'ın bu durumu garipsediğini anlayıp:
" Ergenlik denen bir meret var, çocuk o yaşa geldi mi sanki o melek çocuk başka bir şeye dönüşüyor. Bizim zamanımızda böyle miydi? Hey gidi. Zamane çocuklarına da bir şey söylenmiyor. Ama olsun çocuğuna ders çalıştırabilmek için neler çekiyor bazı insanlar. Benimkiler hep böyle başlarını kitaptan kaldırmazlar.'Göktuğğğ sen de hadi kitabını oku bakayım.' Her ay inanır mısın şu çocuğa tam on tane hikaye kitabı alıyorum. Bazen on iki on üç. " O sırada Göktuğ'un içerden sesi geldi.
" Babaaa beraber okuyalım mıı? "
" Ama oğlum bak bu gün annen yok,bulaşıkları ben yıkayacağım. Demirhan amcayla okumak ister misin?"
"Hayırrr, ben seninle okumak istiyorum. "
" Bence bu gece biraz anlayış göster, Demirhan amca sana biraz okusun sen devam et olur mu?" Göktuğ memnun kalmayarak tamamm dedi. Demirhan buydu sırada içinden " Yaa niye tamam dedin kii, şimdi nasıl okuyayım ben. İlkokul beşten sonra okula gitmedim ki. " Tam o sırada Göktuğ önünde belirdi ve kitabı ona gösterdi. Kitap yüzyirmi sayfaydı ve yazıları incecikti. Demirhan içinden " Oğlum roman bu, ben nasıl okuyacağım bunu." Göktuğ tekrar ona uzattı kitabı hadi ne duruyorsun dercesine. Demirhan kitabı yavaşça eline aldı. Okumaya başladı. O kadar yavaş okuyordu ki Göktuğ gülmeye başladı. Yahya da ayrı bir şaşkınlık içindeydi. Tam o sırada Yahya' nın büyük oğlu girdi içeri. Yahya Demirhan'ın utandığını görünce:
" Haa abin de geldi, onları okusun seninle. " abisi bunu duyar duymaz:
" Of babaaa, yorgunum açımmm, lütfen. "
" Tamam oğlum sen yıkan ben hazırlanıyorum."
Yahya' nın oğlu evin içindeki banyoya girmişti. Ne büyük ayrıcalık diye düşündü Demirhan. Ama bu sırada hala okuyamadım için duyduğu utanç da içindeydi. Neyseki o gelmişti de kurtulmuştu bu durumdan. Göktuğ hala şaşkınlıkla Demirhan' a bakıp:
"Sen heceleyerek mi okuyorsun, inanmıyorum. Ama sen büyük bir amcasın nasıl heceleyerek okursun. Okula gitmedin mi?"
" Aahh olur mu gitmez olur muyum, ama benim gözlerim bozuk o yüzden iyi göremiyorum. "
Göktuğ:
" Heee anladım şimdi. "
Yahya:
" Hadi bakalım Göktuğ, sen oku da görsün bi amcan." Demirhan yine dişlerini sıkıyordu. Gerilen çenesi kendini neredeyse ele verecekti.
Göktuğ okumaya bir başladı ki durdurabilene aşk olsun. Kelimeler ağzında sanki konuşuyormuşcasına kolayca akıyordu. Sonra birden durdu. Demrihana dönerek:
" Demirhan amca, dakika da kaç kelime okuyorum biliyor musun?"
Demirhan eğreti bir gülümsemeyle:
" Kaç?"
"130 ama böyle sesli, vurgu ve tonlamalara dikkat edersem."
Demirhan içinden sayıyordu:
" Oğlum vurgu tonlama ne, ulan var ya bir daha dünyaya gelsem şu çocuk gibi okumak için nelerimi vermezdim, ah bu kafam ah. Annem derdi hep ama ben kaçardım okuldan."
Demirhan kendi oğlunun dakikada kaç kelime okuduğunu biliyor muydu acaba? Onun oğlunun gözleri bu çocuk gibi gülmüyordu hiç. Başka çocuğun gözünün içindeki mutluluğu görmüşlüğü yoktu ki hiç, kendi çocuğunun hüznünü görebilsin gözlerinde.

Günler böyle geçti… Sıvaların içinde, briket dizerek, fayans döşeyerek kazandığını anında yok ederek geçti ayları. Sonunda bir gün hayat sanırım ona dedi ki, her şeyin çok paran olunca düzeleceğini düşünüyorsun bi bak bakalım öyle mi olacak dedi ve kazı kazandan tam sekiz milyon kazandı. Kazandığında neredeyse aklını kaybedecekti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

85okunma 14beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 147

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastik#felsefeGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18