4. bölüm · Shadowfell: Yasak Diyar

4

Maoniya .

Sera uyuduğunu sandığı anlarda bile yalnız değildi.
Bunu önce tam olarak anlayamadı. Sadece garip bir his vardı. Ense kökünde dolaşan görünmez bir ağırlık. Sanki biri nefes almadan onu izliyordu. Hücre aynı hücreydi; taş duvarlar, nem kokusu, karanlığa karışmış mor ışık… ama hava değişmişti. Daha ağırdı.
Sera gözlerini açtı.
Bir süre kıpırdamadan öylece dinledi. Sessizlik vardı ama Shadowfell’in sessizliği hiçbir zaman gerçekten sessiz olmuyordu. Duvarların içinden gelen ince uğultular, uzaktan duyulan metal sürtünmeleri, bazen de açıklayamadığı fısıltılar…
Burada insan kendini asla güvende hissedemiyordu.
Sera yavaşça doğruldu. Sert zeminde uyumaya çalışmak sırtını ağrıtmıştı. Boynunu hareket ettirdiğinde kasları sızladı. Parmaklarını açıp kapattı. Hâlâ gergindi.
Sonra parmaklıkların olduğu tarafta hafif bir kıpırtı oldu.
Sera başını kaldırdı.
Bu kez gelen asker değildi.
Oxi de değildi.
Karanlığın içinden biri ayrıldı. Sanki gölgeler onu saklıyor, sonra isteyince geri bırakıyordu.
Kieran.
Uzun silueti mor ışığın içinde yavaşça netleşti. Üzerindeki koyu kıyafetler karanlığa karışıyordu ama gözleri seçiliyordu. O amber renkli bakışlar, insanın içini rahatsız edecek kadar sakindi.
Hücreye girmedi.
Parmaklıklara da yaklaşmadı.
Mesafeyi özellikle koruyordu.
“Uyumamışsın,” dedi sonunda.
Sera ayağa kalktı. Ses tonu hemen sertleşti.
“Bunu görmek için mi geldin?”
Kieran cevap vermedi önce. Bakışları yüzünde dolaştı. Alnındaki küçük kesiğe baktı. Bileklerindeki zincir izlerine. Kirlenmiş ellerine.
Sera onun ne yaptığını fark etti.
Zayıflık arıyordu.
Kırıldığı yeri bulmaya çalışıyordu.
“Burada insanlar genelde ağlar,” dedi Kieran sakin bir sesle. “Ya da çıkmak için yalvarır.”
Sera gözlerini kısmıştı.
“Zaten insanım,” dedi sertçe.
Kieran’ın yüzünde küçücük bir değişim oldu ama ne düşündüğünü anlamak imkânsızdı. Birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra:
“Henüz karar vermedim.”
Bu söz, hücrenin taş duvarlarından bile daha soğuktu.
Sera’nın içinden istemsiz bir ürperti geçti ama geri adım atmadı. Parmaklıklara doğru yürüdü. Aralarında sadece birkaç adım vardı şimdi.
“Eğer beni öldürmeyeceksen,neden buradayım?”
Kieran’ın dudakları hafifçe gerildi.
Bu bir gülümseme değildi.
Daha çok yaklaşılmaması gereken bir şey gibi görünüyordu.
“Çünkü,” dedi yavaşça, “fae kanı taşıyan bir insan…”
Sesi kısa süreliğine durdu.
“…ya büyük bir hatadır…”
Amber gözleri doğrudan Sera’nın gözlerine kilitlendi.
“…ya da büyük bir silahtır.”
Sera’nın midesi sıkıştı.
Bu kelimeleri duymaktan nefret etti.
Silah.
Sanki insan değilmiş gibi konuşuyordu.
Sanki onun ne istediğinin hiçbir önemi yokmuş gibi.
“Ben kimsenin silahı değilim,” dedi dişlerini sıkarak.
Kieran’ın bakışları değişmedi.
“Bunu zaman gösterecek.”
Sera sinirle parmaklıklara tutundu.Kieran,sürekli aynı şeyi yapıyordu. Yarım konuşuyor, cevap vermiyor, her şeyi biliyormuş gibi davranıyordu.
“Beni buraya kapatıp durmadan izliyorsun,” dedi Sera.
Kieran’ın yüzünde ilk kez çok hafif bir sertlik oluştu.
“Sana bir tavsiye, yaşamak istiyorsan daha az konuşmalısın.”
Sera bu cümleye cevap veremedi.
Çünkü onun söyledikleri bazen tehdit gibi geliyordu… bazen de uyarı gibi.
Ve hangisinin daha kötü olduğunu bilmiyordu.
Kieran sonunda arkasını döndü.
Gideceğini düşündüğü anda durdu.
Başını hafifçe yana çevirdi.
“Kaçmayı düşünme,” dedi.
Sera sinirli bir nefes verdi. “Beni korkutmaya mı çalışıyorsun?”
“Hayır.”
Bu kez sesi tamamen ciddiydi.
“Shadowfell kaçanları sevmez.”
O cümlede tuhaf bir gerçeklik vardı. Sanki bu sadece bir söz değil, bu dünyanın kuralıydı.
Sonra yürümeye başladı.
Adım sesleri kısa süre sonra karanlığın içinde kayboldu.
Ve hücre yeniden sessizliğe gömüldü.
Sera birkaç saniye ayakta kaldı. Sonra dizlerinin bağı çözüldü gibi oldu. Yavaşça yere çöktü. Ellerini yumruk yaptı.
İlk kez nefesi gerçekten titredi.
Çünkü bu kez korku daha gerçekti.
İnsan dünyasında korkular belliydi. İnsanlardan korkardın. Kaybetmekten korkardın. Yalnız kalmaktan korkardın.
Ama burada…
Burada korku şekil değiştiriyordu.
Shadowfell’in ne istediğini bilmiyordu.
Kieran’ın ondan ne beklediğini bilmiyordu.
Ve en kötüsü…
Kendi içinde neyin değişmeye başladığını da bilmiyordu.
Başını dizlerine yasladı.
Büyükannesinin aynası tekrar gözünün önüne geldi.
Keşke hiç dokunmasaydım, diye düşündü bir an.
Ama bu düşünce bile tam gerçek gelmedi.
Çünkü ne kadar korkarsa korksun…
İçinde çok küçük bir parça, Shadowfell’den tamamen nefret edemiyordu.