Sanrı Gülüşleri

Vaveyla Yazarı: Barış Kaplan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: Sanrı Gülüşleri

İnsan sevdiği için şiir yazar ama sevilmediği için şair olur.

Yazıyordu, yaşamıyordu nefes alıyordu.
Derin düşünceler arasında kayboluyor.
Bir tek hayallerini yıkacak gücü kalmıştı.
Geçmişiyle savaşırken
geleceğinden kaçıyordu.
Onları düşünmekten...
Olanları düşünmekten
Kalmamıştı gücü onu hayatta tutabilen.
Bir sessiz, bir saygısız, bir ibretlikti o.
Eski kibar ve masumdan geriye ne kaldı?
Tek bildiği içindeki çocuğun kan ağladıydı. Gerçi artık kimin öldüğünü ikisi de bilmiyordu.

Karmaşık sözlerle,
Anlaşılmaz ifadelerle.
Tanıdık geldi mi size şu ana dek anlatıklarım.
Muhtemelen birkaç satırda bir parça da olsa bulabilirsiniz kendinizden.

İşte yine oradaydı on yedinci katta.
Ayın, güneşin yerini çaldığı bir gece de.
Buz gibi tenini kesen rüzgarın esintisiyle.
Ömründeki yıllardan bile daha yüksek olan bu apartman da.
Kulaklarında hisseti sessizce atığı tüm çığlıkları.
Rüzgar yüzene vurup saçlarıyla beraber kıyafetlerini arkaya savuruyordu.
Önündeki manzarada bezay bir dolunay,
Kendinden bile daha alçak olan binalar,
Bir bakıma otantik bir manzara.
Sanki her yer siyah bezaydı yani renksiz.
İki elini de göğsünün hizasına getirip yanlara açtı.
İlginçti gözlerinden yaş akması nadirdi.
Elerindeki yaş ise artık gayet normaldi.
Gözleri parmak uçlarındaydı.
Artık renksiz olacak kadar değersiz.
Her birinden avcuna, avcundan dirsiğine kadar kanlar süzülüyor. Sonraysa teninden on yedi kat assağı düşüyordu. Aynı birazdan kendisin de süzüleceği gibiydi.
İstemsizce çatıya çıktığı kapıya baktı.
Bir umut mu arıyordu?
Bir kaçıs olduğunu mu hatırlıyordu?
Bilmiyordu.
Bildiği tek şey kimsenin gelmediydi.
Gelmiyecek olduğuydu.
Doğru olduğuna emin olduğu tek şey ama insan bazen kendi iç sesine bile güvenmemeliydi ya da güvenmeliydi.
Zihnindekiler suskundu nedense.
Galiba sonunda istediklerini başardıkları içindi.
Kollarını iki yana doğru açtı
aynı bir aşığın sevgilisine açılışı gibi,
Başarılı insanların gururlandıkları gibi.
Kısaca insanın en çok istediği şeydi bu.
Gel diyordu sanki bu haraket.
"Gel, gel ki kazandığımı kanıtla benim"
Avuçlarından kanlar,
Gözlerinden yaşlar
Damlıyor.
Ruhu sessizce bekliyor,
Bedeni korkuyla titriyordu.
Sol ayağını öne attı hafifçe.
Sonrasında vücudunun geri kalanı.
Bir anlığına hissetmişti ruh gibi uçmayı
Düşmesine saniyeler vardı artık.
Belki de ölmek için uzun bir süre bile.
Yıllar süren hayatını bir saniyelik ölüme teslim ediyordu.
Pişmandı evet ama pişman olcağının zaten biliyordu.
Canı yanıyordu,
Canını yakıyordu.
O canı yanmaması için canını yakıyordu.

Fırladı yatığının içinde birden.
Dik oturuyor, sol elini yatağa bastırıyordu, başı dönüyordu.
Sağ elini kalbinin üstüne götürmüştü,
çok hızlı atıyordu.
Nefes nefese kakmıştı.
Belki on dakka sonra unutacığı rüyasının etkisindeydi.
Hiç çoktan iyidi.
Bedenine bıraktığı kalıcı izlerden iyidi.
İzler bir sırrı açığa çıkartırlar işte bu yüzden dikkat çekerler.
Ayaklarını yatağından assağı attı.
Oturur pozisyona geçti.
Başı dönüyordu, beklemesi gerekiyordu.
Elleri dizleri üzerindeyken gözü odayı süzüyordu.
Bembeyaz bir oda, bembeyaz dolap ve masa ama gece olunca her yer yine sipsiyah oluyordu. Ölümün rengi siyah. Ölümü çağrıştıran siyah.
Sırları saklayan siyah.
Netice de insanlar hep akşamları süzülüyor.
On saniye sonra var olmasa bile sırlarını saklıyor.
Biraz sonra ayağı kalkabildi sonunda.
Zordu onun için yeni birgüne uyanmak.
Sonuçta yeni birgün farklı türlü acılar demekti.
Tabii bir psikoloğu dinlerseniz hergün yepyeni birgündü; Yeni deneğimler,
yeni anılar, yeni duygular, yeni yaralar,
yeni acılar, yeni izler, artan istekler, susmayan sesler.
Bazı psikologlar insanları hesaba katar.
İnsanlar ise ruhunun durumunu ancak siz bile daha kendi ruhunuzun adını bilmiyorsunuz.
Bana sorarsanız bazı insanlar mutluluğu değil mutsuzluğun yokluğunu arıyor belki de bu yüzden intihar ediyor.
İnsan hata yapıyor mutluluğu amaçlamalı
Dertlerinden kaçmamalı.
Onlarla savaşmalı
yanlış anlamayın kazanmasada olur.
Sadece bu ağlıyan ruhun çığlıklarını diğer insanlarla yüzlestirin.
Ruhunuzla savaşmayın.
Onunla beraber savaşın.
Çoğumuz sevmeyiz iç sesimizi baksanıza gerçek sesimizi bile kayıp alıp dinlediğimizde nefret etmiyor muyuz?
Bence iç sesimiz bir nevi ruhumuzun sesi. Belki de o gerçekten de uçabildiği için süzülmeyi istiyordur.
Süzülmenizi bekliyordur.
Öne doğru attığı birkaç adımla geçmişti aynanın karşısına.
Sıradandı, fazla sıradan belki çirkindi belki de güzel ama ne fark ederdi sonuçta yakında ölecekti hem onun görünüşünü seven biri ruhunun derinliklerine nasıl inecekti?
Onu nasıl etkiliyecekti?
Önemli değidi o eller uğruna değil elleriyle kendini öldürecekti…
Bir bakıma ecelini feda edecekti.
Klasik bir kişiydi, klasik bir deliydi.
Bu sıcak yaz gününde üzerinde ince, uzun kollu bir tisört vardı.
Aileler pek anlıyamazdı acıları yalnızca yaraları görünce inanırlardı.
İzleri saklıydı öyle olmalıydı tüm sırlar saklı kalmalıdı.

Ellerinde vardı bir iki iz ama pek tercih ettiği bir yer değildi elleri.
Fazla belli olurlardı.
Daha az can yakar,
Ölümü yakından tanımazlardı.
Onlar ölmeyi değil öldürmeyi bilirlerdi.
İnsan elleriyle var etti medeniyeti yanında getirdi acı ve sefaleti.
Tüm suçlar eller ile işlendi.
Kana bulandı, gizleyemedi gerçeği.
Yardım eli diye anıldı bazen.
Nedense hep bir sır gibi kaldı iyilikler.
Kapıya doğru yürüdü. Çıktı odasından.
Mutfağa doğru ilerledi.
Kimseyi duymuyordu sadece hâlâ sessizce attığı çığlıklar yankılanıyordu koridorlarda.
Evde olmazdı çoğunlukla annesi, babası
hem bir kardesi de hiç olmamıştı.
Yalnızdı o Azrail bile daha yakındı ona.
En azından arada bir kapısını çalar, iyi olup olmadığını sorardı eğer ki kötüyse hali alır götürürdü onu hayallerinin bile erişemeyeceği yerlere.
Bir daha mutsuz olmamak üzere.
Ölüm de insan seçerdi elbette.
Kimi can verenler son anlarında aydınlık diğerlerindeyse karanlık bürünürdü gözlerinde. Peki bunun sebebi neydi?
Cehennem aydınlığı mı temsil ediyordu?
Sonuçta heryerde atesler vardı.
Karanlık cennet miydi yoksa?
İyilikler hep saklanmaz mıydı?
Peki neden Tanrı bu kadar dürüstü?
Asıl soru şu aslında Tanrı niçin hep kötü olanlara yardım etmekteyti? Neden onlara merhamet ediyordu? İyi kularının helallerini önemsemiyor tüm günahlarını siliyor. Daha az değer verdiği kuları hep iyi olanlardı ama sadece onlar şükrederlerdi.
Aslında Tanrı evreni kötüler için yarattı sonuçta en çok onlar faydalandı.
Mahser günüyse bambaska bir konu.
Bence insan ölürken karanlığı görürse dünyadaki sevdiklerini ve güzellikleri düşüyor.
Aydınlıktaysa kurtulduklarını düşünürdü.
Beyaz bir sayfa açardı kendine.
Bence bu kavramı yanlış düşünüyoruz ister siyah ister beyaz bir ışık görelim
Başka bir renk olmadığı müddetçe heryer karanlık olmicak mıydı
Sonunda mutfağa varmıştı.
Buz dolabını açtı ve içinden bir şüt kutusu çıkardı ardından da biraz mısır gevreği.
Dünkü gibiydi o günden öncesi gibi
ve ondan da öncesi bu bir döngü değildi değistirilebilirdi, birçok yolu vardı.
Ölüm de onlardan biriydi.
Mutfağın arka duvarına yaşlanan dolaba doğru yürüdü. İçinden bir tabak çıkardı
Sonra çekmeceden bir kaşık almaya gitti.
Bakıyordu, ona bakıyordu. Birbirlerine.
Kaşığı almak için açtığı çekmecedeki bıçaklardaki yansımalara...
Bir tarafta hapsedilmiş bir ruh.
Diğerindeyse hapsolmuş bir bilinç.
Bazen merak ediyorum hangimiz birbirimizin ruhuyuz.
İkimiz de bu bedene hapsedilmedik mi?
Birimizin içi kan ağlarken
diğerinin kanı akmaz mı?
Tek doğru vardı biri yükselecek biri düşecekti.
Birinin nereye gideceği belirsizdi diğerinin ise gömüleceği yeri...
Ruhu onun seytanıydı
Ve yapması gereken sadece
Seytanını bir melek gibi sevmekti.
Seytan bile haksızlığa uradığına inandığı için ihanet etmedi mi?
Ruhunuzu severseniz o da sizi sever.
Onu sevmezseniz sizden nefret eder.
Eli o titremeleri hissetti sinirlerinde.
En ağır yük onların üzerindeydi.
Kendi canını yakar,
kendi parçalarına zarar verirlerdi.
Zihnimiz sadece bir düşünceydi
asıl gerçeklik ellerimizdeydi.
Daha fazla düşünmekten kaçmak için kaşığı alıp kapattı çekmeceyi.
Çıktı mutfaktan,
kaçtı kendi küçük cehenneminden.
Salona geçti ordan.
Siyah, televizyonun tam karsısındaki, rahat bir koltuğa oturdu. Önüne bir sehpa çekti.
Mısır gevreğini üstüne koyup yemeye başladı.
Dediğim gibi gayet sıradan bir gündü.
Ölmek için de yaşamak için de.
Kaderinde yazan klasik sözlerle süslenmişti
Lakin bir farkla son bes günü kalmıştı.
Kaderi için verilen mürekkeplerinin hepsi acıya, kana ve yaralama betimlemelerine gitmişti.
Ona kalan sadece bes günlük bir süreydi.
Biliyordu öleceğini zaten kendi belirlemişti o tarihi.
Yirmi ağustos.
doğum gününden bir gün önceydi.
O gün kesinlikle ölücekti.
Bir yetişkin olarak ölmek istemiyordu çünkü çocukların ölümü daha acıydı.
Onun amacı neydi?
çevresini pisman etmek mi?
Peki çevresinde tanığı biri var mı ki?
Onun ölümünü duyacak kaç kişi var ki?
Birinden intikam almak için ne diye kendini öldürürsün ki?
Aslında yaşam bir intizardı.
İntiharsa ölümün bir parçası.
Kaderimiz bizi yanlız bıraktı.
Yalnızlık bizim kaderimizde yazılıydı.
Hayat en derin olduğu yerde basitti.
Savaşlar barışı,
Barışlar şavaşı çağırırdı.
Yaşam ölüme yetişmek için yarışır.
İnsan iyi olmak için için kötüye yanaşır.
Gurur dediğimiz şey sadece bir anlayış.
Birkaç nesile sadece bir mezar taşıyız.
Tanrının varlığının her yerde ararız ama sonunda onunla zihnimizde karşılaşırız.
Pek bilinmez aslında hepimiz insanız.
Sadece bazılarımız daha az İnsaflıyız.
Nedense biz hep insancıkları tanırız.
Sessiz insaftan korkarız.
O gizli seytan mı?
Sessiz olanlar çok mu şey gizliyor
yoksa sadece etrafı mı izliyor,
peki neden izliyor?
Sessiz insanlar gayet konuşkan aslında tabii zihninin derinliklerinde.
Kimse içindeki ruhun sesini duymazdan gelemez, sen onu kandıramazsın ama o seni şu an bile kandırıyor olabilir.
Ruhumuz sesini değistirebilir.
Onu sev ama her sevdiğine güvenme.
Mısır gevreğini bitirmişti tıpkı yakında hayatını yitireceği gibi.
Sehpayı öne itip ayağı kalktı.
Salondan çıkıp koridora yöneldi.
Odasına gidiyordu.
Kapısını açtı ve çalışma masasının karşısındaki döner, siyah sandalyeye oturdu.
Ne yapacağını bilmiyordu.
İnsan ölmeden önce ne yapardı ki?
Geleceği mi hayaller ederdi? yaşayamayacağı güzel günleri.
Anın tadını mı çıkarırdı?
Bir daha yaşayamayacağı anları.
Geçmişini mi hatırlayacaktı.
İstemsizce öyle yapacaktı.

Dirseklerini masaya koyup basını kolararının arasına yasladı.
Ellerini basının üstünde birlestirdi.
Yer yer canı yanıyordu.
Aklında tekrar o sözler yakılanıyordu.

"Ben ölmeyi değil yaşamayı deniyorum."

Basını kollarının arasında daha da sıktı.

"Evet bazen ölmek istiyorum ama dünün pismanlığını bugünüm ödememeli. Geleceğim bunu hak etmedi."

Ağlamak istiyordu ama ellerini daha da sıkmak haricinde başka bir şey yapamıyordu.
İste o an da belki en güzel ama en sahipsiz sözü yankılandı aklında.

"Neden siliyorsun ki göz yaşlarını?
Bırak gitsinler, aksın teninde!
Kanının akmasına izin verip de nasıl ağlamaktan korkarsın!
Akan kanın senin en acımasız parçan!
Göz yaşınsa en sahipsiz kalanı!
Kanın senin, yaşın ruhunun!
Nasıl olurda bir damla kanla kandırmaya çalısırsın ruhunu!
Sen geçmiş yaşantılarından değil gelecekteki acılarından kaçıyorsun!
Yakında en çok kendinden korkacaksın!
Görüyor musun geleceğini bir avuç aptal için feda ediyorsun!
Kendini kandırıyorsun!
Söyle benim gibi olmayı mı istiyorsun!
Gerçeği söyliyim istersen!
Sende ağlamak için kanını akıtacaksın!
O gün anlarsın saklaman gerektiğinin göz yaşların olmadığını!"

Her sözünde acıyla haykıyordu.
Belki ağlamıyor ama ruhunun hıçkırıkları hissediliyordu. Zihninde yankılanıyordu.
Haklıydı, her sözünde haklıydı ama artık bir önemi kalmamıstı çünkü artık olay canını yakmaktan cıkmıstı.
Artık olay canını almaktaydı.
Normalde haykırırdı bu tür anıları hatırladıkca ama simdi biraz titreme ve bir kaç ufak kasılmadan baska bir tepkisi yoktu.

Aslında o gün intiharı değil sadece kendini kesmeyi denemişti.
Kim bilebilirdi ki bunun bileklerine kadar inebileceğini.

İlk kez kendine zarar verdiğini söyleğinde gözleri doldu mu diye sormuştu ona.
Evet demisti devam etti
"Ama gülmektendi aslında."

O zaman anlamamıştı neden güldüğünü. Meğer bir başarı hissiymis.
En büyük düşmanına saldırmanın zevki.
İlk o saldırmıştı bu yüzden gülmüştü.
Geri kalanlarında ne gözü dolacak ne de düşmanına saldıracaktı.
O artık kendini savunacaktı.
En büyük ve yaraladığı düşmanın ona yardım etmesi gerekecekti.

Aynısını yaşıyordu bir masaya iki büklüm yaslanan kişi.
Hayatını sevmiyordu,
kendini sevmiyordu,
İnsanları sevmiyordu,
Yaşamayı istemiyordu.
Nedense intihar hep cesaret gibi görülür ama kendini bir uğurda feda etmediysen intihar etmediysen bu sadece korkaklıktı.
İnsan unutmamalı intihar yaşamı, dünyayı, acıları değil sadece seni bitirir.
Öfkeye öfkeyle karsılık verilmemeli
değil mi?
Madem öylese neden acıyı acıyla dindirmeye çalışıyorsun?
Kimse yaşamaktan nefret edemez. Yaşamından nefret eder.
Kimse tüm insanlardan nefret edemez.
İnsafsız insancıkları sevmezsen tabii.
Kendinden nefret etmiyorsun.
Sen bir canavar değilsin ki olsan da bu canavara dönüşmeyi sen istemedin. Unutma gökyüzünden kanlar çığlıklarla yağsa da tek bir damlası senin olduğu için bu fırtınaya sebep olmasın.
Sen ilk damla ve son yağan kansın. Bazen merhametinle başlayan seçimlerinin nefret ve kinle sonuçlanması senin değil onların seçimi.
Lütfen insan olman gerektiğini bil ama insan olduğunu da bil.
Herkesin çığlıklarını dinlerken kendikilerini susturmaya çalısman insanlık değil insan olmak hiç değil. Kimse dinlemez deme çığlıklarımı bak senin ruhun essiz değil sadece yalnız. Kimsenin ruhunu tek bir bedene sığamaz korkma dugularını vermekten. Kork duygularını ziyan edeceklerden.
Hayat sıkıcıysa, her şey hergün aynıysa geçmiyi düşünün. Hayır acıyı değil daha da eskisini. Henüz doğmadığınız, annenizin karnında olduğunuz günleri.
Hergün aynıydı, sıkıcıydı, karanlıktı, vücudunuzda hergün kalıcı değisimler oluyor ama en önemlisi kendinizi öldürmek için bir halat aramanıza gerek yoktu. O zaman sizi hayatta tutan belki de uzun bir hayatınız olacağına inanmanızdı. Peki simdi ne değisti? Önceden her yerinizde yaralar vardı bir gün biliyorduk kalacağını izlerin.
Öğrenirsin belki tüm yaraların iyileşebileceğini ama göreceksin en acısından izlerin ebediyetini.

Sonunda kaldırdı basını masadan.
Ayağı kalkarken sağ eline bir kalem aldı. Aynanın karsısına geçti.
Hissizdi belki de artık pismanlığı ve hüzne alıştığı için Hissizdi.
Sorular vardı her yerde. Cevaplanmıyacak sorular.

Neden korktu o gün?

Bir canavarım diye mi?

Çocukların korktuğu yara izleriyle doluyum diye mi?

Yoksa senden bile daha mı fazla acı veriyorum çevreme?

Sesi titremeye, ellerini son gücüyle sıkmaya basladı. Daha önemlisi sağ elinin avcundaki, sıktığı kaleme bas parmağını batırmasıydı. Dişlerini kıracak kadar bir birlerine bastırıyor, acıdan dizleri bükülüyor kolarını göğüs hizasına getiriyordu, ses telleri istemsizce titriyor ses çıkarıyordu. En sonunda bıraktı kaleme bastırmayı. Fırlatı onu arkaya dönüp duvara. Beli büküldü, yaralı kolarını aşağı bıraktı, terlemiş saçları tenine yapışıyordu. Sağ eline baktı
Kan önce parmağından avcuna sonra dirseğine en sonundaysa yerdeki kahverengi halıya damladı. Aynaya baktı bir canavara. Kendi canavarına.
Soluk teniyle bir hayalete benziyordu belki de bir ölü gibi hissetmek için ölmeye gerek yoktu.
Ağlamak istiyordu ama bunun artık gerçeklesmeyeceğini biliyordu.
Hem bu sefer göz yaşlarını silmemesi gerektiğini söyleceği kimse yoktu.
Korkuyordu, çok Korkuyordu.
Birine sarılıp ağlamak istiyordu. Kollarıyla kendini sardı. Kanı tisörtüne bulaşıyordu.
Onun kanı gibi.
O demişti ağlama diye.
Son bir soru sordu kendini daha da sıkı sararken.

Gözlerimin önünde ölmek zorunda mıydın?

Sesi hıçkırır gibi çıkmaya başladı.

Neden benden hızla uzaklaşmaya çalıştın?

Neden gökyüzünde süzülmek gibi atladın yola?

Neden ağlamamamı söyledin?

Ağlamam ölümünü ağırlastırdığı için mi?

Yoksa son defa da olsa sesimi duymak istemediğin için mi?

Sessizce fısıldıyıp git gide haykırmaya basladı

Neden,
neden,
neden?
neden?
Neden!
Söyle neden!

Ellini tutarken hayatını bırakmana nasıl engel olabilirdim!

Lütfen söyle, söyle kanım hâlâ akarken bana güzel sözler söyler miydin?

Eğer öleceğini bilsen o gün yine benden kaçar mıydın?

Eğer öleceğimi bilsen yine de hayatını bırakır mıydın?

Kendini saran kolarını gevşeti. Bastırmanın da etkisiyle parmağındaki kan durmuştu ama hâlâ kan akan bir yer vardı. Ruhun kanı. Gözlerinden akan birkaç parıltılı damlalar.
Aynada baktı yüzüne.
Kaç ay olmuştu hiç ağlamayalı.
Üç mü? dört mü? Ne kadar.
Onun son isteğini ne kadar yerine getirebilmisti.
Hıçkırmaya başladı kendini hiç baskılamadan, insanların onu duymasından korkmadan.
Elleriyle yüzünü kapattı sanki bir yaraymış gibi saklanılacak bir sırmış gibi
Ama hayır bunlardan hiçbiri değidi. Cevabı, o sadece kendine saklıyordu o anlarını yaşlarını, hıçkırıklarını.
Geriye bir adım attı ellerini yüzünden çekerken. Hafiften sarsılmıştı.
Masasına doğru yöneldi.
Odadaki tek siyah eşya olan sandalyesine oturdu. Kanını akıtığı kaleme şu anda ulaşamayacığ için raskele kırmızı uçlu bir tükenmez kalem çıkardı ve yazdı bedeninden akan yararın bıraktığı kalıcı izler gibi.

Yak kaderimin satırlarını.
Sançı gibi anılarım.
Ölümden beter akşamlarım.
Kalbime zıttır benim aklım.

Ölümüne bir harpteyim.
Kazanırsam kaybedeceğimi bilirim.
Akan kanları görür gibiyim.
Bir şairim ağlamak kaderim.

Zihnim ve de durdulamaz düsünceleri.
Etki etmiyor antideprasan gibisi.
Asıyor sözlerim satırlara kendini.
Ağlar ruhum ancak çıkmaz ağzımdan çığlıkları.

İncitmem ben hiç kimseyi
Ama kendime yaptığım katliğamlarım?
Tanır mısın benim kim olduğu mu?
Çocukların korktuğu yara izleriyle doluyum.

Çığlıklarım öyle yüksekti ki duymak istemezlerdi!
Ah sağ elim senin sevapları yazman gerekmez miydi?

Neden tüm suçların cezası bana?
niçin yine verdim kendime bir yara?
Hata mıydı iyi olmak insanların yanında?
Aptaldım, sanmıstım ki insanlarla insaflıların yasadığını aynı dünyada.

Ne çok aktı tenimden kırmızı göz yaşı.
Yanında pismanlık dolu haykırısları.
ardında titreyen, acının izlerini ebediyen tasıyan kolarım.
Biliyordum kanın yatıstırıcılığını ama
kestiğinde göz yasını devam ediyor sancısı.

Keşke diyebilsem bir seferliğine.
Kalmaz hayali acı verirken kendine.
Ölür tüm düşler içinde.
Yaşamazlar hayalsizler dünya üzerinde.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

80okunma 22beğeni 5yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18