4. bölüm / 5
Saklı Menekşe (bxb, Omegaverse)3. BÖLÜM
Bölümler 5Şu an: 3. BÖLÜM
- 1 BİLGİLENDİRME891 kelime
- 2 1. BÖLÜM4.180 kelime
- 3 2. BÖLÜM1.220 kelime
- 4 3. BÖLÜM1.417 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 4. BÖLÜM1.103 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Hayatımızın başka bir gerçeği de buydu işte, her ne kadar şimdiki zamanlarda omegalar daha rahat yaşasa da eskiden yaşadıkları zulümler devam edebiliyordu. Omegalar, alfalar tarafından küçük görünüyor ve daha kötüsü darp ediliyordu ya da büyük kabuslara maruz kalıyorlardı.
Şu an karşımda olan durum buna somut bir örnekti. Kapıyı açmamla ikisi de bana dönmüştü, adını bilmediğim Alfa Onur'u duvara yaslamış ve bir eli tişörtünü kaldırmak üzereyken durmuştu.
Beni gören Onur gözyaşları içinde mırıldandı. “Kuzey…” Onun ses tonunu duyunca zaten artan sinir katsayım tavan yaptı ve içeri daldım. Alfa neler olduğunu anlayamadan onun yakasından tutup duvara çarptım. “Ne yapıyorsun lan sen!” Bağırışım lavabonun mermer duvarlarında yankılandı.
Böyle bir şey beklemiyor olacak ki alfanın gözleri şaşkınlıkla doldu, ardından kaşları çatıldı. “Sen kimsin amına koyayım? Sana ne?”
Beni uzaklaştırmaya çalıştı ancak izin vermedim, okul koridorunda sesleri duyup lavaboya yaklaşanlar vardı.
Alfa benden kurtulmak suretiyle elini kaldırmışken tereddüt etmeden yüzüne bir tane geçirdim. Gözüm dönmüştü, Onur bir omega olarak böyle bir muameleyi hak etmiyordu.
Hem bunun ciddiyetiyle hem de önem verdiğim birisi olmasıyla sinirlerime daha da dokunmuştu.
Ben tekrar yumruğumu kaldırmışken arkamdan biri beni tutup geri çekti. “Hoop! Yavaş!” Bunu umursamadan karşımda burnunu tutan alfaya öfkeyle bakmaya devam ediyordum.
Derin, ağır nefesler aldım. “Bu pezevenk onu tecavüz etmeye çalışıyordu!” Önce karşımdakini sonra Onur'u göstererek konuştum.
Tam arkama dönecekken kulağımın yakındaki bir ses kulağımı doldurdu. “Tamam Alp,sakin.” Beni bıraktığında olduğum yerde dondum. Beni tutup çeken kişi Sinan'dı. Ona baktığımda alfaya öfkeyle baktığını gördüm, daha önce görmediğim bir ifade vardı yüzünde.
Alfayı kolundan tutup lavaboyu terk etti, onu müdür odasına götürüyor olmalıydı. Onlar çıktığında Onur'a döndüm. Yanında onu sakinleştirmeye çalışan başka iki tane omega vardı. “İyi misin?” Sesim az önceki öfkeden arınmış sakın ama endişe içeren bir tondaydı.
Onur kızarmış gözlerle bana baktı. “Olabildiğince…” İç çekti. “Teşekkür ederim.” Yaklaşıp omzunu sıvazladım. “Kim olsa öyle yapardı. Böyle bir şeye maruz kaldığın için üzgünüm.” Hafifçe tebessüm etti ben de karşılık olarak ufak şekilde gülümsedim.
Lavabodaki çoğu kişi gitmişti sadece Onur'a destek olan omegalar ve ben kalmıştım. Lavabodan çıktıktan sonra sınıfa ilerledim. “Elimi yüzümü de yıkayamadım.” Diye homurdandım.
Etrafımızda hâlâ böyle pisliklerin olması can sıkıcıydı.
★
Sinan kolundan tuttuğu alfayı müdürü odasına götürüyordu ama içinde onu bayıltana kadar dövme isteği vardı.
“Kutay niye yaptın?” Diye sordu sabırla. Kutay ise hâlâ burnunu tutuyordu,kanamıştı. Derin bir nefes aldı. “Ben…” Dişlerini sıktı. “Feremonlar karşısında ilkel duyularıma yenik düştüm.”
Açıklaması Sinan'ı tatmin etmemişti, ona göre bu durumun bir açıklaması olamazdı zaten. “Bu bir neden değil.”
Kutay bunu biliyordu ama hisleri karşı çıkıyordu. Elini burnundan çektiğinde eli kendi kanıyla boyanmıştı. Nasıl olmuştu da bir betaya engel olamamıştı?
Betalar alfalara kıyasla daha güçsüz olurdu ama Alp onu duvara yaslandığında Kutay Alp'i ittirememişti, resmen duvara çivilenmiş gibi durmuştu.
Müdürün odasına geldiklerinde Sinan kapıyı açmadan konuştu. “Senin hak ettiğin şey farklı ama kurallara göre devam edeceğiz.” Ardından odanın kapısını çaldı ve selen onaylama ile içeri girdiler.
★
Sınıfa girdiğimde bakışlar bana döndü ve isminin Alper olduğunu bildiğin birisi gülerek konuştu. “Kuzey, sen de az değilmişsin ha.”
Dudaklarımı birbirine bastırdım, muhatap olmak istemiyordum. “Hak ettiği şeyi yaptım diyelim.” Sırama ilerledim.
Cümleme gülmüşlerdi. “Haklısın.” Diye de geçiştirmişlerdi.
Dakikalar sonra ders başladığında herkes sınıftaydı ve duyduğum kadarıyla da ders boştu.
Sınıfın içinde bir uğultu hakimken sınıf başkanı olan Beste tahtanın önüne geçip herkesi susturdu. “Arkadaşlar! Cumartesi sınıfça piknik yapıyoruz.”
Duyurusu karşısında kaşlarım hafifçe çatıldı. Daha havalar zar zor ısınmaya başlamıştı ve piknikten bahsediyorlardı. Aman, katılmazdım; olur biterdi. Birkaç kişi de benim gibi düşünüyor olacak ki Beste ellerini beline yerleştirdi. “İtiraz istemiyorum herkes gelecek.”
Sınıfta itiraz sesleri çıkarken birisi sonunda mantıklı bir şey söyledi. “Havalar daha iyileşmedi,ne pikniği?”
Beste bu cümleyi bekliyor gibi parmağını şıklattı. “Hava durumunu kontrol ettik, o gün hava gayet güzel.”
Sanırım bundan kurtuluş yoktu, katılmayacak olursam bir süre Beste’nin dır dırını çekerdim ve bu da uykuma bir engel oluştururdu.
Beste sınıfta duyduğu bıkkın kabullenişlerle gülümsedi ve devam etti. “Tamam o zaman, cumartesi saat ikide Rüzgar Parkındayız.” Ardından yanımızda getireceklerimiz hakkında konuştu ve birkaç dakika içinde işini bitirmişti.
Uykum yoktu bu yüzden yanımda olan test kitaplarından birini çıkardım ve soru çözdüm.
★
Günün devamı sakin geçmişti derslere girip çıkmıştık. Bir ara Güney yanıma gelip bir hafta önce aldığı defterimi vermişti.
Eve geldiğimde odama geçmiştim ve şu an çalışma masamda boş boş oturuyordum. Ani bir kararla yerimden kalktım, üstüme kalın bir şeyler geçirip balkona çıktım.
Biraz ormanda gezinmek istiyordum. Kurduma dönüştüm ve balkondan dışarı atladım, ardından ormana doğru koştum. Ormanın kokusu bana Sinan'ı hatırlatıyordu ama onun kokusu ayrı bir seviyedeydi, kokusu sadece ormanı taşımıyordu adeta huzurun kendisiydi.
Yolum Od uçurumuna vardığında yavaşladım. Halk arasında ‘güvensiz bölge’ olarak anılsa da burası benim güvenli alanım gibiydi, buraya neredeyse kimse uğramaz hatta yaklaşmazdı.
Sebebi nesilden nesile anlatılan o hikayeydi. Anlatılana göre Od uçurumu lanetliydi ve hangi çift gelirse gelsin burada öleceklerine inanılırdı.
Bir zamanlar sürünün o sıradaki liderleri buraya Viola ayının seremonisini yapmak için gelmiş ancak yaşanan olağanüstü olaylar karşısında ölümden dönmüşlerdi. Tabii o olağanüstü olayları kimse bilmiyordu.
Hikayenin yalan olduğu oldukça barizdi ancak halk yine de buradan çekinirdi. Ben de bu durumdan yararlanarak burada rahatça gezerdim. Yaklaşık bir yıldır da her Viola ayında seremoniyi burada gerçekleştiriyordum, öyle ki Sinan bu bir yıl boyunca buraya gelmeyi daha geçen Viola ayında akıl etmişti.
Esen rüzgar tüylerimi okşarken hırçın denizi izledim. Bastırıcıların etkisi üzerimden neredeyse tamamen uzaklaşırken feremonlarımı doyasıya saldım.
Çoğu kişi kendi feremonunu hissetmezdi, kokusunu bilmediklerini söylerdi ancak bu vücudun ezberlediği bir hissizlikti sadece, eğer odaklanırsanız kendi feremonlarınızı hissederdiniz. Mesela ben kendi feremonlarımın nasıl koktuğunu bilirdim, menekşe kokuyorlardı.
Vitanin gözleriyle uyumlu olan bir çiçekti menekşe, mor yaprakları ile narin bir yapısı vardı.
Gözlerimi kapatıp feremonlarımı daha da derinden hissederken düşündüm. Şimdi arkamdan Delta yaklaşsaydı, onun kokusunu en yakından hissetseydim ve ardından türlerimiz birbirine girseydi…
Tüylerim arasında hissettiğim hareketlilikle hızla gözlerimi ve etrafıma baktım fakat kimse yoktu. Tüylerimi okşayan şey rüzgardı. Derin bir nefes verip manzaraya geri döndüm, güneş batmak için yavaşça denize doğru ilerliyordu, ufuk çizgisine yaklaşmasıyla gökyüzünü tatlı bir kızıllık sardı. Güneşin batışındaki bu zamanı seviyordum.
İlerleyen zamanla beraber eve dönme kararı aldım ve geldiğim yoldan ilerlemeye başladım.
★
Günler geçmiş ve cumaya gelmiştik, sınıfta rahat bir hava vardı, Beste sınıftaki herkesin yanına tek tek gidiyor ve bir şeyler sorup duruyordu. Bana yaklaşmaya başladığında doğrudan ona baktım ve gelmesini bekledim.
Yanıma ulaştığı anda ağzından kelimeler hızlıca çıktı. “Kuzey, yarın geliyorsun değil mi? Bahane kabul etmiyorum ve seni de orada görmek istiyorum.” Bu kız susmak bilmiyordu, onu her zaman birileriyle konuşurken görüyordum, asla sessiz kaldığını görmezdim.
Sesli şekilde nefes verdim ama sesime herhangi bir olumsuzluk yansıtmadım. “Geliyorum, Beste. Tamam” Dememle Beste neşeyle, kısa ve küçük şekilde alkışladı ve bir önümdeki sıraya geçti.
Neşeli, enerji dolu bir kızdı aslında. Kötü bir yanı yoktu ama benim gibi çok konuşmayan biri için fazlaydı.
★
Önümde annemin tarif kitabı açıktı ve düşünceli şekilde deftere bakıyordum. Beste yarınki piknik için kek getirmemi istemişti, sınıftakiler için hazır veya el yapımı fark etmezdi ama bana göre el yapımı daha güzeldi. Kek yapması için annemden rica edebilirdim ama kendisi bugün fazladan mesai yapmıştı ve yorgundu. Babam da bugün hastane de nöbetteydi, kendisi bir hemşireydi.
Gözüme çarpan limonlu kek tarifiyle defterin sayfalarını çevirmeyi bıraktım ve bu tarifte karar kıldım.
İlk önce yazan yazan malzemeleri masada topladım, ardından bir kap ve çırpıcı alıp keki yapmaya başladım. Mutfağa çok girmezdim ancak bir şey yapacak olduğumda bir şekilde yapmayı becerirdim.
Kırmam gereken ilk yumurtayı güzelce kırdıktan sonra ikinciyi de kırdım ama kapın içine kabuk düştü, çatalla düşen kabukları almaya çalıştım ve sonrasında şekeri koyarken de masaya biraz şeker döktüm. Tamam belki de pek yetenekli değildim, fakat bu keki yapmama engel de değildi.
Oldukça dağınık bir yapım aşamasından sonra kek sonunda hazırdı ve fırından çıkmıştı. Keki dilimlere ayırıp ilk önce tatması için bir tabak hazırlayıp annemin yanına gittim.
Elimde tabakla beni görünce annemin yüzü güldü. “Benim güzel oğlum gitmiş de kek mi yapmış?” Gülerek elimdeki tabağı aldı. “Tadına baksana nasıl? Limonlu kek.” Memnuniyetle dilimden bir çatal alıp yedi ve mırıldandım. “Çok güzel olmuş eline sağlık da,” Tabağın küçük sehpaya bırakıp bana baktı. “Durup dururken böyle bir şey yapmazsın sen, bir şey için mi kek?”
Onaylar şekilde mırıldandım. “Yarın sınıfın pikniği var, benden de kek istediler.” Anlayışla başını salladı ve keki yemeye devam etti. “Tamam annecim, dikkat edin oralarda.” Verdiğim tembih ile hafifçe gülümsedim ve mutfağa geri dönerken seslendim. “Ederiz, ederiz.”
Mutfağa geri döndüğümde bir saklama kabına kek dilimlerini yerleştirdim ve kapağını kapatıp yarın için hazırlamış oldum. Tepside daha kalan dilimleri vardı, merak edip bir tanesini yedim.
Kek gerçekten güzel olmuştu ama sanırım limon biraz fazla gelmişti, limonu sevdiğim için beni çok rahatsız etmemişti. Hazırladığım kutuya baktım.
Acaba Sinan sevecek miydi?
Yani sınıftakiler sevecek miydi? İç çektim. Hayır, düşündüğüm tek şey Sinan'ın keki sevip sevmeyeceğiydi…
Bölüm etkileşimi
