7. bölüm · Sessiz Haykırış - Gerçeğin Kırdığı Kadın

7. Bölüm

Kahveli Kadın

Yüzüme vuran güneş ışığıyla gözlerimi zorlukla araladım. Yataktan kalkmadan gerindim. Ellerime baktım kanamamışlardı. İyileşiyordum. Gözlerimi kapatmaya çok yakındım, yatağa sırt üstü yattım, ellerimi karnıma koydum. Dizlerimi biraz karnıma doğru çektim. Tavanı izlemeye koyuldum istemsizce.

Dün yaşananlardan sonra Dağhan Beyimiz bana yeni bir oda tahsis etmişti. Bu oda bir üst katta Dağhan'ın çalışma odasının yanındaki odaydı. Burası daha çok hoşuma gitmişti.

İçeri girdiğinizde karşıda geniş pencere ve onun önünde kocaman bir yatak karşılıyordu sizi, yatağın ayak ucunda bir puf pencereyle arasında da tekli koltuk önünde sehpa vardı.

Odanın sol tarafında giyinme odası onun içinde ebeveyn banyosu vardı. Giyinme odasının üç duvarı dolapla kaplıydı. İlk gördüğümde bu kadar büyük dolabı gerçekten doldurabilen var mıdır diye düşündüğüm aklımdan çıkmıyor.

Yine odanın sağ tarafında makyaj masası kapıya yakın yerinde de büyük boy aynası vardı. Odayı gerçekten çok beğenmiştim.

Tavanı izlerken dün yaşananlar aklıma gelince aptalca bir sırıtma peydah oldu dudaklarıma tekrardan..

# Flashback #

"Belki de tehlike seviyorumdur."

Fısıltıtla söylediklerimden sonra bedeni bedenime yapışık olan adamın tüm kaslarının kasıldığını hissettim. Kapalı olan gözlerimi araladım. Dağhan'ın gözlerinin en içine baktım. Dudaklarım yukarı doğru yavaşça kıvrıldı. En masum ifademi takınıp gözlerinin en derinine bakıyordum.

Dağhan'ın bakışları daha da derinleşti. Ne yapmaya çalıştığımı anlayamamış gibi bakıyordu gözlerime: tedirgin ama içten.. Aklına bir şey gelmiş gibi kaşlarını hafifçe çattı. Belimdeki elini gevşetmedi ama sertliği azalmıştı. Yanağında olan elimi göğsüne indirdim. Bu hareketim kasılmış olan vücudunu daha da kastı. Dudakları milim kadar uzaktı dudaklarıma. Bir süre sonra dudakları hareket etmeye başladı..

" Tehlikeyi sevmekle, tehlikenin kendisi olmak farklı şeylerdir Alya."

Sözleri kulaklarıma fısıldarken dudaklarıma olan hafif teması içimi ürpertti. Sonra yarım kalan sözlerine aynı etkili fısıltıyla devam etti..

"Sen henüz hangisi olduğunu bilmiyorsun, Küçük.."

Göz temasımızı kesmeden yavaşça geri çekildim sözleri üzerine. Gevşek olan ellerini belimden çekmek zorunda kaldı. Orada kalmam için zorlamadı. O yoğun elektriği bilerek kestim. Elimi uzatsam dokunabileceğim kadar yakındık. Ama ikimizde yeniden dokunmadık birbirimize.

"Belki de sen beni yanlış yerde arıyorsun Dağhan."

Kaşları çatıldı. Ne demek istediğimi anlamamıştı belli ki.

"Ne demek istiyorsun?"

Gülümsedim. Sadece masumca gülümsedim. Cevap vermedim. Onun yerine bir adım daha geriye attım. Omuzlarımı küçük bir kız çocuğu gibi 'bilmem' dercesine yukarı kaldırdım. Aynı anda sargılı ellerimle de aynı hareketi yaptım.

Kapılma Alya, büyüsüne kapılma.. Kendine gel !

Derin bir nefes alıp asıl konumuza döndüm. Bu konudan uzaklaşmak ikimiz için de daha iyiydi.

"Kıyafetlerimi getireceksin değil mi? Onlar benim için sandığından daha değerli."

Dağhan bir süre sessiz kaldı. Muhtemelen kıyafetlerim konusunda neden bu kadar ısrarcı olduğumu sorguluyordu.

Haklı değil mi Alya ? Kanlı ve paçavraya dönmüş kıyafetleri neden istediğimizi anlamamakta haklı, değil mi ?

Kendine gelmeye çalışırcasına sağ eliyle burun kemerini sıktı. Bakışları eski haline gelmişti. Soğuk, mesafeli ve biraz da ürkütücü bakışları..

"Yarın üst kata taşınıyorsun, itirazsız !"

Otoriter bir sesle söyledikleri daha çok kendine geldiğinin kanıtıydı. Odanın geldiği haline son bir kez göz atarak sözlerine devam etti:

"Çalışma odamın yanındaki odaya. Gözümün önünde olacaksın."

"Neden? Kaçmamdan mı korkuyorsun?"

"Hayır."

Kapıya yöneldi. Kapıyı öyle bir sıktı ki parmak boğumlarının beyazladığını gördüm.

"İyileştiğini kendi gözlerimle göreceğim."

Kapıyı kapatıp çıktığında, odaya yayılan o sessizlikte kendi kendime son cümlesini mırıldandım.

##

Yüzümdeki aptal sırıtmayla tavana dalmışken kapı ansızın açıldı. Kendime geldiğimde sargılı elimin dudaklarımda olduğunu farkettim. Hızla indirip gelen kişiye bakmak için yataktan doğruldum.

"Ne oluyor be !"

İlk başta kimseyi farkedemedim. Odanın içine baktığımda sinirli bir Dağhan Beyle karşılaştım.

"Hayırdır ?"

Düz sesimle sorduğum soruya öfkeyle karşılık gelmişti.

"Kaç saattir sana sesleniyorum !"

Bizim için endişelenmiş mi ? Vah kıyamam !

İç sesimin söylediklerine gülesim gelmişti. Ama yüzümü düz tuttum ve sakin sesimle cevap verdim.

"Uyuyor olabileceğim aklına gelmedi mi ?"

Bana doğru bir adım attığında söylediklerine anlam vermek gerçekten güçtü. Söylediklerine mi yoksa bana yaklaşmasına mı odaklanayım, bilmiyorum.

"Kahkaha seslerin geliyordu !"

Kahkaha mı ? Ne saçmalıyor bu ?

"Ne diyorsun be ? Çık git odadan !"

Dediklerim etkilememiş gibi bir kaç adım daha attı bana doğru. Durduğu yerden milim kıpırdamadan etrafa göz gezdirmeye başladı. En son durağı ben oldum. Üzerimi süzdü. Ellerim istemsizce göğüslerimi kapatmaya gitti. Çok yakınımda derinden bakıyor olması istemsizce korkutuyordu beni. Gözlerimi Dağhan'dan ayırıp üstüme şöyle bir baktım. Ağzımdan istemsizce dökülen kelimelere engel olamadım..

"Lanet olsun !"

"Neden bu haldesin ?"

"Sanane !"

Üstüme örttüğüm örtüyü daha çok çektim. Dün tüm kıyafetlerimi yırttığım için üzerimde olanlardan hariç kıyafetim yoktu. Geç bir vakitte yaşadıklarımızdan dolayı da kimseden pijama isteyememiştim. Aynı kıyafetlerle de yatağa girmek hoş olmayacağı için iç çamaşırlarımla yatmıştım. Ve şimdi de bu dağ ayısına yakalanmıştım.

Bravo bize Alya Hanımmm, şimdi ayıkla pirincin taşını !

"Alya sabrımı sınama bana cevap ver !"

"Sanane !"

"Sabır, Sabırr !"

Sessizce söylediklerini zar zor duyabilmiştim.

"Ne diye bakıyorsun ? Çek o gözlerini üzerimden ! Hem ne diye kapıyı çalmıyorsun ? Müsait olmayacağım da mı aklına gelmedi ?! Belki duştaydım ! Çek diyorum o gözlerini !!"

Daha yüksek ve otoriter sesle söyledikleriyse anlık donmama sebep oldu.

"Böyle bir durumda bir daha bu kapı kilitli olmazsa görecek olduklarım umrumda bile olmaz ! Olacaklardan sen sorumlu olursun ! Şimdi hızlıca giyin."

Arkasını döndü. Bu esnada yatağın kenarına bıraktığım, dün üzerimde olan, kıyafetlerimi yeniden giydim.

Ah ne kadar da iyi (!) bir adam karşımızdaki.. Yaa ne demezsin !

"O günkü kıyafetlerini istemiştin, geldiler."

Söyledikleriyle elinde olduğunu yeni farkettiğim karton torba dikkatimi çekti. Heyecanla gözlerim büyüdü. Yayaktan fırlayıp tam önünde durdum.

"Ah, teşekkür ederim. Nerdeler ?"

Heyecanlı sesime engel olamadım. İlk planım gerçek olacaktı ve bu benim için inanılmaz büyük bir adımdı. Elindeki karton torbayı havaya kaldırdı. Hızla çekip aldım elimden. İçine bakıp kıyafetlerime bakıyordum. Gerçekten o kıyafetlerimdi. Dağhan'ın yanından geçip yatağa oturdum. Kıyafetlerimi çıkarttım.

"On beş dakikaya aşağıda ol."

Ne dediğini anladığımda başımı olumlu anlamda salladım. Kıyafetlerime bakıyordum. O günkü uzun siyah taytım ve üzerine giydiğim crop burdaydı. Taytımın dizden aşağısı yok denecek kadar mahvolmuştu. Giyilecek hali kalmamıştı. Zaten giymek gibi bir niyetim de yoktu. Crop.. Her yerine benim kanım bulaşmıştı. O gece, Dağhan'ın tırnaklarımı söktüğü gece..

O anları hatırlama, sana iyi gelmiyor.. iç sesime hak verip işime geri döndüm.

Eşofman üstümü de çıkarttığımda takım tamamen dışardaydı şimdi. Eşofman üstünün de eşofman üstü denecek hali kalmamıştı. Tamamen kir, pas, kan içinde yırtık pırtıktı..

Kapı kapanma sesi duyduğumda hızla ceketin ceplerine bakmaya başladım. O notu bulmam gerekiyordu.

Sağ cebine baktım önce : yok !

Sol cebime baktım : yok !

İç ceplerine baktım : yok !

"Yok ! Yok ! Yok !"

Ümidimi kaybetmedim, croptaki gizli diktirdiğim takılarımı koymalık küçük cebe baktım. Burada da yoktu. Son umudum taytın arkasındaki fermuarlı küçük cepti.

Önce dışından dokundum. Yeniden umutsuz kalmak istemiyordum. Bir kabarıklık vardı.

Sanırım..!

"İşte burdasın.."

Heyecanla söylediğim sessiz sözlere ben bile inanamadım. Sonunda günlerdir unuttuğum, hatırlayınca da deli divane aradığım o not burdaydı..

Fermuarı açıp katlanmış kağıdı gün yüzüne çıkarttım. Dudaklarımdaki hüzünlü gülümseme donup kaldı.

Kağıttaki kurumuş kan izlerine baktım. Anne ve babamın kanı.. Katlanmış kağıdı dikkatli ve titreyen ellerimle açmaya başladım. Gözlerim dolu doluydu ama ağlamadım. Kendime ve aileme söz verdim !

Kağıtta yazanları okurken kaşlarım çatıldı. Ne anlama geldiğini anlamak çok zordu. Tekrar tekrar okudum kağıttaki yazan sözcükleri. En son kulaklarımın duyacağı şekilde sesli okumayı seçtim :

| Güneş battığında gölgeler, efendilerine ihanet eder. Biz o gecelerde susturulanların nefesiyiz. Köklerin, kanla sulanan o kütüphanenin derinliklerinde hala atıyor. Hakikat, tozlu rafların ardındaki o dilsiz sandıkta saklı. Kasa açıldığında sadece geçmişi değil geleceği de kuşanacaksın. Bizi bulmadan ışığını açığa çıkartma ; Çünkü avcılar karanlıkta parlayanları avlamayı sever. Bekliyoruz.. |