1. bölüm / 2
Sınırbozan•Giriş
Bölümler 2Şu an: •Giriş
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Soğuk kış gününde ayazı peşinden getiren rüzgar, etraftaki yanan külleri ayağa kaldırıyordu. Küçük kasabanın bir köşesinden hâlâ çığlıklar ve alevler yükselirken bu taraftaki alevler çoktan sönmüş, yerini kesik kesik göğe yükselen boğuk dumanlara bırakmıştı. Lilian başındaki miğferi çıkardı. Yüzüne çarpan soğuk hava ve is kokusundan rahatsız olmuşa benzemiyordu. Etrafta bir sürü ceset vardı. Yarısı yangından, diğer yarısı ise kılıçtan geçmiş yüzlerce ceset ayaklarının dibinde seriliydi. Lilian olayların bu noktaya gelmesini istememişti ama buradaydı işte. Emirlere boyun eğmişti. Görevi buydu, kraliyet ordusunda görevli bir askerdi. Emirlere uymak dışında yapması gereken hiçbir şey yoktu. Doğru olduğuna inanılan şeyi yapıyordu. Yine de küçük ya da büyük fark etmeksizin öldürdüğü bunca yaratık, ayaklarının dibinden bütün kasabaya yayılan uzuv parçaları midesindeki kasılmaları engelleyemiyordu.
"Lilian!"
Arkasından gelen endişe dolu sese döndü. Edric'ti. Elindeki kılıcı bir tarafa fırlatıp ona koşmak, kollarında teselli bulmak istiyordu ama ayakları muhtemelen sere serpe yatan elflerin cesetlerine takılacaktı. Olduğu yerde bekleyip Edric'in ona endişeyle yaklaşmasını izledi sadece.
"İyi misin? Yaralandın mı?"
Edric büyük kana bulanmış elleriyle soluk yüzünü kavrayıp gözlerinin içine baktı. Lilian korkunç görünüyordu. Göğsü hızla inip kalkıyor, bakışlarıyla adeta yardım dileniyordu. Çünkü bunu yapmayı hiç istememişti. İkisi arasında sürekli yaptıkları işi sorgulayan Lilian olmuştu.
"Özür dilerim..."
Edric hatasının farkındaydı. Onu buraya kendisi sürüklemişti. Bunun gerekli olduğuna onu inandırmıştı. Kralın emrinde çalışan bir asker olduğunu, onun gibi savaşması gerektiğini, çocuk bile olsa karşısına çıkan herkesi öldürmesi gerektiğini zorla zihnine sokmuştu. Ya o bu ırkı öldürecekti ya da kral onu.
"Bitti mi?" diye sordu Lilian donuk bir sesle. Daha fazlasına devam edemeyecekti. Edric yavaşça kafasını sallayarak onayladı onu. Bitmişti. Etrafta nefes alan bir elf kalmamıştı. En azından bu kasabada.
Lilian derin bir nefes alıp doğmak üzere olan güneşin ilk vurduğu küçük kar tepesine baktı. Yanındaki evin yıkılan duvarından sökülen birkaç parça kereste, küçük bir kar tepeceğinin üstüne düşmüştü. O sırada bir şey fark etti. O küçük kar topluluğunun altında kıpırdayan bir şey vardı.
Lilian usulca Edric'in ellerinden kurtulup tepeciğe ilerledi. Etrafta devriye atan diğer askerleri gözetleyerek yanma uğruna kavruk keresteleri iteledi ve elini karla kaplanmış küçük bedene uzattı. Küçük bir çocuk, hayır bir bebekti bu. Sivri kulakları, soğuktan kızarmış suratı ve kehribar rengi gözleriyle ağlamaya hazır bir halde ona bakıyordu. Lilian ne yapacağını bir saniyeliğine bilemedi. Etrafta hâlâ bir sürü asker vardı ama biraz daha bu küçük beden karın içinde gömülü kalırsa donarak ölecekti. Hızlıca keresteleri geri bırakıp ayağa kalktı ve yerden aldığı taşı tüm gücüyle askerlerin dikkatini dağıtmak için fırlattı. Tam tahmin ettiği gibi askerler bu ufacık sese odaklandığında tekrar keresteleri kaldırıp karın içine saplanmış bebeği kucağına aldı.
Merhamet.
Kalbine ilk dolan duygu bu olmuştu.
"Lilian..." diye fısıldadı Edric arkasından dehşet içinde. Lilian'ın bebeği göğsüne bastırmasından anlamıştı ne yapacağını.
"Sus." diye soludu Lilian. "Sus. Bana bu kadarını borçlusun."
"Yakalayacak olurlarsa-"
"O halde yakalamamalarını sağlarız. Edric. O daha bir bebek. Onu da öldüremem. Bu sefer olmaz."
Edric, Lilian'ın omzunun üzerinden bakışlarını şimdi ona dikmiş olan bebeğe baktı. Elflerin büyüleyici güzellikleri olduğunu biliyordu ama bebek hallerinin bile bu kadar can alıcı olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu.
Şefkat.
Bir askerin sahip olmaması gereken yegane duyguydu ama bu bebek onun kalbini şefkatle doldurmuştu. Lilian'ın kucağında sivri kulaklarına rağmen bir bebek vardı. Bu manzarayı tekrar görebilir miydi emin değildi. Sürekli savaştan savaşa koşturmaktan ya onun ömrü bir bebek sahibi olmaya yetmeyecekti ya da Lilian'ın.
Kararsızlıklarla dolu bir düşünce selinin içinde derin bir nefes aldı. Bundan pişman olacağını biliyordu. Canıyla bir kumar oynadığını da biliyordu. Yine de karşı gelemedi. Derin bir nefes alıp sırtındaki pelerini çıkardı ve bebeği sarması için Lilian'a verdi.
"Atım şuradaki ağaçların arkasında, bağlı bir şekilde bekliyor. Onu al. Kimseye gözükme. Biri seni görürse bakma. Bakarsan konuşma. Doğruca evime git ve beni bekle. Anlaşıldı mı?"
Lilian ufak bir gülümsemeyle onu onayladı. Bebeği güzelce kumaşa sardı ve tekrar metal zırhına bastırdığı bebekle birlikte parmaklarının ucunda yükselip Edric'e minnet dolu bir öpücük bahşetti.
"Teşekkür ederim."
Edric cevap vermedi. Bir cevaba gerek de yoktu zaten. Lilian'ın devriye atan diğer askerlerden saklanarak atına doğru ilerlemesini izledi. Bugün krala müstakbel eşinin ve kendisinin artık orduda olmayacağını bildirmesi gerekiyordu.
Ayrıca bir şekilde kellelerini yerinde tutmaya kralı ikna etmesi de gerekiyordu.
Bölüm etkileşimi
