3. bölüm / 3
Son Gün GünlüğümGeçmiş sadece bir kabustu
Bölümler 3Şu an: Geçmiş sadece bir kabustu
- 1 Sanrı Gülüşleri2.476 kelime
- 2 Yara bandı1.825 kelime
- 3 Geçmiş sadece bir kabustu1.503 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"İnsanlar gökyüzdeki tüm yıldızlarını çalsa da korkma her zaman parlak bir ay var yanında. Senin her zaman arkanda duran."
Bağlanmak, ağlamak, şiirler, kitaplar yazmak, düşünmek, her seferinde düşmek.
İstemsizce gülmenin acısı ve utancı gibi.
Kanlarının yansımasında kendini görmek.
Nereye gömüleceğini, nasıl öleceğini seçmek gibi.
Bir farkına varmışlıktır;
İnsanların seni düşündüğün gibi değil düştüğün yere göre görecekleri gibi.
Ölmek istemiyorsun sen sadece ölümün sessizliğini arzuluyorsun.
Bir bakıs açısıdır;
Her bir nefes alınca ölüme yaklaşıyorsan
Her bir nefes alınca daha da yaşıyorsun.
Unutma yaşam dediğin sadece mutluyken güzelse biraz olsa kendine de kötü gün dostu ol.
Yaşamak yaşarken güzeldir.
Gözlerinden yaşlar akarken bile güzeldir.
İnsan olmak bileklerinden kanlar akarken bile yaşamak istemektir.
O övüp durduğun ölüm bile yaşam olmadan bir anlam ifade etmez.
Madem sen böylesin her kanın aktığında içinden bir korkunu daha def et her gözyaşın akarken bir dilek tut.
İntiharına itiraz ediyorum.
Bir intizar değildir asla intihar.
Kendini bir ipe asmaktansa bir salıncakta sallan.
Uçmak istiyorsan hayallere dal.
Unutma kendi ölümüne sadece sen ağlamasın belki de adını bile bilmediğin biri senin için bir kitap yazacaktır, aynı benim gibi.
Bir Adsızdı o, babasından korkan bir kız çocuğuydu. Şiirler yazıp ağlayan bir çocuk.
Aşık olup acısıyla yaşayandı o.
Yaşayan ama yaşanmayacak yılları olan.
Yaşlanmayacak.
Ne çok severdi nefreti;
kendinden nefret ederdi, canını yakardı.
Şiirlerinden nefret ederdi onları da yakardı.
İnsanlardan nefret ederdi hiçbiriyle konuşmazdı.
Ağlamaktan nefret ederdi, arada bir ağlasada.
Ruhundan nefret ederdi, e bilmiyordu tabii hayalinin intihar değil içindeki degresif canavarı öldürmek olduğunu.
Seni dinlemeyen insanların acını dindiremeyecek olduğu gibi.
Anlamsız ve karmaşık.
Kapının açılışını duyduğu anda tüm bir Vücudu gerildi. Annesi her şeye rağmen babası gibi değildi, onun odaya girme ihtimali çok daha fazlaydı.
Kızlarının uyuması gerektiğini düşünmelerinde elbette bir sorun yoktu, asıl sorun kendi içlerindeki öfkeyi belki de hiçbir suçu olmayan kızlarının ruhuna gömmeleriydi ve ne yazık ki o öfke uzun süre boyunca uyumayacaktı. Susmayacak.
Önündeki şiiri olduğu gibi masanın üstünde bıraktı sonraysa bir çocuğun yapacağı gibi hızla yatağına girdi.
İlginç, bu sefer donup kalmamıştı.
Alelacele üstünü örttü ve kapıya arkasını döndü. Koridoru dinliyor ve adımların odasına doğru geldiğini duyuyordu.
En sonunda kapı açıldı içeri altın sarısı saçlarıyla annesi girdi. Kızımız annesine hiç çekmemiş olduğunu düşünürdü çünkü kendine, ben asla onun kadar güzel değilim, derdi. Kız uyuyormuş rolü yapmaya devam etti. Anne odanın ortasında durdu ve biraz etrafa bakındı. Odanın ne kadar dağınık olduğunu düşündü vede kirli. Birden gözüne masada duran bir şiir takıldı. Birkaç adım attı önünde duran sandalyeyi pekte kibar olmayan bir şekilde kenara itti. Çok ses çıkardığı için kız acaba beni uyandırmaya mı çalışıyor diye merak etti. Ardından kız bir kağıt sesi duydu.
Kız korktu, artık yüzleşme vakti gelmişti.
Ensesinden dizlerine kadar kasıldı, annesi çok sesli ve hızlı nefes almasını duymasın diye nefesini tamamen tuttu. "Nefesimi tutuyorum" Diye içinden geçirdi kız, vücudu bu kez de geçmiş anılarla sarsıldı ve kasıldı. Hatırlıyordu, daha dokuzuncu sınıftaydı.
____________
Sol köşede günbatımı manzaralı bir pencere kenarımda oturan kız kolunu sonuna kadar havaya kaldırıp "Hocam cevap bin yetmiş bir!" dedi bağırarak. Hoca kıza dönüp "Helin, cevap doğru ama önce izin iste tamam mı?"
Helin yüzünde sinir bozucu ve egoist bir yüz ifadesiyle hocasına karşılık verdi.
Hoca tekrar tahtaya dönüp dersine devam edecekken en ön sırada oturan gözlüklü ve sıska çocuk hocam zilin çalmasına bir dakika var dedi " E o zaman bu günlük bu kadar çocuklar, bakın ödevinizi yapmayı unutmayın ha! Ee şimdi hangi derse gireceksiniz?" Hocanın bu sorusuna ders beden diyerek karşılık verdi bazı öğrenciler.
Bazıları çünkü pek çoğu sessizdi ama özellikle de birisi. Henüz kollarında yaraları olmayan birisi. Zil çaldı, herkes büyük bir hevesle bahçeye indi beden hocası bir kaç ısınma hareketi yaptırdıktan sonra serbest diyerek herkesi kendi haline bıraktı. Aslında Helin'le biraz vakit geçirmek istiyordu ama umduğunu bulamayacaktı.
Sessiz ve koları henüz yararsız kız hızlıca sınıfa çıktıp kimse yokken kitap okumak için yola koyuldu. Merdivenlere doğru ilerlerken Helin'in yakın arkadaşlarından biri olan Cemre onu durdurdu ve küçümser bir gülümsemeyle "Hey Rüya sınıfa mı çıkıyorsun?" Diye sordu.
Bizim kızımız, Rüya belki de doğduğundan beridir güçsüzdü ama her zaman korkak değildi. Tok bir ses tonuyla evet dedi ve neden diye de sordu. Cemre kaçamak bir cevap verip sadece merak ettiğini söyledi ve oradan ayrıldı.
Rüya adım adım tüm merdivenleri aşıp üçüncü kattaki sınıfına girdi. En arkadaki, henüz üstüne öl, aptal, fahişe gibi yazıların kazınmadığı sırasına doğru ilerleyip oturdu çantasından çıkardığı "Tadı Ölüm Gibi" adlı kitabını okumaya başladı.
Daha bes dakika geçmeden sınıfa dört kişi aniden girdi bunlar Helin, Cemre ve diğer iki kız arkadaşlarıydı. Hepsi girince arkalarından sınıfın kapısını kapattılar.
Rüya onlara ilk girdiğinde hiç umursamıyormuş gibi davrandı. Helin adım adım Rüya'ya yaklaştı ve başını biraz eğerek okuduğu kitaba baktı. Sahteden tatlı bir ses tonuyla "aa ne okuyorsun?" Diye sordu. Rüya rahatsız olduğunu belli eder gibi derin bir nefes verdikten sonra kitabın uyuşturucu bağımlısı Can'ın kısa hikayesi olduğunu anlatarak konuyu hızlıca kapatmaya çalıştı.
Helin sol elini Rüya'nın omzuna koyduğu gibi sağ eliyle kitabı bir anda masanın üstünden çalıp tahtanın önünde duran Ceren'e doğru "Yakala" Diyerek fırlattı.
Rüya o sırada dur diye bağırıp ayağa kalkmaya çalışada omzundaki elin baskısıyla tekrar sıraya oturmak zorunda kaldı. Rüya sinirle kitabı hemen bırakmasını bağırdı. Buna karşılık olarak Ceren "Ya öyle mi Rüya hanım tabii ki de hemen bırakıyorum! " Cümlesini siddetli bir gülmeyle bitirip elindeki kitabı son gücüyle sınıftaki çöpün hemen arkasındaki duvara fırlattı. Kitap duvara çarpıp hızla çöpün içine düştü. Rüya "seni!" Diyip ayağa kalkmaya çalıştı ama Helin gülümseyen bir yüzle onu sıkıca tutup tekrardan sıraya oturtmaya çalıştı. Rüya'nın bu kez tepkisiz olarak oturması imkansızdı. Kendisini sıraya itten Helin'e sert bir yumruk yapıştırdıkdan sonra onu son gücüyle itti Helin geriye doğru bir kaç adım sendeledikten sonra arkasındaki sıralara hafifce çarpıp durdu.
Helin eliyle burnuna hafifce dokundu ardından parmaklarına baktı. Gördüğü şeye alışık değildi tabii akıtmaya aşık bir manyak olması haricinde. Helin elindeki kana bakmayı bırakıp gözlerini Rüya'ya çevirdi. Karşısındaki kız dimdik duruyor, ellerini yumruk yapmış resmen hiç korkmuyordu. Helin her korkağın yapacağını yapıp işaret parmağını Rüya'nın üstüne tuttu ve dostlarına "YAKALAYIN!" Diye emir verdi. Ceren ve diğer iki kız tahtadan en arka sıraya kadar koşmaya başladı o sırada onlarla yüzleşmek için tahtaya doğru dönen Rüya'yı Helen boğazından sıkıca kavradı. Normal de o elleri boğazından çekebilecek kadar güçlüydü ama bir sorun vardı o da Ceren'in en arka sıraya ulaşıp Rüya'nın karnına acımasız bir yumruk atmasıydı. Bu yumrukla kız refleks olarak öne doğru eğilmeye çalıştı ama boğazındaki eller onu tekrar dik durmaya zorladı. Sonraysa bir yumruk daha, sonra bir tane daha ve bir kaç tane daha. Tüm bu olup bitenler arasında diğer iki kızın da kendisini videoya çektiğini fark etti. Tabii bunun ilerleyen yıllarda bir daha İnternete girmemesine sebep olacağının farkında bile değildi. Rüya artık dayanamayıp dizleri oksijensizlikten ve çektiği acıdan dolayı titremeye başladı. Helin onu artık hiç gücü kalmadığı için kolaylıkla sıranın sandalyesine fırlattı. Daha doğrusu bıraktı zaten sırayla aralarında hiç mesafe yoktu.
Dörtlü kız grubu son fotoğraflarını da çekip sınıftan kahkaha ata ata ayrıldılar.
Rüya, sırt üstü yatıyor ve sandalyede kuvvetle öksürüyordu, her öksürüsünde de bir birkaç damla kanda öksürüyordu.
Ne yapacağını bilmiyordu sol eli karnının üstünde, sağ eli ise sıranın uzun sandalyesinden assağı sarkıyordu. Düşünüyordu tüm bu sesleri hiç kimse duymamıs mıydı?
Kapılar kapalı olsa bile hiç bağıramamış mıydı? Atılan yumrukları? Atılan kahkahaları? Hiç mi? Hiç kimse mi?
Ruhu ölen bir çocuğa kimse rahat bir tabut bile mi yapmıyordu? Canı yanan bir kızı kimse önemsemiyor mu? Kendi seytanı olmasını kimse neden engellemiyor?
Neden kimse gelmiyor?
Neden gelenler duymuyor?
Neden duyanlar cevap vermiyor.?
Neden çocuklar intihar ediyor?
Gerçi bu soruları da ilk sorusu değildi.
Tonla vardı sorusu, yoktu cevabı pek çoğunun. Tek bir bildiği vardı artık, o çığlık atıyordu onlarda duyordu.
Kim bilir belki de o kadar güçlü ve kudretli çığlık atmıştır ki diğerleri de korkup kaçmıştır.
İçinden geçirdi "Biliyorlardı korktuğumu, biliyorlardı canımın yandığını, duymuşlardı attığım tüm çığlıklarımı, kimse umursamadı. Tüm acılarımın karşılığı birkaç tane kahkahaydı."
Bu olaydan yirmi dakika sonra çantasını toplayıp okuldan gizlice kaçtı. Normal de asla yapmayacağı bir hareketti ama şu anda bunu önemseyecek modunda değildi.
Sadece biraz ölmek istiyordu.
Hep düşünürdü aslında.
Hiç durmazdı ki zihni.
Bitmez ki hiç derdi.
İsmi bile gecikti.
Konulmadan
Ölebilirdi.
Galiba o günün tek iyi yanı kendisi gibi çığlık atan biriyle tanışacak oluşuydu.
Bir yol kenarında başlamıştı birbirlerine olan kaderleri. Bir yolun ortasında bitti kederi, derdi, nefesi birinin yaşamı.
Rüya'nın aşık olduğu çocuğun hayatı.
____________
Kalplerimiz kırılır çoğu zaman. Bunun için hassas biri olmaya da gerek yoktur sadece insan olmak yeterli.
Nefretimizi içimize gömmemeliyiz ama onu diğer insanların ruhuna da hapsedemeyiz o zaman tek seçeneğimiz onunla yüzleşmek oluyor.
Unutma, korkmak yenilmek değildir.
Yenilmek sadece korkakların işi değildir.
İnan bana dünyayı, ölümü, kendini yenen herkes bu işe Korkarak başladı.
Sende kendinden korkuyorsun. Korkma.
Tenin kan ağlıyor olsa da!
Gözünden yaşlar damlıyor olsa da!
Canın yanıyor olsa da.
Unutma elbet var birileri yanında.
Korkma canın yansada belki de seni hep izleyen ay vardır gökyüzünde.
_____________
Nefes bile almadan annesinin şiiri okumasın bitmesini bekledi. Tabii o sırada biraz geçmişi de düşünmeden edemedi.
Belki de geleceğe umutla bakmak için geçmişin artık bir rüyadan ibaret olduğunu Kabullenmek gerekiyordur. Sonuçta artık ikiside tamamen parça parça anılardan ibaret.
Geçmiş sadece bir kabustu ve ondan kurtulmak için uyanman gerekiyor.
İstedeğin kadar uyu nefes aldığını asla hissetmezsin.
Bölüm etkileşimi
