2. bölüm / 2
Son 3 Saniye2. Bölüm
Bölümler 2Şu an: 2. Bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Biz ülkemiz için her şeyi yaparız
Liman, sanki yıkıcı bir kasırganın ortasında kalmış ya da üzerinden bir talan geçmiş gibi darmadağınık bir çöp yığınına dönmüştü. Etrafa saçılan konteyner kapakları, ezilmiş kutular ve paslı demir parçaları kasvetli havayı daha da ağırlaştırıyordu.
Barlas, çatık kaşlarının altından harabeye dönmüş alanı hızla süzdükten sonra arkasındaki ekibe döndü. Sesi, askeri bir disiplinin ve sarsılmaz bir kararlılığın tonuyla gecenin sessizliğini böldü:
"Kısır Timi, ilerle! Çaycı, sağdan geçiyorsun. Kıvılcım, sen benimle gel. Ekşi, kameraların sistemine sızıp kodları boz, işlerini bitir. Diğerleri... Sarımsak, sen Çaycı ile gideceksin. Düşmanları sessizce etkisiz hale getirin ama dikkat et, yanlışlıkla Çaycı’yı bayıltma! Turşu, Ekşi’nin yanında kal. Kalanlar doğrudan yukarı çıkıyor!"
Tim, tek bir vücut gibi aynı anda ve gür bir sesle yanıtladı:
"Emredersiniz komutanım!"
Emrin ardından herkes gölgelerin arasına karışarak görev yerlerine dağıldı.
Limanın derinliklerindeki ana binanın içi, dışarıdaki harabenin aksine soğuk bir teknoloji üssünü andırıyordu. Her tarafta çalışan bilgisayarlar, yanıp sönen ışıklar ve devasa veri ekranları vardı. Geniş masanın etrafında toplanan adamlar gergindi. Masanın başında Kartal Demir, hemen yanında ise kardeşi Ateş Demir duruyordu.
Kartal, masadaki harita ve belgelerin üzerine sertçe vurarak öfkeyle konuştu:
"Bu veriler hayatî önem taşıyor! Koskoca Türkiye'nin verilerini ellerimizden kaçırmak üzereyiz ve siz hâlâ izliyorsunuz! Mal mısınız siz? Bu Türkleri nasıl durduracağız, söylesenize!"
Masadaki adamlardan biri öne çıkarak ter ter dökülen bir sesle söze girdi:
"Bayrağı indirelim... Türkler için dünyada bayraktan daha kutsal bir şey yoktur."
Kartal’ın yüzündeki öfke, bir anda yerini karanlık ve tatmin olmuş bir tebessüme bıraktı:
"Mükemmel fikir... Onları tam da kalplerinden, en zayıf olduklarını sandığımız yerden vuracağız."
Kartal Demir, yanındaki kardeşi Ateş’e dönerek zehirli tebessümünü daha da genişletti. Sesi, harabeye dönmüş teknoloji odasında bencil bir zafer edasıyla çınladı:
"Ateş! Derhal çatıdaki adamlara haber ver. O bayrağı gönderden çeksinler. Bakalım komutanları vatan sevgisini mi seçecek, yoksa görevini mi?"
Ateş Demir, abisinin emriyle parmakları hırsla titreyerek belindeki telsizin butonuna bastı:
"Çatı! Duyuyor musunuz beni?! İndirin o bayrağı aşağı, hemen!"
O sırada dışarıda, limanın en yüksek noktasına dikilmiş devasa direkte, rüzgârın koynunda gururla dalgalanan Türk bayrağının dibindeki iki terörist harekete geçti. Gönderin halatını hızla çözüp bayrağı aşağıya doğru çekmeye başladılar. Şanlı bayrak santim santim aşağı kayıyordu.
Telsizden cızırtılı, küstah bir ses yükseldi:
"Patron, indiriyoruz! Bayrak gönderden iniyor!"
Tavanın hemen altındaki havalandırma boşluğunda pusuya yatmış olan Barlas, telsizden dökülen bu sözlerle buz kesti. Damarlarındaki kanın çekildiğini, yerini alev alev bir öfkeye bıraktığını hissetti. Yanındaki Kıvılcım’a bakmadan, dişlerinin arasından soğuk bir fısıltıyla konuştu:
"O bayrak yere düşerse, bu limanı taş üstünde taş kalmayacak şekilde hepsinin mezarı yaparım."
Barlas belindeki dahili telsizin mandala bastı. Sesi emrin, öfkenin ve sarsılmaz bir adanmışlığın en çıplak tonuydu:
"Kısır Timi! Çatıya bakın! O şerefsizler bayrağı indiriyor! Sarımsak, Çaycı, derhal yukarı! O bayrak tek bir toz tanesine bile değmeyecek, anlaşıldı mı?!"
Limanın çatı katından peş peşe yankılanan silah sesleri ve panik çığlıkları gecenin karanlığına karıştı. Sarımsak ve Çaycı, ellerinde silahlarıyla merdivenleri üçer beşer atlayarak rüzgârın uğuldayıp kurşunların havada uçuştuğu çatıya doğru fırladılar.
Aşağıdaki soğuk odada ise Kartal Demir, dışarıdan gelen patlama ve kargaşa seslerini duyunca keyifle arkasına yaslandı:
"Gördün mü komutan?" dedi yukarıya, havalandırmanın karanlığına bakarak. "Sizin en büyük zaafınız bu işte. Bir kumaş parçası için dengenizi bozuyorsunuz."
Kartal’ın alaycı kelimeleri henüz havadayken, tavan sarsıcı bir gürültüyle çatırdadı. Barlas, öfkesini ayaklarında toplayarak havalandırma mazgalına devasa bir tekme savurdu. Metal çerçeve büyük bir gürültüyle yerinden sökülüp doğrudan ortadaki cam masanın üzerine çakıldı; etrafa kavisli cam kırıkları ve toz bulutu saçıldı.
Karanlığın içinden yere ilk inen Barlas oldu. Bir kasırga gibi sıçrayıp henüz ne olduğunu anlayamayan iki korumanın arasına daldı; birinin boğazını kavrayıp duvara fırlatırken, diğerini dönerek attığı sert bir tekmeyle yere serdi. İki saniye bile sürmeyen bu hamlenin ardından Kıvılcım da havalandırmadan süzülerek Barlas’ın hemen arkasında yerini aldı. İkisi de silahlarını tam karşılarda duran Kartal ve Ateş Demir’e dikmişti.
Odadaki klimaların soğuk üflemesi, keskin barut kokusu ve yerdeki kırık camların çatırtısı arasında sarsılmaz bir sessizlik oluştu. Barlas’ın gözleri alev alev yanıyordu. Kıvılcım ise namlusunu bir milim bile saptırmadan doğrudan Kartal’ın alnına nişan almıştı. Parmakları tetikte, bakışları buzdan farksızdı.
Kartal Demir, gözlerinin önündeki bu iki gölgenin cesareti karşısında hafifçe yutkundu ama kibirli duruşunu bozmamaya çalışarak adımını geri çekmedi. Tam ağzını açıp küçümseyici bir şey söyleyecekti ki Kıvılcım’ın çelik gibi kararlı sesi odayı inletti. Her bir kelime, soğuk kurşun gibi adamların yüzüne çarptı:
"O 'kumaş parçası' dediğin şey; üstünde milyonlarca şehidin kanını taşıyan, rüzgârı kestiğimizde bile göklerden inmesin diye uğruna ömrümüzü verdiğimiz bağımsızlığımızdır! Onu bir zaaf zannedecek kadar körsünüz... Ama şimdi o şanlı bayrağa uzatmaya cüret ettiğiniz kirli ellerinizin, o küstah cesaretinizin ve çiğnediğinizi sandığınız kutsalların bedelini canınızla ödeme vakti!"
Ateş Demir, Kıvılcım’ın kurşun gibi ağır ve keskin sözleri karşısında paniğe kapılarak elini belindeki tabancaya attı. Ancak hareketini tamamlamasına fırsat kalmadan, Barlas yıldırım hızıyla ileri atıldı. Tek bir hamlede Ateş’in bileğini yakalayıp kıvırdı, bacağını adamın diz kapağının arkasına sertçe geçirerek onu yere serdi. Tabanca çınlayan bir sesle kırık camların arasında kayıp gitti.
"Kımıldama!" diye kükredi Barlas, namlusunu Ateş’in ensesine gömer gözlerle. "Tek bir nefes bile alırsan ilk kurşunu kardeşin yer!"
Kartal Demir, gözlerinin önünde saniyeler içinde altüst olan dengelere bakarken geriledi. Soğukkanlı maskesi çatlamış, alnında soğuk ter damlaları belirmeye başlamıştı. "Delilik bu..." diye mırıldandı, ellerini yavaşça havaya kaldırırken. "Siz sadece bir avuç askersiniz. Dışarıda yüzlerce adamım var, bu limandan canlı çıkamazsınız!"
Tam o sırada, telsizden statik cızırtıların arasından Sarımsak’ın nefes nefese ama gururlu sesi yankılandı:
"Komutanım! Çatı temiz! Bayrak gönderden inmedi, rüzgârı arkasına aldı dalgalanıyor! Yapan züppelerin ikisi de saf dışı, bayrağımız güvende!"
Barlas’ın dudaklarında, gecenin karanlığını yaran sert ve mağrur bir tebessüm belirdi. Telsizin butonuna basmadan önce bakışlarını bir saniye bile Kartal Demir’den ayırmadı.
"Aferin Sarımsak. Çaycı’yla birlikte çatıyı tutun, çevre emniyetini alın. Turşu, Ekşi... Ana sunucudaki tüm verileri kopyalayın, ardından kalan bütün sistemleri imha edin. Türkiye’nin tek bir verisi bile bu odadan dışarı çıkmayacak!"
"Anlaşıldı komutanım!" diye yanıtladı Ekşi. Bilgisayar klavyesinden çıkan seri tuş sesleri, hemen ardından gelen küçük patlama sesleriyle birleşti. Aşırı yüklenen veri sunucularından dumanlar yükselmeye, sistemler birer birer kararmaya başladı.
Kartal Demir, gözlerinin önünde yok olan milyon dolarlık veri ağını ve çöken planını izlerken öfkeden deliye döndü. "Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz?!" diye bağırdı. "O veriler olmadan buradan çıksanız bile sizi yaşatmazlar!"
Kıvılcım, silahını bir milim bile oynatmadan bir adım öne çıktı. Yüzündeki ifade, çelikten farksız bir kararlılık taşıyordu:
"Biz yaşamaya değil, bu vatanı yaşatmaya ant içtik Demir. Sen ve senin gibiler sadece parayı, gücü ve hainliği bilirsiniz. Ama bilmediğiniz bir şey var: Bu topraklarda bayrak yere düşmez, vatan satılmaz ve hesapsız kalan hiçbir ihanet kalmaz."
Barlas, Ateş Demir’i yerden kaldırıp kollarını arkadan kelepçelerken Kartal’a doğru yürüdü. Sol elini adamın yakasına yapıştırıp onu sertçe kendine çekti:
"Limanın çöplük olduğunu söylemiştim, değil mi? Şimdi o çöplüğün temizlenme vakti geldi. Kısır Timi, operasyon tamamlandı. Düşmanı etkisiz hale getirdik, veriler güvende. Tahliye için harekete geçiyoruz!"
Dışarıda, gecenin ayazında ve deniz kokan rüzgârda, limanın en yüksek noktasındaki Türk bayrağı nazlı nazlı dalgalanmaya devam ediyordu. Aşağıda ise Kısır Timi, zaferle tamamlanan görevin gururuyla gölgelerin arasından süzülerek geceye karışıyordu.
Bölüm etkileşimi
