4. bölüm · SON BÜYÜK SAVAŞÇI (Cilt 1)
III
Noah, Uş-Şin'in peşinden dar taş bir geçitten ilerledi. Geçidin sonunda devasa bir mağara vardı. Ancak bu sıradan bir mağara değildi.
Duvarlarına binlerce yıldır yakıldığı belli olan meşaleler asılmıştı. Taş sütunların üzerine eski dillerde yazılmış yazılar işlenmiş, tavandan sarkan kristaller ise mağarayı mavi bir ışıkla aydınlatıyordu.
Mağaranın merkezinde ise dev bir taş anıt yükseliyordu.
Anıtın üzerine onlarca isim kazınmıştı.
Noah yaklaşınca ilk satır dikkatini çekti.
Uştar - Kurucu
Altında ise başka isimler vardı.
Her biri, geçmişte yaşamış Uşti ustalarıydı.
En alttaki son isim ise henüz yeni kazınmış gibiydi.
Aikan - Son Büyük Savaşçı
Noah sessizce fısıldadı.
"...Demek gerçekten buradaydı."
Uş-Şin ağır adımlarla anıtın önüne geldi.
"Burada gördüğün her isim, Dünya'yı korumak için hayatını ortaya koymuş insanlara aittir."
Noah merakla sordu:
"Peki Uştar kimdi?"
Uş-Şin derin bir nefes aldı.
"Yaklaşık bin yıl önce Dünya ilk kez uzaydan gelen istilacılarla karşılaştı. O zamanlar insanlar birbirleriyle savaşmaktan başka bir şey bilmiyordu. Krallıklar sürekli çatışıyor, hiçbir devlet diğerine güvenmiyordu."
"İşte o dönemde Uştar ortaya çıktı."
"Ne kraldı..."
"Ne de soyluydu."
"Sıradan bir demirciydi."
Noah şaşkınlıkla dinliyordu.
"Bir gün gökten düşen garip bir meteoru buldu. O taşın içinde, insanlığın daha önce hiç görmediği bir enerji vardı. Uştar bu enerjiyi anlamayı öğrendi ve yıllar süren çalışmaları sonunda ilk Uşti savaş tekniklerini geliştirdi."
"İnsanları bir araya topladı."
"Onlara yalnızca savaşmayı değil; sabrı, adaleti ve fedakârlığı da öğretti."
"İşte böylece Uşti Tarikatı kuruldu."
Noah gözlerini anıttan ayırmadan dinliyordu.
"Peki Acrosapienler?"
Uş-Şin'in yüzü ciddileşti.
"Onlar ilk kez o yıllarda Dünya'ya geldi."
"Fakat Uştar ve öğrencileri onları geri püskürtmeyi başardı."
"Acrosapienler yenildiler ama giderken bir söz verdiler."
"'Bir gün geri döneceğiz.'"
Mağaranın içinde sessizlik oluştu.
Uş-Şin konuşmasını sürdürdü.
"Yüzyıllar boyunca Acrosapienler gerçekten de defalarca geri döndü."
"Her gelişlerinde Dünya'nın bir Büyük Savaşçısı vardı."
"Büyük Savaşçı tek başına savaşmıyordu."
"Onun yanında her zaman Uşti Tarikatı bulunuyordu."
Noah'ın aklına bir soru geldi.
"Öyleyse... Son Büyük Savaşçı Aikan öldüğünde ne oldu?"
Uş-Şin'in bakışları yere indi.
"En büyük hatamız oldu."
"Biz..."
"...onu koruyamadık."
Noah sessiz kaldı.
"Aikan, Acrosapien ordusunu durdurabilmek için tek başına onların ana filosuna saldırdı."
"Günlerce savaştı."
"Binlerce düşmanı yendi."
"Ama sonunda hayatını kaybetti."
"Onun ölümüyle Dünya'yı koruyan kadim mühür de parçalandı."
"İşte Acrosia'nın orduları o gün yeniden Dünya'ya indi."
Noah yumruklarını sıktı.
"Acrosia..."
Uş-Şin başını salladı.
"Evet."
"Acrosapienlerin Kraliçesi."
"Acımasız, zeki ve sabırlıdır."
"Onun tek amacı Dünya'nın bütün kaynaklarını ele geçirmek değil."
"Noah..."
"Asıl amacı, Dünya'da gizlenmiş olan 'İlk Çekirdek'i bulmak."
Noah kaşlarını çattı.
"İlk Çekirdek de ne?"
Uş-Şin cevap vermeden mağaranın en derin kısmına doğru yürüdü.
Orada, kalın zincirlerle çevrilmiş eski bir kapı vardı.
Kapının tam ortasında, daha önce Noah'ın hiç görmediği bir sembol parlıyordu.
"Bu kapının ardında," dedi Uş-Şin alçak bir sesle, "insanlık tarihinin en büyük sırrı yatıyor."
"Ama o sırrı öğrenmeye henüz hazır değilsin."
Tam o anda mağaranın girişinden bir savaşçı koşarak geldi.
"Üstat Uş-Şin!"
"Ne oldu?"
"Acrosapien keşif birlikleri kuzeydeki ormanı buldu! Yaklaşıyorlar!"
Mağaradaki herkes bir anda silahlarına sarıldı.
Uş-Şin kılıcını yavaşça kınından çekti.
"Demek sonunda bizi buldular..."
Noah ilk kez gerçek bir savaşın başlayacağını hissediyordu.
