1. bölüm / 2
Son 3 Saniye1.bölüm
Bölümler 2Şu an: 1.bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Barlas, kafanı duvara badaş!"
Kızın sesi Kara Harp Okulu'nun koridorlarında koşarken yankılanıyordu. Barlas da hemen arkasından onu kovalıyordu: "Gece, dön arkana! Geliyorum gizlice!"
Gece koşmaya devam etti. İkisi de nefes nefese timin yanına doğru ilerledi ile.
Barlas tam Gece'nin yakasından yakalayacakken kız son bir hamleyle kendini öne attı. Karargâhın koridorlarında çınlayan adımları, az ileride banklarda yayılan ekibin tam önünde durdu. İkisi de ellerini dizlerine koyup derin derin nefes alırken, oradaki altı çift göz merakla ve alışkın bakışlarla onlara döndü
Kıdemli üsteğmen Oğuz Şahin oturduğu yerden başını kaldırıp bıkkınlıkla gülümsedi. "Yine mi siz? Karargâhı maraton pistine çevirdiniz valla."
Teğmen Damla Kaya elindeki şarjörü takıp çıkarırken gözlerini devirdi. "Yüzbaşım, yine ne yaptı bu kız size?"
Onlar kim miydi?
Yüzbaşı Barlas Yönel
Üsteğmen Gece Soydan
Kıdemli Üsteğmen Oğuz Şahin
Teğmen Damla Kaya
Teğmen Can Yıldız
Astsubay Mete Yılmaz
Uzman Çavuş Barış Öztürk
Üsteğmen Kerem Demir
Onlar Kısır Timi'ydi.
Onlar birbirinin boğazına sarılacak kadar deliren ama tek bir kılına zarar gelse tüm dünyayı ateşe verecek olanlardı. Biri telsizden avazı çıktığı kadar bağırır, biri patlamanın ortasında çay demler, biri cebinde sarımsakla dolaşır, biri de o buz gibi bakışlarıyla hepsini tek bir emriyle sustururdu. Dışarıdan baksan bir tim değil, karargâhın en rütbeli felaketiydiler... Ama o karanlık çöktüğünde, birbirlerinin arkasını kollayan tek bir yürek olurlardı.
Gece, attığı son deparla birlikte nefes nefese Kıdemli Üsteğmen Oğuz'un arkasına sığınıp onu kendine canlı kalkan yaptı.
"Oğuz Komutanım, tut şunu! 'Barlas kafanı duvara badaş' dedim diye Yüzbaşı beni gerçekten duvara badaş yapacak. Vallahî ben bir şey yapmadım!"
Barlas adımlarını yavaşlatıp alnında biriken teri sildi. Bakışları sert görünse de dudaklarının kenarında zar zor gizlediği o hafif kıvrılma kendini ele veriyordu. "Gece, duvara badaş yapmak az bile sana. Sol kanadı boş bırakıp Kara Harp Okulu'nun koridorlarında turlamak hangi taktikte var?"
O sırada bir mühimmat sandığının üzerine kurulmuş olan Teğmen Can Yıldız, elindeki küçük termosun kapağını kapatıp dumanı tüten bir çay bardağını Barlas'a uzattı. "Komutanım, bir yudum çay alın. Öfke, taktiksel zekâyı köreltir."
"Can, sen patlamanın ortasında kalsan bile o çayı demleyecek misin oğlum?" diye araya girdi Astsubay Mete Yılmaz, başını iki yana sallayarak.
Uzman Çavuş Barış Öztürk ise hücum yeleğinin ceplerini panikle altüst ediyordu. "Ya yine kim aldı benim uğurlu sarımsağımı? Şurada cebimdeydi! Ben göreve sarımsaksız gitmem, uğursuzluk getirir, bilmiyor musunuz?"
Teğmen Damla Kaya gözlerini devirip şarjörünü kontrol ederken, Üsteğmen Kerem Demir o meşhur buz gibi bakışlarıyla tek bir söz söylemeden ekibe döndü. Kerem'in o tek bir kelime etmeyen bakışını üzerlerinde hissettikleri an, timdeki tüm o tatlı gürültü bir anda bıçak gibi kesildi.
Tam o sırada, Barlas'ın omzundaki telsizden cızırtılı ve sert bir ses yükseldi:
"Kısır Timi, Komutanlık Kriz Odasına! Tekrarlıyorum, derhal Kriz Odasına. Bu bir tatbikat değildir."
Ortamdaki neşeli hava saniyeler içinde buharlaştı. Şakalaşan, koşturan sekiz asker gitti; yerini karargâhın en tehlikeli, en gözü kara timi aldı. Barlas çay bardağını kenara bırakıp timine baktı:
"Oyun bitti çocuklar. Felaket olmaya gidiyoruz."
Hepsi ciddileşerek ayağa kalkıp koridorda yürümeye başladı.
Mete bir anda kıkırdadı."Ya, milletin timinin adı ne güzel şeyler olurken bizimki niye Kısır Timi? Vallahi her 'Kısır' dediğimizde canım çekiyor... Ama kısırın yanında çay da iyi giderdi."
O sırada bir yandan lavaşını ısıran Kerem başını Mete'ye doğru çevirdi. "Herkes de bir değişik bugün... Ama kod adlarımızla uyumlu en azından. Çaycı da hemen kendini belli etti tabii."
Gece kafasını arkaya çevirip araya girdi: "Konuşmaya devam ederseniz eğer, kod adım boşuna 'Kıvılcım' değil, gerçekten hepinizi yakarım!"
Damla bıkkınlıkla söylenerek gözlerini devirdi: "Çay da çaymış arkadaş... Anladık Türksün de bu kadar çay sevdalısı birini de ilk defa görüyorum!"
Koridordaki hafif meşrepli atışmalar, Kriz Odası'nın çelik kapısına yaklaştıkça yerini ağır bir sessizliğe bıraktı. Barlas, kapının yanındaki kart okuyucuya kimliğini okuttu. Yeşil ışık cızırdayarak yandığında kapı büyük bir gürültüyle yana doğru kaydı.
İçeride, devasa dijital haritaların ve uydu görüntülerinin aydınlattığı geniş bir masa duruyordu. Masanın başındaki karartıda ise rütbesinin ağırlığını her adımında hissettiren Karargâh Komutanı duruyordu.
"Geçin çocuklar," dedi Komutan, sesi odadaki soğuk havayı yararken.
Kısır Timi aynı anda hazırola geçip selam verdi. Barlas öne bir adım attı.
"Yüzbaşı Barlas Yönel ve Kısır Timi emrinizdedir komutanım!"
Komutan eliyle masadaki dev ekranı işaret etti. Ekranda, karlı dağların arasında gizlenmiş, yüksek güvenlikli eski bir mühimmat deposunun uydu görüntüleri belirdi. Kod adı: Kızıl Kapan.
"İki saat önce istihbarat aldık," diye söze başladı Komutan. "Sınır hattındaki bu eski depoya izinsiz bir sızma gerçekleşti. İçeride ne aradıklarını henüz bilmiyoruz ama sıradan bir terör hücresi olmadıkları kesin. Şifreli haberleşme kullanıyorlar ve teknolojik donanımları üst düzey."
Gece, gözlerini ekrandaki termal görüntülere dikti. "Komutanım, içeride sivil ya da rehin tutulan birileri var mı?"
"Henüz net bir bilgi yok Kıvılcım," dedi Komutan "İşte bu yüzden sizi gönderiyorum. Taktiksel esneklik, ani karar verme yeteneği ve en önemlisi... imkânsız durumlardan sıyrılma becerisi gerektiren bir görev."
Can hafifçe öne doğru eğilip fısıldadı: "Yani tam bizlik bir kaos desek şuna?"
Mete, Can'ın koluna dirseğiyle hafifçe vurarak onu susturdu. Komutan bu küçük hareketi görmezden gelerek devam etti:
"Helikopter sizi on dakika içinde piste bekliyor olacak. Bölgeye hava indirmesi yapacaksınız. Hava şartları berbat, görüş mesafesi sıfıra yakın. Depoya sızıp neyin peşinde olduklarını öğreneceksiniz. Gerekirse hedefi imha edip çıkacaksınız."
"Anlaşıldı komutanım!" dedi Barlas sert bir sesle.
"Son bir şey daha..." Komutan masaya iki elle dayanıp timin gözlerinin içine baktı. "Bu görev resmi kayıtlarda yok. Yakalanırsanız ya da deşifre olursanız, arka planınızda kimse duramaz. Birbirinizden başka kimseniz yok."
Gece dudaklarının kenarıyla hafifçe gülümsedi. "Bizim zaten birbirimizden başka kimseye ihtiyacımız olmadı komutanım."
"Aptalca bir şey yapmayın," dedi Komutan gözleriyle Barlas ve Gece'yi süzerek. "Ve o depoyu kafalarına yıkmadan önce en azından bilgi toplayın."
Selam verip Kriz Odası'ndan hızla çıktılar. Mühimmat odasına doğru koşar adımlarla ilerlerken Barış en arkadan söyleniyordu: "Uğurlu sarımsağımı bulamadan gidiyoruz, yemin ederim bu görevde başımıza bir iş gelecek!"
Oğuz mahcubiyetle gülümseyıp sarımsağı uzatır
"Yemekte kullanmıştım al kalanı koy cebine" Oğuz'un sözü bitmeden hemen sarımsağı alır.
Damla şarjörlerini hücum yeleğine yerleştirirken gülümsedi. "Barış, sarımsak yerine yanına ekstra mermi al, daha çok işine yarar."
Barlas en önde yürürken arkasındaki ekibe döndü. Bakışlarında o alışılmadık, güven veren sertlik vardı.
"Herkes teçhizatını tamalsın. Kod adlar aktif. Beş dakika sonra helikopterde olacağız. Kısır Timi, felaketi yanımızda götürüyoruz!"
Gece şehit olmak için dua eder
"Allahım lütfen ya şehit olayım zaten dedemin babası şehit dedemde şehit babamda şehit ee ben kaldım bari bende atamın babamın yolundan ilerleyim"
Kerem Gece ye bakar
"Tövbe estağfurullah ya tövbe de şehit olmak güzelde dedenin babası şehit deden de şehit babanda şehit ne lan tövbe de ölme"
Hazırlanırlanıp helikoptere binerler. 10 dakika sonra gökyüzünden aşağıya atlamaları gerek ip ile Can ilk başta atlar bağırır.
"Uçuyorum yeppuuu"
Hepsi sırayla atlar
Bölüm etkileşimi
