4. bölüm · SON FOTOĞRAF

GÖZDEN KAÇAN

Nisa .

Akşam, ormanın üzerine ağır ağır çökmüştü.

Gün boyunca pencerelerden içeri dolan solgun ışık çekilmiş, evin duvarlarında şöminenin titreşen alevleri kalmıştı. Dışarıdaki rüzgâr, ağaçların arasında dolaşırken zaman zaman ahşap duvarlara vuruyor, evin içindeki sessizliği kısa bir uğultuyla bölüyordu.

Altısı salondaydı.

Konuşuyorlardı, fakat kimsenin gerçekten söyleyecek önemli bir şeyi yoktu. Günün yorgunluğu üzerlerine çökmüş, sohbetler bir konudan diğerine kendiliğinden sürüklenmişti.

Ece, telefonundaki fotoğrafları incelerken birden güldü.

"Şuna bakın."

Telefonu Mert'e uzattı.

Mert ekrana baktı.

"Bu ne zaman çekilmiş?"

"Sabah."

"Ben neden böyle çıkmışım?"

"Çünkü fotoğraf makinesi gerçeği saklamıyor."

Mert başını iki yana salladı.

"Sil."

"Hayır."

"Fotoğraf benim."

"Telefon benim."

Kısa bir gülüşme oldu.

Defne'nin dikkati ekrandaki fotoğrafa kaydı.

Ormanda çekilmişti. Altısının yüzüne ağaçların arasından süzülen ışık vuruyordu. Bir sonraki karede ise ev vardı.

Defne fotoğrafı biraz daha yaklaştırdı.

Pencerelerden biri açıktı.

"Bu pencere sabah da açık mıydı?"

Selin baktı.

"Hatırlamıyorum."

"Ben kapalı olduğunu hatırlıyorum."

Mert fotoğrafa şöyle bir göz attı.

"Rüzgâr açmıştır."

Defne cevap vermedi.

Fotoğrafları geçmeye devam etti.

Son karede altısı yan yana duruyordu. Ece gülümsüyor, Selin saçlarını yüzünden çekmeye çalışıyor, Mert kameraya yarım bir ifadeyle bakıyordu. Ali her zamanki gibi doğrudan objektife bakmıştı.

Kerem ise grubun biraz gerisindeydi.

Defne bir süre fotoğrafa baktı.

"Neden hep geride duruyorsun?"

Kerem başını kaldırdı.

"Neden?"

"Fotoğraflarda."

Kerem ekrana baktı.

"Alışkanlık."

"Garip bir alışkanlık."

"Senin de alışkanlıkların var."

"Ne gibi?"

"İnsanları gözlemlemek."

Defne hafifçe gülümsedi.

"Mesleki deformasyon."

"Senin mesleğin ne?"

"Henüz karar vermedim."

Kerem de gülümsedi.

Telefon yeniden Ece'nin eline geçti.

Konuşma başka bir konuya kaydı.

Bir süre sonra Ali ayağa kalktı.

"Biraz dışarı çıkacağım."

Mert ona baktı.

"Bu saatte?"

"Biraz hava alacağım."

"Beş dakika önce hava almıyor muydun?"

Ali cevap vermedi. Montunu aldı.

Ali, grubun içinde en sessiz olan kişiydi. Bunun belirgin bir nedeni yoktu. İnsanlarla arasına mesafe koyuyor, çoğu zaman konuşmak yerine dinlemeyi tercih ediyordu. Bazen nereye baktığını bile anlamak mümkün olmuyordu.

Kapıyı açıp dışarı çıktı.

Soğuk hava salona doldu.

Defne istemsizce pencereye yöneldi.

Ali bahçenin sonunda durmuştu. Elindeki fenerin ışığı ağaçların arasında kısa bir süre göründü, ardından kayboldu.

Defne birkaç saniye daha baktı.

Kerem'in sesi arkasından geldi.

"Merak etme."

Defne döndü.

"Merak etmiyorum."

"Öyle görünüyordu."

Defne cevap vermedi.

Kerem yeniden şöminenin karşısındaki koltuğa oturdu.

Bir süre sonra kapı açıldı.

Ali geri dönmüştü.

Montunun kolunda kuru yapraklar vardı. Ayakkabılarının kenarına çamur bulaşmıştı.

Kimse nerede olduğunu sormadı.

Ali de açıklama yapmadı.

Montunu çıkarıp sandalyesine bıraktı ve konuşmaya kaldıkları yerden devam etti.

Akşam yeniden sıradan akışına döndü.

Defne, masanın üzerinde duran eski fotoğraf makinesini fark etti.

Sabah buldukları makineydi.

Yanına gidip eline aldı.

Ekran kapalıydı.

Makineyi çevirdi.

Arkasında küçük bir çizik vardı.

Defne parmağıyla çizginin üzerinden geçti.

Sonra yerine bıraktı.

Tam arkasını dönecekken ekran kısa bir anlığına aydınlandı.

Defne durdu.

Ekranda tek bir görüntü vardı.

Bir fotoğraf.

Karanlık bir koridor.

Defne birkaç saniye baktı.

Ekran söndü.

"Ne oldu?"

Ece'nin sesi geldi.

Defne başını çevirdi.

"Hiç."

Tekrar makineye baktı.

Bu kez ekran tamamen karanlıktı.

Defne yerine oturdu.

Kimse üzerinde durmadı.

Dışarıda rüzgâr yeniden yükseldi.

Ve eski ev, gecenin sessizliğine yavaşça gömüldü.

~DEVAM EDECEK~