2. bölüm / 2
Siyah BakışlarBölüm iki
Bölümler 2Şu an: Bölüm iki
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Keyifli Okumalar...
16 Mart Perşembe 2023
Saat 13.25
Trabzon - Maçka
Yaman geldiği noktadan manzarayı izliyordu gözleri dumanlı yüreği yangın yeriydi. Kendi içinde bir terazi kurmuş ne yapması gerektiğinede karar vermeye çalışıyordu iki kesede ağır basıyordu.
Gözü bu güzelikleri izlerken aklında sadece kanla kaplı babası vardı.
Bu noktsya geleceğini hiç düşünmememişti düşmanı olduğu adamın karşısına oturmayı onunla ortak yol bulmayı hiç düşünmemişti.
Düştüğü bataklığın içinde karanlığa gömüldüğünü hissediyordu.
Batığı, bataklıkta yavaş yavaş ruhundan parçalarında battığını hissediyordu.
Bu dünyayı bir türlü anlayamıyordu. Daha kaç kez düşmesi gerekiyordu, ayağı kalkmak için yaratıcı onu hiç mi sevmiyordu.
İçinde ki sıkıntı dinmiyordu uzun bir sürede dinecek gibi hissetmiyordu. Kederle bir sigara daha yerleşitirdi dudaklarının arasına.
Yem yeşil orman önüne serilmişti kuşların cıvıltısı kulağını dolduyordu ileride denizin mavisi parlıyor güneş tepede ışıldıyordu, karadeniz tüm güzelliğini onun önüne sermişti ama ruhuna dokunmuyordu bu güzellik, daha da zehirlendiğini hissediyordu.
Karadeniz çok uzakta sakin mavi bir sonsuzluk gibi görünüyordu, onun içinde ki karadeniz dağları yağmalıyor, taşı aşındırıyordu.
Masmavi gökyüzü laciverte boyanmış soğuk rüzgarlar esiyordu.
Gözlerinin gördüğü karadeniz bugün sakindi bahsedildiği gibi hırçın dalgaları yoktu taşları yağmalamıyordu. Misafirini sükutla karşılıyordu.
Arada hafif bir meltem esiyor yamanın ciğerlerine çam ve ardıç ağaçlarını keskin kokusunu dolduruyordu.
Zihninin açıldığını hissediyordu temiz hava ciğerlerini yakıyor kendine getiriyordu. Ama bu onun için iyi bir şey değildi yaptığı gerçeği daha sert yüzüne çarpıyordu.
Geride eniştesi ve dedesi gergin bir şekilde düştükleri bu durumla ilgili konuştuklarını duyıyordu ama onlarda Yaman gibi bir türlü karara varmıyorlardı. Turan neden şimdi böyle bir hamle yapmıştı.
Bu ortaklığa ihtiyaçları vardı diğer yandan Yaman için çok ağır bir gerçekti kabul edeceği şey.
Buraya dedesinin zoru ile gelmişti Yaman dedesinin söylediklerini biran anlamamıştı. Olayı idrak edince ise taş üstünde taş bırakmamış tüm odayı dağıtmıştı zor sakinleştirmişlerdi.
Uzun bir tartışmanın ardından burdaydı Yaman mecbur kalmıştı.
Gözlerinde ki korkuyu görünce eli kolu bağlanmıştı Yamanın, tek ailesi onlardı. Onları kırmak üzmek istemiyordu.
Ama buraya gelse bile aklında hiç bir şeyi yerine otutturamıyordu. Yaptığı kısıtlı araştırmada da hiç bir şey çıkmamıştı.
Turan Türkeşin amacı neydi neyi planlıyordu ?
Turan sır gibi sakladığı kızını nasıl öldürdüğü adamın oğlu ile evlendirmek isterdi anlıyamıyordu ortada hiç bir şey yoktu süre gelen kan davası durulmuştu.
Onun canını yakacağını, üzeceğini hiç mi düşünmüyordu.
Yamanın kafasında sorular dönüp duruyordu, bu adam neyine güveniyordu bu kadar, ne planlıyordu.
"Güzel Trabzonuma hoşgeldiniz."
Ormanı dolduran Turanın sesi ile Yaman arkasını döndü kendi gelmeden adım sesleri duyulmuştu, 1.90 boylarında esmer yaşını göstermeyen güçlü kuvetli bir adamdı saçında ki tel tel aklar onu yaşlı değil daha yakışıklı göstermişti yıllar onu yıkmamış acı çektirmemiş gibi dimdik yürüyordu.
Üzerine giydiği haki renk av kıyafeti sırtında tüfeği ayağında postalı ile gelmişti bakışları takım elbise giyinmiş adamlarda dolandı.
"Hoş mu bulduk yoksa boş mu bulunduk onuda sen söyleyeceksin deli fırtına."
"Hoş buldunuz Ferhat bey boş işler sevmem ben.."
Yaman dayandığı korkuluğu kırmak istercesine sıktı bu düşündüğünden daha zor olacaktı derin bir nefes aldı yaslandığı yerden ayrıldı dedesi ve amcasının oturduğu banka yaklaştı. Geldikleri yer bir dağ yamacıydı bir kaç banktan başka bir şey yoktu arkası yeşil orman önü uçsuz bucaksız gökyüzüydü.
Bakışları Turanın yanında getirdiği onun gibi av kıyafeti giyimiş tüfekli geride duran üç adama takıldı.
Ormanda geldikleri patikanın önünde duruyorlardı arada mesafe vardı, konuştukları duyulmuyordu ama yüzlerinden rahatlıkları belli oluyordu, hepsi tam av teçhizatı ile kuşanmışdı.
Geride kalanlardan kumral olan onlara doğru gelmeye başladı. Elinde sürekli çektiği kahverengi bir tespih vardı.
Turan ise sadece Yamana odaklanmıştı.Onun derdi anlaşmaya varmaktı.Turan yaptığı plandan pişmanlık duymak istemiyordu yada aksilik olmasını.
Sonra nasip dedi sadece ALLAHA yalvararak nasip ALLAH'ım. Her şeyi bilen o vardı.
İkiside farklı yollardan birbirlerini buldu, bakışları kesişti. Yıllar olmuştu birbirlerini ilk ve son görüşleri Yaman sol tarafında tekrar bir ağrı hissetti.
İnandığı herşeye ihanet ediyormuş gibi hissediyordu mezarda ki annesinin kemikleri sızlatıyormuş gibi. Hala saklandığı yerde kalmış o küçük çocuğa döver küfür eder gibi. Güçsüz çaresiz ve korkak olan o çocuk gibi.
"Büyümüşsün son gördüğümde dokuz on yaşlarındaydın. Ama o zamanda belime kadar geliyordun. Uzun, cüseli bir adam olacağın belliydi."
Yaman ona hitaben konuşan Turanla elleri yumruk oldu. Yediremedi, çok kızdı ne yapıyorsun dedi kendine.
İçinde bir çukır açıldı içine düştü orda çırpındı çamura boyandı "Artık karşında o küçük çocuk yok."
Buraya bu masaya çıkarları için oturmuştu bunu hatırlatı kendine, küçük çocuğun ettiği yemini.
Turan sesinde ki öfekeyi nefreti görmezden geldi. Karşısında bir an o çocuğu görür gibi oldu korksada canı yansada başı dik duran çocuğu.
"Görüyorum. MaşALLAH boyumu geçmişsin."
"Turan ne yapmaya çalışıyorsun."
"O ne demek sohbet ediyorum işte yıllardır gör...?."
"Biz dost değiliz Turan yamanda yıllardır görmediğin arkadaşının çocuk değil." Babasını gözleri önünde öldürdüğün çocuğa diyemedi. Bu zaten gergin olan ipleri koparırdı.
Yamanı uçurumdan aşağı atardı.
Burda Rafet ve Ferhatın zorunluluğuyla duruyordu.
Rafet yamanın zorladığını hissederek durma el atmak istemişti Turanla ilişkiler merhaba merhabaya dayanırdı içinden yaptıkları için onu deteklesede bu kelama dökülmezdi işin ucunda Yaman vardı onun için zor olan her şeyi kolaylaştırmak istiyordu.
"Yaptığım şeyden pişman değilim eğer bir pişmanlık görmek veya pişmanlık arıyorsanız söyeleyeceğim tek şey Yamanın orda olduğunu bilmiyordum bilseydim öldürmezdim. Tek başına olduğundan emin olduğum bir yerde hallederdim işini ama talihsizlik."
Çocuk ticareti yapan adamın kendi oğluyla saklanbaç oynuyacağını kestirememişti.
Turan bu güne kadar sayılı kez eline silah almıştı o kadarda tetiğe basmıştı.
Hiç birinden de pişmanlık duymamıştı.
Bakışları Yamanda kaldı çatılan kaşların kasılan çenesini, seğiren gözünü izledi herşeyi açık oynayacaktı. Kızından her şeyi saklayacakken karşısında ki adama kartları açık oynayacaktı.
Kimin kızı ile evlendiğini unutmasın istiyordu.
"Turan karşında babasını öldürdüğün bir çocuk var..."
"Ben bir çocuk ticaretcisini öldürdüm Rafet bir babayı değil düşmanıda değil. "
Yaman kaldığı bu ikilemde en çokta Turana hak verdiği için sessizdi. Babasının bulaştığı işleri deneyimleyerek öğrenmişti. Zulüm edilen o çocuklardan olmuştu. Babasının günahının bedelini o çekmişti.
"Ben sizi düşman olarak görmüyorum."
Turan dürüstçe fikrini söyledi.
"Dostluğumuzda yok."
Yamanda bir o kadar dürüstü.
"Ha bunu doğru dedun damat, artık dünürüz."
Şilvesi az kayarken kendide söylediklerinden rahtsızlık duydu. Düştüğü bu durma kendi içinden sövüyordu.
Yaman istemsizce gözlerini devirdi sinirleri iyice hopluyordu.
"Selamün Alyeküm."
Ömer abisi gibi banka kurulurken bakışları karşısında duran üç adamda gezindi. En son Yamana değdi en çok onda oyalandı. Ömer sima olarak ez bilinen Türkeşti kendine ailesinden başka bir yol çizmiş ve polis olmuştu mesleğinide en güzel şekilde icra ediyordu. Ama ailesinin yükünü her zaman omuzlarında hissediyordu.
"Kardeşim Ömer."
"Ula ALLAHUN Selamuna da mı karşılık vermeysunuz. He o kadar mı düştuk."
Ömer alamadığı karşılıkla parlamıştı aslında buda onun canın sıkıntısından kaynaklıydı, endişeliydi.
Bu masaya oturan herkes gibiydi.
"Cidden siz buraya bizi niye çağırdınız bu tavırlar karşımda oturan adam benim babamın katili ne yapmamızı bekliyorsunuz bizden. Yüzümüzde gülcükler açarak selamınızı kabul etmemizi mi? " Yaman sahte samimiyet gösterisinden bıkmıştı.
Hayatının felaket senfonisini başlatan adam karşısında açıkça pişman değilim diyerek oturuyordu. O da onu dinliyordu ne için. Güç için mi ?
"Ne deduk ula damaat ALLAH'ın selamınada düşmansınız."
"Ve Aleyküm selam Ömer aleyküm selam.."
Rafet onların inatçılığını bilerek alttan alma işini yüklendi
Ömer aldığı yanıtla tatmin bir şekilde geriye yaslandı.
"Oldu şimdi."
Yaman içten tövbe çekmeye başladı dikleşirse işin sonunun kötü olacağını biliyordu.
Herkesin bakışları geride gelen kişiye takılırken Turan daha konuya girmeden başlayan gerginliği yatıştırmak için geride duran adamalarına çay getirmelerini emretti.
"Turan, genel hasımlarını toplama günü yapıyorsun galiba." Rafet gibi Ferhat ve Yamanda gelen kişiyi yakından tanıyıp Türkeş ailesi ile olan kan davalarını biliyordu bu da bir gerginlik yarattı.
"Talha Kardağlı benim hasımım değil evladım Rafet, size sunduğum teklif güçtü." Turan elinde ki güçün bir kısmını göstermek istiyordu.
"EyvALLAH Turan amca." Dedi Talha elini Turan amcasını omzuna atarak desteklercesine sıktı. " Hoşgeldiniz kusura bakmayın buraya gelirken biraz dolanmak zorunda kaldım."
Talha masada bakışlarını dolandırıp zora ki bir gülümseme sundu. Bu masada konuşulan her şey herkesi etkileyecek bir gidişata dur diyecekti.
"Sağol Talha beklenmedik bir hamleydin. Dedenin bu dostluktan haberi var mı?"
Ferhat Talhanın dedesi Fatihi tanıyordu oda en az Turan kadar deliydi damarına basılınca hele.
Oda kasırga olarak nam salmıştı onun dur durağı yoktu estimi yıkardı.
"Var Ferhat bey kendiside gelmek isterdi ama babaannem rahatsız o yüzden gelemedi. Ama burda konuşulacak her konudan haberdar."
Talha arkadaşı Ömerin yanına oturarak bu anlaşmaya dahil oldu.
Sessizlik içinde kalan Ferhat artık konuşmanın zamanı geldiğini hissediyordu. Bu işe iyice aklına yatmaya başlamıştı.
"Turan anlat bize derdini bu evlilik fikri nerden çıktı ne planlıyorsun sen, daha doğrusu ne istiyorsun bizden?"
Turan oturduğu yerde dikleşti.
"İki tarafında çıkarları olacak bir iş desek."
🍂
Hızlıca üniversite sınırlarından çıktım gökyüzüne baktığımda yağmur bulutlarının toplanmaya başladığını gördüm herşey nasılda tersine gidiyordu ama.
Hocanın geç kalması ile ders uzamıştı bu yüzdende arabayı kaçırmıştım şimdi ise kafamın üstünde yağmur bulutları dolanıyordu. Ve diğer köy arabası yarım saatte geliyordu.
Biraz daha oyalanırsam eğer geç kaldığım yetmiyormuş gibi birde yağmurda ıslanacaktım.
Yanımdan geçen benim gibi öğrenci arkadaşlarıma baş selamı verip yürümeye devam ettim.
Yağmuru, yağmurlu havaları sevmezdim hatırlattığı şeyler acı vericiydi ve şansa ki dört mevsim yağmurlu bu şehirde yaşıyordum.
Yüzümde hissetiğim su damlaları ile oyunu kaybetmiştim bir kaç dakika sonra yağmur seyrek ama hızlı yağmaya başladı durak yakın olsa da arada yürüyüş mesafesi vardı. Sakin sokakta yürümeye başladım benim gibi birkaç kişi daha yağmura yakalanmıştı onların adamları telaşlıydı.
Esen rüzgar ile titredim hızlı yürüyüşlerim bu kez kendini koşuya bıraktı bildiğin kaldırımda deli gibi konuşuyordum, koşmayı seviyordum tabi şehrin ortasında değil.
Keşke şu şom ağzımı hiç açmasaydım insanın aklından geçen bu kadar hızlı bir şekilde başına gelirmiydi.
Çarptığım beden ile omuzumda sallanan çanta yere düştü çok sert bir şekilde çarpışmıştık.
Bende kendimi çarpmanın hızı ile geriye doğru savururken buldum keskin bir acı bekliyordum ama ne o acı geldi nede sert zemini hissetim onun yerine belimde hissetiğim eller ve sertçe yapıştırıldığım bir adet göğüs vardı.
Ne olduğunu anlamamıştım sanki duvara toslamış gibiydim bir türlü tepki veremedim.
Korku ile kapadığım gözlerimi yavaşça açtım kara göz kara kaş bir adam beni tutuyordu ve ben şu an onun göğsüne yaslı duruyordum.
Durumu idrak edip hızlıca kendime gelip geri çekildim Tövbe haşa tövbe haşa.
" Ben kusura bakmayın yağmurdan kaçıyordum."Kendimce kendimi açıkladım. Çantam yerde ıslanıyordu elimde tuttuğum dosyamda ona eşlik ediyordu daha fazla ıslanmasınlar diye
eğilip onları toplamaya başladım yanaklarım yanıyordu.
Belayı çekmiştin kendime bu gün zor varırdım eve hala başımda dinlen adama aşağıdan bir bakış attım niye gitmiyordu bu adam.
O anda fark ettiğim diğer şey ise artık ıslanmadığımdı. Adam şemsiyeyi bana doğru tutuyordu ama kendi ıslanıyordu.
Ona olan bakışlarımı fark etmiş olack ki gözlerini üstümden çekip karşıya baktı bir anda kafama bırakılıp gidilen şemsiye ile olduğum yerde kaldım. Elim şemsiyenin çarptığı yere dokundu.
Hızlıca yerden doğruldum giden adama baktım.
" Beyfendi!!" Diye seslensemde beni duymadı yolda ıslanarak yürümeye devam etti. Aramızda çokta mesafede yoktu duymaması imkansızdı duyduysa niye bakmamıştı? Duymamışmıydı, galiba. Elimde bir yabancıya ait şemsiye ile paltosunun sardığı geniş sırtına baka kaldım.
Peşinden gitmek istesemde vazgeçip evin yolunu tutum.
Aklımda ise o siyah çalan gözler vardı.
...
Arabadan indiğim gibi eve doğru yürümeye başladım. Islanmamıştım yanı azıcık ama oda üstümde kurumuştu.
Eve varıp elimde ki şemsiyeyi odamın kapının kenarına koyup hastalanmadan üstümdeki kıyafetlerden kurtuldum yenilerini giyinip kendimi yatağa attım bir saat önce çarpıştığım adamı düşündüm.
Bayada yakışıklıydı, ne kadar iyi bakmasamda.
Bakmadında nerden biliyordum yakışıklı olduğunu iç sesimin sitemi haklıydı bakmadımda nasıl biliyordum.
Gözümüz değdi o kadar bakış açımıza o girdi. Hem suçlu değiliz ki sadece yağmurdan kaçıyordum.
Utanç ile yüzümü yastığa gömdüm kafamı iki yana doğru salladım olabilir insanlık hali diyordum içimden, kesinlike rezil olmuştum ya elin adamına. Adam acıyıp şemisyesini verdi bana.
inşALLAH bir yerde karşılaşmazdık.
Aklıma gelen fikirle doğruldum yerimden, çarptığım adamın şemsiyesine koştum.
Hızlıca elimde ki şemsiyeyi inceldim baya sağlamdı pahalı olduğu belli oluyordu zaten adamın giyinim tipide zenginim diyordu.
Ama hiç bir şey yoktu sadece şemsiyenin ahşap olan tutma yerinde iç içe girmiş şekilde YS yazılıydı.
Kapının önüne oturdum kaldım. YS ne olabilirdi ki acaba.
...
(Düzenlenmiş bölüm.)
Nasıldı bölüm?.
Bölüm ile ilgili düşünceleriniz yorumlarda görmek istiyorum.
Oy ve yorum yapmayı unutmayın yeni bölümde görüşmek üzere.
Bölüm etkileşimi
