Bölümler 2Şu an: chapter 1: gözlerini aç
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
selamm, ani bir karar ve büyük bir heyecanla yayımlıyorum bu bölümü. acı, kaos ve tamamen intikam ve drama üzerine kurulu bir kitap diyebiliriz,keyifli okumalar diliyor ve sizden oy, yorum rica ederek çekiliyorum köşeme ⚝
———————
Burcu Güneş- Kanadım Değdi Sevdaya
♟️
Büyüdüğünü pastada ki mum sayısına göre anlarsın. Oysa içinde hâlâ büyümek istemeyen bir yanın varken. Sanırım öyle hisseden çoğu kişiden birisi de benim.
Bugün on altıncı doğum günümdü ve bu ailem için büyük bir gündü. Abimde benim yaşlarımdayken mirasın başına geçmesi için eli kalem tutarken bir anda silah tutmaya başlamıştı.
Birçok kez ölümden dönse bile bu babam için çok önemli olmamış, aksine gururlanmıştı. Babam için önemli olan tek şey Bell ailesinin soyuydu.
Aşağı inmeden önce beni çalışma odasına çağırmış benimle birlikte satranç oynamak istemişti.
"Biliyor musun baba Şah'a bakınca seni görüyorum." Babamın bakışları bana döndü. "Hayatla da satranç oynamıyor muyuz zaten? Bak o da kral sende."
Gülümseyip vezir'i eline aldı, "Bu kim peki?"
"Annem."
Bu seferde kaleyi gösterdiğinde sormadan cevabımı vermiştim. "Evimiz."
"Siz neredesiniz Nova?" Bakışlarım babama döndüğümde tebessüm ettim.
"Sizin hemen önünüzde, piyonuz biz baba." Bu cevabı beklemiyordu bakışlarından belliydi. "Piyonlar her zaman önemsiz olarak görseler de önemli olan onlar. Ve abimle biz piyonuz çünkü soyun bizden daha önemli değil mi?"
"Öyle."
Şaşırma sırası bana geçmişti. "Bazen vazgeçmek gerekir. Hiçkimse bunca zaman benden bu oyunu kazamadı çünkü kimse benim kadar zeki değildi." Çenesini kaldırıp beni işaret etti. "Ama sen Nova, çok hırslısın ve zekisin. Belki benden bile, bu yüzden bizim satranç oyunlarımız seninle her zaman yarım kalacak."
"Baba... Satranç abime göre değil." Savaşmak abime göre değil. "Hiç korkmuyor musun tamamen kaybedecek diye?" Ölecek diye.
"Korku Nova, sadece kapını sürekli tıklayan bir gölgedir. Ve sen korkudan kaçarsan seni boğar, peşinden gidersen ve yüzüne bakarsan aslında bir hiç olduğunu anlarsın." Eğilip usulca alnımdan öptü. "Bunu öğrendiğimde senin yaşlarındaydım, umarım sende erken yaşta öğrenmezsin kızım."
"Baba-"
"Hadi aşağı inelim. Doğum günün bugün senin." Benim kalkmamı beklediğini anladığımda gülümseyip kolunun altına indim. Gülümseyip aşağı bahçeye indiğimizde bahçenin bomboş olduğunu korumaların yerde yattığını gördüğümde korkudan babama iyice sokulmuştum.
Babama baktığımda kaşlarını çatmış etrafa bakıyordu. Eli beline gittiğinde yan yana duran iki silahını çıkarıp birini kendine ayırırken, diğerini benim elime vermişti.
Ellerim zangır zangır titrerken babama baktım. "Baba ne yapacağım ben bununla!" Benim sesime eş değer olarak önümüzde bir yazı belirdi.
Daha sonra asla unutamayacağım o sesi duydum.
"Halis Bell. Eski dostum nasılsın!" Kahkaha attı. "Şimdi aileni soruyorsun değil mi? Merak ediyorsun tabii. Ailen şuan altı bombalarla dolu bir kamyonun içindeler." Dudaklarımdan tiz bir çığlık çıktığında hızla elimle çığlığımı bastırdım. "Evinizin arkasında ki depoya gidin. Orada size iki seçenek sunacağım. Sonuç sen ve kızının kararıyla gerçekleşecek."
Babam bana doğru dönüp iki eliyle yüzümü kavradı. Silahın soğukluğu yanağıma değdiğinde irkildim. "Nova korkuyorsun biliyorum ama sana ihtiyacım var. Zekana ihtiyacım var."
Gözlerimden yaşlar dökülürken başımı iki yana salladım. "Baba..."
"Söz veriyorum sana Nova, içeride yanından bir saniye bile ayrılmayacağım. Ama içeride sana ihtiyacım olabilir." Başımı olumlu anlamda sallayıp elimde ki silahı sıkıca tutup derin bir nefes aldım.
Depoya girdiğimizde küçük bir masa ve iki sandalye vardı. Masanın üstünde ise satranç oyunu vardı. Anlamıştım. Bu bir kumardı ve ailemin canının üzerindeydi.
"Evet bayanlar ve baylar şölenimize hepiniz hoşgeldiniz! Alkış sesinizi duyar gibiyim. Beni görmüyorsunuz diye üzülmeyin lütfen ben sizi çok net yedi açıdan izliyor ve dinliyor olacağım." Gözlerimle etrafı taradığımda her yerde kamera olduğunu gördüm. "Evet Nova, kameralar tabi ki çevrili her yerde."
Derin bir nefes alıp neşeyle sanki program sunuyormuş gibi yapmaya devam etti. "Şimdi görüyorsunuz ki bir satranç ve iki sandalye var. Anlamak aslında çok zor değil. Yanınızda ki televizyonu görüyorsunuz değil mi? Oyununuzu bitirdiğinizde ve kazanan kişi belli olduğunda ikinizden biri o dakika bitene kadar karşı tarafı vurmazsa kamyon aynı saniyede patlayacak."
"Hayır!" diye inlediğimde çaresizlik her yerime uğramış beni zangır zangır titretiyordu. "Baba bir şey yap ne olursun, ben seninle oynamak istemiyorum!"
Babam susuyordu. Neden susuyorsun baba? Yoksa sende mi benim kadar kendini çaresiz hissediyorsun?
"Otur Nova."
"Baba ne diyorsun?"
"Otur Nova ve bitir maçı."
Bizim maçlarımız hiçbir zaman sonuna kadar ilerlemez yarım kalmaz mıydı baba? Şimdi ne olacaktı?
Masaya oturduğumda babamda karşımdaydı. Sanki normal bir zamanda oynuyormuşuz gibi hamlesini yaparak beni bekledi. "Oyna Nova."
"Baba ne yapıyoruz!" Ellerimle yüzümü sıvazladım. "Senin hayatına karşı kumar mı oynayalım baba!"
"Nova oyna dedim!" Gözlerini gözlerime sabitledi. "Oyna kızım." Gözlerimi kapatıp birkaç dakika kendime zaman verdikten sonra piyonlarımı hareket ettirdim.
"Merkeze piyon sürerek oyna," dediğinde başımı iki yana salladım. "Şahını güvene almak için rok yap."
"Baba."
"Kaybetme Nova." Gözümden damla masaya doğru düştüğünde ikimizin ortasında kayıyordu.
Kaç dakika geçti bilmiyordum ama babam sürekli hatalar yapıp Şah'ımı harekete geçirmem ve onu yenmem için zorluyordu.
Piyonlarım ilerlemiş vezirime terfi ettirerek kazanma şansım artmıştı. Tek bir hamle kalmıştı geriye sadece. Bunu yapmak istemiyordum.
Ben kazanmak değil kaybetmek istiyordum. "Keşke abim olsaydım baba."
"Şah her zaman var olur Nova. Piyonlar önemli.." Dudaklarımdan hıçkırık çıktığında başımı olumsuz anlamda salladım. "Değil, yemin ederim ki değil baba."
"Evet seyircilerimiz çok fazla sıkıldı. Kazanan açık ara farkla belli oluyor. Arkadaşlar hemen ekrana geri sayım verelim."
Bakışlarım hızla ekrana kaydığında 30 saniyeden geriye doğru sayıyordu. "Evet 30 saniye içinde seçiminizi yapın! Silahları havada göreyim."
Babam bir saniye bile düşünmeden silahını bana doğru uzattığında gözlerinde gururdan başka hiçbir duygu yoktu.
"Kaldır silahını."
Artık yüksek sesle ağlamaya başlamıştım. "Baba yapamam. Bunu benden isteme," babamın uzattığı silaha alnımı dayadım. "Sen sık. Ne olursun sen sık. Ölümden korkmam, ama seni öldürecek kurşunun benden çıkmasını istemiyorum. Bundan korkuyorum baba."
"Korku Nova, sadece kapını sürekli tıklayan bir gölgedir. Ve sen korkudan kaçarsan seni boğar, peşinden gidersen ve yüzüne bakarsan aslında bir hiç olduğunu anlarsın." Belki saniyeler önce dediği cümleyi tekrarlamıştı.
"Yenmek istemiyorum. Korkuyorum."
"Son 15!"
Babam elimi tutarak silahı kaldırdığında ellerim titriyordu. "Yapamıyorsan ben kendi kafama sıkarım baba, elim titremez sana kırgın gitmem."
"10!"
"Sık Nova!"
"Baba yapma!"
"8!"
"Hadi kızım."
7,6,5,4,3,2,1...
Bir kurşun çıktı birimizden. Sanki zaman durmuş gibiydi, sanki saniyeler artık daha yavaştı. Sanki... Babam ölmüş gibiydi. Babam önce sarsıldı, bir gölge yığıldı sanki yere. Bunca zamandır omuzlarında taşıdığı yükle beraber gözlerimin önünde yere yığıldı.
Babamı ilk defa yenmiştim. Kazanmış gibi hissetmem gerekiyordu, ama sadece kaybetmiştim. Ellerime baktığımda titremem devam ediyordu. İçimde bir yangın oluşmuştu sanki, annesi, abisi ve eşi kurtulmuştu değil mi?
Derin bir nefes aldığımda ciğerlerim patlamıştı sanki, ve bu bana öyle bir acı verdi ki ciğerlerimden kopan çığlık deponun duvarlarına çarpıp kendi sesimi duymama sebep olmuştu.
Boğazım yırtılmıştı sanki, göğsüm daralıyordu.
Sanki babamın acısıyla birlikte tek bir ses olup içimden fışkırmıştı. Ne kadar bağırsam da babamın göğsünden akan kanlar durmadı, babam gözlerini kapatmadı. Acı hâlâ buradaydı, iliklerime kadar işlemişti.
Babamı satranç oyununda kazanmıştım, ve bir uğur uğruna babamı kaybetmiştim.
Babamla yine maçımız yarım kalmıştı ama bu sefer kazanmadığımızdan değil, babamın ölümünden dolayı.
Elimle babamın gözlerini kapattığımda yanağından öptüm. "Söz veriyorum baba, buna sebep olan kimse aynı acıyı ona yaşatacağım."
İçimdeki melek ölmüştü ve şeytan kulağıma fısıldadı. "Artık korkmuyorsun."
Bölüm etkileşimi
