4. bölüm · Safir Kılıcın Gölgesi

4.bölüm

Yurissa .

“Acı, bazen insanların sana güvenmesini sağlar.”

Saraya gelmiştik. Herkes yorgun, bitkin gözüküyordu. Odalarına çekilirken ben biraz bahçede oturmayı seçtim. O an tek bildiğim şey vardı: Alina’nın cesedi bulunana kadar kimsenin krallığına dönmeye niyeti yoktu.
Bundan 14-15 yıl önce, Alina ile bir Saphirrus Balosu’nda tanışmıştık. O zamanlar Valmera’da arkadaşım yoktu. Alina bana bir soru sormuştu:“Ben ölseydim, ne yapardın?”Cevap vermekte tereddüt ettim. “Neden soruyorsun ki?”O ise kendinden emin gülümsemişti:“Bu imparatorlukta cinayet sık olurmuş… Bize bir şey olmaz değil mi? Olursa ne yapardın?”Gülerek cevap vermiştim:“Seni öldüreni bulur, çok korkunç bir şekilde cezalandırırdım.”

O an gülmüştük. Ama şimdi… Neden ağlıyordum? Hayat bana neden bu acıyı veriyordu?
Kafamın içinde bu sorular dönüp dururken arkamdan bir ses geldi:“Kendini suçlama, Valeris. Yaşadığın acıları bir kez daha taşımak zorunda değilsin. Bunları kaldıramayacak kadar temizsin.”

Dönüp baktım; Drian karşımdaydı.“Burada ne işin var? Annemlerin ölümünü nereden biliyorsun?”6 yıldır tanışıyoruz ama çok yakın değiliz. Onun bu kadarını nasıl bildiğine akıl erdiremedim.“Hadi ama… Karşında Morvath Kralı duruyor. Tahta çıktığında çıkan haberleri görmemiş miydin? Neyse, dedikodu yapmaya gelmedim. Sadece teselli etmek istedim. Çok klişe ama… bu imparatorlukta başka çaren yok. Ölenle ölünmüyor.”

Onun sesi sakin ama güçlüydü; kelimeleri, yorgun ama kararlı bir el gibi kalbime dokunuyordu. Bir an duraksadım, gözlerim dalıp gitti. İçimdeki suçluluk, o an biraz hafiflemişti.
“İlk tesellini bu kadar belli etme, Drian,” dedim. İkimiz de gülüştük, ama gülüşlerimiz hafif ve kırılgandı, sanki ikimiz de her şeyi biliyormuş gibi.
Tam o anda saraydan korkunç bir çığlık yükseldi.

Endişeyle koştuğumuzda Flora yerdeydi, Raven panik içinde yanına fırladı. Gözleri yarı kapalı, nefesi düzensizdi. Yavaşça kıpırdamaya çalıştı ama başını kaldıracak gücü yoktu. Raven onu nazikçe tutarken, ben ve diğerleri ne yapacağımızı şaşırmıştık.
Flora’nın elleri titriyordu, dudaklarından çıkan kelimeler boğuk ve anlaşılmazdı:“Bir… koku… burnum…”
Birkaç saniye boyunca gözlerini kapalı tuttu. Sanki zihnini bir yerden koparmaya, yaşadığı acıyı bir şekilde uzaklaştırmaya çalışıyordu. Her nefesi, küçük bir mücadele gibiydi. Raven endişeyle onun omzuna dokunuyor, “Flora, beni duyuyor musun?!” diye bağırıyordu.
Flora yavaşça gözlerini açtı ama bakışları dağılmıştı. Nefesi hâlâ düzensizdi ve yere kapanmış elleriyle destek almaya çalışıyordu. “Ne… oldu bana?” diye mırıldandı.

Doktor Natalia hızla yanımıza geldi ve kontrol etmeye başladı:“Kraliçe zehirlenmiş ama hayati tehlikesi yok. Yüksek doz olsaydı… belki olabilirdi. Şimdi sakin olun ve uyanmasını bekleyin. Uyanınca neyin etkilediğini sorabilirsiniz.”
Flora başını hafifçe kaldırdı, gözlerini yavaşça odakladı ve Raven’a baktı. Dudaklarından çıkan ilk kelime titrek ve ürkekti:“Hiçbir şey… hatırlamıyorum… sadece yere yığıldım… ve burnuma ekşi bir koku geldi.”
Raven, gözleri dolu, ellerini sıkıca onun ellerine sardı. “Artık güvendesin,” dedi yumuşak ama kararlı bir sesle. Ben ise arkamda durup ortamı izliyordum; bir yandan rahatlamış, bir yandan da içimde büyük bir endişe hâlâ duruyordu.

Artık Flora ve Raven için koruma önlemleri daha sıkı olmalıydı. Sarayın içinde bir taht katili olduğunun bilinci, her adımımızı dikkatle atmamızı gerektiriyordu.
Ertesi sabah, mutfaktan gelen seslerle uyandım. Hafif bir duş aldıktan sonra aşağı indim. Kahvaltıya doğru inerken her adımı daha yavaş, dikkatliydim. İştahım olmasa da iyi bir savaşçı olmak için yemem gerekiyordu. Eveline yanımda oturuyordu ve sessizce benimle birlikte kahvaltı ediyordu. Flora işini ciddiye almış; kapıya 24 muhafız yerleştirmişti. Herkes kendi krallığına dönmek için hazırlanırken, ben bir kez daha kendimi görevimin ciddiyetiyle yüzleşirken buldum.

Kahvaltı sonrası önce Drian’a teşekkür etmek için ağacın altına gittim. O da orada bekliyordu.“Dün akşam için teşekkür ederim,” dedim, biraz utanarak.“Rica ederim, Bayan Valeris. Tırnağın kırılınca falan gelirsin,” diye karşılık verdi. Sinirlendim ama belli etmedim:“O zaman da ‘Kırılanla kırılmıyor, Nova’ gibisinden şeylerse aman almam.” dedim gülerek.
Arabalara bindik. Herkes tahtına dönüyordu ama ben sözümü unutmayacaktım. Kraliçe Alina’ya verdiğim sözü tutmak için ne gerekiyorsa yapacaktım. Bu kişi en sevdiğim olsa da,en nefret ettiğim olsa da.
4.bölüm sonu