11. bölüm · Sancağın Gölgesinde

Bölüm 11

Suden Suden

Alarm çalınca gözlerimi araladım. Bir an nerede olduğumu idrak edemedim. Kahverengi tonlardan Tunç'un evinde olduğumu anladım. Gece burada mı kalmıştım ben? Üstümdeki battaniyeyi köşeye koyup ayağa kalktım. Onu da Tunç örtmüş olmalıydı. Salondan çıkacakken kapıda Tunç belirdi.
- Günaydın.
- Göstereceğim ben sana günaydını.
- Yine ne oldu?
- Benim burada ne işim var? Madem uyuya kaldım niye uyandırmadın?
- Zaten yaralısın. Yorulmuşsundur diye uyandıramadım.
Oflayarak yanından geçtim.
- Nereye?
- Cehennemin dibine!
Kahkaha attı. Gerçekten akıl sağlığım ile oynuyordu. Ona ters ters bakarken telefonum çaldı. Mustafa arıyordu.
- Kartal?
- Komutanım neredesiniz?
- Ne oldu Mustafa?
- Komutanım şey.
Arkadan Özge'nin sesi duyuldu.
- Ben demiştim önce haber verelim diye.
- Nerden bilelim Özge komutanım?
Diyen çömezin sesi duyuldu bu defa.
- Mustafa ne oluyor?
- Komutanım biz sizin evinize gelmiştik de.
Konuşacakken Tunç bana doğru yaklaşıp telefonu elimden aldı.
- Komutanınız şuan müsait değil. Bir saat sonra gelirsiniz.
Dedi ve telefonu kapatıp bana uzattı.
- Lan gerizekalı! Ne yapıyorsun sen?
- Dilimde tüy bitti. Hakaret etme! Konuşamadık dün, şimdi konuşacağız sonra seni evine bırakacağım.
- Hakaret ettirme o zaman! Seninle konuşacak tek konum Altay demedim mi ben sana?
- Tamam önce Altay'ı konuşacağız sonra da o doktoru.
Dünden beri sorup duruyordu ama söylemeyecektim.
- Halledeceğim dedin, sen halledeceksin.
Dedim işaret parmağımı göğsüne bastırırken.
- Evet dedim ve halledeceğim. Ben düşündüm ve bir sonuca vardım ama önce sakin olman lazım yoksa söyleyemem.
- Sinirli değilim ki!
- Ne diye bağırıp duruyorsun o zaman?
Sanırım biraz haklıydı. Bir kaç saniye nefesimi kontrol edip cevap verdim.
- Tamam sakinim. Söyle şimdi.
- Şimdi Altay sen yokken de ağlıyor, ben yokken de ağlıyor.
Haklıydı. Altay benim evime geldiğinde de abi diye ağlamıştı.
- Evet.
- Aynı evde yaşayalım diyorum.
- Tunç.
Dedim ve sustum.
- Tomris biliyorum saçma ama-
- Saçma değil. Gayet mantıklı ama biz nasıl aynı evde yaşayacağız?
- Nasıl derken?
- Daha birbirimize tahammül edemiyoruz.
Dedim. Kahkaha atarken
- Kendi adına konuş.
Dedi.
- Neyse ne. Sonuç?
- Kabul edersen aynı evde yaşayacağız. Sonuç bu.
- Peki.
- Nasıl yani? Sen şimdi kabul mu ettin?
Başımı sallayarak onayladım. Sözde kabul etmiştim ama kafam biraz karışıktı.
- Düşün biraz istersen tamam mı? Şimdi diğer konuya geçelim.
- Tunç dilini keseceğim artık. Söylemeyeceğim diyorum.
- Tomris yine başladın bağırmaya. Söyle kimdi o?
- Eskiden kalmış biri. Kimse kim!
- Biliyordum! Düşündüğüm şey değil mi?
- Ne düşünüyorsun?
Bir an sustu Tunç.
- O senin şeyin miydi?
- Neyim?
- Anla işte.
- Anlamıyorum Tunç.
Dedim inadına.
- Sevgilin miydi?
Sustum. Çok eskiden olan bir şeydi ama her şey dün gibi aklımdaydı.
- Tomris inanamıyorum sana!
- Tek kelime daha etme. Ben gidiyorum sonra konuşacağız her şeyi.
- Öyle olsun, konuşalım.
Dedi ve bacağımda bir el hissettim.
- Asker abla!
Altay uyanmıştı.
- Ablam. Neden uyandın sen?
Dedim ve kucağıma aldım.
- Bağırıp durduğun için uyanmış olabilir mi?
- Sus.
- Abla nereye?
- Evime gideceğim ablam.
- Beni de götür. Söz verdin!
Tunç ile kısa bir süre bakıştık.
- Götüreceğim tabi.
Tunç Altay'ı kucağımdan aldı.
- Aslanım sen şimdi oyuncaklarını al, ondan sonra gidelim.
Altay koşarak odaya gitti.
- Kolun çok acıdı mı?
Böyle sorular sormamalıydı.
- Hayır.
Bu sefer terslemedim. Çünkü sabahın köründe sunduğu fikri düşünmekle meşguldüm.
**********
- O zaman akşam konuşuruz.
- Tamam görüşürüz.
Dedim ve arabadan indim. Tunç, Altay ile beni evime bırakmıştı. Binaya girecekken bir ses duydum.
- Komutanım.
- Oğuz siz iki saattir burada mısınız?
- Evet komutanım sizi bekliyorduk.
Binanın kapısını açtım.
- Geçin.
Hepsi bana şaşkın gözlerle bakıyordu çünkü kucağımda hiç tanımadıkları bir çocuk vardı.
- Bana öyle bakmayın ve içeri geçin.
Dinleyip binaya girdiler. Merdivenleri çıktık ve onlara kapıyı açtım.
- Hadi girin.
Hepsi içeri girdi ve bende girip kapıyı kapattım.
- Komutanım bu çocuk-
- Bir soluklanın sonra konuşuruz.
Altay'ın eşyalarını odama bıraktım.
- Abla.
- Ablam.
- Bunlar kim?
- Onlarda asker ablam.
- Gerçekten mi?
- Gerçekten.
Dedim ve yanağına bir öpücük kondurdum.
- Komutanım o adam-
- İnfaz bu ne merak böyle?
- Komutanım bir saat bekledik sizi dışarıda. Bence cevabı duymayı hak ediyoruz.
Dedi Mustafa.
- Tamam Kartal tamam. Patlamada yaşayan üsteğmen. Telefonda sizle konuşan da beni eve bırakan da oydu.
- Peki komutanım nasıl bu kadar yakın oldunuz?
Bunun cevabını bende bilmiyordum.
- Öyle denk geldi.
- Bu çocuk?
- Altay. Babası şehit oldu.
- Abla şehit ne?
Bir an hepimiz bakıştık.
- Şehit cennette yaşayanlar ablam.
- Babam gibi mi?
Oğuz'un gözünden akan yaşı fark ettim.
- Evet ablam baban gibi. Acıktın mı sen?
- Evet! Mama,
- Tamam gel yiyelim mama.
Dedim ve kucağıma aldım.
- Siz de istediğiniz gibi takılın. Ben yemeğini yedirip yatırıyım Altay'ı.
- Komutanım yardım edeyim mi?
- Yok Özge zahmet etme.
- Ne zahmeti komutanım?
Dedi ve arkamdan geldi. Mutfağa geçince Altay'ı sandalyeye oturttum.
- Komutanım.
- Efendim Özge.
- İyi misiniz?
Dönüp baktım.
- İyiyim de neden sordun?
- Yiğit komutanım şehit olduğundan beri sizinle doğru düzgün konuşamadık komutanım. Merak ettim.
- Merak etme, iyiyim.
Dedim ve tencereyi çıkarttım.
- Ne yapacağız komutanım?
- Tarhana çorbası.
- Komutanım tarhana nerede? Getireyim ben.
- Şu dolapta.
Özge dolabı açıp tarhanayı uzattı. Çorbayı yaparken cebimde bir titreşim hissettim.
Aşağıdayım.
Tunç yazmıştı.
- Özge sen çorbayı karıştır benim aşağıda bir işim var.
- Emredersiniz komutanım.
Altay'ı kucağıma aldım.
- Abla nereye gidiyoruz?
- Abin gelmiş ablam. Yanına gidiyoruz.
Daha bir saat bile olmamıştı evime bırakalı. Bir şey olmuştu kesin.
Aşağı indim ve kapıyı açtım. Arabasına yaşlanmış duruyordu. Yanına doğru yürüdüm.
- Abi.
Tunç Altay'ı kucağımdan aldı. Yüzü hiç gülmüyordu.
- Bir şey mi oldu?
- Anlatacağım.
Dedikten sonra pencerenin perdesinin oynadığını gördüm. Sonrasında da camdan bakan Oğuz ve Eren'i. Onları fark ettiğimi görünce el salladı Oğuz. Camı aç dedim elimle göstererek.
- Komutanım.
- Oğuz aşağı gel.
- Emredersiniz komutanım.
Bir dakika bile olmadan kapı açıldı ve koşarak yanına geldi. Tunç'un kucağından Altay'ı aldım.
- Ablam sen şimdi asker abilerinle biraz oyun oyna hemen gelceğim tamam mı?
- Söz mü?
- Söz.
Dedim ve Altay'ı Oğuz'un kucağına verdim.
- Çocukla doğru düzgün ilgilenin.
- Emredersiniz komutanım.
Dedi ve gitti. Tunç'a döndüğümde hala aynı ifadesindeydi.
- Ne oldu?
- Kardeşlerim geldi aklıma. İçim içime sığmadı. Ne yapacağımı bilemedim buraya geldim.
Bir an şaşırdım.
- Sana saçma gelecek belki ama sadece senin yanında bunları unutuyorum Tomris.
Bu neyin itirafıydı?
- Ne?
Dediğim an kolları bedenimi sarıp sarmaladı. Ne yapacağımı bilemedim. Ne geri çekildim ne de sarıldım.
- Teşekkür ederim.
Dedi. Ne için teşekkür ediyordu? Bir şey demedim ve kollarımı boynuna doladım.
- Neyin var senin?
Kollarımız çözüldü. Bir adım geriye gittim.
- Tomris.
- Tunç.
- Sanırım ben ilk defa aşık oluyorum.