2. bölüm · SON FOTOĞRAF
HATIRLANMAYAN BİR GECE
Arabanın içindeki sessizlik, Selin'in yüzüne bakıldığında daha da anlamlı hale geliyordu.
Defne bunu fark etmişti.
“Selin?”
“Efendim?”
“İyi misin?”
Selin birkaç saniye cevap vermedi. Sonra gözlerini yeniden cama çevirdi.
“İyiyim.”
Cevap fazla hızlı gelmişti.
Ali, virajı dönerken ayağını gazdan çekti.
“Sanırım geldik.”
Herkes aynı anda ön cama baktı.
Ağaçların arasından, sisin içinde karanlık bir yapı belirdi.
Dağ evi.
İki katlı, eski taş duvarlı evin çatısı yer yer yosun tutmuştu. Pencerelerin çoğu kirliydi. Bahçeyi çevreleyen demir çitin bir bölümü devrilmiş, yabani otlar taş patikayı neredeyse tamamen kaplamıştı.
Araba durdu.
Yağmurun sesi bir anda daha belirgin hale geldi.
Mert camdan dışarı baktı.
“Burası mı?”
Selin başını salladı.
“Burası.”
Mert birkaç saniye evi inceledi.
“Ben buna ev demem. Bunun adı terk edilmişlik.”
Ece güldü.
“İki gün kalacağız sadece.”
“İki gün mü?”
Mert arka koltuğa yaslandı.
“Ben iki saat sonra vasiyetimi yazmaya başlarım.”
Kerem güldü.
“Daha içeri girmeden başladın.”
Defne onların konuşmasını dinlerken gözlerini evden ayıramıyordu.
İkinci kattaki pencerelerden birinde perde hafifçe hareket etti.
Defne'nin yüzündeki ifade değişti.
“Bir dakika.”
Herkes sustu.
Defne pencereyi gösterdi.
“Orada biri var sandım.”
Ali gözlerini kısarak yukarı baktı.
“Rüzgârdır.”
“Belki.”
Defne emin değildi.
Tam kapıyı açacakken Selin onun bileğini tuttu.
Defne dönüp baktı.
Selin'in yüzü bembeyazdı.
“Bekle.”
“Neden?”
Selin elini hemen çekti.
“Hiç.”
Ama Defne artık bir şeylerin yolunda olmadığını anlamıştı.
Selin bu evden korkuyordu.
---
Kapı açıldığında içeriden ağır bir nem kokusu geldi.
Ahşap zemin, yıllardır üzerine basılmamış gibi gıcırdıyordu. Salondaki mobilyaların üzeri beyaz örtülerle kapatılmıştı. Duvarlarda eski çerçeveler vardı fakat fotoğrafların çoğu ters çevrilmişti.
Ali ışık düğmesine bastı.
Hiçbir şey olmadı.
Bir kez daha bastı.
Yine olmadı.
Mert telefonunun fenerini açtı.
“Elektrik yok.”
Selin çantasını yere bıraktı.
“Sigortaya bakarız.”
“Sen daha önce buraya geldin mi?”
Soru Kerem'den gelmişti.
Selin bir an durdu.
“Hayır.”
Defne ona baktı.
“Emin misin?”
Selin başını kaldırdı.
“Evet.”
Cevabı bu kez daha sertti.
Kimse bir şey söylemedi.
Herkes eşyalarını yerleştirmeye koyuldu.
Defne ise salondan ayrılmadan önce duvardaki fotoğraflara baktı.
Çoğu eski aile fotoğrafıydı.
Bir tanesinde Selin'e benzeyen küçük bir kız vardı.
Defne fotoğrafı eline almak üzereyken Selin arkasından geldi.
“Onlara dokunma.”
Defne irkildi.
“Neden?”
“Eski şeyler. Dağılıyorlar.”
Selin fotoğrafı alıp yerine koydu.
Defne onun hareketlerini izledi.
Fotoğrafı gereğinden fazla dikkatli saklıyordu.
---
Bir süre sonra herkes odaları paylaşmaya başladı.
Ece ve Defne üst kattaki odalardan birini aldı.
Mert ile Kerem diğer odaya geçti.
Ali ise alt kattaki küçük odayı seçti.
Selin ortada kalmıştı.
“Ben salonda yatarım,” dedi.
Defne şaşırdı.
“Niye?”
“Fark etmez.”
“Üst katta boş oda var.”
Selin başını salladı.
“Orada yatmak istemiyorum.”
Defne cevap vermedi.
Selin'in nedenini bildiğini düşünüyordu.
Üst kat.
On yıl önce orada ne olmuştu?
---
Akşam olduğunda yağmur daha da şiddetlendi.
Elektrik hâlâ gelmemişti.
Mumları masanın üzerine dizmişlerdi.
Altı kişi eski yemek masasının etrafında oturuyordu.
Mert elindeki bardağı masaya bıraktı.
“Tamam. Bir oyun oynayalım.”
Ece güldü.
“Çocuk muyuz?”
“Hayır. Sadece burada yapacak başka hiçbir şeyimiz yok.”
Kerem başını salladı.
“Ne oynayacağız?”
Mert Defne'ye baktı.
“Doğruluk mu cesaret mi?”
Defne güldü.
“Cidden mi?”
“Daha iyi bir fikrin varsa söyle.”
Kimse cevap vermedi.
Mert gülümsedi.
“Demek ki yok.”
Oyun başladı.
İlk birkaç soru sıradandı.
Ece'nin eski sevgilisi.
Mert'in okulda yaptığı saçma bir hata.
Kerem'in kimseye söylemediği küçük bir sırrı.
Sonra sıra Selin'e geldi.
Mert ona döndü.
“Doğruluk mu cesaret mi?”
“Doğruluk.”
Mert biraz düşündü.
“On yıl önce bu evde ne oldu?”
Masanın üzerindeki konuşma bir anda kesildi.
Selin'in yüzündeki ifade değişti.
“Ne?”
Mert kaşlarını kaldırdı.
“Şaka yaptım.”
Ama kimse gülmedi.
Defne ona baktı.
“Sen bunu nereden biliyorsun?”
Mert'in yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Ben...”
Selin sandalyesinden kalktı.
“Ben biraz hava alacağım.”
“Selin.”
Cevap vermeden kapıya yöneldi.
Kapı kapanınca Defne Mert'e döndü.
“Sen ne biliyorsun?”
Mert başını iki yana salladı.
“Hiçbir şey.”
“Az önce ne dedin?”
“Çocukken bu evle ilgili bir şeyler duymuştum.”
Defne'nin içi sıkıştı.
“Ne duydun?”
Mert cevap vermeden önce yukarı baktı.
Tam o sırada üst kattan bir ses geldi.
Bir şey yere düşmüştü.
Herkes sustu.
Kerem ayağa kalktı.
“Ben bakacağım.”
Selin kapının yanında durmuştu.
Yüzü korkuyla donmuştu.
“Hayır.”
Kerem ona baktı.
“Neden?”
Selin'in dudakları titredi.
“Çünkü üst katta kimse olmamalı.”
Kerem merdivenlere baktı.
“Bunu biliyoruz.”
Selin başını iki yana salladı.
“Hayır.”
Bir adım geri çekildi.
“Ben başka bir şeyi söylüyorum.”
Defne ayağa kalktı.
“Neyi?”
Selin cevap vermedi.
Yukarıdan bu kez ayak sesi geldi.
Yavaş.
Ağır.
Bir basamak.
Sonra bir tane daha.
Herkes merdivenlere bakıyordu.
Üçüncü basamakta eski tahta gıcırdadı.
Dördüncüde bir başka ses duyuldu.
Sonra sessizlik.
Defne'nin kalbi hızlandı.
Derken merdivenin başında bir gölge belirdi.
Kimse hareket etmedi.
Gölge birkaç saniye orada kaldı.
Sonra ışığın ulaşmadığı karanlığın içine çekildi.
Mert fısıldadı:
“Bu evde gerçekten yalnız mıyız?”
Selin gözlerini kapattı.
Ve ilk kez, on yıl önceki gece hakkında konuştu.
“Hayır.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“On yıl önce de yalnız değildik.”
