2. bölüm / 3
SENİ YAĞMURDAN ÇOK2 ÇATIKATI
Bölümler 3Şu an: 2 ÇATIKATI
- 1 1 YAĞMURDA TANIDIM SENİ2.890 kelime
- 2 2 ÇATIKATI1.331 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 3 İYİKİ DOĞDUN1.659 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Yağmur bazen gökyüzünün değil,insanın içinin düşüşüdür."
Sabah alarmım çaldığında dünki heycan hala vardı ama azalmıştı.
Gece geç uyumuştum. Aslında yorgundum ama uykusuzluğumdan değildi… aklım doluydu.
Bir süre tavana bakarak yattım.
Sonra derin bir nefes alıp doğruldum.
“İkinci gün,” diye mırıldandım.
Dün düşündüğüm kadar zor geçmemişti.
Ama düşündüğüm kadar sıradan da değildi.
Yatağımdan kalkıp hazırlanmaya başladım. Dün yaptığım gibi bakımımı yaptım, saçlarımı topladım. Bugün kahküllerim daha usluydu, yüzüme düzgün düşüyordu.
Aynaya bakarken kendime kısa bir an baktım.
Daha sakindim.
Ama içimde hâlâ hafif bir heyecan vardı.
Hazırlanıp evden çıktım. Hava dünküne göre daha açıktı ama yerdeki ıslaklık yağmurun izlerini hâlâ taşıyordu.
Hastaneye girdiğimde artık tamamen yabancı hissetmiyordum.
Koridorlar aynıydı.
Ama ben biraz daha alışmıştım.
Batu Alp’in odasına doğru yürüdüm. Kapının önünde bir an durdum. Neden bilmiyorum ama içeri girmeden önce hafifçe nefesimi düzenledim.
Kapıyı tıklattım.
“Girin.”
İçeri girdiğimde o çoktan gelmişti. Masasının başında dosyalara bakıyordu.
“Günaydın Batu Alp Bey,” dedim.
Başını kaldırdı.
“Günaydın Aksa Hanım.”
Kısa, net ama dünkü kadar soğuk değildi.
Bu küçük fark bile dikkatimi çekmişti.
“Hazır mısınız?” diye sordu.
“Hazırım.”
Ayağa kalktı. Beyaz önlüğünü düzeltti.
“Bugün biraz daha yoğun geçecek,” dedi. “Daha aktif olacaksınız.”
Kaşlarımı hafifçe kaldırdım. “Dün sadece izlemem yeterliydi.”
“Bugün değil.”
Gözlerimin içine baktı.
“Hazırsınız gibi duruyorsunuz.”
“Göreceğiz,” dedim.
Dudaklarının kenarı hafifçe kıpırdadı.
“Göreceğiz.”
Birlikte odadan çıktık.
Ama bu sefer…
Dün olduğu gibi sadece onu takip etmiyordum.
Yanında yürüyordum.Koridorda ilerlerken hastanenin sakinliği bir anda bozuldu. Bir çığlık gibi yükselen “Acil!” sesi her yeri doldurdu. Hemşireler hızla o yöne koşmaya başladı. Batu Alp hiç vakit kaybetmeden yönünü değiştirdi. Yüzündeki ifade bir anda değişmiş, tüm dikkatini toplamıştı. Artık o sakin, mesafeli hali yoktu; yerini tamamen profesyonel ve keskin bir doktor bakışı almıştı.
Acil odaya girdiğimizde sedye hızla içeri çekiliyordu. Genç bir hasta nefes almakta zorlanıyor, yüzü soluk ve endişeliydi. Ortamın gerginliği adeta hissediliyordu. Batu Alp hemen hastaya yaklaştı ve hızlıca durumu sorgulamaya başladı.
“Ne zamandır böyle?” diye sordu.
“Bir anda başladı,” dedi hemşire.
“Satürasyon?”
“Düşüyor!”
O an ortam daha da ciddileşti. Batu Alp bana kısa bir bakış attı.
“Maskeyi hazırlayın,” dedi net bir sesle.
Hiç tereddüt etmeden maskeyi elime aldım ve hastaya yaklaştım. Ellerim hızlıydı ama sakin kalmaya çalışıyordum. Hastaya yumuşak bir sesle, “Biraz derin nefes almaya çalışın,” dedim.
Tam o sırada hastanın nefesi daha da düzensizleşti. Monitör sesleri hızlanmıştı. İçerideki herkes aynı anda daha dikkatli hale geldi.
“Doz hazır mı?” diye sordu Batu Alp.
“Hazır,” dedim.
Hiç beklemeden uyguladım. O an zaman biraz daha yavaşlamış gibiydi. Herkes monitöre odaklanmıştı.
Dakikalar uzadı. Gerilim düşmüyordu.
Sonra yavaş yavaş değerler değişmeye başladı. Monitördeki sayılar düzene girmeye, hastanın nefesi daha stabil hale gelmeye başladı.
“Stabil,” dedi hemşire sonunda.
Herkesin üzerindeki baskı bir anda hafifledi. Batu Alp kısa bir nefes aldı ve hastadan uzaklaştı. Sonra bakışlarını bana çevirdi.
Bir an sustu.
Bakışı uzun sürdü.
Bu kez o soğuk, mesafeli ifade yoktu. Sadece değerlendiren, dikkatli bir bakış vardı.
“İyi yönettiniz,” dedi kısa ama net bir şekilde.
“Teşekkür ederim,” dedim.
Başını hafifçe salladı. “Devam edin.”
Sonra yürüyüp gitti.
Ben olduğum yerde bir an kaldım.
Çünkü içimde tuhaf bir his vardı.
Artık sadece izleyen biri değildim.
Ve bunu fark eden tek kişi ben değildim.Acildeki hareketlilik yavaş yavaş azalmıştı. Koridorlar hâlâ doluydu ama o ilk panik havası dağılmıştı.
Ben ise bir kenarda dosyaları düzenlerken fark etmeden derin bir nefes aldım.
Yorgundum.
Ama iyi bir yorgunluktu bu.
“Yoruldunuz mu?”
Sesi bir anda yanımda duyunca başımı kaldırdım.
Batu Alp.
“Hayır,” dedim. “Gayet iyiyim.”
Kısa bir an baktı.
“Bunlar daha iyi günler"
Kaşlarımı hafifçe kaldırdım. “Moral verici konuşuyorsunuz.”
Bu sefer dudaklarının kenarı belli belirsiz kıpırdadı.
“Gerçekçi.”
Bir süre sessiz kaldık.
Sonra o başını hafifçe yana eğdi.
“Gelir misiniz?”
“Nereye?”
“Bir şey göstereceğim.”
Merakla peşinden yürümeye başladım. Koridorlardan geçtik, merdivenlerden çıktık. En üst kata doğru ilerledik.
Sonunda küçük bir kapının önünde durdu. Kapıyı açtı.
Çatı katıydı.
Şehir ayaklarımızın altındaydı.
Gökyüzü kararmaya başlamıştı. Yağmurdan sonra kalan o hafif serinlik hâlâ hissediliyordu.
“Buraya genelde kimse gelmez,” dedi.
Yavaşça ilerledim. Manzaraya baktım.
“Güzelmiş…”
“Evet.”
Yan yana durduk.
Bu sefer konuşmadan.
Ama bu sessizlik rahatsız edici değildi.
Aksine…
İçimi sakinleştiriyordu.
Bir süre sonra istemeden sordum:
“Buraya hep gelir misiniz?”
“Bazen.”
“Yalnız mı?”
Bu sorudan sonra kısa bir sessizlik oldu.
“Evet.”
Hayatında biri var mıydı?
Bu düşünceyi sorgulamak bile saçmaydı ama merak etmiştim.
“Batu Alp Bey… yanlış anlamazsanız bir şey sorabilir miyim?” dedim.
Bir anda bana döndü.
“Tabii,” dedi.
“Evli misiniz… yani bir aileniz var mı?”
“Hayır, evli değilim. Neden ki?”
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
“Merak ettim,” dedim kısa bir şekilde.
“Siz?” diye sordu.
“Hayır, benim de yok.”
Kısa bir sessizlik oldu.
"Peki kaç yaşındasınız?veya ne zaman atandınız?"diye sormam beklenmedikti ama meslektaşımın bazı şeylerini bilmeliydim.
"2 yıl önce atandım.Haftaya Cuma 26 yaşına gireceğim,siz"
"Bende dün atandım"dedim istemsizce kıkırdamıştım "24 yaşındayım"
Sohbet devam etmişti
Geç olmuştu. Artık eve gitmem gerekiyordu. Ama bugün arabamla gelmemiştim. Yürümekten başka çarem yoktu.
Dışarı çıktığımda yağmur hâlâ yağıyordu.
“Bu şehirde neden bu kadar çok yağmur yağıyor…” diye mırıldandım kendi kendime.
Ama şikâyet eder gibi değildim.
Aksine…
Yağmuru seviyordum.
Şemsiyem yoktu. Saçlarım kısa sürede ıslandı. Omuzlarım, kollarım… sonra ayakkabılarım. Paçalarım ağırlaşmıştı ama umursamadım.
Kulaklığımı taktım.
Müzik açtım.
Ve yürümeye devam ettim.
Kablolu kulaklığımın kabloları birbirine girmişti onları çözmekle meşguldüm.
Zifiri karanlık bir akşamdı ama içimde garip bir neşe vardı. Yağmur damlaları yüzüme çarparken sanki her şey biraz daha hafif geliyordu.
Tam o sırada arkamdan bir araba yaklaştı.
Siyah bir jipti.
Yavaşladı.
Camı indi.
İçimden kısa bir tedirginlik geçti ama görmezden gelip yürümeye devam ettim.
Korna sesiyle refleksle dönüp baktım.
Ve…
Batu Alp.
Omuzlarım fark etmeden gevşedi.
“Sizi eve bırakayım Aksa Hanım,” dedi.
“Teşekkür ederim, giderim,” dedim ama sesim düşündüğüm kadar kararlı çıkmadı.
Bir an bana baktı.
“Gidebilecek gibi değilsiniz,” dedi. “Sırılsıklam olmuşsunuz.”
Aşağı baktım.
Haklıydı.
Hafifçe gülümsedim.
“Peki… tamam,” dedim.
Kapıyı açıp yanına oturdum.
“Gerçekten çok sağ olun.”
“Ne demek,” dedi.
Araba hareket etti.
İçerisi sıcaktı. Camlardan süzülen yağmur damlaları dışarıyı bulanıklaştırıyordu. İçerideki sessizlik garip bir şekilde huzurluydu.
Bir süre sonra ekranı işaret etti.
Yolda ilerlerken onu göz ucuyla izledim.
Yüzü zaman zaman geriliyordu. Çenesini sıkıyor, direksiyonu biraz daha sert kavrıyordu. Ara ara hızı düşürüyor, nefesini toparlamaya çalışıyor gibiydi.
Fark ettim.
Ama hiçbir şey söylemedim.
Sadece…
Gördüm.
Ve sustum.
Bu… onun sınırıydı.
Ve ben o sınırı zorlamak istemedim.
Kısa bir süre sonra arabayı binanın önünde durdurdu.
“Çok teşekkür ederim Batu Alp Bey,” dedim.
“Rica ederim,” dedi. “Dikkat edin.”
Kapıyı açıp indim.
Yağmur hâlâ yağıyordu.
Ama bu sefer koşmadım.
Hızlı adımlarla binaya girdim.
Asansöre bindim.
kat.
Yukarı çıkarken aynadaki halime baktım. Saçlarım dağılmıştı, üzerim ıslaktı ama yüzümde hafif bir gülümseme vardı.
Kapıyı açıp içeri girdim.
Ve durdum.
Ev…
Gerçekten benimdi.
Geniş sayılmazdı ama ferah hissettiriyordu. En çok da camlar… kocamandı. Şehri ve yağmuru izleyebiliyordum.
Perdeyi araladım.
Yağmur hâlâ yağıyordu.
Şehir ışıkları suyun içinde kırılıyordu.
İçimde garip bir huzur yayıldı.
Yavaşça eşyalarımı yerleştirmeye başladım. Küçük dokunuşlarla evi kendime benzetmeye çalıştım. Birkaç kitap, birkaç çerçeve… ve pencere kenarına bıraktığım küçük detaylar.
Ama bir an durdum.
Etrafıma baktım.
Güzeldi.
Ama…
Eksikti.
Çünkü ev güzel olabilirdi.
Ama “yuva"
Başka bir şeydi.Bu hissi yıllardır yaşayamıyordum sürekli "tek"dim. Kardeşim,Ve birkaç arkadaşımdan başka kimim vardıki ha bide babam...
★♪⭒
Batu Alp eve geldiğinde günün yorgunluğu omuzlarına çökmüştü. Kapıyı kapattığı an hastanenin o kalabalığı, sesleri ve koşturması bir anda kesildi. Yerini tanıdık bir sessizlik aldı.
Ama bu sessizlik huzurlu değildi.
Son iki gündür fark ettiği bir şey vardı. Hastaneye gitmek istemesi hatta gitmeden önce hissettiği o hafif heyecan. Kendine itiraf etmese de bu durum alışık olduğu bir şey değildi. Normalde iş sadece işti.
Şimdi ise…
Bir sebep daha vardı.
Ama adını koymuyordu.
Üzerindeki kıyafetleri çıkarıp dolaba gelişigüzel yerleştirdi. Üstüne eşofmanını ve tişörtünü giydi. Yatağa uzandı.
Gözlerini kapattı.
Uyumayı denedi.
Olmadı.
Her zamanki gibi…
Uykusuzluk.
Baş ağrısı.
Baş dönmesi.
Göğsünde o tanıdık sıkışma hissi.
Nefes alması zorlaşıyordu.
Yıllardır değişmeyen bir döngüydü bu. Gün içinde, özellikle çalışırken bir şey olmazdı. Ama yalnız kaldığında… düşünceler sustuğunda değil, aksine daha da yükseldiğinde başlıyordu.
Sanki zihninin içinde biri sürekli konuşuyordu.
Durmadan.
Susmadan.
Gözlerini açtı.
Derin bir nefes almaya çalıştı ama yeterli gelmedi. Başını geriye attı.
“Yeter…” diye mırıldandı.
Nefesi yavaşladı.
Baş ağrısı hâlâ vardı.
Ama biraz daha katlanılabilirdi.
Çünkü zihni artık tamamen onunla dolu değildi.
Bu… küçük bir değişimdi.
Ama Batu Alp için…
Alışılmadık derecede büyüktü.
Bölüm etkileşimi
