3. bölüm · Sırrın Benimle Güvende | Texting
2. Bölüm
Salı günüydü. Dün yaşadıklarımı eve gelince kimseye anlatmamış, direkt geldiğim gibi odama kapanmıştım. Annem eve geç geldiğim için biraz kızmıştı hatta babamı bile gazlamıştı laf arasında ama tepkisiz kalmıştım. Hiç uğraşasım yoktu.
Tek düşündüğüm şey son bir gündür aklımı meşgul eden Ressam Çocuk’tu. Onu düşünmekten kendimi alamıyordum. Zaten imkansız crushım olarak görüyordum onu. Üstüne üstlük daha yeni yaşadığım bir olayı kolay kolay unutamazdım.
Başka şeylere odaklanmaya çalışıyordum. Sınav haftası git gide yaklaşıyordu ve ben çalışmalara bugün başlayacaktım. Kendimi de suçlu hissediyordum annemlere yalan söyleyerek ama ne yapabilirdim başka?
Sınıftaydım. Sıramda sessizlik içinde oturuyordum. Sıra arkadaşım olacak Ceren Hanımlar bugün okula gelmemişti. Daha doğrusu gelememişti. Hastalandığını söylemişti bana mesaj atarak. Öğretmenlere böyle söylüyordum.
Önümdeki deftere garip şekiller çizerken aklım beş karış havadaydı. Düşüncelerim beni bile aşıyordu. Atlas ile aramızda hiçbir halt yokken bile aklım ondaysa sevgili olsak ne olurdu, kim bilir.
“N’aber?” diyerek önümdeki boş sıraya yüzü bana dönük olacak şekilde oturan Atlas, onun hakkında olan hayallerimi farkında olmadan böldü.
Gözlerimi kırpıştırdım şaşkın şaşkın. “İyi.” Nesine şaşırıyorsam? Sanki dün ebemdi Atlas’a meydan okuyan kişi.
Atlas bana bakarken bu alık halim onu güldürdü. “Bana nasıl olduğumu sormak yok mu?” dedi oyunbaz bir tavırla. Fazla sinsiydi ve yakışıklı. Bunu inkar edemezdim.
Başımı iki yana sallayarak saçma düşüncelerimden uzaklaşmaya çalıştım. “Nasılsın?” dedim saf saf gülümseyerek.
Güldü. “İyiyim.” Dirseklerini masaya yaslayıp ellerini birbirine kenetledi. Sınıfa kısa bir göz gezdirdikten sonra bana döndü. “Bana numaranı versene,” dedi aniden. İşte bunu beklemiyordum.
“Ne?” diye sordum sesimi yükselterek. Bilerek yaptığım bir şey değildi. Aniden Atlas numaramı isteyince şok olmuştum.
Atlas bana mal mısın der gibi yargılar bir bakış attı. “Nesini anlamadın?” diye söylendi. “Alt tarafı numaranı istedim.” Arkasındaki sıraya yasladı sırtını.
Başımı ona doğru uzattım. “Üst tarafı benden numaramı istedin!” dedim sınıfta bizi dinleyen biri olup olmadığına bakıp. Bu kez tetikte olan taraf bendim sanırım.
Atlas bana boş boş bakıyordu. “Eee? Ne olmuş yani numaranı istediysem?” Ben mi abartıyordum o mu fazla rahattı?
“Ya ne demek ne olmuş?” Elimi alnıma attım dertli dertli. “Çıkma teklifi eder gibi lap diye numara mı istenir?”
“Ne yapsaydım?” diyen çocuk masum masum baktı yüzüme. “Kantini senin için güllerle süsleyip ne olur bana numaranı ver Kütüphane Kuşu yazan pankartlarla öğrenci mi dikseydim?” Fazla geniş bir hayal gücü vardı.
Gözlerimi devirdim abartılı bir şekilde. “Onu mu anlatmaya çalışıyorum ben sana yarım saattir?” diye homurdandım. “Alıştıra alıştıra söylesene şunu.” Baktım bunun anlayacağı yok, “İyi, neyse çıkar telefonunu.”
Elini cebine attı pantolonunun. Telefonu sıranın üstüne koydu. “Al yaz,” deyip bana uzattı telefonu.
Sıranın üstünde bana doğru kaydırdığı telefonunu alırken kendi kendime söylenmekle meşguldüm. Numaramı telefonuna girdikten sonra onun bana yaptığı gibi telefonu ona doğru kaydırdım sıranın üstündeyken.
Atlas telefonu alıp numarama tıklarken ne yaptığını anlamaya çalışıyordum. Yaptığı şeyi görünce sinirle derin bir nefes aldım sakin kalmak adına. Hayvan ne mi yapmıştı?
Numaramın üstünde yazan Hazal yazısını silmiş, yerine Kütüphane Kuşu 🕊 yazarak yanına bir kuş emojisi koymuştu. Yemin ederim döverim ben bu çocuğu.
Ona öfkeyle bakıyordum. Sırıtarak ekrana bakıyordu. Telefondan başını kaldırdığında benim öfkeli bakışlarımla karşılaştı. Gülüşü solarken, “Ne bakıyorsun öyle öldürecekmiş gibi,” dedi yerinde huzursuzca kıpırdanarak. Telefonu cebine atıp ayaklandı.
Gideceği sırada, “Numaramı niye istedin ki sen?” diye sormak sonunda aklıma geldi. Cidden beynim durmuş olabilirdi. Bu sefer şaka yapmıyordum bu konuda.
Atlas bana dönünce dudakları yukarı kıvrıldı. “Ne halde olduğundan haberim olsun, değil mi?” Neyden bahsediyordu bu deli? Yine anlattığından bir şey anlayamamıştım. Sorun bende miydi yoksa onda mı?
Ben arkasından aval aval bakarken Atlas yanımdan ayrıldı. Kendi sırasına, en köşedeki arka sıraya geçti. Arkadaş grubu ile kahkahalar eşliğinde sohbet etmeye başladı.
🕊🪻
Okuldan gelince iki saat mola vererek ders çalışmıştım. Akşamüstü de duş aldıktan sonra biraz telefonda millet ne yapmış diye bakmak için yatağıma yüz üstü uzanmış, İnstagram’da geziniyordum.
Ben Aysel teyzenin paylaştığı kahveyi incelerken ekrana üstten düşen bir bildirim ile bakışlarım oraya kaydı. Gördüğüm isimle araştırmama ufak bir mola vermem gerektiğini anladım.
Ressam Çocuk: N’aber Kütüphane Kuşu?
Okuduğum yazı bile beni sinirlendirirken burnumdan nefesimi verdim. “Bela ya…” dedim söver gibi bir sinirle. “Okulda darlamazsa burada darlıyor.” Güldüm az önce sinirlenen ben değilmişim gibi. “Ressam Çocuk.” Parmaklarım klavyede gezindi.
Siz: İyidir Ressam Çocuk. Senden n’aber?
Artık onun dilinden konuşmayı öğrenmiştim. Cevabı gecikmedi.
Ressam Çocuk çevrimiçi.
Ressam Çocuk yazıyor…
“Yazsın bakalım.” Telefonun karşısında tırnağımı kemirirken alacağım cevabı dört gözle bekliyordum.
Ressam Çocuk: Sabah bana nasıl olduğumu sormamıştın. Geliştirmişsin kendini. Tebrik ederim. 👏🏻
Almak istediğim cevap bu değildi ama bu cevap tam olarak Atlas’a layıktı. “Salak.” Harbi salaktı bu çocuk. Düpedüz, süzme salak hemde.
Siz: Teşekkürler ☺️ Kendimi geliştiriyorum diyelim. Bazıları hariç. Onlar yerine sayıyor.
‘Bazıları’ndan kastım oydu. Umarım anlamıştır. Bu zekayla anlaması zordu ama fazla üstüne durmadım. Beyinsiz köpek! Sinir bozucu emojiyi yollama nedenim onu kızdırmaktı. Çünkü bu emoji uyuz uyuz sırıtıyormuş hissi veriyordu.
Ressam Çocuk: Öyle ölmem reis, füze at.
Sesli güldüğümde kendimi durdurdum. Neye gülüyordum ben? Bu bayat espriye gülecek kadar mı düşmüştüm? Kriterlerim daha yüksek olmalıydı erkekler konusunda.
Siz: Yolda, geliyor. 😁
Ressam Çocuk: Bekliyorum. Gerçi ben öldükten sonra sırrı herkese anlatırsın sen.
Tek derdi sırrı mıydı? Sır da sır olsaydı keşke. Resim çizmenin nesi saklanacak bir olaydı, Allah aşkına! Aman neyse. Sonuç olarak koz bendeydi. “Koz bende, acele etme. Yasak aşkın emin ellerde!” diyerek koz deyince aklıma gelen şarkıyı sesli söyledim. Durumumuza uyan bir şarkıydı.
Siz: Neden anlatayım? Ben o kadar kötü biri miyim?
Ressam Çocuk: Daha kötüsün.
Bu çocuğun bana olan güveni gözlerimi yaşartıyordu.
Siz: Bunu iltifat olarak kabul ediyorum. 💅🏻
Ressam Çocuk: Şeytan desem lakabım o diyecek misin?
Siz: Sensin şeytan terbiyesiz! Engelleyeyim de seni, gör sen.
Ressam Çocuk: Şeytan değilsen üzerine alınma kızım sende. Sana bir şey diyen mi var?
Siz: Yine de bu beni sinir ettiğin gerçeğini değiştirmiyor Ressam Çocuk.
Sırıtış eşliğinde göndereceği mesajı bekledim.
Ressam Çocuk: Benim peşimde dolaşıp da sonradan yok öyle çekip gitmek. Bir kere araladığın kapıları açık bırakarak kaçamazsın Kütüphane Kuşu. Bunu kimse sana söylemedi mi?
Yine şutlamıştı bizi, iyi mi? Birkaç saniye dudağımı ısırarak düşündüm ne yazacağımı. Klavyeye tıklayarak aklıma gelen ilk sözü yazıp gönderdim.
Siz: Ne kapısından bahsediyorsun sen be?
Amma abartmıştı olayı.
Ressam Çocuk: Kalbimin senin için aralanan kapılarından bahsediyorum Minik Kuş.
Hızlanan kalbim mantıklı düşünmemi engelliyordu. Okuduğum satırları yanlış mı okudum diye düşünerek ondan fazla kez okudum ama sonuç değişmedi. Doğru okumuştum.
Siz: Birincisi; bana kuş deyip durma. İkincisi; bu işi fazla büyütüyorsun. Sadece arkadaşız. Abartma lütfen olayları.
Ressam Çocuk: ‘Dememi isterdin, değil mi?’ yazacaktım aslında devamında. Ama sen başka anladın gibi. Ve çabuk kabullendin bu durumu. Haksız mıyım. ;)
Dişlerimi sıktım. “Ukala, sinsi, kendini beğenmiş, kibirli, yere bakan yürek yakan, öküz!” Sondan ikinciyi söylememişim sayıyordum. Odamın kapalı kapısına göz ucuyla bakınca kapımın dinlenmediğinden emin oldum. Annemlere hiç belli olmazdı.
Siz: Yalancı!
Ressam Çocuk: Sen harbi sevinmişsin. Hayallerini mi yıktım Kütüphane Kuşu?
Siz: Benim seninle ilgili hayallerim olduğunu da nereden çıkardın? Kendi kendine bir şeyler uydurma.
Ressam Çocuk: Ben deli miyim? Neden kendi kendime bir şeyler uydurayım?
Bunu yazarken gözüme fazla masum gelmişti ama kısa süren bir düşünceydi.
Siz: Sana belli olmaz. Hacker gibi bir numaramı alarak tüm bilgilerimi deşifre etmiş bile olabilirsin.
Ressam Çocuk: Denemediğimi söyleyemem.
Siz: Sapık seni! Yarın tüm okula duyurayım da gör.
Ressam Çocuk: Dene ve gör olacakları.
Siz: Ne yaparsın? Tehdit mi edersin?
Ressam Çocuk: Hayır ama geçen gün kızlar tuvaletindeki konuşmalarınızı duydum. Pek iyi şeyler değildi duyduklarım. Hem siz nasıl oldu da Furkan’ın Sinem’i erkekler tuvaletine götürüp öptüğünü öğrendiniz? Nesiniz siz?
Eyvah! Deşifre olmuştuk valla. Kızlar tuvaletinde karanlık şeyler dönüyordu.
Siz: Öğreniriz biz. Sen onu bunu boş ver. Erkenden yat. Yarın senin için zorlu bir gün olacak. :)
Ressam Çocuk: Neden?
Siz: Anlaşmaya uyuyorum çünkü. Yarın sana çok çektireceğim Ressam Çocuk.
Ressam Çocuk: Ne yapalım? Uyacağız anlaşmaya.
Mesajlaşmayı bitirdiğimizde telefonumun alarmını açtım ve yatağımın yatak başlığına yaslanmak yerine yatağa uzandım. Uyku bastırmıştı. Göz kapaklarım ağırlaşırken yarın Atlas’a yapacaklarımı planlıyordum.
“Çekeceğin var oğlum benden,” dedim kısık bir sesle.
Bölümü umarım beğenmişsinizdirrr❤️
Valla ben yazarken çok eğlediiimmm
Yorumlarda buluşalım☺️
