2. bölüm / 2
Şans Eseri2.BÖLÜM:ARKA SIRA
Bölümler 2Şu an: 2.BÖLÜM:ARKA SIRA
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bahçedeki o tek saniyelik göz temasının üzerimde bıraktığı tuhaf etkiyi silmeye çalışarak derin bir nefes aldım. O çocuğun üzerimdeki soğuk ve sorgulayıcı bakışlarını arkamda bırakıp okulun geniş, camlı ana kapısından içeri adım attık. Koridorlar, ellerinde kitaplarıyla koşturan, gülüşen ve ilk dersin zilinden önce sohbet eden öğrencilerle doluydu.
Nida, etrafı meraklı gözlerle incelerken dirseğiyle kolumu dürttü.
“Abla, idare binası ne taraftadır dersin? Kaybolmak üzereyiz gibi hissediyorum.”
Gözlerimi koridorun başındaki tabelalara çevirdim.
“Müdür yardımcısının odasını bulmamız lazım. Gel, şu tarafa bakalım.”
Giriş katının sağ koridoruna doğru ilerlerken, kapısında 'Müdür Yardımcısı - Hakan Yılmaz' yazan pirinç levhayı gördük. Kapıyı hafifçe çalıp içeri girdik. Masa başında evrakları düzenleyen orta yaşlı, gözlüklü öğretmen başını kaldırıp gülümsedi.
“Geleceğinizi biliyordum, Lizge ve Nida değil mi? Güneş Hanım’ın kızları...” dedi nazik bir tonla. Önündeki dosyaları karıştırıp iki adet ders programı çıkardı. “Nakil evraklarınız tamamlandı. Bu dönem 11-B sınıfındasınız. Sınıf öğretmeniniz aynı zamanda İngilizce öğretmeniniz olan Selin Hanım. Şimdi ilk ders saatindeyiz, sizi sınıfınıza ben götüreyim.”
Hakan Bey önde, biz arkada ikinci kata çıktık. Koridorun sonundaki 11-B kapısının önüne geldiğimizde kalbim ritmini bir tık artırdı. Hakan Bey kapıyı vurup içeri girdi. Sınıftan hafif bir uğultu yükseliyordu ancak hocanın girmesiyle sesler bıçak gibi kesildi.
“Günaydın gençler. Sınıfımıza iki yeni arkadaşınız katıldı,” dedi Hakan Bey. Bize bakarak içeri geçmemizi işaret etti.
Sınıfa adım attığımız an onlarca meraklı göz üzerimize çevrildi. Sakinliğimi korumaya çalışarak yeşil gözlerimi sınıfın içinde gezdirdim. Ve tam o anda, pencerelerin kenarındaki en arka sırada bahçede karşılaştığım o çocuğu gördüm.
Sırtını duvara yaslamış, kulaklığının teki kulağında, elindeki kalemi parmaklarının arasında tembelce çeviriyordu. Bizi görünce duraksamadı ama bakışlarındaki o gizemli derinlik odadaki havayı anında değiştirdi. Yanında ise dağınık sarı saçları, rahat tavırları ve yüzündeki muzip tebessümle bize bakan başka bir çocuk oturuyordu.
Selin Hanım gülüseyerek bize döndü. “Kendinizi arkadaşlarınıza tanıtır mısınız kızlar?”
Önce ben bir adım öne çıktım. “Merhaba, ben Lizge. Nakil olarak geldik.”
Nida da hemen yanımda durup o neşeli, kıpır kıpır haliyle gülümsedi. “Ben de Nida. İkiziz ama... pek benzediğimiz söylenemez, fark etmişsinizdir zaten.”
Sınıftan hafif bir gülüşme yükseldi.
Selin Hanım elindeki oturma planına baktı. “Hoş geldiniz kızlar. Sınıfımızda boş yerlerimiz var. Nida, sen şöyle orta sıradaki üçüncülüğe geç bakalım... Atlas’ın yanına.”
Bahçedeki çocuğun yanındaki sarışın çocuk—Atlas—genişçe gülümsedi ve yanındaki sırayı düzeltti. “Memnun oldum ikizlerden hareketli olanı,” diye takıldı Nida’ya. Nida ise gözlerini devirip çantasıyla birlikte sıraya yerleşti.
Selin Hanım listede parmağını kaydırdı. “Lizge... Sen de en arka pencere kenarına geçiyorsun. Karan’ın yanına.”
Karan mı? Demek adı Karan'dı.
Sınıftaki birkaç kızın bakışlarının bir anda sertleştiğini hissettim. Belli ki bu Karan denen çocuğun yanı pek çok kişinin radarlarındaydı. İstifimi bozmadan çantamı omzuma astım ve sınıfın en arkasına doğru yürüdüm. Sıraya ulaştığımda Karan istifini hiç bozmadı; kulaklığını çıkarıp cebine attı ve hafifçe kenara kayarak bana yer açtı.
Çantamı sıranın kenarına asıp oturdum ama ona dönüp bir şey söylemedim. Merakım içimi kemiriyordu; kimdi bu çocuk, neden bu kadar mesafeliydi? Ama prim vermemeliydim.
Ders başladığında Selin Hanım tahtaya kitabın ilk ünitesini yazmaya koyuldu. Karan ders boyunca neredeyse hiç not tutmadı, sadece dirseğini sıрая dayayıp çenesini eline yaslayarak tahtayı izledi. Bir ara hafifçe bana doğru eğildi. Kokusu taze bir rüzgâr gibi burnuma çalındı.
“Yeni okuluna alışabildin mi, yeni kız?” diye fısıldadı. Ses tonunda hafif bir özgüven ve yaklaşma çabası vardı.
Gözlerimi tahtadan ayırmadan coldly cevap verdim: “Daha ilk dersin beşinci dakikasındayız. Alışacak kadar vakit geçmedi.”
Karan dudaklarının kenarını hafifçe yukarı kıvırdı. “Gözlerin öyle demiyor ama. Girişte de şimdi de etrafı ve beni çözmeye çalışır gibi bakıyorsun.”
Sertçe ona döndüm ama sesimi alçak tuttum: “Seni çözmeye çalışmıyorum. Sadece sıradaki ortağımın derse katılmak yerine bana laf atmasını garipsiyorum.”
Karan biraz daha yakınlaştı, gözlerinin içine baktığımda o derin karanlığı daha net gördüm. “İlgi çekici şeylere laf atarım,” dedi pişkince bir tebessümle.
Hafifçe kaşlarımı kaldırdım, bakışlarımı üzerinden çekip defterime döndüm. “O zaman başka bir şeyle ilgilen derim. Çünkü benim amacım ders dinlemek.”
Karan bu mesafeli ve soğuk tavrım karşısında bozulmak yerine daha da keyiflenmiş gibi hafifçe kıkırdadı ve arkasına yaslandı. “Pekala, Lizge. Nasıl istersen.”
Ön sıradan gelen bir kıkırdama sesi konuşmamızı böldü. Nida ve Atlas arkalarına dönmüş bize bakıyorlardı. Atlas sırıtarak, “Karan, yeni arkadaşımıza çok yüklenme ilk günden,” dedi.
Karan gözlerini benden çekip Atlas’a baktı. “İşine bak Atlas.”
Zil çaldığında sınıfta ani bir hareketlilik başladı. Karan hiç acele etmeden ayağa kalktı, kapüşonlusunu düzeltti ve elini cebine soktu. Bana doğru kısa bir bakış atıp sınıftan çıktı.
O çıkar çıkmaz Nida hemen yanıma koştu. “Abla! İnanılmaz bir sınıf! Yanımdaki çocuk—Atlas—tam bir çene makinesi. Ama senin yanındaki... Karan dedikleri çocuk sana baya yanaşmaya çalıştı sanki? Ne konuştunuz?”
Sırtımı arkaya yaslayıp Karan’ın masada bıraktığı kaleme baktım. İçimdeki merak duygusu kordan bir ateş gibi yanıyordu ama dışarıya renk vermedim.
“Pek bir şey konuşmadık,” dedim soğukkanlı görünmeye çalışarak. “Sadece biraz fazla özgüvenli biri. Yüz vermedim.”
Nida sırıttı. “Ama gözlerin pek öyle demiyor ablacım, adamı çözmek için can atıyor gibisin.”
Gözlerimi devirdim ama Nida haklıydı. Karan ne kadar ukala ve yanaşmaya çalışan biri olursa olsun, arkasındaki o gizemli hava merakamı daha da körüklüyordu.
Şans eseri yanına oturduğum bu çocuk, bu okulda geçireceğim günlerin pek de sakin geçmeyeceğinin ilk kanıtıydı.
Bölüm etkileşimi
