12. bölüm / 15
SON KEZ -Ateşe Dokunmak- (Kitap Oldu)12. BÖLÜM: 'Her Çiçek Kendi Toprağında Büyür'
Bölümler 15Şu an: 12. BÖLÜM: 'Her Çiçek Kendi Toprağında Büyür'
- 1 1. Bölüm: 'Pegasus'2.820 kelime
- 2 2. Bölüm: 'Simsiyah'2.933 kelime
- 3 3. Bölüm: 'Pusulam Sen Olursun'3.162 kelime
- 4 4. Bölüm: 'Saf Ruh'2.516 kelime
- 5 5.Bölüm: 'Duvar'2.703 kelime
- 6 6. Bölüm: 'Son Sefer'2.890 kelime
- 7 7. BÖLÜM: 'İkinci Şans'3.690 kelime
- 8 8. BÖLÜM: 'Hoşçakal ya da Elveda'2.931 kelime
- 9 9. BÖLÜM: 'Bu Aşktı'3.036 kelime
- 10 10 BÖLÜM: 'Kehanet'1.795 kelime
- 11 11. BÖLÜM: 'Karmaşık'2.596 kelime
- 12 12. BÖLÜM: 'Her Çiçek Kendi Toprağında Büyür'1.784 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 13. BÖLÜM: 'Ateşe Dokunmak'2.330 kelime
- 14 14. BÖLÜM(Final): 'Bedenlerimizin Ötesinde'2.609 kelime
- 15 ATEŞE DOKUNMAK KİTAP OLDU!288 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Merhaba ben Buket! 12. Bölüme hoşgeldiniz!
Yukarıya bıraktığım müziği açmayı unutmayın lütfen.
Müzik:Anlatamam
İyi okumalar diliyorum! 🤍
------------------------------------------------------
________________________________________________
12. BÖLÜM:
HER ÇİÇEK KENDİ TOPRAĞINDA BÜYÜR
‘Bu seni yeryüzüne bağlayacak. Bunu, bana yaşamayı anımsatan birinden yadigar olarak gökyüzüne getirdim. Kırmızı yanaklı küçük bir savaşçıdan getirdim Pegasus. Onunla yeryüzüne bağlanacaksın.’
Şiddetle çakan şimşek sesleri ve soğuktan titreyen bacaklarımla kapıyı tıklattım. Bir kaç tıklatmadan sonra kapı yavaşça açıldı. Dağınık saçları ve kırışmış kıyafetleriyle Pamir karşımda duruyordu. Hızlı nefes alışverişleri ve tek eliyle ovaladığı gözleriyle çok şaşkın görünüyordu. Muhtemelen üst kattaki odasından aşağıya koşarak inmişti.
“Bir şey oldu sandım...” dedi kolunu kapıya yaslayarak.
Nefes alışverişleri hala düzensizdi. Parmaklarını şakaklarında gezdirirken konuştu.
“Seni yukarıda göremeyince korktum.”
Ellerimi arkamda birleştirirken haylazca mırıldandım. Neden bilmiyordum ama benim için bir şeyler yapması kalbimde bir yerlere dokunuyordu.
“Günaydın Pegasus!” diye kıkırdadım. Kasvetli hava yüzüne gölge gibi düşüyordu ancak onu hala çok net görebiliyordum. Yüzüne hafif bir tebessüm yerleşti. Kollarını göğsünde birleştirdi ve gururla konuştu.
“Bilerek yaptın değil mi?”
“Ne?” dedim anlamamış gibi. “Ne yapmışım ki?”
“Beni bilerek korkuttun... İntikam almak için.”
Kapıdan içeri girerken gözlerim etrafta geziniyordu. “Neden senden intikam alayım ki? Geçen gün konuşmama izin vermediğin için mi? Yok canım, ben Kimera mıyım ki intikam ateşiyle yanıp tutuşayım?”
Ayakkabılarımı çıkarıp ayakkabılığa koyduğum sırada tepkisini ölçmek için Pamir’e döndüm. Sonuçta beni içeri davet etmemişti, belki de meşguldü. Sürekli benim başımda mı bekleyecekti?
Ayakkabılığın üst katındaki pembe tavşanlı terliği ayakucuma koyduğunda gözlerim şaşkınlıkla açıldı.
“Giy, üşüme.” Dedi.
Şaşkın yüzüme baktığında küçük bir kahkaha attı.
“Alya’nın.”
“Ah, doğru...” dedim utangaç bir tavırla. Yanaklarım kızarırken ellerimi tekrar arkamda birleştirdim.
Bir süredir Alya’yı göremediğim için aklıma gelmemişti. “Sahi...” dedim terlikleri ayağıma geçirirken. “Alya nerede? Bir kaç gündür okula da gelmiyor...” Elleri saçlarına gitti. Bu hareketinden alacağım cevabın pek de iç açıcı olmayacağını sezmiştim. Yüzüme gülümseyerek baktığında beni rahatlatmaya çalıştığını anlamıştım.
“Araştırma yapıyor.” Dedi.
Anlamayarak yüzüne baktığımda cevabını derinleştirdi. “Kimera’nın insan silüetine girebildiğinden sana bahsetmiştim.”
Devam etmesini istemiyordum çünkü şimdiden tüylerim diken diken olmuştu bile.
“Bir süredir sınıftan ya da okuldan biri olduğundan şüpheleniyoruz. Asansörde yaşanan o felaketten sonra buna iyice emin olduk. Kim olduğunu bulmak için Alya’yla araştırma yapıyoruz. Benim senin yanında kalmam gerekiyor. Bu yüzden Alya dışarıdaki işleri hallediyor. Endişelenme. Onu bulacağız...”
İçimdeki korkuyu bastırmaya çalışarak duyduklarımı hazmetmeye çalıştım. Dışarıdan gelen şimşek sesleri hiddetlenmeye başladı ve yağmur sesine karıştı.
“Pamir...” dedim sesim titrerken. Her geçen gün bir şeyleri hazmetmekte zorlanıyordum.
“O insanlarla iki yıldır bir aradayım... Bu, Kimera iki yıldır benim yanı başımda demek mi?”
Pamir’in gülümsemesi yüzünde buruklaşırken derin bir nefes aldı. Gözleri yüzümde gezinirken kontrolü elinde tutmaya çalıştığını biliyordum. Ruhu Pegasus olsa da o da benim gibi bir gençti. Geçmiş yaşanmış olsa da hatırladıklarımız okuduğumuz satırlardan ibaretti. Aslında ikimizde ilk kez yaşıyorduk bu hayatı. İşleri onun için zorlaştırmak istemiyordum. O benim için kolaylaştırmaya çalışıyorken olmazdı.
“Hiçbir şey olmayacak.” Dedi emin bir tonda.
“Sana zarar veremeyecek. Gerekirse sana nefesinden daha yakın olurum. Yine de seni incitmesine izin vermem Artemis...”
Her ne kadar korksam da içimden bir yerden ona güvendiğimi biliyordum.
Ve o yine ‘Her şey kontrolüm altında.’ Bakışını attığında, her şeyin düzeleceğine biraz daha fazla inanıyordum...
“Sana güveniyorum.” Dedim hiç şüphesiz.
“Bende elimden geleni yapacağım.” Yüzünde gurur dolu bir ifadeyle bana tepeden baktı.
“Yapabileceğini biliyorum.” Dedi gururla. “İçeri geçsene...”
Eliyle salonu işaret etti.
Yavaşça salona doğru ilerlediğim sırada evi inceleme fırsatı yakaladım. Mimari olarak evlerimiz aynı olsa da evlerimizi dekore etme şeklimiz farklıydı. Örneğin evimde koyacak yer bulamadığımdan etrafa öylece koyduğum saç tokalarım, küçük minyatür heykellerim vardı. Buradaysa hiç böyle şeyler yoktu. Sadece gerekli eşyalara sahip olduklarını fark ettim. Örneğin hiç vazo yoktu evlerinde.
Gece koltukta uyuyakaldıkları zaman üstüne örtecekleri bir örtüleri bile yoktu koltuklarında. Kırış kırış ve rastgele katlanmış bir örtü...
Etrafa öylesine koyulmuş eşyalar yoktu. Halılarda anıları hatırlatan kahve lekeleri... Hiç biri yoktu.
Bu durum buraya sadece bir görev için geldiklerini ve burada geçici olduklarını bir tokat misali yüzüme çarpmıştı. İçimde bir ürperme hissettim.
Pegasus her ne kadar yakın olsa da, bir o kadar uzaktı bana.
Ona alıştığımı her hissedişimde bu berbat his içime peydah oluyordu. Buraya ait olmadığını bilmek. Gideceğini fark etmek...
‘Her çiçek kendi toprağında büyür.’ Diye bir söz vardı. Topraklarımızın farklı olmasıydı kalbimi ağırlaştıran...
Bileğimdeki fularımı çözdüm ve elime aldım. Fuları komodinin kulpuna bağladığımda minik bir tebessümle Pamir’e baktım.
“Bak, artık ev gibi hissettiriyor.”
Pamir fulara baktı ve parmaklarını üstünde hissettirdi. Ardından bana baktı ve gülümsedi.
“Ev gibi hissettiriyor.” Diye tekrar etti. Ona ev gibi hissettiren şey bana ait bir şeydi. Bu bile kalbimdeki çiçeklerin yeşillenmesine neden oluyordu. Aramızdakı ufak sessizlikten sonra sessizce konuştu.
“İçeri geçmek ister misin?”
Az önceden beri salonun kapısında dikildiğimi Pamir’in sesini duyduğumda fark ettim.
Yumuşak ses tonu, duyunca irkilmediğim tek sesti.
Kalbime korku salmayan tek hareket, onun kıpırdanışlarıydı.
Yavaşça içeri girdim ve beyaz kanepeye oturdum. Pamir ise açık mutfak kısmına geçtiğinde ellerini tezgaha dayayıp yüzünde koca gülümsemesiyle bana bakmaya başladı. Ona doğru döndüğümde hala bana bakıyordu. Siyah gözleri yüzümde gezindi. Neden bana öyle bakıyordu ki?
“Kahve ister misin?” dedi en sonunda. Başımı evet anlamında salladığımda kahve demliğini alıp iki fincana da kahveleri doldurdu.
“Gün ağarınca kahve yapmıştım. Her zaman erken uyanıyorsun sen. Uyanınca kahvaltı ederiz diye düşünmüştüm. Ama balkonda uyuyakalmışım. Benden erken davrandın Limon Kız... Yakaladın açığımı.”
“Evet!” dedim hiddetle. “Yine uyumadın tüm gece. Nasıl dayanıyorsun buna bilmiyorum. Sen unutmuş olabilirsin ama ruhun özel olsada hala bir insansın. Uyumaya ihtiyacın var. Sözünün eri değilmişsin Pegasus... Oysa ben sözümü tutuyorum. Bak, seni dinliyorum hep...”
Çocukça hayıflandığım sırada Pamir elindeki fincanları sehpaya koydu ve mutfağa geri gitti. Ne yapıyordu o orada öyle? Arkası dönük olduğu için ne yaptığını göremiyordum. Başımı sağa sola eğsem de ne yaptığını göremiyordum.
“Hem ne yapıyorsun sen Pamir?” dedim.
“Kahvaltı etmem ki ben.”
“Biliyorum, ama yine de bir şeyler yemeliyiz.” Dedi.
Sesinden gülümsediğini anlayabiliyordum. Tam sorumu tekrarlayacaktım ki arkasını döndü ve salona doğru ilerlemeye başladı. Bana doğru yaklaşırken elinde tuttuğu tabaktan gelen tanıdık kokuyla içime bir huzur doldu. Koltukta yanımdaki yerini alırken tabağı sehpaya koydu. Büyük bir gülümsemeyle yüzüme bakıyordu.
Benim gözlerim tabaktaki limonlu kekte gezinirken neden kahvaltı için bu kadar hevesli olduğunu anlamıştım.
“Sonunda becerebildim...” dedi eli saçlarında gezinirken. Beğenip beğenmediğimi merak ediyor olmalıydı. Oysa kokusu bile beni mest etmeye yetmişti. “Aynısı...” dedim sesim titrerken.
“Aile tariflerimiz aynı olmalı...” diye ekledim. Yüzümdeki buruk gülümsemeyle yavaşça tabağa uzandığımda ellerimi durduran Pamir’in elleri oldu.
“İşte bu konuyla ilgili konuşmamız gerekiyor.” Dedi hevesle. Sanki küçük bir çocuk gibiydi. En büyük numarasını göstermeye hazırlanan bir çocuk... Kaşlarım hafifçe çatılırken Pamir konuşmaya başladı.
“Büyükannemin yaptığı en sevdiğim şeydi bu. Biliyorsun Artemis, yeryüzünde çok fazla yaşama fırsatım olmadı. Onu bana getirdiklerinde çok korkmuş bir ruhtu... Diğer tarafı biliyordu çünkü.”
Duraksadı ve yutkundu. Sanki heyecanının yerini korku almıştı. Ne vardı ki gökyüzünde bu kadar korkulacak?
“Neyi biliyordu?”
Gözlerimin içine baktı ve fısıldadı. “Peşine düşen her şey.” Tüylerim diken diken olmuştu. “Ne...” dedim korkuyla.
“Peşine düşen tüm ruhların evi orasıdır. Orada var olurlar, yaşarlar ve ölürler.”
“Ruhlar ölmez.” Dedim şüpheyle.
“Bazıları ölür.” dedi. “Zehir onları öldürür. Hidra’nın zehri en güçlüsüdür. Bir temasıyla yüz binlerce yıllık bir ruhu tek seferde yok eder.”
O zaman daha iyi anladım. Kimera benden intikam istemiyordu. O yok olmamı istiyordu. Hiç var olmamışım gibi.
“Ve eğer onların evindeki savunmasız bir ruhsan, orada hayatta kalman imkansızdır.”
Gözlerim korkuyla dolarken yaşları geri itmeye çalıştım. Çünkü bu kadar ilerleme kaydetmişken cesaretimi başladığım yere götüremezdim.
“Öyle söylememiştin ama.” Dedim. “Ne söylemiştim ki?” dedi gülümseyerek.
Dünyada tehlikeli hiçbir yer yokmuş gibi hissettiriyordu gülümsemesini görmek. Sesini duymak en büyük sessizlikti. Hiç gürültü yoktu. Gülümsemesine buruk bir tebessümle cevap verdim.
“Eğer bir şeyi hayal edebiliyorsan, o şey var olmanın bir yolunu mutlaka bulur.”
Hiç bir şey söylemedi. Yalnızca yüzümü inceledi. O da mı anlamıyordu benim ne hissettiğimi? Belli ki anlamıyordu. Güçlerimiz bizi bir araya getirmişti. Şimdi de bir araya gelmemize engel oluyordu. Belki de büsbütün dağılmamıza engel oluyordu kim bilir?
“Susma.” Dedim. “Devam etsene...”
Elini alnında gezdirdi. Sanki içinden çıkamadığı bir şey var gibiydi. Bir kaç saniyelik sessizlikten sonra nihayet konuşmaya devam etti. “Dediğim gibi, o... O korkuyordu. Eski bir sefir olduğu için ruhların ne kadar kötü olabileceklerini biliyordu çünkü.”
Kaşlarım çatıldı. Çünkü Pamir benim büyükannemin de eski bir sefir olduğundan bahsetmişti. Merakla onu dinlemeye başladım.
“Ama zamanla onu koruyabileceğimi ve yanımda güvende olduğunu anladı. Zaman geçtikçe bende Alya’da ona çok alıştık. Bana hep limonlu keklerinden yapardı. Yeryüzüne bağlı kalmamı istiyordu. Bir bedende değilse eğer, hiç bir ruhun yemeğe ihtiyacı yoktur. Başta neden sürekli bunu yaptığına anlam verememiştim. Ama her şey daha sonra çok daha anlamlı hale geldi.”
Duraksadı. Belli ki bunu konuşmak ona pek de iyi gelmiyordu.
“Bu seni yeryüzüne bağlayacak. Bunu, bana yaşamayı anımsatan birinden yadigar olarak gökyüzüne getirdim. Kırmızı yanaklı küçük bir savaşçıdan getirdim Pegasus. Onunla yeryüzüne bağlanacaksın, derdi bana hep.”
Az önce tuttuğum gözyaşlarımın çoktan yanaklarımı ıslattığını fark ettim. Söyledikleri bana bir şeyler hissettirmişti. Pamir eliyle yanağıma dokundu.
“İstemezsen anlatmam.” Dedi fısıldayarak.
“Anlat...” dedim. Burada duymam gereken bir şeyler vardı. Biliyordum. Derin bir nefes aldı ve gözlerini kapattı. Ardından siyah gözleri gözlerimle buluştu.
“O da bizim gibiydi. Biz birbirimize tutunmuştuk. Bizi kaybettiği ailesinin yerine koymuştu. Ölmeden önce ailesine veda edemediğinden bahsederdi bize hep. En çok da torununa veda edememek canını yakıyordu...”
İşte o an her şey çok daha anlamlı hale geldi.
“Hayır...” dedim hıçkırıklarım ağzımdan kaçarken. “Hayır Pamir, bu gerçekten imkansız...” Beni kendine çekip sarıldığında kendimi berbat hissediyordum.
“O benim büyükannem olamaz hayır!”
“Özür dilerim. Sana bunu söylemek için bahsettiği kişinin sen olduğundan emin olmam gerekiyordu. Bir ihtimal için sana böyle büyük bir şeyi söyleyemezdim.”
Ağlamaktan konuşamıyordum bile. “Artemis lütfen ağlama. Senden saklayamazdım. Söylemek zorundaydım.”
Hala bana sarılıyor ve beni teselli ediyorken geri çekildim. “Ona gidelim! Hadi Pamir ona gidelim! Ben bir sefirim, gökyüzüne geçebilirim. Hatırlıyor musun, ilk tanıştığımızda hayat ağacının yanında öbür tarafa geçmeme çok az kalmıştı. Yine yapabilirim! Başarabilirim Pamir... Lütfen, lütfen gidelim!”
“Asla olmaz.” Dedi Pamir katı bir sesle. “Kimera peşimizdeyken seni onun evine götürmemi mi istiyorsun yani? Bunu asla yapmam. Asla. Burada istediği her şeyi yapamaz, ama orada işler aynı olmaz Artemis. Seni korumam zorlaşır.”
“O zaman onu buraya getirelim...”dedim yalvarırcasına.
“Ölü bir ruhu dünyaya geri getirmekten bahsediyorsun Artemis... ”
“Yapamaz mıyım? Ben bir sefirim!” dedim. Pamir derin bir nefes verdi. “İmkansız mı?” dedim ısrar ederek.
“Değil. Ama imkansıza yakın.”
Açıklamasını umut ederek yüzüne baktığımda ayağa kalktı.
“Bir ruhu dünyaya geri getirmek istiyorsan bir kefaret vermelisin. Bir bedel gibi düşün. Ama çoğu zaman işe yaramaz. Çünkü verdiğin şeyin değeri geri alacağın şeyle eşdeğer olmalıdır. Çoğu zaman hayat ağacı verileni kabul etmez.”
Gözyaşlarımı silip mutlak sonu kabullendim. Oturduğum kanepede başımı aşağı eğerek sakinleşmeye çalıştım. Pamir önüme gelip diz çöktü ve yüzüme üzüntüyle baktı. Bana bunu söylediği için pişman olduğuna emindim.
“Sorun değil...” diye fısıldadım.
“Sen anlatınca, ben... Sadece bir an umut var sandım.”
Elleriyle yanaklarımı sildiğinde yüzüne aynı gülümsemesini yerleştirdi. “Umut her zaman vardır. Seni ona götüreceğim Artemis.”
Gerçekten yapabilir miydi? Gözlerine tekrar umutla baktığımda yapabileceğini hissettim. Eğer yapacağım diyorsa, yapardı.
“Bir gün, seni ona götüreceğim.”
-----------------------------------------------------
Eleştirileri ve yorumlarınızı bekliyorumm gelecek bölümde görüşürüz!! 🤍🤍🤍
Bölüm etkileşimi
