6. bölüm · SON BÜYÜK SAVAŞÇI (Cilt 1)
V
...Havadaki dev bir kraliyet filosundan Acrosapien Kraliçesi Acrosia indi. Belli ki az önceki top atışı, onun gelişini haber vermek için yapılmıştı.
Geminin rampası ağır ağır açıldı.
Acrosia, siyah ve mor işlemeli zırhıyla yere indi.
Yanında, kalın enerji zincirlerine vurulmuş bir esir vardı.
Bu kişi Alev Kralı Inferas'tı.
Ancak Acrosia'nın asıl dikkat çeken şeyi elindeydi.
İçine mum yerleştirilmiş, yılların izini taşıyan bir kafatası...
Bu kafatası, Son Büyük Savaşçı Aikan'a aitti.
Demek ki halk arasında anlatılan efsane...
...acı bir gerçekti.
Noah:
"O kafatası da ne?!"
Acrosia:
"Son Savaşçı koleksiyonumun SON PARÇASI... Başka ne olabilir, velet?"
Uş-Şin:
"Lord Inferas... Size ne oldu böyle?!"
İnferas:
"Güçlerim elimden alı-..."
İnferas sözünü bitiremeden bir Acrosapien askeri ağzını kapattı.
"!elök... koy nıkkah ayamşunok nineS!"
"Senin konuşmaya hakkın yok... köle!"
Acrosia, elindeki kafatasını yere bıraktı ve gözlerini Noah'a çevirdi.
Acrosia:
"Seni düelloya davet ediyorum, Noah."
Uş-Şin:
"Noah, sakın öyle bir hata yapm-"
Noah sözünü kesti.
Noah:
"Öyle bir hata yapacağım!"
Orman bir anda sessizliğe gömüldü.
İki taraf da geri çekildi.
Hiç kimse nefes almaya bile cesaret edemiyordu.
Uş-Şin son kez seslendi.
"Yapma..."
Fakat Noah artık kararını vermişti.
Kılıcını çekti.
Noah:
"Hadi... başlayalım."
Acrosia gülümsedi.
"Memnuniyetle... Seni paramparça edeceğim!"
Bir anda ikisi de aynı anda ileri atıldı.
İlk çarpışmada kılıçlar öyle bir şiddetle çarpıştı ki oluşan şok dalgası çevredeki ağaçların yapraklarını savurdu.
Acrosia ardı ardına yıldırım hızında darbeler indiriyor, Noah ise güçlükle savunuyordu.
Bir boşluk yakalayan Acrosia dizini Noah'ın göğsüne geçirdi.
Noah metrelerce geriye savruldu.
Ayağa kalkar kalkmaz yeniden saldırdı.
Bu kez kılıçlar değil, yumruklar konuşuyordu.
Noah, Acrosia'nın yüzüne sert bir yumruk indirdi.
Kraliçe sendeledi ama hemen karşılık verdi.
Dirseğini Noah'ın omzuna geçirerek onu yere çarptı.
Toprak çatladı.
Noah tekrar ayağa kalktı.
Nefesi düzensizdi.
Acrosia ise neredeyse hiç yorulmamıştı.
Dakikalar süren dövüş saatler gibi hissettiriyordu.
Noah'ın kolunda kesikler oluşmuş, yüzü kan içindeydi.
Acrosia son darbeyi indirdi.
Kılıcı Noah'ın elinden fırladı.
Ardından tekmesiyle Noah'ı yere serdi.
Noah artık ayağa kalkamıyordu.
Acrosia yavaşça yanına geldi.
"Kahraman olmak istiyordun..."
"...ama sen de diğerleri gibi başarısız oldun."
Tam o anda...
Noah'ın içinde yıllardır bastırdığı öfke, korku ve umutsuzluk birbirine karıştı.
Kalbinin derinliklerinden yabancı bir ses yükseldi.
"Bırak beni..."
"Bedenini bana ver..."
"Onları ben yok edeceğim..."
Noah gözlerini kapattı.
"Yeter..."
Bir anda bütün ormanı siyah bir enerji sardı.
Noah'ın vücudundan karanlık elementler yükselmeye başladı.
Saçlarının bir kısmı koyulaştı.
Gözlerinden biri gece kadar siyah, diğeri ise gümüş gibi parlıyordu.
Sırtında yarım ay şeklinde karanlık bir sembol oluştu.
Uş-Şin dehşet içinde fısıldadı.
"Bu... mümkün değil..."
Noah artık aynı kişi değildi.
O artık...
Half Moon.
Yarım Ay Noah.
Acrosia ilk kez geri adım attı.
Noah tek hamlede kayboldu.
Bir sonraki anda Acrosia'nın arkasındaydı.
Tek bir kılıç darbesi...
Kraliçe onlarca metre savruldu.
Ayağa kalkmaya çalıştı.
Başaramadı.
Noah durmuyordu.
Her darbesi öncekinden daha ağırdı.
Acrosia savunmaya çalışıyor ama yetişemiyordu.
Sonunda Noah onu yere diz çöktürdü.
Kılıcını kaldırdı.
Tam bitirecekti.
İçinden başka bir ses yükseldi.
"Hayır..."
"Ben bunu istemiyorum..."
Gerçek Noah, karanlığın içinden son kez direnmeye çalışıyordu.
Bu kısa tereddüt, Half Moon'un hedefini şaşırttı.
Kılıç Acrosia'nın boynuna değil...
Omzundan aşağıya doğru indi.
Darbe öylesine yıkıcıydı ki Kraliçe'nin başı ve gövdesi dışında kalan bütün bedeni işlevini kaybetti.
Bir Acrosapien askeri hemen koşarak onu aldı.
"Kraliçeyi gemiye götürün!"
Kraliyet filosu geri çekilmeye başladı.
Fakat savaş bitmemişti.
Half Moon artık Noah'ın bedenini tamamen ele geçiriyordu.
Karanlık gözlerle etrafına baktı.
"Artık..."
"...bu beden benim."
Tam o sırada...
Bir ses duyuldu.
"Hey, karanlık pislik!"
Half Moon arkasını döndü.
Karşısında Uruh vardı.
Elinde, Büyük Savaşçılardan Amalgius'un efsanevi Nikel Kılıcı parlıyordu.
Uruh hiç tereddüt etmedi.
Kılıcı doğrudan Half Moon'un göğsüne sapladı.
Kılıçtan yayılan metalik pas enerjisi karanlık enerjiyi çürütmeye başladı.
Half Moon acıyla haykırdı.
"Hayıııır!"
Karanlık enerji bedeninden parçalar hâlinde kopuyordu.
Uruh gözlerini oğlundan ayırmadan konuştu.
"Benden oğlumu aldın..."
"Fakat..."
"Bir daha asla... kimseden hiçbir şey alamayacaksın!"
Pas enerjisi karanlığı tamamen sardı.
Half Moon son kez çığlık attı.
Sonra...
Yok oldu.
Noah'ın gözleri yavaşça eski rengine döndü.
Dizlerinin üzerine çöktü.
Uruh koşarak oğluna sarıldı.
Ormanın üzerine doğan güneş, savaşın sona erdiğini ilan ediyordu.
Acrosia kaçmıştı.
Fakat Dünya artık yeniden umut taşımaya başlamıştı.
Son Büyük Savaşçı'nın mirası...
Yeni sahibini bulmuştu.
GELECEK CİLTTE DEVAM EDECEK...
