1. bölüm / 2
SEKİZ KALA SEKİZ CAN 11. BÖLÜM
Bölümler 2Şu an: 1. BÖLÜM
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Tahta korkuluklara sırtımı yaslamış, kollarımı göğsümde birleştirmiş bizimkileri izliyordum. İkizler yine kavga ediyor, Burak Beliz’i delirtiyor, Ceyda Volkan’a bir şeyler anlatıyordu. Nil ve Lara hâlâ ortalıkta yoklardı. Birazdan eğitimler başlayacağı için gergindim; umarım bizimkileri çok yormazlardı.
Koçlar sırayla bahçeye doluşurken Nil ve Lara da kol kola geldiler. Nil sol yanıma geçip kolunu omzuma attı:
"Dersin başlamasına 2 dakika var, bunlar niye toplandı?"
Kolumdaki saati kontrol ettim, haklıydı. "Demek ki hoşumuza gitmeyen şeyler söyleyecekler."
Yanaklarını havayla doldurup seslice nefesini verdi. "Savaş ve Poyraz nerede?" diye sordum.
"Savaş telefonla konuşuyor, Poyraz’dan haberim yok. Birazdan ikisi de burada olur."
Yandan bir bakış atıp koçuma dik dik baktım, o ise bana bakmıyordu. Ona doğru yürüyüp tam karşısında durdum: "Belli ki bir şeyler olmuş, bundan neden haberim yok?"
Ruhsuz bir sesle, "Sana ne zamandan beri hesap veriyorum?" dedi. Hâlâ bana bakmadan dümdüz ileri bakması sinirimi bozuyordu.
"Grubun lideriyim ya hani, bu yüzden haberim elbette olmalı."
"Yerine geç ve bekle Ferda."
Sinirle sırtımı dönüp yerime geçtim. Poyraz ve Savaş da gelince benimki konuştu: "Aramıza yeni kişiler katıldı ve eğitmenleriniz olarak kimin hangi grupta olacağına karar verdik." Umarım yeni gelenler diğer gruptandır.
"Naz Kaya, 8 Can grubundasın."
Koçların arkasından Naz denen kız koçumun önünde, benim de karşımda durdu. Nil benim önüme atılıp, "Bize soruyor musunuz 'Yeni mal kabul istiyor musunuz?' diye?" dedi.
Kolundan tutup yanıma çektim. "Nil, grubunuzun yeni üyesinden özür diliyorsun."
Nil ters ters baktı ama özür de dilemedi. "Nil, son kez söylüyorum! Özür dile."
Nil baştan aşağı koçu süzüp, "Bizim grubumuzun önünde 'Mal kabul yeridir' tabelası var da ben mi görmüyorum?" dedi.
"Nil!"
"Özür dilerim."
Koç, Naz’ı sırtından itekleyince kızla aramızda bir adım kalmıştı. Kızla göz temasını kesmiyordum ama o her seferinde bakışlarını kaçırıyordu.
"Ceyda, sen 7 El grubuna geçiyorsun."
Volkan öne atılıp, "Bu saçmalığa son verin, Ceyda o gruba gidemez!" dedi. Volkan’ın koçu, "Kurul böyle istiyor. Ceyda 7 El grubuna geçecek, Naz da sizin grupta olacak." dedi.
Nil kısık sesle küfürler ederken Ceyda’nın gözleri dolmuştu. O kızı o gruba göndermek acımasızlığın kendisi demekti ve ben bunu kimin yaptırdığını biliyordum. Lara Ceyda’yı sakinleştirmeye çalışıyor, Volkan her an bir çılgınlık yapabilecek durumdaydı.
"Ben giderim, Ceyda burada kalacak," dediğimde sözlerim gürültüyü bıçak gibi kesmişti.
Sonunda benimle göz teması kurup, "Karar Ceyda’nın diğer gruba geçmesi, senin değil. Sen grubun liderisin," dedi.
"Zorla olduğum liderlik mi?"
"Benim yerime Nil geçebilir."
"Hayır, geçemez."
"Sebep?"
"Çünkü grubun bir lideri var."
"Beyefendi, benim emeklilik yaşım geldi, beni salar mısınız artık?"
"23 yaşında emeklilik iyiymiş."
"24 yaşındayım."
"23 yaşındasın Ferda."
"24 yaşındayım beyefendi."
"Ben senin koçunum, yoldaki biri değil."
"Benim için yoldan geçen birinden farkınız yok."
"Eminim öyledir Ferda."
"Ceyda geçmeyecek Koç."
Naz aramızdan çekilince onun yerine eğitmenim geçti. "Ceyda geçecek, konu kapanmıştır."
Gitmek için sırtını dönünce kolunu tuttum. Önce kolundaki elime, sonra yüzüme baktı. "Konuşabilir miyiz Koç?"
Burnundan soluyarak sol eliyle bileğimi kavradı ve peşinden çekiştirdi. Gözden uzak bir yerde kolumu bırakıp yine karşımda durdu. "Konuş."
"Ceyda yerine ben geçeceğim."
"Anlaman için kaç defa tekrarlamalıyım?"
Aynısını tekrar ettim: "Anlaman için kaç defa tekrarlamalıyım?"
Eliyle yüzünü sıvazlayarak, "Konu kapandı. Naz sizin takımda, Ceyda diğer takımda," dedi. Yine gitmek için sırtını dönünce aklımdan geçenleri bir anda söyledim: "Merak ediyorum, Şeyma seni nasıl baştan çıkardı da dediklerini bu kadar kolay yapıyorsun?"
Bir anda, saniyeler içinde nefesim kesildi; sırtım arkamdaki tırtıklı duvara çarptı. Dudaklarımdan kısık bir inleme dökülürken kollarımı başımın üzerinde birleştirip diğer eliyle yumruk yaptığı elini diyaframıma bastırıyordu. Nefesi yüzüme çarpacak kadar yakınımdaydı.
"Bilerek yapıyorsun değil mi? Beni delirtmeye çalışıyorsun." Gülümsedi.
"Ama bir yandan da merak ediyorsun, değil mi?" Başını kulağıma doğru eğerek, "Madem merak ediyorsun; Şeyma ilgimi bile çekmiyor."
Yalancı adi herif, kolpacı pislik! "Diğerleri çekiyor demek ki."
Nadir anlarda gülerdi ve o anlardan birindeydik. "Diğerleri de ilgimi çekmiyor Ferda."
"O zaman Pelin çekiyordur ilgini; sana özel her gün farklı dekolte giyiyor."
Başını kaldırıp gözlerime bakarak gözlerini kıstı. "Ciddi misin?"
"Ben olsam şimdiye hatuna dibim düşerdi."
"Konu senin benim yerimde olman değil."
"Konu ne Koç?" Bayağı eğleniyordum onunla.
"Konu sensin Ferda."
Yumruğunu diyaframımdan çekip kollarımı bırakınca derin bir nefes çektim içime. "Oh my god! Eğitmenim, yapmayın şöyle, dibim düşüyor size."
Dalga geçtiğimin farkındaydı. "Hiç ciddi olmaz mısın sen?"
"Sizin karşınızda mı?" Başımı geriye atıp kahkaha attım. "İmkânsız görünüyor. Sahi, hiç mi beğenmiyorsunuz Şeyma’yı ya da Pelin’i?"
"Gerçekten bunu merak ediyor musun?"
"Tabii ki koçum, söyleyin bana, 5 dakikada çatarım çöpünüzü."
"Anca dalga geç, yürü."
"Soruma cevap vermediniz."
Beni göz hapsine alarak baştan aşağı süzdü. "İlgimi çeken biri var doğru, ama bu tahmin edemeyeceğin biri değil."
Kendi alanımıza doğru yürürken, "Özelliklerini sayarsanız bulurum," dedim.
Dudaklarını birbirine bastırdı. "Hımm... Çok geveze, çok boş konuşuyor, beni deli ediyor, sürekli salağa yatıyor, yanımdayken çocuk gibi davranıyor; sonra tersliyor, soğuk yapıyor, ağzıma sıçıyor, toksik birisi."
Aman yarabbi, bu benim! "Vah vah, kim ki acaba?"
"Şu anda göz deviriyor bana."
"Çok ayıp, eminim ki şu an ağzınızı burnunuzu kırmak istiyordur."
Sırtımdan itekleyince geniş çember alanın içine girdim. "Yine çok konuştun Ferda." Şimdiden kafamda sela sesleri çalmaya başlamıştı.
"Burnum kırıldı gerizekalı Koç!"
Kan ve ter içinde kalmıştım. Bu adam eğitmiyor, hıncını alıyordu. "Ayağa kalk."
Ellerimi yere bastırarak zorla ayağa kalktım. "Başka koç istiyorum ben."
Karın boşluğuma bir yumruk daha geldi; geriye doğru sendeledim. Burnumdan gelen kanı elimin tersiyle sildim. "Pekâlâ, o zaman anladığın dilde konuşacağım."
Yüzüme gelmekte olan yumruğunu avuç içime hapsedip kendime doğru çektim. Aramızda çok az bir mesafe kalınca hızlıca dizimi karın boşluğuna geçirdim. Aramıza yeniden mesafe koyunca acıyla buruşan yüzünü görünce keyiflendim; ancak bu çok kısa sürdü. Boşta olan eli bir bacağımı kavrayıp kendisine çekti. Geriye doğru düşerken kafam yerle buluşmadan kolumdan tutup kendisine çekti.
Nefeslerimiz birbirine karışırken far görmüş tavşan gibi bakıp gözlerimi kırpıştırıyordum. "Koçum, siz bana dolaylı yoldan 'Sana çekiliyorum, sana yanıyorum, gel de söndür ateşimi' falan mı demek istiyorsunuz?"
Takımdakiler gür bir kahkaha atarken ben de gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Hızla kolumu bırakıp aramıza bir adımlık mesafe koydu. Yanımda dövüşen Burak koçundan dayak yerken bağırarak, "Seviyorum bu kızı, vallahi seviyorum ya!" dedi.
Başımı ona doğru çevirip dil çıkarıp göz kırptım. "Yine hayaller âleminde dolaşıyorsun Ferda. O güzel beynin içeride kalsın diye kolundan tuttum."
Poyraz "ooof" diye bağırırken, yine rahat durmayıp arkasında dövüşen Şeyma ile göz göze geldim. "Bugün beynimi güzel bulan yarın nikahına alır. Ninem derdi ki: Erkeklere çok güvenme."
Bu sefer eğitmenler de kısık sesle gülünce ben de dayanamayıp gülmeye başladım. Kollarını göğsünde birleştirip başını eğdi. Gülecekti ama bana inat gülmüyordu. Başını kaldırınca göz göze geldik. Her zaman yüzünde olan o soğuk ifade gitmiş, daha farklı bakıyordu; daha insancıl.
"Senin gibi inatçıyı kim ne yapsın?"
Aramızdaki bir adımlık mesafeyi kapatıp başımı kaldırdım, boyu benden uzundu. "Bilmem, belki nikahına alırlar. Alsınlar, evleneyim de hemen kurtulayım buradan."
Kaşları çatılır gibi oldu. "Bıktın mı buradan?"
"Yok, ben sizden bıktım. Koçumu değiştirmeyi talep ediyorum."
Arkadaşlarımın kıkırdamaları kulağıva geliyordu. Buz gibi bir sesle, "Talebini en hızlı şekilde değerlendireceğimden emin olabilirsin," dedi. Sırtını dönüp tesisten içeri girdi. Eğitim bittiği için yanıma doluştular. Lara elinde peçeteyle yanıma gelerek burnuma tuttu. Burnum tıkalı olduğu için sesim daha boğuk çıkıyordu:
"Herkes gitsin duşunu alsın, rahatlasın. 20 dakika sonra Ceyda’yı benim odama yollayın. Odamda Ceyda, Lara ve Nil’den başkasını istemiyorum."
Boğazım kuruduğu için yutkundum. "Beliz, sen Burak ve Cem’e söyle, bizim masaya kimse oturmasın. Sonra sen de gelebilirsin odama."
Erkekler çoktan yukarı çıkmıştı. Bir kolumu Lara’nın omzuna atıp ondan destek alarak tesise doğru yürümeye başladık. "İyi misin?" Başını olumlu anlamda salladı. İçeri girip asansör düğmesine bastım. Kapı açılınca 5. kata bastım. Asansör 2. katta durunca yüzümü buruşturdum; Şeyma’nın katındaydık.
Kapı açılınca kanayan burnumu görüp yüzünde iğneleyici bir gülümseme oluştu. Lara’nın gözlerinden alev çıkarken, kafamda farklı şekillerde Şeyma’nın infazını kesiyor olmama rağmen oldukça sakin görünüyordum.
"Altay çok iyi çalışmış yine," dedi yarı güler bir sesle.
Peçeteyi burnumdan çekerek, "Darısı başına Şeyma," dedim.
İğneleyici bir sesle, "O kadar insanın içinde o sözleri söylemeye utanmıyor musun?" dedi.
Kaşlarım havalandı. "Neyden utanacakmışım? Senin utanmak anlayışın ne mesela; eğitmeninle yatıp ertesi gün başka eğitmenlere yavşamak mı? Utanmıyor musun Şeyma, çok ayıp?" Dilimi damağıma vurup onaylamayan sesler çıkardım. "Tam da kendine yakışan hareketler yapıyorsun."
Asansör benim katımda durunca yüzüne bile bakmadan odama doğru yürümeye başladım. "O kızı bir gün öldüreceğim!"
Lara gözlerini kocaman açarak bakınca güldüm. "Şaka yapıyorum ama bu, öldürmek istemediğim anlamına gelmez."
Kısık bir sesle, "Allah onun belasını vermiş zaten, kirli kana bulama elini," deyince yine güldüm.
Odamın önüne gelince önce parmak izimi, sonra yüzümü ve kartımı okutunca kapım otomatik açıldı. Yani benim dışımda kimse bu odaya giremezdi. İkimiz de odanın içine girince kolumu omzundan çekip gardırobuma doğru ilerledim. Almam gerekenleri aldıktan sonra banyoya geçtim. Sıcak suyu açıp fıskiyenin altına girdim. Karnımda ve bacaklarımda yer yer morluklar vardı; neyse ki 3-4 güne geçiyordu.
Güzel bir duş yaptıktan sonra altıma lacivert eşofman giydim. Tişörtümü almayı unuttuğum için sütyenle banyodan çıktım. Nil ve Beliz yatağa uzanmış; Nil dümdüz tavanı izlerken Beliz fotoğraf çekiyor, Lara ve Ceyda koltukta oturuyordu. Üzerime beyaz, omzu düşük, salaş bir tişört geçirdim. Saç havlumla saçımın suyunu sıktıktan sonra Ceyda’nın yanına oturdum.
"Ceyda, bana kırgın değilsin değil mi?" Başını sağa sola salladı. İçten içe kırıldığını biliyordum; ne zaman üzülse elleriyle oynardı ve yine elleriyle oynuyordu. Elimi ellerinin üstüne koydum. "Ceyda, sadece 4 günlüğüne idare edemez misin? Orada yalnız olmayacaksın."
Hızla başını çevirdi: "Bu da ne demek?"
Burnuna bir fiske vurup, "Şapşal, ben kardeşimi kurtların eline bırakacak insan mıyım sence? Onların içinde 2 tane ajanım var," dedim.
Bu itirafımdan sonra Nil ve Beliz yattıkları yerden doğrulup hepsi aynı anda "Ne?!" diye bağırdı.
"Bağırmasanız iyiydi kızlar."
Nil kaşlarını çatarak, "Önüne gelen herkese güvenemezsin, biliyorsun değil mi? O Naz denen karıya da hiç güvenmiyorum. Herhangi bir şüphe hissedersem o kızı balkondan aşağı atarım," dedi. Gözünü kapatıp birkaç saniye öylece bekledi. "Şu an şüphe hissediyorum, balkondan aşağı sallandıracağım onu."
Yataktan kalkıp kapıya doğru ilerlerken gülerek kolundan tuttum. "Öyle bir şey yapmıyorsun Nil."
Geriye doğru birkaç adım atıp yatağın köşesine oturdu. "Anlamıyorsun Ferda, hissediyorum, bu kız ajan! 10 senedir bir kere bile yanılmadım."
Haklıydı, yanılmamıştı. "Yanılmadın ama bu, gidip kızın fişini çekeceğimiz anlamına gelmiyor. O mantıkla düşünürsen Pelin ya da Şeyma, Ceyda’nın da fişini çekebilir."
Nil göz devirirken Ceyda ve Lara far görmüş tavşan gibi bakıyorlardı. "Bakmayın şöyle, buna izin vermem tabii ki. Sadece 4 gün dayan, geceleri benimle kalırsın."
Göz kırpıp koltuktan kalktım. Kapıya doğru ilerleyip spor ayakkabılarımı ayağıma geçirdim. Hızlıca yemekhaneye inerken ablalar plastik tabaklara yemek koydular.
Gözlerimi kıstığımda Cemre, Cem, Volkan, Savaş ve Burak’ı gördüm. Burak yüzüne buz tutuyor, Cemre Cem’e çorba içiriyordu. Masaya geçip oturduğumda diğerleri de benimle aynı anda oturdu. Ceyda Volkan’ın yanına oturacağı sırada Şeyma sürtüğü, "Şşt, korkak! Senin yerin orası değil," deyip yanındaki boş sandalyeye üç defa vurarak, "Burası!" dedi. Başımı eğip çatalımla önümdeki yemekle oynuyordum.
"Ceyda, otur güzelim," dedim. Ceyda yutkunarak Volkan’ın yanına oturdu.
Karşı taraftan yavşak Utku’nun sesi kulaklarıma ulaştı: "Ne oldu pısırık? Gelsene, yemeyiz seni!"
Volkan ellerini masaya çarparak hızla yerinden kalkınca ben de masadan kalkıp önüne geçtim. "Bilerek yapıyor, siz sinirlenin diye yapıyor." Oysaki bir zamanlar öfkemle hareket ediyordum. "Volkan, geç otur, yemeğini ye."
Nil yerinden kalkmamıştı; kavgaya karışmayı sevmediği için Lara ile yemeğini yiyordu. "Ne oldu lan? Sahibiniz tasmanızı tutunca gelemiyor musunuz?"
Hışımla arkamı döndüm. Ben onların sahibi değildim, onlar da benim sahibim değildi. Kardeş kardeşin sahibi olamazdı. Masalarına doğru ilerlerken Altay’ın yerinden kalktığını gördüm; Şeyma da onunla birlikte kalkmıştı.
"Ferda, sakın!"
Elimi kaldırıp, "Bir adım daha atarsan bu masayı kafalarına geçirmekten çekinmem!" dedim. Olduğu yerde kalınca tüm eğitmenler ne yapacağımı merak ederek onlar da ayağa kalktı. Onları görmezden gelerek aramızda bir adımlık mesafe bıraktım. Ellerimi eşofmanımın cebine koyup, "Sizin sahibiniz tasmanızı sağlam tutamıyor herhalde, oradan havladığınıza göre," dedim.
Cem destek vererek, "Aman Allah'ım! Osman, sana giren girdi sanırım!" dedi. Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.
Saçlarımı geriye atarak, "Şeyma, söyle köpeklerine, salyalarını kapıma akıtmasınlar. Sahipsiz köpekler genelde kuduz oluyor," dedim. Başımı yana doğru çevirince gözlerim Utku ile kesişti. "Görüyorum ki seninkiler bayağı kudurmuş."
Yüzü renkten renge girerken Cem daha da gaz verdi: "Ferda vurdu, gol!"
Yarım ağız gülerek, "Köpeklerin en büyük şanssızlığı, sahiplerinin de kudurmasıymış. Allah kurtarsın gençler," dedi.
Beliz tezahürat yaparak, "Şeyma tatlım, sen sanki patlıcana döndün. Ay, kudurdu galiba!" dedi.
Kahkaha atarak, "Yeşim hemşire, şu senin Şeyma için ayarttığın kuduz aşıları duruyorsa çaksana 5-6 tane, arkadaş ancak düzelir," dedi.
Ceyda’nın koçu Oğuz araya girerek, "Tamam yeter, uzatmayın, derhal geçin yerlerinize!" dedi.
Kaşlarım çatıldı. "Ben senden emir almıyorum."
Altay başını eğmişti, kesin gülüyordu. Kollarımı göğsümde birleştirdim.
"Yerine geç Ferda."
Tek kaşım havalandı. "Senden emir almıyorum. Bana emir vereceğine öğrencini koru, ne biçim koçsun sen?"
Oğuz burnundan soluyarak Altay’a döndü: "Söyle şu baş belası öğrencine, geçsin yerine!"
İşte şimdi keyiflendim. Üzerindeki haki yeşili tişört acayip yakışmıştı. Kendine gel Ferda, adamı röntgenleyip durma!
Naif bir sesle, "Ferda, geçer misin yerine güzelim?" dedi.
Başımı sağ omzuma doğru eğip uslu bir öğrenci gibi ellerimi önümde birleştirdim: "Tabii ki Koç."
Bakışlarım yanında duran Oğuz’la kesişince kaşlarımı çattım. "Bu burada bitmedi, seni kara listeme ekledim Oğuz Koç."
Yerime geçip yemeğimi yedim. Yeni kız ortalıkta yoktu; bir görelim bakalım şu yeni kızı. Herkes yemeğini yedikten sonra bir kolumu Nil'in omzuna attım, yanında da Savaş vardı. Kısa bir an ona baktım; dümdüz ileri bakıyordu, ona baktığımın farkında bile değildi.
"Nil, şu yeni gelen kızı görmeye gideceğim."
Hayretler içerisinde baktı. "Ciddi misin sen? Onu tanımıyoruz ya, sana düzenek kurduysa?" Artık gözlerinde endişe vardı.
"Ferda, bari ben geleyim ya. Sana bir şey yaparsa Feyza’yı unuttuysan seve seve hatırlatırım."
Derin bir nefes verdim. "Bana bir şey olmaz güzelim, Savaş’ın yanından ayrılma olurumlu? Bu konuyu bir daha açma."
Kaşları çatıldı. "Kendimi koruyabilirim Ferda, asıl o benim yanımdan ayrılmasın. Ayrıca dost acı söyler." Gülerek yanağından öptüm.
Arkamdan sesler yükselince Nil’in üzerinden kolumu çektim. Cem ve Cemre yine kavga ediyordu. "Bana bak Cem, seni gebertirim!"
Burak aralarına girip, "Ne yapıyorsunuz siz, kendinize gelin!" dedi.
Cemre Cem’e bir tane yapıştırıp, "Bu gerizekalı yeni kızdan hoşlanmış!" dedi.
Şoklar içerisinde Cem’e bakmaya başladım. "Öyle bir şey demedim! Hoş kız dedim, bunu dememden nasıl hoşlandığım anlamını çıkarabilirsin, salak ikizim?"
Cemre kendi saçlarını çekiştirirken, "Lan mal ikizim, beni delirtme! Bu kız yüzünden Ceyda gitti, aptal kız gelir gelmez huzursuzluk verdi."
"Ceyda gitmedi, her zaman bizim yanımızda olacak, kapatın şu konuyu!" diyerek son noktayı koydum. Ceyda’nın yine suratı asılmıştı. Yanına gidip sıkı sıkı sarıldım. "Seni hiç bırakmayacağım, bırakmayacağız tamam mı? Korkma, istersen benim odama geçersin."
Kollarını belime sarıp yüzünü göğsümde sakladı; yine ağlıyordu, yine korkuyordu. Allah belanı versin Feyza, öldün ama hala bırakmadın peşimizi.
"Hadi odalara dağılalım. Ceyda, sen Beliz’in odasına geç şimdilik, ben kartı alacağım."
Başını olumlu anlamda salladı. Onları odalarına yollayıp hemen Altay’ın yanına gitmeliydim. Asansöre binip 6. kata bastım. Koçlar 6. katta, yani son katta kalıyorlardı. Altay’ın odasının önüne geldiğimde içeriden sesler duydum, kulağımı kapıya yasladım.
"O kız umurumda bile değil, çocuk gibi, 23 yaşında olgun bir insan gibi davranmayı bile beceremiyor."
Dondum, üşüdüm, buz gibi oldum. Tesiste 23 yaşında olan tek kişi bendim.
"Kendi arkadaşının kafasına sıkan bir kadından bahsediyoruz, ona güvenmiyorum."
Telefondaki her kimse bilmiyorum ama 40 parçaya bölündüğümü hissediyordum.
"Aptal gibi davranıyor gerçekten, bazen öyle olduğunu düşünüyorum ve bana aşık, sanki ben onu sevebilecekmişim gibi... Şeyma bile bu kadar değil, gerektiği yerde aklını kullanabilir."
Bu ağırdı, bu çok ağırdı. Boğazım şişti, yutkunamadım. Evet, ben gerçekten aptaldım, ben çok aptaldım.
"Yarın kızı ona yollayacağım zaten, istediği o kız. O kızıyı verirsek bu beladan kurtuluruz."
O kız kimdi? Vereceği kız ben miydim? Beni kime verecekti?
Kapı bir anda açıldı, yüzünde bir gram bile şaşırma yoktu. Acaba gerçekleri duymamı mı istemişti?
"Ne işin var kapımda?" Sesi buz gibiydi. Kalbim üşüyordu, kalbim paramparça olmuştu.
"Cevap versene, kapımda ne işin var Ferda?" Sesi yükselince geriye doğru bir adım attım. Göz göze geldiğimizde ne gördü bilmiyorum ama bakışları donuklaştı. Bakır rengi gözlerinde hüzün gördüm; bana bağırdığı için mi üzülmüştü, sözleri daha ağırmış gibi?
"Ceyda’nın odama girebilmesi için kartı alacaktım," dedim kısılan sesimle.
Bakışlarını kaçırıp kapının önünden çekildi. Az önce benim için söylenen o iğrenç sözlerin olduğu odaya doğru bir adım attım. Sakinleşmeye çalışıyordum. Beynimde aynı sözler yankılanırken bu adamı çekip vurmamak için direniyordum. Yatağın yanındaki kilitli çekmecenin içindeydi, şifreyi biliyordum. Bu tesise ilk 15 yaşımda gelmiştim, 1 yıl sonra kaçmıştım. 18 yaşımda yine bu lanet tesise gelmiştim. 15 yaşındayken benim gibi eğitilen Altay, 18 yaşında buraya geldiğimde beni eğitecek seviyedeydi. 7 Temmuz 2021, şifre: 07.07.21.
Kasanın içinden kartı alıp yüzüne bile bakmadan odadan çıktım. Son anda kolumu yakaladı. Gözyaşlarım kurumuştu, geriye sadece öfke kalmıştı.
"Ferda, neden yüzüme bakmıyorsun?"
Önce kolumu tutan eline baktım, sonra yüzüne. "Bakılacak bir yüz göremiyorum sende, hangi yüzden bahsediyorsun?"
"Ferda, sinirlendirme beni."
"Sinirlenirsen ne olur Koç?"
Kolumu bırakınca asansöre doğru ilerlemeye başladım. Arkamdan beni izlediğini biliyordum.
"Seni bilmem ama ben sinirlenirsem enkazını görmeden durmam, aklında bulunsun."
Tek kelime etmesine izin vermeden asansörün kapıları kapandı. Kendi katıma geldiğimde Poyraz’la çarpıştım. Bugün onu hiç görmemiştim; yüzüne baktığımda sağ elmacık kemiği kızarmış ve şişmişti.
"Poyraz, iyi misin?"
"Ben iyiyim de sen pek iyi görünmüyor gibisin."
Başımı eğdim, o kadar belli oluyor muydu ya? "Yok iyiyim, şu Naz denen kıza bakacaktım ama öncesinde Beliz’in odasına gidip Ceyda’ya kartı vermeliyim."
Gruptaki erkeklerin boyları uzun olduğu için rahatlıkla kollarını omzuma atabiliyorlardı. Poyraz da kolunu omzuma attı, fakat ben çok kısa değildim tabii ama onlara göre kısa kalıyordum.
"Bende geleyim, tanışalım şu Naz hanımla." Sahte bir gülüşle, "Sevdin sanırım Naz’ı," dedim.
Beliz’in odasının kapısının önünde durup kapıyı tıklattım. Kapıyı Beliz açtı; Cemre ve Ceyda bir şeyler konuştukları için rahatlarını bozmak istemediğimden kartı direkt Beliz’e teslim ettim. Kapı kapandıktan sonra Poyraz yeniden konuştu: "Aslında bakarsan yüzünü bile görmedim ama güzel bir adı var."
Ne espriler yapardım ben şimdi... Naz’ını sevsinler nazlı kız diye.
"Poyraz, işin varsa tutmayım seni."
"Yok, zaten bahçeye çıkacaktım. Eee, biz 8 Can, 9 Can mı olduk şimdi?" dedi kahkaha atarak.
Dirseğimi karnına geçirince kısık sesle inledi. "Kedican nasıl isim, bir düşün istersen."
"Of Poyraz, saçma sapan konuşma, daha bugün geldi kız, sen hemen almışsın gruba, hayırdır?"
"Dalga geçiyorum Ferda, dalga. Do you know the joke?"
Göz devirdim. "He aynen, biliyorum mal."
Naz’ın kapısının önünde durup 3 kere tıklattım. Kapı açıldı. Naz önce bana baktı, sonra Poyraz’a. Bana bakarken bir sorun yok gibiydi ama Poyraz’la bakışınca gözlerine acı oturdu. Poyraz, Altay’ın bana baktığı gibi bakıyordu Naz’a. Bunlar tanışıyor muydu? Siktir, koca bir siktir!
"Naz, burada mı konuşalım yoksa içeride mi? Müsait değilsen sonra da konuşabiliriz."
Elini ensesine götürüp, "Yok yani müsaitim, buyurun geçin lütfen," dedi.
İçeri doğru adım attım. Gözümü kestirdiğim koltuğa geçip yayılarak oturdum. Poyraz dümdüz ifadesiyle yanıma oturdu, Naz’ın her adımını izliyordu. Kolunu çimdikleyerek kulağına eğildim: "Bu kızla nereden tanışıyorsun? Eğer söylemezsen ona sorarım."
Dizlerini sıktı. "Hiçbir yerden tanımıyorum, zararlı mı değil mi onu anlamaya çalışıyorum."
Kaşlarım havalandı. "Kızı süzerek mi anlamaya çalışıyorsun?"
"Ferda!"
"Sustum."
Naz da sandalye çekerek oturdu. "İçecek bir şey ister misiniz?"
Poyraz’a yandan bir bakış attım ama dümdüz duvara baktığı için beni görmedi bile. "Kırmızı şarap var mı?"
İmayla kapınca gülümsedi. "2 kadeh koyuyorum o halde."
Sinsice gülümsedim. Benim kafayı bulup aklımdaki soruları sormam için tek kadeh yetmezdi. 3-4 kadehte sarhoş olmuyordum ama 5-6 kadehte tüm rezillikleri yapabilirdim. Yaktım seni Poyraz efendi, sen anlatmazsan ben öğrenirim.
Bölüm etkileşimi
