9. bölüm · Sessiz Melodi
İhanet Önce Fısıldar
Lâl’in ağzından…
Hande’nin varoşun teki olduğunu en başından beri biliyordum. Fakat bu kadarını açık konuşmalıyım, bende beklemiyordum. Onu sevmememin sebebi tatsız karşılaşmamızdan ötürüdür diyordum hep ama HİSSETMİŞİM!! Nefes’lerin beni kantinin çıkışında beklediğini görünce beraber sınıfa doğru yöneldik.
Nefes’in meraklı tavrıyla “Nerelerdeydin sen Lâl?” demesiyle ne yalan uyduracağımı düşünmem bir oldu. Hemen Nefes’in yiyeceği bir yalan söylemem lazımdı fakat bu olağanüstü bi durum olurdu malum kız hem kaç yıllık kuzenim, HEM KENDİSİDE ZEHİR GİBİ MAŞŞALLAH yemiyor hiçbir yalanımı. Birde karşımdaki kişi de o olunca beceremiyorum.
Benim bu hem düşünceli hemde suskun tavrımı gören Erenay, hemen duruma el attı
Erenay:
Làl’in kayıt işlemlerinde bir sorun çıkmıştı. Müdür Lâl’i bulamayınca bana söyledi, bende Lâl’e.
Nefes, Erenay’ın bu dediğine pek inanmamış olacak ki “peki öyleyse tamam” diyerek geçiştirmişti. Nefes’in dediğinin ardından üçümüzden de hiç çıt çıkmadı.
Sınıfa girer girmez Ayaz’ın olduğu sıraya göz ucuyla bile bakmadan Nefes’in yanına geçtim.
Erenay da hiç yadırgamadan sanki önceden planlamışız gibi bana eşlik etti. Bu çocukla birebir bir sohbetim olmamasına rağmen iyilik meleği kesilmişti Nefes’e yakın olmak için önüne gelen tüm kozları oynadığı belliydi ve amacına da ulaşmıştı benim bile şimdiden gözüme girmişti.
…
Nefes’in ağzından…
Son derste uyuduğumuzdan mıdır yoksa hiçbir derse girmediğimizden midir bilemem ama hem son ders hemde gün çok çabuk bitmişti. Zilin çalmasıyla beraber Lâl ile eşyalarımızı toplayıp bahçeye çıktık. Bu sırada Lâl’in en büyük aşkı olan Ayaz da peşimizden geldi. Yanımıza gelmesiyle Lâl’i kolundan çekip bahçenin diğer tarafına götürmesi bir oldu. Açıkçası peşlerinden gitme gereği duymadım çünkü en kısa sürede konuşup halletmelerini istiyordum ki Ayaz’ın bu hamleyi yapması beni mutlu etmeye yetti bile.
Ben, Lâl ile Ayaz’ın hararetli konuşmasının bitmesini beklerken dibimde bi anda öcü gibi Hande belirdi. Ne olduğunu anlayamamış bir halde, “Kız napıyorsun dibimde? Ödümü koparttın.” dedim.
Hande:
Nefes, sana çok önemli bir şey demeliyim. Buna tanık olduğum için çok üzgünüm ama senin hakkında olduğu için bilmen gerektiğini düşünüyorum.
Ne demek istiyordu bu kız?
Nefes:
Sen ne demek istiyorsun Hande? Çatlatmadan söylesene ne ağzında eveleyip geveliyorsun
Hande:
Ama Nefesciğim bunu söylemek benim içinde çok zor
Nefes:Söyleyecek misin Hande?
Hande:
Tamam Nefes, anlatıyorum.
…..
Lâl’in ağzından…
Ayazla uğraşırken, Nefese bakmak için kafamı çevirdiğim an karşılaştığım manzarayla ağzımın bin karış açık kalması bir oldu. Ya şimdi Hande her şeyi Nefes’e anlatıyorsa diye düşünmemle birlikte Ayazı orda bırakıp koşmaya başlamıştım bile.
Ama,
Belli ki geç kalmıştım.
Nefes’in bana hayal kırıklığı dolu bakışları ile yavaşça metro durağının oraya doğru gitti.
Bu bakışın yükü ardından büyük bir hışımla Hande’nin dibine girdim ve bir anda ŞAK!
Hande:
Naptığını sanıyorsun kızım lan sen?
Onun bu sorusuyla gözüm dönmüş bir şekilde utanmadan okul bahçesinin ortasında Handeyi altıma aldım ve yüzüne okkalı bir şekilde yumruğumu salladım. Tam ikinci darbeyi atacakken Ayaz yumruğumu tutup beni bi şekilde ordan naptı etti zorla uzaklaştırdı. Nefes beni beklemeden -ki haklı olarak- çekip gitmişti. Buraları bilmediğimden aynen denize düşen yılana sarılır misaliyle Ayaz’a muhtaç kalmıştım. Beraber metro durağına doğru yol aldık. Arkadan Hande’nin çığlıkları hala duyuluyordu ama hiç kimse onu siklemiyordu, aslan kardeşleri dışında.
…
Nefes’in ağzından…
Lâl benim her şeyim kuzenden de öte kardeşimdi. Herkese karşı savunmasızdır biraz insan, ne kadar itiraf etmese bile içten içe güvensizliğin peşinden geldiğini inkar edemez. Ama işte konu aile olunca herkese ördüğümüz duvarlar bazen istisnalarımıza dönüşür. Zaaflarımız da böylelikle oluşur. Benim bugün başıma gelen tam olarakta buydu. Bir başkası yapsa gözünün yaşına bakmadan hiçe sayacağım yanlışlar şimdiyse hiç beklemediğim bir yerden gelmişti bana. Bende ne yapacağımdan bir haber metro beklerken kafamı kaldırır kaldırmaz kapıların kapanmasına şahit oldum. Gerçekten harika! Tüm bu yaşananların üstüne birde yolu gereksiz yere uzatmam eksikti. 10 dakikadan fazladır oturup beklediğim metroyu kaçırmamı bir tek Ayten Alpman ablam sağlayabilirdi. Bende aynı onun gibi “Boynu bükük, gözü yaşlı TEK BAŞIMA”yım.
Neyse en azından biraz olsun şans yüzüme gülmüş olmalı ki bir sonraki metronun 2 dakikası var gösteriyordu. Bu seferde kaçırmamak için ayaklanmış sonrasında da metrodaki yerimi almıştım. Kapıların kapanmadan çalan sesle beraber Lâl’in çaresiz bakışlarının esiri olmuştum. Ayazla birliktelerdi en azından evin yolunu bulabilecekti. Açıkçası içim rahatlamış olacak ki onları görür görmez aniden bir “Ohh” çektim. Bana yaptığı ayıp ne denli olursa olsun onu hiç bilmediği bir şehirde yalnız başına bırakmanın akıl alır bir yanı yoktu. Yaptığım çok çocukça ve aynı zamanda bencilceydi. Nasıl olduysa yine bir türlü dönüp dolaşıp kendimi suçlamayı başarmıştım. Kendi üzerime gelmekten başımı bile kaldırmadığımı fark ettiğim an,
Bir çift gözün beni süzdüğünü hissettim.
Elaya çalan kahve çizgilerinde,
derin anlamlar olan bir çift göz.
Bu Poyraz ’dı. Tanıştığımız günden beri çocukta hiç iyi bir izlenim bırakmamıştım. Sürekli olan sakarlıklarım, gizli saklı işlerim… Gözünde tam bir baş belası olduğuma emindim, şimdiyse karamsarın teki olduğum bunların arasına ekleneceği kesin. Ben kendi düşüncelerimde boğulmak üzereyken Poyraz imdadıma yetişti denebilir.
Poyraz:
Canın sıkkın gibi duruyor?
Şimdi ben nerden başlasam elimde kalacak, ne desem yarım yamalak… Dile varıpta derdimi nasıl anlatayım ki ben bu çocuğa. Zaten ona bakmak benim için yeterince zorken her hücresi bana onu hatırlatıyordu. Özellikle de kokusu…
Poyraz:
Rahatsızlık verdiysem?
Nefes:
İmkansız…
Poyraz:
İmkansız olan ne Nefes?
Bana doğru bir adım daha atmasıyla gözlerimin kararması bir oldu.
***
Gözlerimi açar açmaz gerçekten beyaz ışığı gördüğümü zannetmiştim. Tekrardan gözlerimi kırpıştırdığımdaysa bunların hastane ışıkları olduğunu kanısına vardım. Bu soğukta vücudumu ısıtan şeyse ellerimi tutan bir kişiydi.
Poyraz!
Doğru ya en son metrodaydım sonra.. başım dönüyordu.. buram buram sigarayla karışık amber kokusu... Bu koku neden bu kadar tanıdıktı? Poyraz’ın kollarında mı bayılmıştım?! Gerçek olamayacak kadar şaka gibi.
Poyraz:
Bir tanıdığını aramak, haber vermek istedim ama numarasını bilmediğimden arayamadım.
Poyraz’ın dediklerine bir cevap vermek isterdim ama kendimde konuşacak gücü bulamıyorum.
Bir kaç dakika sadece bakıştık. Uzun uzun süren bu bakışmamız sonunda nefesimi toparlayıp,
Nefes:
Teşekkür ederim. Sanada zahmet verdim, şey biz neredeyiz acaba?
Poyraz:
******** Hastanesi. Aramamı istediğin birisi varsa arayabilirim.
Nefes:
Hayır hayır şimdi boşa telaşa gerek yok. Yalnız burası benim evime çok uzak kalıyormuş ya bana çıkışta bi taksi çevirirsen çok sevinirim.
Poyraz:
Taksiyle uğraşma hiç, arkadaşıma söyleyeyim benim motoru getirsin buraya da seni motorla evine atayım hemencecik.
Nefes:
Yok canım olmaz öyle şey sen taksi çağırsan yeter.
Poyraz:
İtiraz istemiyorum Nefes Hanım.
Nefes:
Hayır dedim Poyraz!
Poyraz:
İyi tamam Nefes sen bilirsin.
Poyrazla anlaştıktan sonra, onun yardımıyla beraber sonunda dışarıya çıkmıştık. Poyraz’ın taksi çağırmasını beklerken bir anda motoru ile karşıma çıktı. İlk başta kem küm etsemde kabul ettim. Ne güzel beleş beleş gideriz abi, enayi malı bir başka oluyor abi, tutku abi. Hemde taksideki gibi trafikte çekmeden hızlıca ev ahalisinin yanına gitmem lazımdı.
Poyraz:
Atla arkama güzelim.
Güzelim..
~~~~~~~
Nefes:
Güzelin miyim gerçekten?
?:
Benden başka kimin güzeli olacaksın?
Nefes:
En sevdiğim kısmı da o ya zaten senden başkasına güzel olamam.
?:
Aynen öyle sen Poyraz’ın Nefes’isin her şeyinle bana özelsin ve cadının tekisin.
Nefes:
Nerem cadıymış benim?
Poyraz:
Senin bu güzelliğin yüzünden beni yakında katil edersin de ondan Güzelim,
Boşuna demiyorum başımın tatlı belasısın diye..
~~~~~~~
Poyraz:
Kızım hadisene ağaç oldum burda.
Nefes:
Ben senin nerden güzelin oluyorum?
Poyraz:
He sen ona mı takıldın ya laf gelişiydi o. Atla da seni sapasağlam bırakayım şu evine.
Poyraz’ın bu lafından sonra daha hiç uzatmadan bindim arkasına. Aklım bir karış havada olduğundan kask takmayı unutmuştum. Sağolsun Poyrazcığım kendisi benim şahsi iyilik meleğim olduğundan hemen takmak için indi. Kaskı takmaya çalışırken Poyraz gereğinden fazla yakındı. Uzun süreli bir bakışmanın ardından Poyraz ela gözlerini gözlerimden çekti ve yavaşça boynumdaki sol anahtarlı kolyeme baktı. Sol anahtarlı kolyeme bu kadar gereksiz uzun bakmasından sonra alaycı bir tavırla “Çok beğendin herhalde? İstiyorsan senin olabilir.” dedim. Verdiğim cevap hoşuna gidermişcesine dudağının sol kenarını kıvırdı, süzdü ve hiçbir cevap vermeden motora bindi.
Çok garip bir şekilde hayatıma giren ikinci Poyraz’ın yanında sanki uzun süren bi ayrılıktan sonra evimdeymişim gibi hissediyordum.
Yol boyu bu gereksiz hissi anlamlandırmaya çalışırken karşıya bakmamla eve geldiğimizi görmem bir olmuştu.
Fakat ben ona evimi hiç tarif etmemiştim ki?
