9. bölüm · Seni Ekmeğe Boğacağım
9. BÖLÜM : RÜYA İÇİNDE RÜYA
“ YER VE GÖK, SİS VE GECE BİRBİRİNE ADIM ATTI GİZLİCE
SUSTU ULULAR, KONUŞTU HAİNLER, AĞLARINI ÇEKTİ SİNSİCE
YILDIZLAR KÜSTÜ DÜNYAYA BİRER BİRER
SU ÜSTÜNE ÇIKTI UNUTULANLAR HECE HECE ”
...
Direi, başına bir ağrı saplanmış bir biçimde bilmediği bir yerde gözlerini açtı. Direi'nin etrafı karanlıktan daha karanlıktı... Neredeydi ki? En son o meydanın yanındaki sokaktaydı... Buraya nasıl gelmişti? Ölmüş müydü? Hayır, ölmemişti ama his de yoktu hiçbir uzvunda. Ayaktaydı; yer tıpkı zift gibiydi ama onun içine gömülmüyordu. Yoğun kıvamlı bir çamur misali, her hareketinde dalgalanıyordu.
Direi etrafta gözünün seçebileceği bir şeyler ararken arkasındaki zift, kaynar gibi köpükler çıkararak kararsız bir hâle gelmişti... Ve Direi, o kaynayan zifte dikkat kesilmiş, korku içinde bakarken kaynayan zeminin içinden fışkırırcasına bir hızla göğe kadar yükselen, ışıklarla kaplı bir yapı Direi'nin önünde belirdi. Direi, korku dolu bir yüzle karşısında beliren bu yapı karşısında geri adım atmıştı ki arkasından bir elin onun omzuna dokunup “Korkma,” demesi bir oldu...
Direi, dehşet içinde bir yüzle arkasına döndü ve karşısındaki kişiyi gördü. Bu, o yarı kukla kızdı. Direi tek bir söz dahi edemeden kız, sakin bir şekilde arkasındaki ışıklar saçan yapının üzerini eliyle işaret ederek konuştu:
“O seni seçti, Magnus oğlu Direi.”
Direi, şaşkın ve anlamamış bir şekilde kızın suratına bakıyordu... Direi dönerek önce bu yapıyı inceledi, sonra ise yapının üzerine gözlerini kısarak bir şeyler görme umuduyla baktı ama hiçbir şey göremedi...
“Tahtımı çok beğenmiş gibisin, değil mi, Magnus'un oğlu?” dedi taht olduğu anlaşılan yapının üzerinden bir ses... Direi şaşkınlıkla, çekinen bir sesle, “Sen de kimsin?” dedi. Ses kahkaha attı ve “Bekle, henüz tanışmadık, değil mi? Geliyorum, bir saniye,” dedi...
Tahtın yukarısından, dev ışıklar içinde bir silüet, Direi ve kukla kızın yanına doğru hızla çakıldı. Zift dev dalgalarla çalkalandıktan ve ikisini de sarstıktan sonra sesin gizemli sahibi göründü.
Bu dev bir adamdı; Minyon gibi bir dev değil, tıpkı bir bina kadar cüsseliydi. Uzun gri saçları ve sakalları olan, yeşil gözlü, yaşlı bir adam görünümünde, etrafını nur ışıklarıyla aydınlatan ama tıpkı bir dilenci gibi yırtık pırtık giysiler içinde olan biriydi.
Direi elleriyle ondan korunmak için çömelmiş ve önünü korumak için kapatmıştı... “Ne kadar da ufaksın, Magnus'un oğlu,” dedi dev varlık, yerdeki Direi'nin üzerine eğilip âdeta yeşil gözlerini ona değdirircesine onu inceleyerek.
Direi bir süre böyle kendini korur vaziyette kaldıktan sonra kollarını araladı ve kendisiyle konuşmayı bekleyen devi ve kukla kızı gördü. Dev, sakin bir şekilde kafasını kaşıyarak, “Sanırım sonunda misafirimiz kendine geldi, değil mi? Onun kalkmasına yardım et haydi, Yıll,” dedi.
Yıll adlı kukla kız, Direi'ye kalkmasına yardım ederek, “Sorun yok, sana zarar vermeyeceğiz,” dedi ve Direi ile beraber ışıklar içindeki yaşlı dev adamın karşısına geçtiler... Direi cesaretini zor bir biçimde toplayarak, “Siz de kimsiniz ve neden burayım?” diyebildi yutkunarak.
Dev, düşünceli bir şekilde, “Ben kim miyim, hmm... Bu adı sesli söylemeyeli uzun zaman oldu, biliyorum... Adım Unothim, bu diyarın sahibiyim ve sen burada benim misafirimsin, Magnus'un oğlu Direi,” dedi.
Direi şaşırarak, “Adımı nereden biliyorsun ve buraya neden getirildim?” dedi.
“Sakin ol, küçük insan. Senin adını biliyorum çünkü buradan seni ve senin gibileri izliyordum sınav boyunca... Ve sen beni şaşırttın açıkçası... Bu yüzden buradasın. Sana bir görev bahşedeceğim; yalnızca senin gibi birinin başarabileceği bir görev bu.”
Direi anlamamış bir şekilde ona bakarak, “Görev mi? Ben mi? Bir karışıklık oldu herhalde; ben sadece sıradan biriyim. Ne görevi?” dedi. Yıll, Direi'yi dürterek, “Tanrı Unothim karşısında biraz saygılı ol!” demesiyle Direi, şaşkın bir ses tonuyla, “Tanrı mı?” diye Unothim'e baktı ve “Ben hiç Unothim adında bir tanrı duymamıştım,” dedi.
Unothim'in dev, buruş buruş yüzü kızardı ve ağlamaklı gözlerle, “Şey, önemli değil... Olabilir, bu normal...” demesine kalmadı; etraf şiddetle sarsılmaya ve yerdeki zift tabakası kaynamaya başlamıştı.
Unothim birden ciddileşerek, “Direi, fazla zamanımız kalmadı. Seni burada daha fazla tutacak gücüm de yok. Sana söyleyeceklerimi iyi dinle,” dedi ve devam etti: “Glarnit şehrinde Silmana'yı bul!”
Elleriyle parçalanmaya başlayan boyutu zorla tutmaya çalışarak, “Yıll, onu buradan çıkar çabuk!” dedi. Yıll, onu başından tuttu ve “Görüşürüz, Direi; çok yakında tekrar görüşeceğiz,” diyerek onu balçığın içine eliyle bastırarak ittirdi. Direi tek bir söz söyleyemeden balçığa gömülerek gözden kayboldu...
...
“ TOPARLANDI BİR YERE DAĞILANLAR
TİTREDİ, ÇATLADI ÇÜRÜMÜŞ SÜTUNLAR
GÖZ AÇTI İLAHLAR DEHŞETTEN
ÇIKINCA AÇIĞA UNUTULANLAR... ”
