1. bölüm / 3
Sessizliğin içindeki kız1bölümm
Bölümler 3Şu an: 1bölümm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sessizliğin İçindeki Kız
Yağmur o gece hiç durmamıştı. Sokak lambalarının altında tek başına yürüyen kızın yüzü görünmüyordu. Siyah kapüşonu gözlerini saklıyordu ama içindeki kırgınlığı saklayamıyordu. Herkes onu sıradan biri sanıyordu. Kimse geceleri gördüğü rüyaların gerçek olduğunu bilmiyordu. Ve kimse onun yaklaşan felaketi günler öncesinden gördüğünü fark etmemişti. Bir gün okul koridorunda duyduğu tek bir cümle hayatını değiştirdi: “Senin gözlerin… o kızın gözleriyle aynı.” O an ilk kez korktu. Çünkü yıllardır gördüğü rüyalardaki kız kendisiydi. Kızın adı Lina’ydı. Sessizdi, içine kapanıktı. Okulda pek arkadaşı yoktu. İnsanlar onun garip olduğunu düşünürdü çünkü bazen boşluğa dalar, hiç duymadığı sesleri duymuş gibi irkilirdi. Ama kimse onun gerçekte ne yaşadığını bilmiyordu. Lina her gece aynı rüyayı görüyordu. Karanlık bir ormanın içinde tek başına koşuyordu. Arkasından gelen gölgeler vardı. Gökyüzü kırmızıya dönüyor, ağaçlar siyah bir sisin içinde kayboluyordu. Ve tam düşeceği anda uzaktan bir kız beliriyordu. Uzun siyah saçlı, solgun yüzlü bir kız… Her rüyanın sonunda aynı şeyi söylüyordu: “Zamanın azalıyor.” Lina bu sözlerin anlamını bilmiyordu ama her geçen gün içindeki korku büyüyordu. O gün okul çıkışında yağmur yeniden başlamıştı. İnsanlar koşarak evlerine giderken Lina otobüs durağında tek başına bekliyordu. Tam o sırada yanında bir çocuk durdu. Siyah saçlıydı, yüzünde yorgun bir ifade vardı. Lina onu daha önce okulda görmüştü ama hiç konuşmamışlardı. Çocuk bir süre sessiz kaldıktan sonra ona döndü. “Rüyalarında ormanı görüyorsun değil mi?” Lina’nın nefesi kesildi. “Ne… nereden biliyorsun?” Çocuk gözlerini kaçırdı. “Çünkü ben de görüyorum.” Yağmurun sesi bir anda daha da ağırlaştı. Lina ilk kez yalnız olmadığını hissetmişti ama nedense bu onu rahatlatmak yerine daha çok korkutuyordu. Çocuğun adı Aras’tı. Sessiz ama dikkatli biriydi. Günler boyunca Lina’ya bazı şeyler anlattı. Gördükleri rüyaların sıradan olmadığını, bunun yaklaşan bir olayın işareti olduğunu söyledi. Eskiden insanların “Gölgeler” dediği varlıkların yeniden ortaya çıkacağını anlattı. Efsaneye göre yıllar önce insanların korkularıyla beslenen karanlık varlıklar dünyaya yayılmıştı. İnsanlar birbirine düşmüş, şehirler yok olmuştu. Sonra bilinmeyen dört kişi ortaya çıkmış ve bu gölgeleri mühürlemişti. Ama mühür sonsuza kadar sürmeyecekti. Ve şimdi… mühür kırılıyordu. Lina önce bunlara inanmak istemedi. Her şey ona saçma geliyordu. Ama sonra olaylar değişmeye başladı. Bir gece odasında yalnız otururken lambalar titremeye başladı. Duvarlardan siyah gölgeler yükseldi. Fısıltılar kulağının içine doluyordu. “Seni bulduk…” Lina korkuyla geri çekildi. Kalbi deli gibi atıyordu. Tam o anda gözlerinin içi kısa bir anlığına parladı. Odanın içindeki rüzgâr aniden büyüdü ve gölgeler duvara savruldu. Lina ne yaptığını anlamamıştı. Ama Aras anlamıştı. “Gücün uyanıyor…” dedi sessizce. O geceden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Lina artık sıradan biri değildi. İçinde yıllardır saklı kalan bir güç vardı. Ama bu güç sadece onu değil, çevresindeki herkesi de tehlikeye atıyordu. Çünkü gölgeler onu arıyordu. Ve en korkutucu gerçek şuydu: Lina’nın gördüğü rüyalardaki felaket henüz başlamamıştı. Asıl karanlık yeni uyanıyordu. Ertesi gün okul normal görünüyordu. İnsanlar gülüyor, koridorlarda konuşuyor, öğretmenler ders anlatıyordu. Ama Lina için hiçbir şey normal değildi. Sınıfta otururken bile kulağında o fısıltılar yankılanıyordu. “Seni bulacağız…” Başını ellerinin arasına aldı. Nefes almakta zorlanıyordu. Tam o sırada pencerenin camında bir gölge gördü. İnsan şekline benziyordu ama yüzü yoktu. Sadece karanlıktan oluşuyordu. Gözlerini kırptığında kayboldu. “Lina iyi misin?” diye sordu öğretmeni. Lina sadece başını salladı. Ama iyi değildi. O gün okul çıkışında Aras onu bekliyordu. Yüzü her zamankinden daha ciddiydi. “Artık zamanımız kalmadı,” dedi. “Neye?” “Onlar seni bulmadan önce gerçeği öğrenmelisin.” Aras Lina’yı şehrin eski tarafına götürdü. Dar sokaklardan geçtiler. En sonunda terk edilmiş gibi görünen eski bir binanın önünde durdular. Binanın duvarları çatlamıştı ama kapısında garip semboller vardı. Lina içeri girdiğinde buz gibi bir hava hissetti. İçeride yaşlı bir kadın oturuyordu. Uzun beyaz saçları vardı ve gözleri sanki her şeyi biliyormuş gibi derindi. Kadın Lina’ya bakınca kısa süre sessiz kaldı. “Demek sonunda geldin…” dedi. Lina geriye çekildi. “Beni tanıyor musunuz?” Kadın yavaşça ayağa kalktı. “Sen sadece rüya gören bir kız değilsin. Sen mührün son parçasısın.” O an oda tamamen sessizleşti. Lina hiçbir şey anlamıyordu. Kadın elini Lina’nın alnına koyduğu anda Lina’nın gözlerinin önünde görüntüler oluşmaya başladı. Yıkılmış şehirler… gökyüzünü kaplayan siyah gölgeler… ağlayan insanlar… ve karanlığın ortasında duran dört kişi… Sonra bir anda her şey değişti. Lina o dört kişiden birinin yüzünü gördü. Kendisine çok benziyordu. Aynı gözler… aynı yüz… Lina korkuyla geri çekildi. “Bu kim?” Yaşlı kadın derin bir nefes aldı. “O sensin. Ya da senden önce yaşayan kişi…” Lina’nın kalbi hızla çarpmaya başladı. “Bu imkânsız…” “Bazı ruhlar görevlerini tamamlayamaz,” dedi kadın. “Ve yeniden geri dönerler.” O anda binanın duvarları sarsıldı. Dışarıdan korkunç bir ses yükseldi. Aras hızla pencereye koştu ve yüzü bir anda soldu. “Onlar geldi.” Sokak tamamen karanlığa bürünmüştü. İnsan şeklindeki gölgeler yavaş yavaş binaya yaklaşıyordu. Gözleri olmayan yüzleri Lina’ya dönüktü. Ve hepsi aynı anda fısıldadı: “Onu bize verin…”
Bölüm etkileşimi
