2. bölüm / 2
Sarhoş PrensesTaç, Tersse Daha İyi Duruyor
Bölümler 2Şu an: Taç, Tersse Daha İyi Duruyor
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Saray kapısı açıldığında, içerideki herkes nefesini tuttu.
Taş döşemeler üzerinde yükselen sütunlar, tavanda dans eden ışıklar, kendi kendine nota basan bir orkestra… Her şey görkemliydi.
Ama içeriye giren figür, beklendiği gibi asil, zarif ve havalı biri değildi.
Çiğdem’di.
Bir elini havaya kaldırmış, diğerini yana açmıştı.
Sanki dans edecekmiş gibi saraya yürüyordu.
Elbisesi hâlâ hafif ıslaktı, saçları uçuşuyor, gözleri hâlâ yarı şaşkındı.
Ama... kafasında ters duran taç, gururla parlıyordu.
> “Evet… ben geldim,” dedi.
“Nereye geldim bilmiyorum ama geldim.”
Saray görevlileri diz çökerken bir yandan bakışlarını kaçırıyordu.
Fışfış ise omzundan yere atladı, minicik sesiyle bağırdı:
> “Prenses Ayla geri döndü! Tanrıçaların kanı taşıyan, ışıkla yürüyen, kehanetin kızı!”
Çiğdem gözlerini kıstı.
> “Tanrıça mı? Ke... kehanet mi? O kadar da mı abarttık ya...”
Ama salonun ortasındaki büyük kristal küre, onun yaklaşmasıyla birlikte parlamaya başladı.
Küre, kimlik doğrulayıcıydı. Gerçekten “kehanetin kişisi” olup olmadığını belirlerdi.
Fışfış sessizce mırıldandı:
> “Lütfen... yanma, patlama, yok olma... sadece bir ışık yak, yeter.”
Çiğdem kristalin önüne geldi. Elini uzattı.
Küre önce titredi.
Sonra sarardı.
Sonra morardı.
Sonra içinden bir... gülme sesi çıktı.
> “HAHAHAHA! ÇOK EĞLENCELİSİN!”
Bütün salon sustu.
> “Ee... bu mu iyi olan tepki?” dedi Çiğdem.
Kristal birden altın rengine döndü. Tavandaki ışıklar bir anda şelale gibi dökülmeye başladı. Orkestra kendi kendine çalmaya başladı.
Prenses Ayla’nın döndüğü böylece ilan edildi.
Sarhoşlukta Diplomasi:
Günün geri kalanında, Çiğdem’e hediyeler sunuldu:
Parlayan kanatlı bir yastık.
Üç dili olan bir kedi.
Sonsuz miktarda köpüklü meyve suyu (umarız alkolsüzdür).
Ve her biri verilirken Çiğdem’in verdiği tepkiler, şehir tarihine yazılacak türdendi:
> “Ooo üç dilli kedi! Biriyle kavga ederken diğer dille özür dileyebilirim!”
“Bu yastık... beni kucaklıyor mu?!?”
“Bu meyve suyu neden beni izliyor gibi hissediyorum?”
Günün sonunda, odasına getirildi.
Yatak mı desem... yok, o yatak değil, saray boyutunda bir bulut gibiydi.
Çiğdem, yatağa atladı. Ters duran taç hâlâ başındaydı.
Gözlerini gökyüzüne çevirip mırıldandı:
> “Ben... sarhoş muyum, yoksa... gerçekten prenses mi oldum?”
Fışfış pencere kenarında oturuyordu. Ciddiyetle cevap verdi:
> “Belki ikisi de. Belki de o yüzden bu kadar işe yarıyorsun.”
Ve gece, Aytaşı Şehri'nde sessizce çökerken, tüm evren farkında değildi ama...
Kehanet çalışıyordu.
Çünkü bu saçma ama özel prenses, kaderin tam ortasına düşmüştü.
Bölüm etkileşimi
