8. bölüm · Seni Ekmeğe Boğacağım
8. BÖLÜM : CEHENNEM VE GİOLL
Rell, acı içinde haykırarak kaldırıma sırtüstü, kanlar içinde düşmüştü. Bir süre sonra öylece debelense de sesi gitgide azalmış ve kaskatı kesilmiş bir biçimde kalmıştı.
Direi yüzünü yerden ayıramıyordu; hayatı boyunca bunun gibi vahşi bir ana tanık olmamıştı... Ayağa kalktı ve karşısında bekleyen, ona sinsice gülümsemekte olan kızıl saçlı gençle, yavaşça yüzünü kaldırarak göz göze geldi.
Kızıl saçlı genç, Direi’nin yanına sakin adımlarla gelerek kulağına, “Merak etme, diğerlerini de hallettim,” dedi ve yanından geçerek Direi’nin arkasında ayakta duran iki kişinin başlarına iki elinin işaret parmağıyla birer fiske attı. Başları arkaya doğru kanlar içinde sarkan iki vücut, garip bir şekilde ayakta kalmaya devam etti.
Kızıl saçlı genç, arkasını dönmeden Direi’ye, “Eğer adil dövüş yoksa sen de adil dövüşmemelisin. Bu, savaşın altın kuralıdır; bunu unutma, bir gün lazım olur,” dedi sakin bir ses tonuyla.
Direi arkasındaki manzarayı görünce yaşadığı dehşet içinde gözü seğirerek ve sesi titreyerek, “Bunu neden yaptın? Beni kurtarmanı istemedim bile ama... ama sen... Onları öldürdün!” dedi.
Kızıl saçlı genç iç çekerek sakince, “Bunu seni kurtarmak için yapmadım,” dedi ve göz devirdi.
Direi, “O zaman neden?” dedi.
Kızıl saçlı genç Direi’ye bir anlık döndü, sırıttı: “Çünkü onları öldürmem için bir bahane yarattın. Onların elinden seni kurtarmak, öldürmek için geçerli bir bahane değil mi?”
Direi daha da dehşete düşmüştü; karşısındaki adam onun canının sağ kalması için değil, kendi çıkarları için onu kurtarmıştı. “Bunu yaparak eline ne geçti? Onlar da insandı, bunu hak etmiyorlardı!” dedi.
Kızıl saçlı bu sefer sinirlenmişti: “İlginç birisin mavi gecelikli, ama gerçek şu ki burada herkes bunu, şu seninle konuştuğum saniyelerde yapmakta. İyi bir büyü isteyen herkes bu yola başvurur; eğer içinde cesaret varsa tabii. Buraya gelmeden önce uyarılmamanız çok garip. Burayı bir ütopya mı zannediyordun? Hayır, burası cehennemin ta kendisi ve cehennemde ancak zebaniler hayatta kalabilir; senin gibi meleklik taslayanlar değil!” dedi, küçümseyen gözlerle Direi’ye bakarak.
Kızıl saçlı genç, “Bu arada Direi, benim adım Gioll. Bir sonraki görüşmemize kadar hoşça kal,” dedi ve elleri cebinde yürüyerek Direi’nin geldiği meydanın yönünde yürümeye başladı.
Direi korku dolu gözlerini onun üzerinden ayırmadan dizlerinin üzerine çöktü... Direi’nin nefesi hızlanmış, başı dönmeye ve gözleri kararmaya başlamıştı ki sokağın girişinde Gioll’un yanından geçerek ona doğru seslenerek koşan biri olduğunu görmüştü.
Dizlerinin üzerinde, her yeri kan içinde bayılmadan önce son duyduğu şeyler bunlardı:
“Direi!”
“Direi!”
“Direi!”
