11. BÖLÜM: 'Karmaşık'

Vaveyla Yazarı: Buket K.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: 11. BÖLÜM: 'Karmaşık'

Merhaba ben Buket! 11. Bölüme hoşgeldiniz! Sizi bekletmeden söyle alayım...
Bıraktığım müziği açmayı unutmayın lütfen.💗

Müzik: Midnight Echo

Sizi seviyorum, iyi okumalar!💌

-----------------------------------------------------

________________________________________________

11. BÖLÜM: KARMAŞIK

“Onun adımlarının sesi. Benim kalbimin ritmiydi. Adımları susarsa, kalbim de dururdu.”

Hayat her zaman hayallerimizdeki gibi yaşanmıyor. Farklı şeyler düşlüyoruz. Bambaşka bir yerde buluveriyoruz kendimizi. Yaşamak istediklerimiz farklı, yaşadıklarımız farklı oluyor.

Normal bir genç gibi hatalar yapmak isterdim. Kaçmak ya da kovalanmanın ötesinde, yaşamak isterdim. Hayatım boyunca hep bunları düşünmüşümdür. Bendeki bir şeylerin bozuk olduğu başından beri belliydi.

İnsanlar güçlerimden korkup beni yalnız bıraktıklarında da belliydi. Babam benden hep daha fazlasını istediğinde de belliydi.
Ve sizi temin ederim ki, bu dünyanın en berbat hissettiren şeyi.

Yıllar boyunca yalnızdım. Yanımdaki tek dostum kim bilir içinde nasıl mücadeleler vererek benim yanımda kalmıştı? Peki ya annem? Neden babamın tarafında olmamıştı?
Neden beni korumayı ve sevmeyi seçmişti?

Banyonun sıcak havası beni böyle şeyleri daha fazla düşünmeye itiyordu. Başımdan aşağı süzülen sıcak suyun beni rahatlatmasını bekledim. Asansör faciasının üstünden bir hafta geçmişti. Her ne kadar sınıftakiler orada olmasa da, gören birkaç kişi haberi tüm sınıfa yaymıştı.
İnsanlar lanetli olduğumu düşünerek benden iyice uzaklaşmışlardı ki aslında sanırım bu artık beni o kadar da çok etkilemiyordu. Sadece kim olduğumu kabullenmek ve sevdiklerime benim yüzümden zarar gelmesi düşüncesi beni zorluyordu.

Kâbuslarım da hala devam ediyordu aslında. Ormandaki o kehanet rüyası kendini bazı geceler hatırlatıyordu. Korkuyla yataktan fırladığımda Pamir oturduğu kanepeden koşup hemen yanıma geliyordu.

Evet, hala uyumuyor… Sanırım korkularımızı aşmak ikimiz için de kolay değil…

Sabahları uyandığımda onu balkonda buluyordum. Aslında çevremde olması kâbuslarımı büyük ölçüde azaltmıştı.
Elimle ıslanmış kolyemi sıkı sıkı tuttum. Pamir kolyeyi çıkarmamam gerektiğini söyledikten sonra onu daima boynumda tutuyordum. Islak duşakabinden çıktım ve uzun bornozumu üstüme geçirdim. Ruh halimi stabilde tutmaya çalışıyordum. Ama hava hala soğuk ve yağmurluydu.

Odama gitmek için koridora çıktığımda bir yandan saç havlusuyla saçlarımı kuruluyordum. Koridorun soğuk havası üşümeme sebep olmuştu. Her ne kadar kendime engel olmaya çalışsam da güçlerim hala benden izinsiz çalışıyor gibiydi…

Tam koridorda ilerlemiştim ki aşağı kattan gelen bir sesi duymamla arkamı döndüm. Bu çok garipti çünkü evde tamamen yalnızdım ve henüz akşam olmamıştı. Annem ya da babamın eve gelmesine saatler vardı. İçime bir korku dolmuştu. Etrafıma bakındığımda telefonumu yanıma almadığım için kendime lanetler okudum. Ne zaman ihtiyacım olsa ya yanımda olmuyordu ya da bozuluyordu.

Yavaşça merdivene doğru ilerledim. Aşağıya doğru baktığımda aşağısı boş gibiydi. Yanlış duyduğumu sanarak içime bir rahatlama doldu. Ama uzun sürmedi çünkü aşağıdan bir şeylerin devrilme ve kırılma sesleri geldi.

Korkuyla ağzımı kapattığım. Eğer bunu yapmasaydım kesin çığlık atardım ve eğer evimde biri ya da bir şey varsa bu yapacağım en aptalca şey olurdu. Zaten az önce kanıtlandığı üzere evimde biri vardı.

Yaşadığım şokla koridorda gerilerken merdivenden adım sesleri geldiğini duydum. Ani bir hareketle sehpada duran vazoyu elime aldım ve odama doğru koştum. Kapıyı kapatıp arkasına saklandım. Kalbim korkuyla çarparken tüm cesaretimi toplamaya çalıştım.

Adımlar yaklaştı… Yaklaştı ve yaklaştı…
En sonunda odamın kapısı açıldı. Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum ama bir şekilde kendimi korumalıydım. Şu an yapabileceğim tek şeyi yaparak kapının arkasından çıktım ve elimdeki vazoyu karşımda kim olduğuna bakmadan savurdum. Vazo ve elim havada asılı kalınca gözlerimi açtım.

Bu Rüzgar’dı! Ne işi vardı onun benim evimde? Hatta odamda!

“Ne yapıyorsun!” diye bağırdı Rüzgar. Vazoyu elimden sert bir hareketle çekti. Ne yapmaya çalışıyordu bu? Hem evime gizlice giriyordu hem de benden hesap soruyordu.

“Asıl sen ne yapıyorsun?” diye bağırdım. “Ne işin var senin benim evimde!”

Gözüm dönmüştü. Korkudan ölmüştüm resmen. Ve o bana hesap soruluyordu öyle mi? Asıl hesap sorması gereken kişi bendim!

“Ben sadece-”

Rüzgâr cümlesini bitiremeden ikimizde gözlerimizi balkon kapısından içeri giren Pamir’e döndürdük.

Rüzgar büyümüş göz bebekleri ve çatılmış kaşlarıyla “Pamir?” diye fısıldadı şaşkınlıkla.
Pamir gördüğü manzara ile şoka girmiş gibi bize bakıyordu. Bende halimizi ilk o an fark ettim. Islak saçlarım ve bornozlu halimle Rüzgâr’a bağırıyordum. Rüzgâr elinde ailemizden kalma antika bir vazoyu elinde tutuyordu. Pamir’se ne olduğunu anlayamadığım duygularla bizi izliyordu.

Şu an resmen bir Rönesans tablosu gibiydik…
Ben ne olduğunu anlayamadan Pamir saniyeler içinde öfkeli bir halde Rüzgar’ın yakasına yapıştı ve onu karşı duvara doğru savurdu.

“Ne yaptın ona!”

Onu daha önce hiç böyle görmemiştim. Resmen öfkeden deliye dönmüştü. “Ne yapabilirim Allah aşkına! Siz ikiniz beni ne sanıyorsunuz?” dedi Rüzgar Pamir’in elinden kurtulmaya çalışırken. Ama Pamir onu asla bırakmıyordu. Rüzgar’ın sırtı sert bir hareketle duvara yaslanmıştı.

“Yalan söyleme! Ne işin var senin burada? Söyle, ona ne yaptın!” diye gürledi öfkeyle Pamir.

“Dış kapı aralıktı, seslendim kimse cevap vermedi bende kötü bir şey oldu sandım! Sadece kontrol etmek istedim!”

Rüzgâr kendini savunmaya çalışırken Pamir ellerinin tutuşunu sıklaştırdı. “Ve kontrol etmeye onun yatak odasın başladın öyle mi?” dedi bağırmaya devam ederken.

Rüzgar da beklemediğim bir hareketle onu sert bir hareketle tutup, “Sınırlarımı zorlama Pegasus!” dedi uyarıyla. İkisi birbirine öfkeyle bakarken araya girmem gerektiğini hissettim.
“İkinizde durun artık!” diye bağırdım öfkeyle.
Bu işin oluru yoktu. Bu iki koca çocuğu birinin durdurması gerekiyordu ve maalesef ki bu şanslı kişi bendim.

“İkiniz de aşağıya! Derhal! Mümkünse ben gelene kadar birbirinizi öldürmeyin.” Dedim.

İkisinin de öfke dolu bakışları birbirinin üstündeyken odamdan çıkmak için kapıya doğru ilerlediler. Onlar odamdan çıktıktan sonra söylene söylene üstüme beyaz kazağım ve pantolonumu geçirdim. Bu ikisi ne zaman bir araya gelseler aralarındaki kötü enerjiyi yüz kilometre öteden hissedebiliyordum, bence özel güçlerim olmasa bile bunu hissederdim.

Az önceki durum da işimi hiç kolaylaştırmayacaktı belli ki.

Merdivenlerden sert adımlarla indim ve holü geçip salona girdim. Rüzgar ve Pamir karşılıklı koltuklara oturmuş birbirlerine öldürücü bakışlar atıyorlardı. İkisi de sessizdi ama ben gelmeden önce bir şeyler konuştuklarına emindim. Düz bir sesle konuştum.

“Anlatın.”

Ayaktayken sorgularcasına kollarımı göğsümde birleştirmiştim. İkisi de sessizliğini koruyup birbirlerine bakmayı sürdürünce sinirlendiğimi hissettim.

“Sabaha kadar sizi bekleyemem.” Diye ekledim.

“Ben sesleri duyunca geldim.” Dedi Pamir birden. Hala Rüzgar’a bakıyordu. Başıyla Rüzgar’ı işaret etti.

“Asıl o anlatsın.”

Rüzgar’ın gözleri Pamir’e bakarken kısıldı. İçimden bir his ikisi arasında benim bildiğimden daha da büyük bir olayın var olduğunu savunuyordu. İkisininde farkında olduğu ama benim henüz bilmediğim bir şey vardı. Henüz diyordum çünkü yakında öğrenecektim…
İkimiz de Rüzgar’ın konuşmasını bekliyorduk. Ama onun konuşmaya niyeti yok gibiydi. Bir saniye gözleri benimkilerle buluştu. Ardından gözlerini gözlerimden kaçırdı.

“Seni dinliyorum Rüzgar.” Dedim şüphelye.

“Aslında söylemiştim…Ben kapıyı aralık görünce endişelendim. Seslendiğimde cevap vermedin. Bu yüzden yukarı çıkmam gerekti.” Diye cevapladı.

Bunları zaten söylemişti. Benim merak ettiğim şey kapımın önüne neden geldiğiydi. Neden buradaydı mesela? Rüzgar kanepemde oturuyordu ve ben bunun nedenini bilmek istiyordum. Gözlerimi Pamir’e çevirdiğimde hala Rüzgar’ı süzüyor olduğunu gördüm. Sakindi. Sanki farklı bir şeyler düşünüyor gibiydi.
Ya da daha doğrusu ondan şüphe ediyor gibiydi.
Evet, buydu işte. İlk defa hissettiğim bir şeyin tanımını yapabilmiştim.

Pamir Rüzgar’dan şüpheleniyordu.

“Şüphe…” diye fısıldadım istemsizce.
Pamir’in gözleri gözlerimi buldu. Ardından yüzünde hafif bir tebessüm oluştu. Buradan tarifimin doğru olduğunu anlamıştım. Bu benim için büyük bir adımdı. O da bunu biliyordu.
Peki ya hangi konuda ondan şüpheleniyordu ki?
Rüzgar beni duymamış olacak ki gözleri tahta parkelerde gezinirken derin bir nefes aldı. Kendimi toplayıp ona asıl merak ettiğim şeyi sordum.

“Buraya neden geldin?”

Sorumu duyar duymaz Rüzgar’ın göz kapakları garip bir kabullenişle kapandı. Bunu soracağımı zaten biliyordu. Ama sanki sormamdan korkuyordu. Korktuğu başına gelmişti ama kabullenmekten başka çaresi yoktu. Başını yavaşça bana döndürdü ve sakince konuştu.

“Seni merak ettim.”

Kelimeler ağzından çıkarken bunun bir şaka olduğuna kendimi inandırmak istedim. Ama o ciddiydi. Pamir ve ben şaşkınlıkla ona bakmaya devam ederken Rüzgar konuşmaya devam etti.

“Asansördeki o halin gözlerimin önünden gitmiyordu tamam mı? Okulda da pek iyi görünmüyordun. Sürekli korkuyor gibiydin. Farkında olmasan bile en ufak seste irkiliyordun. Yüz yüze soramadım. Ama bir bahane bulup iyi olup olmadığını öğrenirsem kendimi daha iyi hissedecektim. Bu yüzden geldim Artemis. Senin için geldim.”

Söyledikleri kalbimin bir yerine dokunur diye düşündüm. Eskiden olsa muhtemelen dokunurdu. Kalbimin en derinine dokunurdu onun sesi ve ya sessizliği. Ama şimdi bana değen hiçbir şey yoktu. Başımı aşağıya eğdim. Kendimi suçlu hissetmiştim.

Oysa o zaten hiçbir zaman kalbime dokunmak istememişti.

Kalbimi ona yaklaştıran hep bendim.

Pamir’le göz göze geldiğimde onun zaten bana bakıyor olduğunu gördüm. Yüzünde hüzün görmüştüm. Bunun Rüzgar’ın söylediklerinin hangisinden kaynaklandığını anlayamadım. O susmakla yetinince kendimi konuşmak zorunda gibi hissettim.

“Endişelenmene gerek yoktu…” diyebildim sadece. “Keşke zahmet etmeseydin Rüzgar, ben gayet iyi hissediyorum. ” diye de ekledim mahcup bir tavırla.

Buruk bir gülümsemeyle bana karşılık verdi. Buraya geldiğine pişman olmuştu, buna emindim. Rüzgar’ın bakışları Pamir’e dönünce katılaştı. Aynı Pamir gibi. Pamir’in gözleri beni koruma güdüsüyle sertleşiyordu. Bunu artık fark etmiştim. Buna alışmıştım. Ama Rüzgar’a anlam veremiyordum.

“Sen…” dedi sorgular gibi. İşaret parmağıyla merdivenleri gösterirken konuştu. “Yukarıya nasıl-” Pamir donuk yüzüyle gözlerini bile kırpmadan konuştu.

“Balkondan.”

Dehşete düşmüş bir ifadeyle ona baktığımda yüzünde mimik bile oynamamıştı. Ne yapmaya çalışıyordu bu? Bizi ifşalamayı falan mı deniyordu? Zaten sürekli açık veriyorduk. Rüzgar’ın her şeyi öğrenmesi an meselesiydi. En azından daha mantıklı bir açıklama yapabilirdi değil mi?

“Biz komşuyuz!” dedim araya girerek. “Balkonu ortak kullanıyoruz da sesleri duyunca Pamir endişelenmiş olmalı! Değil mi Pamir?”

Rüzgar’ın kafası karışmıştı. Gözleri Pamir ve benim aramda mekik dokurken taşları yerine oturtmaya çalıştığını görüyordum. Pamir’in beni onaylamasını bekliyordum ama o sadece susuyordu.

“Anladım.” Dedi Rüzgar en sonunda sorgulamayı bırakıp. “Komşu olduğunuzu bilmiyordum.”

“Evet!” dedim tamamen ikna olmasını umarak. “Öyleyiz…”

Pamir hala susuyorken Rüzgar ayağa kalktı. “Gitsem iyi olur.” Dedi yerdeki cam kırıklarına bakarak. “Kusura bakma yanlıştıkla oldu. Ben seni arıyordum. Korkutmuş olmalıyım.”

“Hiç sorun değil. Dert etme, ben hallederim.” Diye cevapladım. Artık bu patlamaya hazır bombanın evimden çıkması gerekiyordu. Koridora doğru ilerlerken göz ucuyla Pamir’e baktığını gördüm. İkisinin arasında ciddi anlamda büyük bir şey vardı.

“Tekrar kusura bakma Artemis.” Dedi Rüzgar kapıdan çıkarken.

Gülümserken, mavi gözleri samimiyetle kısılmıştı. Ellerini montunun cebine soktu. Çaresizce omzunu silkti.

“Cidden senin için iyi bir şey yapmaya çalışıyordum, ama görünen o ki batırdım.”

“Biliyorum.” Dedim.

İyi bir şey yapmak istediğine inanıyordum. Ama nedense günün sonunda hep yanlışa evriliyordu.
“Biliyorsun…” dedi beni onaylayarak. Yüzü düşmüştü. Gülümsemesi düştü.

“Beceremediğimide biliyorsun…”

Neden böyle düşünüyordu ki? Bence ben hariç bir sürü insana güzellikler yapmıştı. “Öyle söyleme Rüzgar…” dedim.

“Sen iyi bir insansın, elbette ki beceriyorsun.”
Bakışları yüzümde gezindi. Sanki söylediğim şey bir yalandı ama o buna inanmaya çalışıyordu. “Buna inanmıyorum.” Dedi büyük bir gülümsemeyle. Oysa ki ben altındaki acıyı görmüştüm.

“Ama inanıyormuş gibi yapacağım. Çünkü sen söyledin. Sen yalan söylemezsin.”

Bir şey söyleyemedim bu yüzden gözlerimi kaçırmakla yetindim. “Hafta sonu kampına gelecek misin?” diye sordu. “Ne kampı?” dedim. Kampla ilgili hiçbir şey duymamıştım.
“Duymadın mı? Okulda bir gezi düzenleniyor. Tiyatro hocası katılım gösterenlere sınav zorunluluğu olmayacağını söyledi.”

“Gerçekten mi?” dedim şaşkınlıkla. Tiyatro sınavlarından çok korkardım. Çünkü tüm sınıf beni izlerdi ve heyecandan bayılmamak için sahnede dua ediyor olurdum. “Evet, bu iyi bir fırsat olur diye düşündüm. Düşündüm ki eğer geleceksen, sen ve ben birl-”

“Tabiki geliriz!” diye heyecanla atıldım. Rüzgar’ın lafını böldüğümü fark etmeden söze atılmıştım. Gülümsemesinin solduğunu gördüm. Yanlış bir şey mi söylemiştim yoksa?

“Elbette.” Diye fısıldadı. “Gelirsiniz.”

“Evet, orada görüşürüz…” dedim.
Hala neler olduğunu anlayamamıştım. Kesin bir şeyi yanlış yapmıştım.

“Görüşürüz.” Dedi ve verandayı inerek taşlı yolda ilerlemeye başladı. Yola çıkana kadar arkasını dönmedi. Onu izlediğimi düşünmesini istemediğimden kapıyı kapattım ve içeri girdim.
Salona girdiğim anda Pamir’in ayakta olduğunu ve kapıya doğru ilerlediğini gördüm. “Bende gideyim artık.” Dedi tam karşısına dikildiğimde. Az öncekinin aksine biraz daha yumuşamış duruyordu.

“Az önce neden öyle yaptın?” dedim birden. Bunu dememi beklemediği yüzünden anlaşılıyordu. Afallamıştı. “Ne yaptım ki?” diye sordu kaşları çatılırken.

“Bizi ele veriyordun.” Dedim. “Rüzgar bir gariplik olduğunu hissederse bu bizim için iyi olmaz.”
Kaşları daha da çatıldı. Sanki az önceki olanlar beyninden silinmiş gibiydi. “Biliyorum…” dedi. Eli saçlarına gitti ve başını hafifçe öne eğdi. Böyle yaptığında aynı küçük bir çocuk gibi masum duruyordu. “Ben, bilmiyorum… Sadece daha önce böyle hissetmemiştim. Nasıl davranacağımı bilemedim.”

İlk defa hissettiği bir şey mi? Pamir’in uzun zamandır insanların arasnda yaşamadığını biliyordum. Ancak ona kontrolünü kaybettirecek kadar büyük o his ne olabilirdi ki?
Kollarımı göğsümde birleştirdim ve hissettiği şeyi tahmin etmeye çalıştım.

“Öfkeli miydin?” diye sordum.

“Tam olarak değil.” Dedi.

“Üzgün müydün?”

“Hayır Artemis, böyle olağan hisler değil. Senin sayende bunları daha önce hissettim. Bu daha karmaşık…”

Kaşlarım şaşkınlıkla havaya kalktı.

“Seni daha önce üzdüm mü?” Dedim hüzünle.
“Muhtemelen üzmüşsündür.” Dedi gülerek.
Alaycı gülüşüne sinsi bir hava katarak devam etti. “Bekle, neden daha önce sinirlendirdim mi diye sormadın?”

“Muhtemelen yapmışımdır...” diye cevapladım kendimden emin bir şekilde. Küçük bir kahkaha attı. Ne? En azından dürüsttüm.

Ciddi olmaya çalışarak “Neden gülüyorsun?” dedim. Oysa ki bende gülüyordum.

“Bilmiyorum...” dedi sessizce.

“Beni gülümsetiyorsun.”

Bana öylece baktığında bile dudaklarımın yukarı kıvrıldığından haberi yoktu. Ya da sadece duruyorken varlığının bana huzur verdiğini. Bunların hiç birini bilmiyordu.
Şimdi de ben onu gülümsetiyordum öyle mi?
Peki o bana ne yapıyordu?

Aklımda beliren şeyle kalbim hızlandı. Acaba Pamir’in hissettiği şey, saydıklarımdan çok daha farklı bir şey olabilir miydi?
‘Ya hissettiği şey aşksa?’ diye düşündüm.
Gözlerimiz birbirine bakarken Pamir’in gülen yüzü durgunlaştı. Kaşları hafifçe çatıldı, ardından eski haline geri döndü. Ne düşündüğünü çok merak ediyordum.

Ben onun için sadece bir görevden ibarettim. Biliyordum. Ancak ya işler tersine döndüyse? O aşkı bilmiyordu. Belki de daha önce aşık olmuştu... Ancak bunu anlamak imkansızdı. Ona kendi hislerimden bahsetmek istedim.
Ancak eğer ben onun için hala bir görevsem, bu iş ikimiz içinde bir işkenceye dönüşürdü.

Siyah gözlerini inceledim.

Durgunlaşan mimiklerini... Yüzünün her bir ayrıntısını çözmeye çalıştım. Başkalarında bunu yapmak benim için daha kolay olsa da konu Pamir’se bu neredeyse imkansızlaşıyordu... Ne hissettiğini ya da ne düşündüğünü anlayamıyordum.

Göğsümde birleştirdiğim kollarım iki yana düştü. En kötü gerçek bile en güzel yalanı dinlemekten daha iyiydi. Şimdi söyleyeceğim şey belkide Pamir’in duymayı istemediği bir şeydi. Belki de ben her şeyi mahvedecektim.
Belki de her şey çoktan mahvolmuştu bile.
“Pamir...” diye fısıldadım. Değişen yüz ifadesi şimdi ne diyeceğimi merak ediyor gibiydi. Hiç bir şey demeden ne söyleyeceğimi dinlemeye başladı.

Beynim yapma diyordu. Kalbimse yap diye haykırıyordu. Bense iki cephede de savaşan bir asker gibiydim. Ne yaparsam yapayım sonunda galip değil mağlup olacaktım.

“Ben aslında...”

“Gitsem iyi olur.” dedi Pamir aniden. Ben ne olduğunu anlayamadan yanımdan geçip gidiyordu ki kolunu tutup onu durdurdum.
Kalın gömleğinin altından bile ruhlarımızın titreşimini hissedebiliyordum.

“Ama sana söylemem gereken bir şey var Pegasus...”

Derin bir nefes aldı ve gözlerini benden kaçırıp etrafta gezdirdi. Yerdeki kırık cam parçalarında gezindi gözleri. Ardından bana döndü.

“Şimdi söylememen daha iyi Artemis.” Dedi sessizce. O an kalbimde kopan bir şeyler olduğunu hissettim. Beni dinlemek istemiyordu. Bu garipti çünkü genelde kaçan ben olurdum. Kolunu tutan elim yavaşça yere düştü. Dolan gözlerimi saklamak için gözkapaklarımı aşağı indirdim.

“Gözlerin doldu...” dedi başımı kendisine çevirmeye çalışırken. “Neden gözlerin doldu Artemis, seni üzdüm mü? Özür dilerim…”
Ben ona bakmamaya direnirken o ısrarla görüş alanıma girmeye çalışıyordu. “Beni dinlemek zorunda değilsin.” Dedim sesimin normal çıkmasını umarak. Şu an hissettiğim kırgınlık bunu zorlaştırıyordu.

“Hayır, bak... Öyle değil tamam mı? Ben sadece-”

“Boşver Pamir.” Dedim ve kapıdan çıkıp üst kata doğru ilerledim. Biraz daha kalsaydım göz yaşlarımı tutamam diye korkmuştum.

“Artemis bekle...”

Arkamdan gelen sesini görmezden gelmeye çalışarak konuştum.

“Ders çalışmalıyım. Hoşçakal...”

Köşeyi döner dönmez merdivenin en üst basamağındaki soğuk zemine oturdum. Burada beni göremezdi. Gözlerim onu bir kaç saniye fazla görebilmek için yalvarıyordu. Ama yapmamalıydım.

Denemiştim… Ona onu sevdiğimi söyleyecektim. Ama olmamıştı, belki de bu daha iyiydi. Diğer türlüsü ikimize de zarar verecekti.
Beni istemiyordu ki...

Adımlarının sesleri merdivenin önünde sustu. Kalbimin parçaları şimdi geriye döndü ve içime saplandı. O an fark ettim. Onun adımlarının sesi. Benim kalbimin ritmiydi. Adımları susarsa, kalbim de dururdu.

“Sadece korktum...” dedi gittiğimi sanarak sessizce.

“Söyleyeceklerinden korktum.” Kesik bir nefes verdi. “Söylemeyeceklerinden korktum... Senden korktum. İçimdekilerden korktum.”

Anlayamıyordum, neyden korkuyordu ki? Neden bana kendini açmıyordu? Yanaklarıma bir kaç yaş daha düştü. Başka hiç bir şey söylemedi. Sessizlik aramızda büyürken adımları uzaklaştı... Uzaklaştı. Kapı açıldı ve ardından bir kaç saniye orada öylece durdu.

Kapı nihayet kapandığında hıçkırıklarımı serbest bıraktım. Onunla aramızda örülü bir duvar var gibiydi. Bu birbirimize ait duvarlar değildi. Bu ikimizin arasındaki bir duvardı. Sanırım hangi renge boyarsak boyayalım aramızda olmaya devam edecekti...

Çünkü duvarı artık Pamir örüyordu.

----------------------------------------------------
Bölümle ilgili yorumlarınızı ve eleştirilerinizi bekliyorumm!

Gelecek bölümde görüşürüz, sizi seviyorum hoşçakalın!

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

27okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18