2. bölüm / 3
Şafak Vakti AşkBirinci bölüm
Bölümler 3Şu an: Birinci bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ahenk'in gözünden.
"Tamam annecim merak etme" deyip yanağından öptüm sulu gözlerle bakıyordu bana.
"Kızım ama ne yapayım tek ve en sevdiğim çocuğum sensin" kaşlarımı çattım yalancıktan "yani baska çocuğun olsa sevmezdin beni" annem beni takmayıp içeri gitti. Elinde bir kavanoz turşuyla geldi "şunu da koy çantana kızım canın çeker bulamazsın orda" gülüp aldım elinden.
"Anne zaten iki bavulum var üstüne turşuyu nereye sığdırcaksam acaba" sırt çantamı açıp içine koydum. Tekrar öptüm yanaklarından.
Gülümseyip el salladı"hadi kızım Allah korusun seni" dedi ve kapıyı kapattı.
En sonunda mesleğimi kazanmıştım, veterinerlik. Küçüklükten beri hayalimdi, hayvanlara dokunmak, iyileştirmek onlara hayat vermek.
Bu hayalim büyüyünce daha da derinleşti sokakta ki yaralı kedileri eve alıp bakıyordum, sonra sahiplendirtmeye çalışıyordum.
Benimde bir kedim var hatta adı da havuç, turuncu tüylü bir şey. Babamın mezarının oralarında bulmuştum üstü başı çamur üşümüş şekilde. Babamda veteriner olmamı istiyordu zaten.
Flasback
"Baba, baba bak ne buyduum" küçük kızının gösterdiği kuşa baktı. Kanatları yaralanmış, yerde yatan ama hala yaşayan bir kuş.
"Baba noymuş kusa" ş ve l harfini çıkaramıyordu o yüzden daha tatlı konuşuyordu. Hakan kızına gülümseyip "hadi kızım koş annenden bir kutu iste" Ahenk başını sallayıp eve doğru minik adımlarla koştu.
Kızının merhameti altında eziliyordu Hakan. O masum, tatlı kızı böyle hir babayı hak etmiyordu ina göre. Babası bir katildi çünkü.
"Geydiiim, ay baba" Hakan Ahenk'i uzattığı kutuyu aldı ve kuşu içine koydu. "Hadi şimdi eve gidip bu kuşu iyileştirelim" şirin babasının elinden tuttu ve eve gittiler.
Uzun uğraşlar sonucu kuşun kanadını sarmayı bitirdiler "aytik uçabiyiy mi baba" Hakan başını salladı"bir kaç gün daha dinlensin sonra uçar kızım" Hakan saatine baktı "hadi şirine uyuma vakti, kuş bile uyudu bak" Ahenk kıs kıs güldü "ama baba ben kus değiyim ki" "ama sen benim kuşumsun kızım" deyip kucağına aldı kızını Hakan.
Yatağa girdi ve yorgana sarıldı "baba ben daha çok haycan sevmek istiyoyum ama annem izin vermiyoy" deyip dudağını büktü Ahenk. Hakan yine gülümsedi "sejde veteriner ol kızım" küçük kız ilk defa duyduğu kelimeye gözlerini belertti "o ne baba" "hayvan doktoru kızım, yaralı hayvanları iyileştiriyorsun. Hem hayvanları seversin hemde sahiplerini mutlu edersin" Hakan cümlesini bitirdiğinde şirin şaşırıp gülümsedi "ay baba çok güzey, ben veyeyirer olcam"
Hakan kahkaha attı "veyeyirer değil kızım, ve te ri ner" "veyeyirer" deyip güldü Ahenk.
Flasback bitti
Gözüme gelen anılarla gülümsedim az bucak hatırlıyordum. Ama asla unutmam. Babam ile ilgili çok şey hatırlamıyordum ama annem her zaman anlatırdı babamı.
Otobüs geldiğinde binip yerime oturdum, yanıma da yaşlı bir teyze oturdu. Kulaklığımı çıkartıp taktım ve gözlerimi kapattığımda koluma yediğim cimcikle uyandım "kızım bu yaşta takma böyle şeyler bak ilerde sağır olursun" deyip kulağını gösterdi teyze, işitme cihazı vardı "zararlı kızım zararlı" gülümsedim "merak etme teyze hep takmıyorum zaten, ara sıra yolculuklarda" o da gülümseyip önüne döndüğünde kulaklığımı tekrar taktım.
Yaklaşık üç saatlik yolculuğun ardından Hakkari'ye varmıştık. Evet Hakkari'ye atanmıştım ben daha çok İzmir, Antalya istiyordum ama olsun atandım mı atandım.
Bavullarımı alıp indim otogar çok karışıktı yola doğru yürümeye başladım burda oturan bir arkadaşım beni almaya gelecekti, onunla kalacaktım zaten.
Kırmızı ışık yandığında karşıya doğru geçmeye çalışıyordum, ama çok zor çünkü elimde iki tane bavul ve sırt çantası var.
Tam yolun ucuna varmıştım ki ani duyduğum korna sesiyle sıçrayıp arkamı döndüm.
Ceyda camın arkasından göz kırptı. Derin nefes alıp gülümsedim yüreğime inmişti. Hemen arabay koşup ön kapıyı açtım.
"Yüreğime indirdin be kızım öyle çalınır mı?" kahkaha attı "yavrum sende önüne bakmadan yürüyorsun son anda fark ettim sen olduğunu" kırmızı ışık yandığında gaza bastı.
"Benim güzelim veteriner mi olmuş" göz devirerek kemerimi taktım "sende araba almışsın bakıyorum da" deyip tek gözümü kırptım.
"Çok çalıştım ya doktor olmak ne kadar zor biliyor musun?" Ceyda da tıp okumuştu, aynı üniversiteden arkadaştık zaten.
"Zaten sende doktor gibi bir şeysin dimi" başımı salladım bende hayvanları iyileştircektim yani pek fark yoktu.
Evin önüne geldiğimizde arabadan indik, Ceyda arabayı kitlerken ben eve bakıyordum. Büyük bir binanın 14. Katındaydık, ve yanında askeriye vardı.
Ceyda da geldiğin de binaya girdik "bugün yönetmenle konuşayım sana da anahtar çıkarttırsın" başımı salladım.
Binanın içi acayip büyük ve lükstü, tabi bir doktordan başka nasıl bir ev istersin ki?
Asansöre binip kata çıktık, ev güzeldi normal ev gibiydi, binanın içi gibi şaşalı değildi. Bi de binanın tam yanında lojman olduğu için içim rahattı.
"Senin iş yerin nerdeki? sabah saatlerimiz uyuşursa birlikte gideriz" gülümsedim "20 dakika uzaklıktaydı herhalde, otobüsle gidicem ama saati daha belli değil" kafa sallayıp odaya doğru gitti, ben de biraz evi gezdim.
Akşama doğru bavullarımı yerleştirmiş mutfak mısır patlatıyordum. Ceyda ile film izlicektik.
Patlayan mısırları tabağa boşaltırken kapı çaldı "Ceyda bakar mısın kapıya?" "Ceyda" koridora baktığım da tuvaletin ışığı yanıyordu, ilerleyip kapıyı açtım.
Asker kıyafeti giymiş bir adam şaşkınca bana bakıyordu, ben de ona.
"Ceyda nerde?" kaşımı çattım, akşamın saattinde gelmesinin sebebi ne?
"Aa gelmişsin canım" Ceyda arkamdan eğilip adamı öptüğün de gözlerimi kaçırdım. Millet vardı millet!
Ceyda geri çekildiğin de "ben mısırları alıp içeri geçiyorum" deyip hızlı adımlarla mutfağa ilerledim.
Gülümsedim kaç yılın emeği bitmişti, şimdi arkadaşımla film izlicektim, Y
Yarın ise iş vardı, annem sayesinde buralardaydım. Annem kaç yıl odasında ağladı ama hiç bir zaman gelip de dert yanmadı. Hayatımda ki en önemli insandı.
Ceyda gelince filmi izleyip mısırları yemiştik, ben bulaşıkları mutfağa götürürken Ceyda konuştu.
"Ben yatıyorum kuşum" başımı salladım "iyi gecelerr" Ceyda gittiğin de bulaşıkları yıkayıp odaya geçtim.
Annem: balkızım iyi geceler kendine iyi bak.
;tamam annem iyi geceler.
Yatağın içine girip yorganıma sarıldım, sonra gözlerim kendiliğinden kapandı.
🌀
Ani duyduğum sesle yerimden sıçradım, dışardan silah sesleri geliyordu ve bizim kapı ardı ardına çalınıyordu. Kendimi silkip ayağa kalktım.
"CEYDA" kapıyı açtığımda yine karşımda aynı adam vardı "noldu Mustafa niye bağırıyorsun" Ceyda'nın gelmesiyle daha da karmaşıklaştı.
Hemen telefon ve motlarımızı alıp binanın dışına çıkarıldık, lojmana götürüyorlardı bizi.
Önden Mustafa ve Ceyda binaya doğru koşarken ben arkadan geliyordum.
Hızlıca koşarken ayağıma takılan taşla yere düştüm, önümdekiler beni fark etmemişti. Ayağımın acısına inledim, sanırım burkmuştum.
Etraf koşan insanlar ve kurşunlar ile doluydu şansıma geldiğim ilk gün çatışma olmuş üstüne ayağımı burkmuştum.
Acıyla kalkmaya çalıştım ama çok kötü acıyordu ama babam olsaydı vazgeçme derdi, tam tekrar denemek için kafamı kaldırdığım da bir asker elini uzatıyordu, çok tanıdıktı, fazlasıyla.
"Hadi çabuk" elini tutup ayağa kalkmaya çalıştım yanlışlıkla sol ayağıma bastığım da inledim "böyle olmayacak" deyip kucağına aldığında çığlık attım "napıyorsunuz acaba? İndirir misiniz?" O beni takmayıp ilerledi.
Çatışmanın ortasındayız beni mi dinleyecek?
Tam binaya ulaşmıştık ki büyük bir patlama sesi duyuldu, hemen yanımızdan gelmişti. Sarsılarak yere düştüğümü hissettim, her yer duman ve ateş ile doluydu.
Her yer yanıyordu. Sanki dünya alevlerin içinde eriyordu ve ben... ben sadece izliyordum. Gözlerim yanıyordu, duman ciğerlerimi dolduruyordu ama en çok içimde bir şey yanıyordu, tarifi olmayan bir boşluk gibi.
Koşmam lazımdı. Bacaklarım titriyordu ama hareket etmeye çalışıyordum. Ayaklarım yere yapışmış gibiydi, bir adım atmak bile ölüm gibiydi. Annem... babam... Nerede olduklarını bilmiyordum. Onları görmek için etrafıma bakındım ama tek gördüğüm, alevlerin içine gömülen bir dünya oldu.
"AHENK"
Boğazım kurumuştu, sesim çıkmıyordu. Bağırmaya çalıştım ama duman sesimi de boğuyordu. Sonra bir çatırtı... Büyük, ürkütücü bir çatırtı. Başımı kaldırdım ve çöküşü izledim. Gözlerimin önünde, bir anlığına annemin eli uzandı. Parmak uçları titredi, bana ulaşmaya çalışıyordu ama... yetişemedim. Babamın güçlü sesi bir daha asla duyulmayacakmış gibi kayboldu. O an içimde bir şey koptu. Boğazımdaki yanmaya aldırmadan bir çığlık attım ama kimse duymadı.
Küçüktüm. Ne olup bittiğini anlamayacak kadar küçüktüm ama içimde yankılanan o his... o his bana bir daha asla eskisi gibi olmayacağımı söylüyordu. O gece, içimde kapanmayacak bir yara açıldı. Düşmeye başladım. Dizlerimin üstüne çöküp soluğumu tutmaya çalıştım ama nafile...
"Ahenk kendine gel"
Sonra bir çift el hissettim. Sıcak ama tanıdık, güçlü ama nazik. Beni yerden kaldırdı. Boğazımdan bir hıçkırık kaçtı ama gözlerimi açıp bakamadım. Kimdi bu? Nereye götürüyordu beni? Ama önemli değildi. Çünkü o an, bildiğim her şeyin alevler içinde yok olduğunu anlamıştım.
Ateş beni yakmadı ama içimde bir şey kül oldu.
🤎
Şafak'ın gözünden
"Kıyam Timi, dikkat. Hedef bölgeye intikal ediyoruz, gözünüzü dört açın. Kimse kahramanlık yapmaya kalkmasın, anlaşıldı mı?"
Kulaklıktan gelen ilk ses Baran'dan geldi,"Kahramanlık mı? Komutanım, ben zaten doğuştan efsaneyim, ekstra bir şey yapmam gerekmiyor."
Gülümsememi zor tuttum. "Baran, önce hedefleri kaçırma da sonra efsane olursun."
Yiğit hemen araya girdi "Komutanım, Baran bugün hedefi vurursa ben ona çikolata ısmarlayacağım, söz!"
"Hah, o zaman ben de vurmazsam timden çikolatayı toplarım." Baran'ın keyfi yerindeydi ama herkes görev ciddiyetini unutmuyordu.
"Tamam, yeter. Şakalaşma bitti, herkes işine odaklansın. Baran, önden keşfe çık. Harekette en ufak kıpırdama görürsen rapor ver."
"Anlaşıldı, efsane keşfe çıkıyor."
Ömer ciddi bir ses tonuyla devreye girdi: "Komutanım, kuzeydoğuda hareket var. İki silahlı, büyük ihtimalle devriye."
"Pozisyonunu koru, temas yok. Gerekirse göz temasını kaybetmeden rapor ver."
Birden Baran'ın sesi fısıltıyla geldi: "Komutanım, hedefler o kadar yavaş yürüyor ki, sıkılsam adamlarla çay içmeye gideceğim."
"Git de, bir de selfie çek onlarla. İşine bak Baran."
Kısa bir kahkaha sessizliği kırdı ama ardından hava tekrar gerildi. Ömer'in sesi ciddileşti: "Komutanım, güneybatıdan araç sesi geliyor, pikap. Dört silahlı, makineli de var."
"Tamam, Baran makineliye odaklan, diğerleri destek veriyor. Yiğit, sol kanat sende. Ömer, makineliye gözünü kırpmadan bak, tetikte ol."
"Komutanım, eğer bu makineli beni indirirse, cenazemde çalacak şarkıyı Baran seçmesin, adamın müzik zevki felaket." dedi Yiğit.
"O zaman rap şarkısı koyacağım, o da seninle mezara girer." Baran'ın cevabı güldürse de şuan görevdeydik.
"Kesin şu saçmalığı, az kaldı. Hazır olun... Üç, iki, bir... Ateş serbest!"
Gece bir anda mermi sesleriyle yankılandı. Ömer'in ilk atışı makineli tüfeği susturdu, araç yalpalamaya başladı. Yiğit'in mermileri aracı biçerken Baran, arkadan sinsice yaklaşarak iki kişiyi daha sessizce indirdi.
"Temas tamam! Durum raporu verin."
"Temiz iş, komutanım." Ömer'in sesi rahatlamıştı.
"Sol kanat benden sorulur." Yiğit övünürken Baran hemen atladı
"O vurmadı ki komutanım, mermiler korkudan kendini yere attı."
Bir kahkaha daha yankılandı kulaklıkta. Gülümseyerek son emri verdim. "Görev tamam, intikal ediyoruz. Çikolatalar benden, ama önce işimizi bitirelim."
"Anlaşıldı komutanım, ama sözüm söz, Baran'a çikolata yok" dedi Yiğit, hala gülerek.
Gece bir kez daha sessizliğe gömüldü ama bu sefer havada yorgunluk değil, o tatlı galibiyet hissi vardı. Her ne kadar şaka yapsalar da işinin ehlileri öldüğünü biliyordum.
🌱
Araçtan inerken her birinin adım sesini duyuyordum. Ağır, yorgun ama bir o kadar da kararlı. Her zaman olduğu gibi.
"Hadi, adımlarınızı sürüyün, burası düşünme yeri değil. Dinlenmeye geçin." Sesim sert çıktı, olması gerektiği gibi. Ama İçimde başka bir şey vardı. Gurur, endişe, belki biraz da rahatlama. Her birinin sağ salim dönmesi, her zaman garantili değildi.
Baran, silahını teslim ederken hafifçe omzunu silkti. "Komutanım, çikolata mevzusu hâlâ geçerli mi?"
Göz ucuyla ona baktım, ifadesiz bir suratla. "Baran, bir daha görevde böyle saçma sapan şeyler söylersen, seni mermi gibi fişeklerim, anlaşıldı mı?" dedim, kızıyordum ama ortamı hep yumuşatmasını biliyordu.
Yiğit hemen araya girdi, sanki gerginliği dağıtmak onun göreviymiş gibi. "Komutanım, bence de çikolata verelim. Belki az konuşur."
Başımı iki yana salladım, "Siz var bir gün bu şakalarınız başınıza iş açacak."
Birden Ömer'den bir öksürük sesi geldi, boğazını temizledi. "Komutanım, ciddi ciddi... İyiyiz, değil mi?"
O an, bir anlığına herkes sustu. Yorgunluk, başarının arkasındaki gerçekti. Hepsi iyiydi, ama iyilik sadece fiziksel değildi.
"İyisiniz." dedim, kesin bir ifadeyle. "Ama bu, sonsuza kadar sürecek diye bir şey yok. Hepiniz kafanızı toplayacaksınız. Görevde sadece kas değil, kafa da çalışır. Yoksa bu iş uzun sürmez."
Baran, yine o alaycı gülümsemesiyle, "Yani dinlenmek yok mu, komutanım?"
Ona doğru bir adım attım, yüzümde ciddi bir ifade vardı ama içimde bir sıcaklık yayıldı. "Baran, senin için dinlenmek, daha az konuşmak demek. Bunu başarırsan, sana bir çikolata alırım." deyip omzuna iki tane vurdum.
Tim gülerken gülümseyip binanın içine girdim. Telefonum çaldığın da cebimden çıkarıp cevapladım "Buyrun komutanım, evet geldik komutanım. Tamamdır komutanım" telefonu geri cebime koyup arkamı döndüm.
"Oğlum yalan atma ben vurdum ya onu, bak Yiğido canımı sıkıyorsun sikt.." bakışımla sesini kesti Baran, ağzının ayarı yoktu ki çocuğun.
"Tim iyi iş çıkardınız dağılabilirsiniz" herkes ayağa kalktığında tekrar konuştum "Baran sen bahçeye, 100 şınav çek ben gelene kadar" nefesini verdi "ama komutanım bu salak yüzünden.." dudağını kemirerek sustu "200 oldu" alayla baktığım da yine ağzını açıcaktı ki Yiğit dirseğini geçirdi.
"Yürü artık Baran konuştukça batıyorsun" Baran oflayarak ayağa kalktı "bu yaptığınızı unutmayacağım komutanım" deyip bahçeye koştuğun da güldüm, akıllanmıyordu bu çocuk.
Odama doğru ilerledim, kapıyı açıp kendimi yatağa attım. Biraz uyumam lazımdı.
🌑🌘🌗🌖🌕🌒🌒
Uyandığımda yine o boşluk vardı, sanki bir şey eksikti. Gözlerimi açıp biraz dikildim. Bir süre odaya bakakaldım, bir şeyin yanlış olduğunu hissettim. Burası sessizdi ama içimde bir şeyler uğuldamaya başlamıştı. Derin bir nefes aldım, gözlerimi ovuşturdum.
Birden patlamalar, silah sesleri, bağırışlar. Yavaşça doğruldum. Gözlerimi açmak zor oldu, kafamda bir baş ağrısı. Ama orada bir şey vardı. Beklediğim, alıştığım bir şey... Çatışma sesleri. "Yine başladı" dedim içimden, her zaman olduğu gibi rahat yoktu.
Hızla giyindim, ayakkabılarımla uğraşırken bir yandan da kendimi toparlamaya çalıştım. Askeriye de normal bir gündü. Hızla kapıyı açtım, koridora çıktım. Her şey hızlı, kesik kesikti. Her adımda sanki dünya biraz daha ağırlaşıyordu.
Ve sonra... O yan bina. Bütün her şeyin ortasında bir patlama sesi. Çığlıklar, koşturan insanlar, birazdan boşaltılacak. Kafam karıştı, ne olduğunu anlamadım önce. Bir şey hissettim ama tam olarak ne olduğunu çıkaramadım.
Şarkıyı burda açın
Bir adım daha attım. Her şey, her şey bir anda normal gibi ama bir gariplik vardı. Bir şey beni çekiyordu. O an gözlerim yere kaydı.
Yerde, o hâlde yatıyordu. Hemen tanıdım o gözleri, o saçları. Buradaydı karşımda yatıyordu.
Gözlerimle ondan başka hiçbir şey görmedim. Her şey dondu, her şey durdu. Çatışma, patlamalar, emirler, Her şey silindi. Zihnimde tek bir şey vardı. Ahenk, şirinim. O kadar uzun bir zaman geçmişti ki yüzü hafızamın derinlerinde kalmıştı.Hızla yanına gittim.
Ahenk'in gözlerindeki korkuyu gördüm. Hızla yanına koştum, hemen kucaklayıp kaldırdım. "İndirir misiniz?" diye bağırdı, ama vaktimiz yoktu. Çatışmanın ortasındaydık, sadece ilerlememiz gerekiyordu.
Bir patlama sesiyle sarsıldık. Yere düştüm ama Ahenk'i bırakmadım, etrafımız dumanla dolmuştu. Ahenk'in gözlerinde korku vardı, sanki her şeyin dışında kalmış gibiydi. "Ahenk!" diye bağırdım ama sesim boğuluyordu.
Her şey çöküyordu. Çatırtılar, patlamalar, her şey üstümüze geliyordu. "Ahenk, kendine gel!" diye bağırdım ama gözleri boştu, beni görmüyordu.
Kucaklayıp ayağa kalktım. "Baba?" Küfür edip hızla ilerledim, Etrafımızda her şey yanıyordu ama ben sadece onu götürmeye odaklanmıştım. Hemen askeriyenin binasına götürdüm, bırakmak istemiyordum, daha fazla bakmak istiyordum yüzüne ama dışarı çıkmam lazımdı. Yatağa yatırıp doktora döndüm "uyandığı an haberim olsun." Tam kapıya ilerleyecekken elimde hissettiğim baskıyla yatağa döndüm "gitme" bu kelime beni orda tutmaya yeter ve artardı.
🍫
Kaldırımda ağlıyordu küçük Ahenk, Elif'in abisi herkese çikolata dağıtmış ama Ahenk'e vermemişti.
"Noldu şirin neden ağlıyorsun" yanına oturdu Şafak, Ahenk önündeki çocukları gösterdi "Eyifin abisi heykese çikoyata dağıttı ama bana vermediyey" deyip dudaklarını büktü. Şafak düşündü ona çikolata alabilirdi ama babası ekmek alması için para vermişti sonra çok kızardı babası, ama şirin çok ağlıyordu.
Şirinin elini tutup kaldırdı "neyeye gidiyoruz Şafakcım" Şafak göz kırpıp daha sıkı tuttu elini. Bakkala doğru yürüdüler.
Bakkaldan bir çikolata aldı Şafak ve Ahenk'e verdi, onun da canı çok çekiyordu ama Ahenk daha küçüktü.
"Elif'in abisi varsa seninde şafağın var şirin" Ahenk güldü kaldırıma oturup çikolatanın yarısını bölüp Şafak'a uzattı "sende ye Şafakcım çikoyata kardesyi yapalım" Şafak tereddüt edip baktı ama sonra aldı çikolatayı. Çikolatayı yedikten sonra Ahenk'i eve bıraktı kendisi de eve gidince babası çok kızmıştı..
Nasıldıı birinci bölüm?🩷
Yazım yanlışı varsa mahzur görün🙏🏼
YouTube; sahrnwy
Benim icime sindi gibi ya ama size sormali??
Bölüm etkileşimi
