1. bölüm / 3
Senden Sonra Ben1.
Bölümler 3Şu an: 1.
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bazen hayatımdan başka seçenekler ,gidilecekler başka yollar, başka kapılar olsun istiyorum. Ama her sorunun, yolun ve kapının sonu aynı şey çıkıyordu.
Kötü sonla biten bir kitabı mutlu sonla bitirmeye çalışıyordum ama her zaman hikaye iyiler için kötü ve kötüler için iyi bitiyordu.
Ve sorun şuyduki bu kitabın ana karakteri bendim. O zehirli elmayı yiyor ve çaresi olmayan sonsuz bir uykuya dalan bendim, kuleye hapsedilip asla güneşi göremeyecek olan bendim, Cadı tarafından lanetlenip sonsuza kadar lanetli kalan bendim...
♡
"...Bunların senin iyiliğin için söylüyorum tatlım, Baban olarak her zaman senin iyiliğini düşünmem gerek,sana saçma evden çıkmama cezaları vermek istemiyorum o yüzden bir daha olmasın tamam mı?"
Babam her zamanki gibi nasit konuşmalarının birinin ortasındaydı ve bende bu sırada halıdaki desenleri inceliyorum.
"Tamam baba. Özür dilerim. Bir daha olmuyacak."
Artık bu üç kelimeyi robot gibi ezberlemiştim. Bozuk plak gibi her zaman bu kelimeleri tekrarlıyorum. Babamla tartışmayı veya kavga etmeyi hiçbir zaman denememiştim. Gerekte yoktu. Ben başımı eğerek pişman bir ifade takılıyorum o da sessizce başını sallayarak beni affediyordu.
İlişkimiz bu kadar basitti. Ben onun hatalarını sesini çıkarmadan kabul eden anlayışlı kızıydı oynuyordum, o ise çocukları için her şeyi yapan mükemmel babayı oynuyordu.
"..ve pazar programınıda değiştirdim, artık sabah saat dokuzda tenis dersin ve akşam dokuzdaki İtalyanca dersinin yerine de almanca dersini koydum..ve öğretmenini de değiştir artık Sıla hoca girecek derslerine. Kendin bizzat tanışırsın yarın zaten.." dedi Babam buzdolabının üzerine yeni programımı asarak.
Babam ve onun program ve düzen hastalığı.Çocukluğumdan beri böyleydi. Öyleki beni altı yaşındayken beri bale, abimide badminton kursuna yazdırmıştı.
Günü gününe yediğimiz öğünler bile belliydi. Eğer gün içinde günlük yememiz gereken kalori miktarı aşarsak sonraki günün bir ögünümüzden kesiyordu. En son tennis dersimden sonra dondurma yediğim için benim akşam yemeği yememe izin vermemişti. Karnım sürekli gruldadığından dolayı o gece gözüme uyku girmemiştir.
Hayatının belli bir düzen içinde yürümesi kulağa güzel geliyor olabilir. Ama belli bir süreden sonra kendini programlanmış robot gibi hissediyorsun. Babam beni bu konuda çok fazla sıkmıyordu ama konu abim olunca üstüne gitmekten çekilmiyordum.
Babam eski voleybolcuydu ve kendisi bir maçında bacağını sakatlandığı için kariyerini bırakmak zorunda kalmış ve bu onu derinden etkilemiş olmalı ki kendi yarım bıraktığı yolu abimin tamamlanmasını istedi için onu on yaşından beri kendi bizzat eğitmeye başladı.
Ben küçükken bisiklet sürerken, televizyon izlerken, evcilik oynarken abim çocukluğunu yaşayamadan babam ile antreman yapardı.
"Annen hiç aradı mı..?" Dedi babam düşük bir tonda önündeki spor dergisinde gözlerini gezdirirken. Ama gerçekten okumadığın yemin edebiliridim.
"Aradı...hafta sonu beni ve abimi her zamanki kafede görmek istiyormuş.." dedi tırnakları ile avucumun içini kazırken.
"Sen ne dedin?" Babam başını kaldırıp ela gözleri ile doğrudan suratıma baktı. Bu 'tamam demedin değil mi?' Bakışdı.
"Her zamanki gibi çok yoğunuz dedim.." dedim artık halıdan çoraplarımı izlemeye geçmiştim. Muz desenliydi. Bunu annem almıştı.
Babam önündeki spor dergisini kapatıp yaklaşıp sıkıca bana sarılıp başımın üzerini öptü.Bu öpücük hiçbir zaman samimi gelmedi. İçime bir sıcaklık ve gıkılanma vermiyordu. "Seni seviyorum kızım biliyorsun değil mi?"
"Evet Baba..." demekle yetindim dudaklarıma küçük bir gülümsemeyle yerleştirip, sarılmasına karşılık verme zahmetine bile girmedim.Bunu neden her zaman yüzüme vurmaya çalışıyordu anlamıyordum. Sanki 'sözleri seni kimse sevmiyor, sadece ben seni seviyorum o yüzden iyi bir evlat ol.' gibi geliyordu kulağıma. Bazen beni yanında tutmaya çalıştığını düşünüyordum. Onun için yanında taşıdığı güzel bir kupa veya onur belgesinden başka bir şey olmadığımızı düşünüyordum.
Kapının açılma sesiyle ve ter kokusu ile kimin geldiği anlama uzun sürmedi.
"Aww bensiz sarılıyor musunuz çok kırıldım.." dedi Abim kıkırdayarak sırtına attı spor çantasını, havlusunu masanın üzerine bıraktı.
"Aman gel eskik kalma derdim...ama benimle sarılma, dana gibi terlemişsindir sen şimdi.." dedim babamın kollarından sıyrılıp abimin spor çantasını karıştırmaya başlamak için tezgaha yaklaştım. En sevdiğim aktiviteydi ve abimin en sinir olduğu.
'Iyyy...bunu nasıl içiyorsun? Midesiz.." dedim abimin protein tozu ve avokado ile hazırladığı smoothie'nin kalanın tadına bakarak.
"Sporcular böyle şeyler içer kardeşim, senin gibi dolmalık biber gibi vücudumuz olmasın diye.."
Göz devirip elimdeki Smoothie'nin geri kalanını lavaboya döktüm.
Elime gelen kokuşmuş çorak teki ile yüzümü buruşturup, radyoaktif maddeyi yavaşşa çantaya geri bıraktım. Neyse içinden bokta çıkabilirdi...
"Yine benim deodorantımı almışsın!" Dememle abimin yüzünde bir sırıtma belirdi.
"Sabah aceleden benimkini bulamadım bende seninkini aldım.."
"Ve takım arkadaşların şeker gibi kokmana aldırmadı mı?" Abim öyle bir sıkmıştaki deodorantımı ayaklı bayram şekeri gibi olmuştu. Tabi konu benim eşyalarım olunca hiç siklemezdi yarınlar yokmuşcasına kullanırdı.
"Yoo gayet erkeksi kokuyorum ki.." Abim yavaşça koltuk altını kaldırıp koklayıp, kaşlarını çatarak yüzünü kaçırdı.
"Bayağı erkeksi kokuyorsun abi vallahi erilliğin vücut bulmuş halisin şuanda odadaki bütün dişi sinekler bile etrafına toplandı."
Nazik bir kahkaha patlatmamla abim elindeki deodorant şişesi bana fırlattı ama ben önceden antremanalı olduğu için hızlıca kaçındım.
"Dünkü boka bak. Gelmiş abisine laf ediyor. Küçükken ben seni hiç dövmedim o yüzden bu kadar şımardın sen!" Dedi abim elini saçıma geçirerek.
"Bırak göt lalesi!Daha yeni keratin bakımı yaptırdım." Dedim saçlarımı abimden kurtaramaya çalışarak. Yemin ediyorum şu hallerimiz ile Mike Tyson ve Jake Paul'a meydan okurduk.
"Meriç!" Diye babam kükrediğinden abim yavru köpek gibi irkilip pençelerini saçlarımdan çekti. Babam şakaklarını ovup iç çekerek bir bana bir abime baktı.
"Odana git Simay ...benim abimle konuşmam gerek." Abime kaçamak bir bakış attığımda gözleri gitmemem için yalvarıyordu ama onun bokuna bulaşamazdım. Kendi bokunu kendi temizlemek Zorundaydı. Ne demişler atalarımız dün yediğin hurmalar bu gün götünü.. neyse. Devamını biliyorsunuz.
Abime bir öpücük atıp saçlarımı savurarak adayı terk ettim. Ama içimde küçücük minicik bir parça ona acımıyor değildi ama onuda hızlıca siktir ettim. Bu hayatta abine bile acımayacaktın.
Kapıyı açıp abim ile ortak paylaştığımız odaya girdim. Odaya girdiğimde gözüme çarpan ilk şey her zaman abimin yatağının üzerindeki rafa özenle dizilmiş kupalar ve madalyalar oluyordu. Ve hemen yanında da Annemle bizim bir resmimiz vardı.
Annem dudaklarında bir gülümseme vardı.Gülümseme ile okyanus mavisi gözleri kısılmıştı ve kucağında da pembe tütülü kabarık elbisem ile ben vardım.Yanımdaki her zamanki gibi elindeki sıkıca tuttuğu voleybol topu ile abim vardı. Ama fotoğrafta babam yoktu. Ve onsuz bu fotoğraf gerçek bir aile resmi gibi gözüküyordu.
"...öyle koyal seni bırakacağımı mı sandın?..." dedi Abim odaya girdiğinde gözleri yatağına çıkmış fotoğrafa bakan ben ile buluştu.
"Çabuk in yatağımdan şebek maymunu seni." Demesine kalmadan abim belimden tutup beni kendi yatağımın üzerine kum torbası gibi attı sanki hiçbir ağırlığım yokmuş gibi.
"Abi senin şu yaratıcılığını ayakta alkışlıyorum..nerden buluyorsun böyle lakapları..yoksa abiler doğuştan aktarılan bir özellik mi?"
"Sende bu dünya ya beni sinir etmek için mi geldin?Bunun için geldiysen söyleyeyim işini çok iyi yapıyorsun." Abim üzerindeki siyah spor aletini çıkarıp bir kenara fırlattığında Çanakkale köprüsü gibi sırtı ile bir bakıştım. Gözlerimi kaçırıp yastığıma gömdüm.
"Ve bir daha 'özel' eşyalarımı karıştırma." Dediğinde abim artık sesi o kadar şakacı gelmiyordu.
"Özel?..senin özelim mi var? Benden ne özel var senin be?.." dedim ortamı yumuşatmaya çalışarak ama abimin yüzündeki ifadesi bakılacak olursa şakayı kakaya çevirmiştim.
Yastığımı kucaklayıp yavaşça yatakda sırtımı abime döndüm. Bu hayatta unutamadığım iki şey vardı Dr. Oetker reklamındaki çilekli pasta ve annem. İlkini unutmam kolay olmuştu. Ama annemin yokluğuna alışamıyorum. Uyuya kaldığımda üzerine battaniye örten biri yoktu,saçlarımı ören yada rahatça konuşabileceğim biri yoktu.
Ama abim küçüklüğümden beri benim için onun yokluğunu doldurmaya çalışmıştım. Beni battaniye sarar, yarım yamalak saçlarımı yapmaya çalışırdı hatta tırnaklarına oje sürmeme bile izin verirdi.
Zaman geçiyordu ama annemin yokluğunun farkındalığı hey aynıydı...
"Elemelerinin başladığını duydum nasıl geçiyor?.." abim yatağımın kenara oturup yumuşak dinazorumu kucağına aldı.
"Yorucu...raket sallaklamaktan kollarımım lego adamlar gibi yerinden çıkmasına çok az kaldı.." günde en az yirmi maça giriyordum ve buna öncesinde yapılan antrenmanlarda dahil edildiğinde kolumun halen sağlam olmasına şükrediyorum. Ama şuanda asıl korkum Pazartesi yapılacak Ana tablo elemesiydi, çünkü ana kadroya girezsem babam kesinlikle beni evden atardı.
"Antrenörün Elzem ile işler nasıl?.." Dediğinde abim yüzümdeki sırıtmayı engelleyemedi. Abim çaktırmadan antrenörümden hoşlandığının farkındaydım. Aslında gizliden olan bir şey yoktu sürekli aptal bir ifade ile onunla konuşmaya çalıştığında anlamıştım. Yani yüzünde o ifadeye gören her kimse direk anlardı abimin, Elzem'e yanık olduğunu.
"Sorma ya Elzem sana olan aşkından yataklara düşmüş kaç gündür antremalarımıza gelmiyor." dedim pislik bir sırıtma ile.
Abim sertçe kucağındaki dinazoru kafama vurmaya başladığında gülmeden edemedim. En sonunda teslim olurcasına ellerimi kaldırdığımda dinazoru suratıma fırlattı.
"Sana hal hatır soranda kabahat..." yatağımdan kalkıp kendini kendi yatağına uzandığında yüzümdeki pislik gülümsemesi yerini daha samimi bir gülümsemeye bıraktı. Ama abimin sırtı bana dönük olduğu için bu gülümsemeyi görmemişti.
Simay Soydan
Miraç Soydan
Bölüm etkileşimi
