2. bölüm / 3
Soğuk Davet2. Bölüm
Bölümler 3Şu an: 2. Bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Hayır.
Hayır hayır hayır.
Az önce bana çarpan o ukala adam, koskoca Demir holdingin veliahtı olamazdı.Alkış sesleri yükselirken ben hiçbirini duymuyordum.Miran’ın bakışları kalabalığın üzerinden ağır ağır kaydı.
Bir saniye… iki saniye…
Ve durdu.
Tam üzerimde.
Boğazım kurudu. Elimdeki kadehi biraz daha sıkı tuttum.
Saçmalama Hafsa, koskoca salonda sana mı bakacak?
Ama bakıyordu.
Kürsüde, herkesin önünde, en ufak bir çekinme belirtisi göstermeden bana bakıyordu.
Sonra… dudaklarının bir kenarı kıvrıldı.
O alaycı, kendinden emin ifade.
Ve göz kırptı. Allah'ım neyle sınanıyorum ben. Yeterince rezil olmam yetmezmiş gibi birde adam benle dalga geçiyordu. Ufak bir bocalamayla boğazımı temizledim ve gözlerimi kaçırdım.
“Öncelikle bu gece burada olduğunuz için hepinize teşekkür ederim. Demir ailesi olarak yıllardır güce değil, güvene yatırım yaptık.”diyerek sözlerine başladı. Bir eli cebindeydi, özgüvenli ama bir o kadar da kibirli bir havası vardı. “Babamdan devralacağım bu sorumluluğun farkındayım. Ve şunu bilmenizi isterim ki… değişim kaçınılmazdır. Ama bazı şeyler asla değişmez. Disiplin. Kontrol. Ve saygı.”gözleri teker teker salondaki konuklara değindi. Ben olabildiğince ondan tarafa bakmamaya çalışıyordum. “Bu gece sadece bir devir teslim değil. Yeni başlangıçların da gecesi.”dediğinde gözleri babamın üzerinde durdu. Şüpheyle gözlerimi kısıp, gözlerimi ikisinin arasında gezdirdim. Babam apaçık gerilmişti. Bilmediğimiz bir şey mi vardı ?
🖤📜
Konuşma bitmiş,herkes kendi arasında sohbet etmeye başlamıştı. Miran kürsüden indiğinden beri, bütün genç kızların gözü onun üzerindeydi. Tamam yakışıklıydı ama kızlar utanmasa içine düşeceklerdi. Daha fazla kimin ne yaptığıyla ilgilenmeyip,babamların ne konuştuklarına kulak verdim. Az önceki Miran Demir'le olan bakışmasının nedenini merak etmiştim. Bir işler dönüyordu ama ne? Biraz kafamda kurduğumu düşünüp, kendimi rahatlatmaya çalıştım ve Dilan yengeyle sohbet etmeye başladım. Gerçekten kafa kadındı. Aradan bir yarım saat geçtiğinde, konuklar yavaş yavaş malikaneden ayrılmaya başlamıştı. Bütün gün topukluların üstünde durduğum için bende yorulmaya başlamıştım. Annemlere doğru döndüm ve "Herkes çıkmaya başladı, biz ne zaman gideriz. Çok yoruldum."dedim yüzümü buruşturarak, mızmızlandım. Bu halimi gören annem gülümseyerek "Çok bile durdun. Şaşırmamalı bu haline."dediğinde, gülüp gözlerimi devirdim. Annemden iş çıkmayacağını anlayınca babama döndüm. Elinden tutup, kendime doğru çekmeye başladım. O hala birileriyle iş konuşuyordu. Yaptığım şeye kınayıcı bir bakış attığında, hemen sessizce önüme döndüm. Oflayarak etrafı izlemeye başladım. Demir Holding'in sahibi Cihan Bey, ayrılan konuklara, geldikleri için teşekkür ediyordu. Tam o sırada Miran'ın salonda olmadığını fark ettim. Konuşmasını yaptıktan sonra bir kaç kişiye selam vermiş ardından bir anda ortadan kaybolmuştu. Beyefendiye bak sen! Şu kadar insan onun için buraya gelmiştik ama o ortalarda yoktu. Aman, vallahi burda olmadığı iyiydi. Daha ilk dakikadan gıcık olmuştum herife.
🖤📜
Aradan 15 dakika daha geçtikten sonra hep birlikte eve gitmek için yola çıktık. Eve geldiğimizde saat 23.55 olmuştu. Arabadan indiğimizde telefonumun şarjı bittiği için gelen mesaja bakamadığım aklıma geldi. Elimi çantama atıp içinde tekefonumu aramaya başladım. Bakıp bulamayınca "Üff nerde bu yaa?"dedim. Tam o sırada aklıma gerizekalı bir insan olduğum geldi. Tabii yaa! Telefonum davetin olduğu malikanenin lavabosunda kalmıştı. Elimi alnıma vurup "Offf. Ya bir insan nasıl bu kadar mal olabilir."diyerek kendime sitem ettim. Bu halimi gören abim "Noldu kız, Karadenizde gemilerin mi battı?"dediğinde o kadar sinirim bozulmuştu ki karşılık vermedim. "Telefonumu gittiğimiz davette unuttum. Şimdi almaya gidiyorum, annemlere söylersin."dedim ve koşturarak arabaların bulunduğu garaja doğru ilerledim. Abimin arkadan "Hafsa bıraksın şoför. Gecenin bu saatinde tek başına nereye?"diyen sitemli sesini duydum ama kulak vermedim. Çünkü babamın emriyle bütün şoförler, belli bir hızda sürüyordu. Ama benim o yavaşlığa dayanacak gücüm yoktu. Ayaklarımın bedenimden ayrılmasına çok az kalmıştı. Hemen pembe renkli Tesla'ma atlayıp gaza bastım. Hayır gideceğim yer yakın olsa neyse, taa karşı taraftaydı.
Geldiğimde saat 12.33 olmuştu. Şaka gibi! Malikaneye bir göz attım. Sadece üst kattaki 1 odanın ışığı yanıyordu. Temkinli adımlarla içeri girdim. Büyük ihtimal bura sadece özel günler için kullanılıyordu. Çünkü ışıklar otomatik olarak yanmıştı. Hızlı adımlarla lavabonun olduğu tarafa geldiğimde, lavabonun kapısının kilitli olduğunu gördüm. Ne kadar zorlasam da açılmıyordu. Ne güzel, bir bu eksikti çünkü! Nasıl yapacağımı düşünürken, aklıma yukarıdaki bir odanın ışığının yandığı geldi. Bu seferde adımlarımı merdivenlere çevirdim ve yukarı çıkmaya başladım. Yukarı çıkarken birinin konuşma sesi geliyordu. Kata geldiğimde ses daha da işitilir hale geldi ve Miran'ın sesini duydum. İnanın ki bu saatte bu yorgunlukla onunla hiç uğraşamazdım. Sadece lavabonun anahtarını ister, sonrada eve dönerim diye düşünüyordum ama öyle olmadı. Tam kapıyı aralayıp girecektim ki, konuşmalar arasında Ünal kelimesini duydum. Bu camiada tanındık tek Ünal ailesi bizdik. Vücudumdaki bütün kan çekilmişti resmen. Kafam yerine geldiğinde konuşmanın arasından intikam kelimesini de zar zor seçmiştim. Açıkçası gerilip, rahatsız oldum. Hemen buradan ayrılmam gerekiyordu. Kafamı sağa sola sallayıp, kendime gelmeye çalıştım. Ve içeri girecekken bir şey oldu. Şaşırdık mı? Hayır. Elektrikler gitmişti. Kahretmesin! Hızlıca burdan çıkmam gerekiyordu, yoksa çok fena yakalanacaktım. Ama etraf çok karanlıktı nasıl yapacaktım ki ? Temkinli adımlarla geri çıkacağım sırada birden kapı açıldı ve korkuyla ne yapacağımı bilemeyip, topukluların üzerinde dengemi kaybettim. Düşmek üzereyken, bir kol buna engel oldu. E bu kişi de Miran'dan başkası değildi. Ani bir refleksle, ellerimi kollarına dolamıştım. İnşallah beni tanımazdı, yoksa üst üste iki kere rezil olacaktım. "Yine mi sen? Bu saatte burda ne işin var?"diyen sesini duyunca, şaşırsam mı utansam mı bilemedim. Birincisi bu karanlıkta beni nerden tanımıştı, ikincisi çok utanıyorum! Yanlız bu sefer sesi sinirli çıkmıştı.Sesi karanlığın içinde daha sert, daha tehditkâr gelmişti. Beni belimden tutan kolu hâlâ gevşememişti. Nefesi yüzüme çarpıyordu. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki bunu onun da duyduğuna emindim.
“Elinizi… çekebilir misiniz?” dedim kısık bir sesle. Gururlu durmaya çalışıyordum ama topukluların üzerinde hâlâ dengesizdim.
Miran beni yavaşça dikleştirdi fakat geri çekilmedi. Bir adım geriye gitmek isterken o bir adım yaklaştı.
“Tesadüflerin bu kadar ısrarcı olması tuhaf değil mi?” dedi alçak bir sesle.
Kaşlarımı çattım. “Telefonumu burada unuttum. Lavabonun anahtarını istemeye gelmiştim. Hepsi bu.”
Karanlıkta gözlerini tam seçemiyordum ama bakışlarının üzerimde gezindiğini hissediyordum. Sanki yalan söyleyip söylemediğimi tartıyordu.
“Ne duydun?” dedi bu kez daha net.
Boğazım kurudu.
“Hiçbir şey.” dedim hızlıca. “Duymam gereken bir şey mi vardı?”
Bir an sessizlik oldu. Uzun. Gergin. Nefes alışlarımız dışında hiçbir şey yoktu.
Sonra cebinden telefonunu çıkardı. Ekranın ışığı yüzünü aydınlatınca ifadesi daha da keskinleşti.
“Cenk, elektrikleri kontrol et.” dedi soğuk bir tonla.
Demek yalnız değildi.
Telefonu kapatıp tekrar bana döndü. Bir adım daha yaklaştı. Artık aramızdaki mesafe neredeyse yok denecek kadar azdı. İstemeden geriye doğru adım attım ama arkamda duvar vardı.
“Ünal soyadı kulağına yabancı gelmiyor olmalı.” dedi fısıltıyla.
Kanım dondu.
“Ne demek istiyorsunuz?” Sesim istemeden titremişti.
Dudaklarının bir kenarı hafifçe kıvrıldı ama bu sefer alaycı değil, tehlikeli bir ifadeydi.
“Yanlış kapının önündesin, küçük hanım.”
Tam o sırada ışıklar geri geldi.
Gözlerimiz tekrar net bir şekilde buluştu.
Ve bu sefer bakışlarında oyun yoktu.
Savaş vardı. Bu adam psikopat falan mıydı? Rollenmelere bak, sanki uygunsuz şekilde yakaladık. Tövbe estağfirullah. "Anlamadınız beni sanırım. TELEFONUMU BURADA UNUTMUŞUM DİYORUM!"zaten yeterince yorgundum bir de bu herifle uğraşamazdım. Zaten az önce ima ettiği şeylerden dolayı gerilmiştim. Sinirimin sınırda gezdiğini anlamış olacak ki , o da benle uğraşmak istemedi ve " Takip et beni."dedi. Göz devirip , kollarımı göğsümde birleştirerek onu takip etmeye başladım. Aşağı kata indik. Tuvaletin önüne geldiğimizde telefonunu açıp bir şeyler yaptı ve kapıdan 'tık' sesi geldi. Şaşırarak ona baktım. O ise kapıyı açtı ve eliyle içeriyi işaret ederek " Buyur, ne alacaksan al. İşim var, hızlı ol."dedi. Miran'a Ters ters bakarak içeri girdim.Girerkende fısıldayarak"Medeniyetsiz dağ ayısı!"demeyi ihmal etmedim. Arkamdan "Duyamadım. Bir şey mi dedin?"diyen sesi geldi. "Yoo ne diyeceğim. Bu kadar kibar olman karşısında teşekkür ettiğimi söylüyorum."dedim yapmacık bir gülümsemeyle. Memnuyitesiz bir gülüş de denebilirdi. Sözlerimi duyunca kısa bir kahkaha attı. Etkileyiciydi. "Kibar olduğumu söyleyen ilk kadınsın." Telefonumu çantama yerleştirirken başımı hafif yana eğdim.
“Demek ki çevrendekizdeki kadınların standartları biraz daha yüksek.” dedim sakince.
Kısa bir sessizlik oldu.
Miran’ın yüzündeki o rahat ifade milim oynadı.
Kapı pervazına yaslandı. Kollarını göğsünde birleştirdi.
“Standartlarımın yüksek olduğunu herkes bilir.”
“Evet, fark ettim.” dedim. “İnsanları yanlış anlamakta da epey iddialısınız.”
Bakışları sertleşti.
“Yanlış mı anladım?” diye sordu.
Bu sefer sesi daha alçaktı. Daha ciddi.
Bir adım attı.
Refleksle durdum.
“Yukarıda ne duydun, Hafsa?”
Dünya bir saniyeliğine durdu.
Adımı biliyordu.
Kalbim hızlandı ama belli etmedim.
“Adımı öğrenmiş olmanız etkileyici.” dedim kayıtsız görünmeye çalışarak. “Ama kulak misafiri olduğumu düşünmeniz tamamen sizin hayal gücünüz.”
Gözlerini kısmıştı.
“Beni ‘medeniyetsiz dağ ayısı’ ilan etmeden önce biraz düşünmeliydin.”
Kan beynime sıçradı.
“Demek duydunuz.”
Bir adım daha yaklaştı.
"Kulaklarım iyi işitir.” Kısa bir sessizlik olmuştu. Sessizliği bölen ise o oldu.
“Gece vakti tek başına buraya gelmek cesaret mi,” dedi gözlerini gözlerime sabitleyerek, “yoksa düşüncesizlik mi?”Sinirim kabardı.
“Benim nerede, ne zaman bulunacağım sizi ilgilendirmez.”
Çenesini hafifçe gerdi.
“Yanlış kapının önünde duruyorsun, Hafsa.”
Adımı yine söylemişti.
Bu sefer bilerek.
Gözlerimi kaçırmadım.
“Belki de doğru kapıyı çalıyorumdur.” dedim. Gözlerimi kısarak ona baktım. Apaçık meydan okuyordum.Sadece baktı.Sonra kapıdan çekildi.
“Bir dahaki sefere…” dedi çıkarken, “kapıyı çalmayı dene.”Ve yürüyüp gitti.Ben ise olduğum yerde kalakaldım.Sinirliydim. Biran önce buradan gitmek istiyordum...
Not: Yorum ve beğeni sınırı 30 dur aksi halde bölümler gecikmeli gelecektir. 😌🫶🏻
Bölüm etkileşimi
