2. bölüm / 4
SİYAH MÜHÜR:BİATGÖZ GÖZE (düzenlendi)
Bölümler 4Şu an: GÖZ GÖZE (düzenlendi)
- 1 PROLOG(düzenlendi)388 kelime
- 2 GÖZ GÖZE (düzenlendi)1.080 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 İLK BAKIŞ (düzenlendi)894 kelime
- 4 KARANLIK836 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Saint Jude Akademisi’nin devasa demir kapıları arkamdan kapandığında, çıkardığı o tok ses koridor boyunca yankılandı. Yağmur yağıyordu. Üzerimdeki ince beyaz elbise sırılsıklam olmuş, saçlarımdan süzülen su damlaları mermer zemine düşüyordu.
Burası hakkında sadece fısıltıları duymuştum. Seçkinlerin, zenginlerin ve yeraltı dünyasının geleceğini şekillendirenlerin gittiği bir okul olduğunu söylemişlerdi. Ama koridorun tam ortasında tek başıma durduğumda, içime çöken o ağır his, bana bunun sıradan bir okul olmadığını fısıldıyordu.
Kurallar rektörler ya da profesörler tarafından konulmazdı burada. Bunu daha ilk adımımda, etraftaki öğrencilerin o gergin yüz ifadelerinden anlamıştım. Buranın gerçek sahipleri vardı. Adlarını daha önce duymuştum: Kutsal Üçlü. Kieran Black, Gideon Vance ve Damon Thorne.
Omuzlarımdaki gerginliği atmak için derin bir nefes aldım. Az önce koridorda yanımdan geçen o yabancının bıraktığı buz gibi omuz teması ve tehlikeli fısıltısı hâlâ zihnimde yankılanıyordu. "Yeni kız, değil mi?" demişti. Sadece bu. Ama o iki kelime, burada kimsenin kimseye masum yaklaşmadığını anlatmaya yetmişti.
"Hey, iyi misin?"
Düşüncelerimi bıçak gibi kesen bu net ses, koridorda yankılandı. Başımı çevirdim. Karşımda, Saint Jude’un koyu lacivert üniforması içinde, dalgalı kumral saçlı, keskin bakışlı bir kız duruyordu. Elindeki ders programını öyle kibirli bir rahatlıkla tutuyordu ki, üzerinde en ufak bir tedirginlik yoktu.
"İyiyim," dedim, sesimdeki o tavizsiz dikliği bozmadan. "Sadece... buranın havasına alışmaya çalışıyorum."
Kızın dudaklarında hafif, takdir edici bir tebessüm belirdi. Elini uzattı. "Ben Maya. Maya Lissa. Sen de şu çok konuşulan yeni burslu kız olmalısın, Arya."
Uzatılan eli tereddüt etmeden sıktım. "Memnun oldum, Maya."
Maya etrafa şöyle bir göz attı; sanki bu okulun nasıl bir yer olduğunu çok iyi biliyormuş gibi küçümser bir ses tonuyla güldü: "Bu okulda insanlarla dostluk kurmak cesaret ister. Herkes ya Kutsal Üçlü’nün gazabından korkar ya da onların kölesi olmak için yarışır. Ama merak etme, onlar ortalıkta yokken buralar oldukça eğlencelidir." Arkasındaki koridoru işaret ederek yürümeye başladı. "Benimle gel, seni kalacağın odaya götüreyim."
Küçük bir tebessüm edip Maya'nın peşinden gitmeye başladım. Birkaç dakika sonra kalacağım odanın önüne geldik. Maya durdu, elindeki kâğıdı gözlerimin önüne salladı ve zafer kazanmış bir ifadeyle gülümserken konuştu: "Baktım da... Yönetim bu yıl oda dağılımlarında yine kafasına göre takılmış. Ve bildin mi biz nereye düştük? Aynı odaya, Arya."
Şaşkınlıkla duraksadım. "Ciddi misin? Aynı odada mı kalacağız?"
"Ciddiyim tabii ki," dedi Maya gülerek; kolunu omzuma atıp beni hafifçe yürümeye zorladı. "Böylece hem birbirimizi kollayacak bir yoldaş bulmuş oluruz hem de bu kocaman okulda kaybolmazsın. Şanslı günündesin, benden söylemesi."
İçeri girdiğimizde şaşkınlığımı gizleyemedim. Oda dışarıdan göründüğünden çok daha büyüktü. Yüksek tavanlar, koyu meşe gardıroplar ve iki ayrı köşeye yerleştirilmiş iki yatak vardı. Sırtımdaki çantayı yatağın üzerine bırakırken derin bir nefes aldım. "Burası... oldukça güzelmiş. Beklediğimden çok daha iyi."
"Dışarıdan güzel görünmesi her zaman iyidir," dedi Maya valizini açıp eşyalarını yerleştirmeye başlarken. "Ama oda arkadaşı olarak birbirimizi bulduğumuz için gerçekten şanslıyız. En azından burada arkamı kollayacak zeki birinin olması içimi rahatlatıyor."
Eşyalarımı dolaba yerleştirirken, dışarıdaki rüzgârın camlara vuruşunu dinliyordum. Henüz buranın arkasında dönecek dolaplardan veya isimsiz kurallardan habersizdim; tek bildiğim, bu dev kampüste kendi ayaklarım üstünde durmam gerektiğiydi.
İşlerim bittiğinde Maya heyecanla kapıya yöneldi. "Hadi bakalım, oda arkadaşım! Sana en azından ilk gün kaybolmayacağın kadar büyük bir tur attıralım."
Odadan çıkıp koridora adımlarımızı attığımızda, binanın akşam serinliği yüzümüze çarptı. Merdivenlerden aşağı inip ana avluya çıktığımızda, avluda inanılmaz bir kalabalık vardı. Öğrenciler gruplar halinde gülüşüyor, pahalı kahvelerini yudumluyor, kütüphanenin mermer merdivenlerinde oturmuş sohbet ediyorlardı. Kimsenin yüzünde bir korku yoktu; aksine, buraya ait olmanın verdiği o kibirli özgüven vardı.
Maya, eliyle ilerideki ihtişamlı binayı işaret etti. "Bak, orası ana yemekhane. Yemekleri kesinlikle çok güzel ama en önemlisi buranın tek sosyalleşme alanıdır. Herkes oradadır."
Yemekhaneye doğru yürürken etrafı dikkatle inceliyordum. İçeri girdiğimizde gürültülü bir uğultu dalgası bizi karşıladı. Farklı masalarda oturan gruplar kahkahalar atıyor ya da kendi aralarında fısıldaşıyordu. Maya'yla tepsilerimizi doldurup köşedeki şöminenin yanına oturduk. Maya bana okulun dedikodularını, hangi hocanın ne kadar çekilmez olduğunu anlatırken ben de etrafı izliyordum. Burası gerçekten de dışarıdan göründüğü kadar korkutucu değildi.
"Yani diyorsun ki, kütüphanenin üçüncü katındaki en köşedeki masa tamamen bize kalır?" diye sordum çatalımı tabağıma bırakırken.
"Kesinlikle," dedi Maya kahkaha atarak. "Kimse oraya gitmez çünkü boğucu olduğunu söylerler. Ama en huzurlu yer orasıdır."
Ben de hafifçe gülerek kahvemden bir yudum aldım. "Pekala, her zaman o masayı kapmak boynumuzun borcu olsun."
Birkaç dakika daha hafif konulardan bahsettikten sonra derin bir nefes aldım. Göz kapaklarım günün yorgunluğundan ağırlaşmaya başlamıştı.
"Maya, ben sanırım yavaştan odaya çekilsem iyi olacak," dedim masadan kalkarken. "Yol yorgunluğu üstümden henüz atılmadı, biraz dinlenmeye ihtiyacım var."
Maya anlayışla başını salladı. "Tabii ki, git dinlen. Zaten yarın sabah ilk dersle birlikte bu okulun gerçek koşturmacası başlayacak, enerjiye ihtiyacın olacak. Ben biraz daha buradayım, sonra odaya gelirim."
Tepsimi toplama alanına bırakıp yemekhaneden ayrıldım. Dışarı çıktığımda, Saint Jude’un avlusu gündüze nazaran ürkütücü bir şekilde sessizleşmişti. Odama hemen gitmek yerine, kampüsün o sakinleşmiş havasında biraz yürümek, zihnimi toplamak istedim.
Adımlarımı yavaşlatarak yürümeye devam ettim. Etrafta çıt çıkmıyordu; sadece kendi botlarımın mermer zeminde çıkardığı tok yankılar geceye karışıyordu. Havada hâlâ o hafif tütün ve nemli toprak kokusu vardı.
Fakat ne kadar huzur arasam da, üzerimdeki o tuhaf his bir türlü geçmiyordu. Sanki arkamda bir çift göz vardı; beni adım adım izliyor, her hareketimi kaydediyordu. Hızla arkama döndüm ama koridor da, avlu da tamamen boştu. Kendi kendime mırıldanarak omuz silktim, hayal gördüğümü düşünüp yoluma devam ettim.
Nihayet odama dönüp kapıyı arkamdan kilitledim. Herkesin kendine ait bir oda anahtarı olması çok iyiydi; bu sayede Maya’yı beklemek zorunda kalmamıştım. Üzerimi değiştirip yatağıma uzandım. Ama içimdeki o tuhaf sıkıntı, o daralma hissi bir türlü geçmiyordu. Yataktan doğrulup biraz hava almak için pencerenin önüne yürüdüm. Perdeyi hafifçe araladım.
Dışarıda ay, akademinin avlusunu aydınlatıyordu. Avlunun girişindeki siyah bir arabanın yanında bir adam duruyordu. Arabanın kapısına yaslanmış, telefonuna bakıyordu. Tam perdeyi kapatacakken, adam sanki varlığımı hissetmiş gibi hafifçe kafasını kaldırdı. Karanlığın içinden süzülen o bakışlar, tesadüfen benim penceremde duran beni buldu. Bir an donup kaldım.
Göz göze gelmiştik. Kaşlarını hafifçe çatmış, o buz grisi gözleriyle bana bakıyordu. Bakışları o kadar yoğun ve keskindi ki, sanki bir yılanın avını hipnotize etmesi gibiydi. Kaçmaya çalıştım ama sanki bedenim o camın arkasında mıhlanmıştı.
Sonra, dudaklarının kenarında o tehlikeli, karanlık tebessüm belirdi. Telefonunu cebine attı. Gözlerini bir saniye bile benden ayırmadan, ellerini arabanın kaputuna dayayıp beni izlemeye devam etti. Gitmiyordu. Sadece orada durup, beni izliyordu.
Elimde olmadan geriye doğru bir adım attım. Perdeyi hızla kapattım. Kalbim, olması gerekenden çok daha hızlı atıyordu.
O kimdi? Neden bir yabancının bakışı bile beni bu kadar ürkütmüştü?
📃Sizce o arabanın yanındaki adam kimdi? Yorumlarda buluşalım!🤍🫶
Ayrıca bu karanlık hikayenin devamı ve Kieran'ın zihnine girmek için (çünkü sırada onun bölümü var!) beğenmeyi ve takip etmeyi unutmayın. Küçük kuş uyanıyor... 🐦🔥
(Not: Bölüm, okuyucu geri bildirimleri doğrultusunda yeniden düzenlenmiştir.)
Bölüm etkileşimi
