13. bölüm · Saf ve Berrak aşk
12.Bölün
Dilan kucağımdan iner enmez evin içinde koşuşturmaya başladı çantasını fırlatıp attı
“Dilan, dikkat et—” dememe kalmadan Alican arkasından yetişti.
“Hayır, hayır… orası olmaz,” dedi sakin ama tetikte bir sesle.
Dilan’ın peşinden adım adım dolaşıyordu. Sanki gölgesi gibiydi.
Dilan durur mu?
Bir an mutfağa yöneldi, sonra vazgeçip pencerenin önündeki saksıya uzandı.
“Dilan,” dedi Alican bu kez daha kararlı, “o çiçek annemin.”
Dilan masumca baktı.
Sonra gülümsedi.
O an anladım.
Bu bilerek yapılan bir yaramazlıktı.
Birden kapı çalınca kapıya bakmaya gittim
Tüm Barut Timi eşleri ve çocuklarıyla gelmişti
Zülfikar gülerek
"Biz geldik Alicanın bahsettiği şu minik canavarı daha iyi tanıyalım dedik"
"Siz Dilanla tanıştız mı"
"Onu almaya birlikte gittik çok tatlı bir kız" Duru heyecanla "Ee hani nerede minik Dilan"
"İçerde gelin hadi" herkes içeri girince bir ses duyuldu
Pat
Sanki birşey kırılmış gibiydi Alican bir anlık refleksle balkona çıktı
Hepimizde onun peşinden koştuk Dilan bir saksı devirmiş ellerinde topraklar vardı
"Dilan ne oldu minik canavar neyi devirdin"
"Çarptım düştü ben birşey yapmadım ki" sonra Dilan etrafına bakınca kalabalığı görünce herkese şaşkınlıkla baktı sonra Alicanın bacağına sarıldı "Amca"
"Ne oldu amcam"
"Utandım"
Dilan’ın Alican’ın bacağına sarılışıyla evdeki hava bir anda değişti.
Az önceki telaş yerini yumuşak bir sessizliğe bıraktı.
"Neden utandın"
"İnsanlar var"
"Onlar yabancı değil tanımadın mı bu ağbileri birlikte seni almaya geldik ya"
Dilan bir an düşündü sonra yüzü aydınlandı
"Evet hatırladım ama ablalar kim"
"Ablalar onların eşleri hem bak senin gibi çocuk ta var oynamak istemez misin"
Dilan çocuklara baktı
Çocuklar
Gökçen ve Murathanın mavi gözlü titiz oğulları Yusuf Ali 6 yaşındaydı
Ahu ve Timurun Ela gözlü kahverengi bukleli olan gülümseyince çenesininde çukur olan küçük sevimli çilleri olan kızları Güneş 6 yaşındaydı
Zeynep ve Hasanın oğulları Mete diğer çocuklardan bayağa büyüktü 13 yaşında komik ve para karşılığında herşeyi yapardı
Barbaros ve Bilgenin hiperaktif oğulları Aybars o kadar yaramaz ki anne babası ona yetişemiyor yani Bilge öyle diyor
Süleymen ve Aybükenin esmer ve sakın kızları Burçe 4 yaşındaydı
Dilan hala çekiniyordu ellerinde hala toprak vardı onun yanına gidip "Ne oldu Balım"
"Ellerimde toprak var yenge"
Eğilip ellerini arkasından çıkardım. Avuçlarının içi toprakla kaplıydı, tırnaklarının arasına kadar girmişti.
“Bunda utanacak bir şey yok ki balım,” dedim yumuşakça.
“Toprak kir sayılmaz.”
Dilan başını hafifçe yana eğdi.
“Ama herkes bana bakıyor…”
Alican yanımıza çömeldi.
“Bak,” dedi sakin bir sesle, “şu an herkes seni değil, ne kadar tatlı utandığını izliyor.”
Dilan hala utanıyordu hala amcasının arkasındaydı buna inanamıyordum kimse yokken evi birbirine katan kız şimdi utanarak saklanıyordu
Kısık bir sesle bana sordu "Yenge lavabo nerede ellerini yıkayacağım"
"Gel balım" deyip onu lavaboya götürdüm ellerini yıkayınca biraz rahatlamıştı ama hala utanıyordu hiçbir çocukla oynamıyordu salonun Alicanla yanımızda oturmuş ayıcığına sarılmıştı sadece o değil onun gibi bir çocuk daha vardı Burçe o da sessizdi anne babasının yanında kucağında bebeğiyle oturuyordu
Alican durumu fark etmişti. Koltuğa yaslanıp etrafı süzdü, sonra gözleri Burçe’ye kaydı.
“Bak,” dedi yavaşça Dilan’a, “o da senin gibi sessiz. İstersen yanına oturabilirsin.”
Dilan başını kaldırıp Burçe’ye baktı.
Burçe de tam o anda gözlerini kaldırdı. İkisi bir anlığına göz göze geldi.
Ne gülümseme vardı ne de çekingenlik… Sanki birbirlerini anlamışlardı.
Dilan ayıcığını biraz daha sıkı tuttu.
“Onun da oyuncağı var,” diye fısıldadı.
“Evet,” dedim, “istersen ayıcığını ona gösterebilirsin.”
Dilan ayağa kalkmadı. Bunun yerine ayıcığını biraz havaya kaldırdı, Burçe’ye doğru gösterdi.
Burçe’nin dudakları hafifçe kıvrıldı. O da bebeğini kaldırdı
"Amca"
"Efendim"
"Burçenin yanına gidebilir miyim"
"Tabi ki hadi git onunla oyna" Dilan yavaşça kalktı Süleyman ve Aybükenin yanına yürüdü çekingen adımlarla hala biraz utanıyordu sesizce fısıldadı "Merhaba"
Aybüke gülümsedi Burçeye bakıp "Burçe istersen onunla oynaya bilirsin" Burçe yavaşça başını salladı iki çocuk salonun ortasındaki halıya oturdu
Dilan gülümseyip "Bebeğin çok güzel"
"Teşekkür ederim annem aldı seninde ayıcığın çok güzel pembe pembe"
"Teşekkür ederim Yengem doğum günümde aldı çok sevimli bir kızsın Burçe"
"Sende öyle Dilan oyuncaklarımızda bizim gibi arkadaş olsun mu"
"Olur"
Güneşte erkeklerin oyunundan bıkmış anne ve babasının yanına gelmişti annesi Ahu ona "Güneş hadi sende gidip kızlarla oyna bebeğim"
"Tamam anne" deyip kızların yanına gitti
Güneş halının kenarına oturduğunda ortam biraz daha renklendi.
Buklelerini kulağının arkasına attı, önce Burçe’ye sonra Dilan’a baktı.
“Ben de katılabilir miyim?” dedi neşeyle.
“Bebeğim yok ama ben de oyun kurabilirim.”
Dilan bir an durdu. Sonra ayıcığını biraz yana çekip yer açtı.
“Olur,” dedi. “Ama Pofuduk biraz utangaç.”
Burçe ciddi bir ifadeyle başını salladı.
“Mavi de. O yüzden sessiz konuşuyoruz.”
Güneş gülümsemesini bastırmaya çalıştı ama başaramadı.
“Tamam,” dedi fısıltıyla, “ben de sessiz olurum.”
Üçüde çok güzel oyun kurmuşlardı takı Aybars bir anda salonun ortasına dalıp oyunlarını bozana kadar
Aybars elinde bir yastıkla koşarak halının ortasına atladı.
“Burası kalemiz!” diye bağırdı.
Arkasından Mete geldi, gülerek,
“Kim vurursa çay ısmarlar!” dedi.
Yusuf Ali legoları kurtarmaya çalışırken, salon bir anda savaş alanına dönmüştü.
Dilan irkildi. Ayıcığını göğsüne bastırdı.
Burçe bebeğini hemen kucağına aldı.
Güneş kaşlarını çattı.
“Hey!” dedi Güneş, beklenmedik bir ciddiyetle.
“Biz oyun oynuyorduk.”
Aybars durdu, şaşkın şaşkın baktı.
“Ee?” dedi. “Biz de oynuyoruz.”
Güneş ellerini beline koydu.
“Bizim oyun sessiz. Sizinki çok gürültülü.”
“Gürültüsüz oyun mu olur?” diye çıkıştı Yusuf Ali.
O an her şey dağıldı.
Az önce kurulan o küçük, sakin dünya bir anda çözüldü.
Dilan başını eğdi.
Burçe bebeğini daha sıkı sardı.
Güneş hiçbir şey söylemeden ayağa kalktı.
Üçü de sessizce ailelerinin yanına gitti.
Oyun bitmişti
"Balım ne oldu" diye sordum merakla
"Erkekler oyunumuzu bozdu yenge"
"E birlikte oynayın yengem" Dilan biraz düşündükten sonra "Tamam yenge" deyip Güneşin yanına gitti "Güneş erkeklerle birlikte oynayalım mı"
"Olabilir" deyip ayağa kalktı birlikte Burçenin yanına gittiler Dilan sevinçle "Burçe erkeklerle oynayacağız sende gelsene"
Burçe ilk başta istemedi ama anne ve babası ısrar edince kabul etmek zorunda kaldı kızlar erkeklerin yanına gittiler Dilan utangaç bir şekilde "Şey bizde sizinle oynaya bilir miyiz" erkekler ilk başta teredüt etti en sonunda Yusuf Ali "Olur beraber kule yapalım mı"
Dilan sevinçle cevap verdi
"Olur" tüm çocuklar salonun ortasında kule yapmaya başladılar tam bitmek üzereyken Aybars kuleyi devirdi Dilan sinirle
"Hey kuleyi bozdun"
"E kulleler bunun içindir"
"Ama daha bitmemişti" Güneş gülümseyip
"Hadi bir tane daha yapalım"
O an anladım ki Dilan aslında utanmıyordu sadece uyum sağlayamamaktan korkmuştu Dilan kimse yokken hiperaktif ve amcasıyla uğraşan kız oluyordu ama insanlar gelince sakinliyordu ama Dilan artık kendi arkadaş grubunu buldu umuyorum ki iyi geçinecekler
Evet bir bölümün daha sonuna geldik bölüm hakkında düşüncelerinizi yorumlarda paylaşırsanız sevinirim okuduğunuz için teşekkür ederim ♥️ 😘 🥰
