1. bölüm · Son Beste
BÖLÜM 1 - Sessizliğin İlk Notası
İstanbul'un üzerine çöken sis, Galata'nın dar sokaklarını bir labirente çevirmişti. Ali Asaf, gri pardösüsünün yakasını kaldırdı. Ayakkabılarının ıslak Arnavut kaldırımında çıkardığı ritmik ses, zihnindeki tek düzenli şeydi. Cinayet büroya gelen ihbar telefonundaki o titrek ses hâlâ kulağındaydı: "Komiserim, burası bir eve benzemiyor, burası bir sahne gibi... "
Eski bir taş binanın üçüncü katına çıktığında, sarı olay yeri inceleme şeritleri altından eğilerek geçti. İçerisi, Ali Asaf’ın alışık olduğu o kaotik cinayet mahallerinden biri değildi. Aksine, odaya ağır, baygın bir yasemin kokusu ve derinden gelen cızırtılı bir gramofon sesi hakimdi.
Odanın ortasında, antika bir sandalyede genç bir adam oturuyordu. Ölmüştü ama tuhaf bir şekilde, bir kurban gibi değil, bir hayalperest gibi görünüyordu. Elleri dizlerinin üzerinde zarifçe birleştirilmiş, gözleri ise duvarda asılı duran boş bir çerçeveye dikilmişti.
Ali Asaf, maktulün yanına yaklaştığında midesine bir yumruk yedi. Adamın beyaz gömleğinin üzerine, tam kalbinin hizasına kırmızı mürekkeple —hayır, kanla— tek bir kelime yazılmıştı:
"MELODİ"
Ali Asaf, eldivenli eliyle adamın çenesini hafifçe kaldırdı. Maktulün avucunda, sıkıca tutulmuş küçük bir kağıt parçası vardı. Kağıdı yavaşça çekip açtığında, o zarif, neredeyse dans eden el yazısını gördü. Not, doğrudan ona hitap ediyordu:
"Hoş geldin Ali Asaf. Sessizliği çok sevdiğini biliyorum. Ama gerçek sessizlik, bir kalp durduğunda değil, bir ruh başka bir ruhta kaybolduğunda başlar. Bu senin için bestelediğim ilk nota. Diğerlerini duymaya hazır mısın?"
Ali Asaf’ın arkasında duran yardımcısı, "Komiserim, maktulün adı Erkan. Hiçbir sabıkası yok, kendi halinde bir kütüphaneci," dedi sesi titreyerek. "Ama tuhaf olan şu... Adamın kanında yüksek dozda uyuşturucu var ama zorlama izi yok. Sanki... sanki bunu isteyerek yapmış."
Ali Asaf, notu cebine koydu. Bakışları pencereden dışarıdaki sise daldı. Melodi... Bu isim bir katilin takma adı olamayacak kadar saftı, ama bıraktığı iz bir delinin imzasından farksızdı.
"Bu bir cinayet değil," diye mırıldandı Ali Asaf, sesi kendi kulaklarına bile yabancı geliyordu. "Bu bir davetiye."
O sırada binanın karşı sokağındaki gölgelerin içinde, siyah pelerinli bir silüet duruyordu. Melodi, parmak uçlarıyla Ali Asaf’ın bulunduğu pencereye doğru havada hayali bir piyano tuşuna dokunur gibi yaptı. Dudaklarında yarım bir gülümseme belirdi:
— "İlk perde başladı Ali Asaf. Bakalım son mısrada kimin sesi titreyerek kesilecek?"
