4. bölüm / 4
Sadece Bir Sahafçı Değil3.Bölüm
Bölümler 4Şu an: 3.Bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Güneş, İstanbul binalarının çatılarına vuruyor, günün başladıngıcının nişanesi olarak doğuyordu.
Bu sırada balkonunda oturmuş sigarasını içen Altuğ Bey, içeriden, karısının sesini işitti:
–Altuğ, kahvaltı hazır. Hadi içeriye buyur.
Altuğ Bey izmariti kül tablasına bastırıp söndürdü ve içeriye girdi.
Çayları koyan eşinin yanağını öpüp masaya oturdu.
Eşine oturunca kahvaltı başladı.
–Altuğ,
Eşinin seslenişi karşısında başını kaldırıp Aysel'e baktı Altuğ.
–Benim hayli canım sıkılıyor. Bir şey yaptığımda yok. Sahafa, seninle mi gelsem diyorum?
Altuğ Bey, eşinin isteğine çok memnun oldu. Evinde her gün tek başına kalan Aysel'in onunla gelmesi elbette hoşuna giderdi.
–Elbette. Kahvaltıyı edip çıkalım.
Yeliz'in, eşinin onayıyla, yüzünde bir gülümseme peyda oldu.
Kahvaltılarını edip masayıda beraber topladılar.
Hazırlanıp evden çıktılar, arabaya binip sahafa doğru yol aldılar.
Safaha ulaştıklarını Aysel anahtarı alıp arabadan hemen inip sahafa yöneldi. Kapıyı açıp içeri girdi. Önce etrafına baktı. En son gördüğü şeklindeydi. Tabii bu sırada Altuğ Bey içeri girdi.
Aysel Hanım arka tarafa geçti ve elimde toz alma püskülüyle geri döndü. Sıra sıra duran raflara yöneldi ve özenle hepsini tonlarında arındırdı. Halbuki Altuğ Bey bu işlemi sahafı kapatıp evine gitmeden önce, her gün yapard. Bu sırada Altuğ Bey çayı koymuş, kaynamasın bekliyordu.
...
Aysel Hanım işini bitirmiş ve toz aşma püskülünü yerine koyup kendisine bir bardak çay aldı.
Kapının açılıp kapanmasıyla Altuğ Bey ve Aysel Hanım'ın gözleri kapıya yöneldi.
Kerem gelmişti.
Önce selam verip daha sonra hazır Aysel'i de bulmuşken ayaküstü hal hatır sorup daha sonra yerine geçti. Çantasından kitaplarını çıkarttı. Sayfaları karıştırdı ve aradığı notları bulduktan sonra bir süre inceledi.
Karışık konuları, kolay ve daha anlaşılabilir yapmak için notlar çok kullanışlı oluyordu. Daha sonra, notların kafasında yer ettiğini, düşünerek yine çantasında bir paragraf kitabı çıkartıp günlük sorusunu çözmeye başladı. Kerem her gün önce kırk soru paragraf çözer daha sonra bazı konu anlatımları dinler, üstüne test çözer ve bu süreç gün bitene kadar tekrarlanırdı.
Saatler ilerlerken müşteriler ve öğrenciler sahafa gelmeye devam etti.
En sonunda, dün akşam sahafa gelme kararını almış olan Yeliz sahafın kapısında göründü.
Altuğ Bey'in yanında ki eşi, Aysel'i tanımadığı için, yanında başka bir kadın olmasını garipsedi.
Fakat bunu çok belli etmemek için kafasını çevirdi ve elindeki kitabıyla birlikte kuzeni Kerem'in yanına doğru ilerledi.
Bu sırada Altuğ Bey önünden geçen Yeliz'in elindeki Babalar ve Oğullar kitabını görüp sordu:
–Okumaya başladınız mı?
Yeliz önce anlam veremedi ve durup Altuğ Bey'e baktı. Altuğ Bey başıyla kitabı işaret edince anladı.
–Evet başladım. Dün biraz okumuştum. Birazda burada, kitapların arasında okumak istedim.
Diyerek hem Altuğ Bey'in sorusunu cevaplamış, hem de sahafa gelme nedenini gerek duyduğu için açıklamıştı.
–Sahafa istediğiniz zaman, bir gerekçe olmadan gelebilirsin Yeliz.
Yeliz Hanım ve Altuğ Bey bir an duraksadı. Ve Altuğ Bey ne dediğini düşünürken, Yeliz Hanım bu duruma biraz sevinmiş birazda şaşırmıştı. Altuğ Bey, belki bilerek, belki dalgınlığına gelerek Yeliz'e sen diyerek hitap etmişti.
–Hoşgeldiniz, gerçekten güzel bir kitap seçimi, bende okumuştum, çoo beğendim umarım sizde beğenirsiniz.
Arada ki sessizliği Yeliz'in kim olduğunu merak ettiği için tanışmak isteyen Aysel böldü.
–Bu arada ben Aysel. Altuğ Bey'in eşi,
Ve o anda Yeliz kaskatı kesildi. Ne Aysel Hanım'ın uzattığı elini sıkabildi, ne de en azından bir tebessüm edebildi.
Aysel Hanım rahatız ettiğini düşünerek elini çekecekti ki, Yeliz durumun farkına vardı ve kendine gelerek Aysel Hanım'ın elini pek samimi olmayan bir tavırla sıktı.
–Memnun oldum. Ben de Yeliz,
Kafasıyla bir köşede masasında testini çözen Kerem'i gösterdi.
–Kerem'in kuzeni. Tanır mısınız onu?
Aysel Hanım biraz şaşrıdı ve kafasını salladı.
–Evet tanırım Kerem'i. Çok iyi çocuktur.
Yeliz daha fazla konuşmak istemedi. Müsadere istedi. Altuğ Bey'e son kez baktı ve Kerem'in yanına gitti.
Bir sandalye çekip oturdu. Kerem yanına gelen kuzenine hoşgeldin edip sohbet etmeye çalıştı.
Fakat Yeliz'in sohbet edecek morali ve hali kalmamıştı.
Hala neden böyle olduğunu anlamdıramıyordu. Buraya gelirken öyle mutluydu ki etrafına neşe saçıyordu. Şimdiyse geldiği gibi gitmek istiyordu.
Ara sıra Altuğ Bey'e ve Aysel'e bakıp daha çok üzülüyor belkide nedensizce kızıyordu.
Kerem ise Yeliz'le sohbet edilemeyeceğini anladı. Bir şey olup olmadığını sordu ama Yeliz geliştirdi. Kerem de üstüne gitmedi ve testine geri döndü.
Altuğ Bey, Yeliz'in suratının asıldığı fark etti. Ama ne olduğunu sormak için uygun bir zaman olduğunu düşündü. Ne de olsa eşi buradaydı.
Ara da bir kafasını eşinden çevirip Yeliz'e bakıyordu. Kitabını eline almış okuyordu Yeliz. Okumaya çalışıyordu. Dün başına gelen olay yine başına gelmişti odaklanamıyor ve yine Altuğ Bey'i düşünüyordu. Halbuki buraya gelirken bunun son bulucağına inanıyordu.
Yeliz sahafta daha fazla duramadı. Nefes almak ve biraz yürümek istiyordu.
Bir hışımla masadan kalktım ve ne kuzenine ne de, önünden geçerken, Altuğ Bey ve Aysel Hanım'a bir şey söylemeden ve kimsenin yüzüne bakmadan sahaftan çıktı.
Çıkar çıkmaz derin bir nefes aldı. Caddeye çıkmak için ilerleyen başladı. Bu sırada Altuğ Bey, Yeliz'in bu ani çıkışına bir mana vermeye çalılıyordu. Ve arkasından, camdan, ona bakıyordu.
Yeliz'in önünde bir araba durunca ise tıpkı Yeliz gibi o da durdu ve daha dikkatli baktı.
Arabadan inen iki genç adam Yeliz'in önüne geldiler ve önce sakin daha sonra ateşli bir tartışma başladı bir adamla Yeliz arasında. Diğer adamsa ikisinden biraz uzakta tartışmalarını dinliyor ve ellerini ceplerinde bekleyerek duruyordu.
–Yeliz hadi ısrar etme. Bak gidelim bir konuşalım. Osman perişan oldu senden sonra. Beni benide dinle daha sonra yine bildiğini yaparsın.
Yeliz dinlemek istemiyordu. Zira kendisini hakaretler yazdıracak terk etmiş olan eski sevgili Osman denilen o adamın arkadaşlarından da bir şey duymak ve Osman adına kendisiyle konuşmalarını istemiyordu.
–O şerefsiz manasız kavgalar çıkartıp beni üzerken, hakaretler ederken de ben perişandım. Umrumda değil. Ne yaparsanız yapın. Benden uzak durun.
Yeliz'le konuşan ve arkadaşı Osman için çabalayan Miraç, bir köşede durmuş onları izleyen Emre'den baktı ve bir de onun konuşmasını istedi fakat Emre bu meseleye karışmaktan kaçınıyor. Zira Yeliz'in haklı olduğunu düşünüyordu.
Ayrıca eski sevgilisiyle barışmak için onu ve Miraç'ı gönderen Osmandan nasıl bir sevgi beklenebilirdi?
Yeliz daha fazla bu anlamsız cümlelere katlanma lüzumu görmedi. Yanlarından geçip gidecekti ki Miraç, Yeliz'in kolunu tutup gitmesine izin vermedi.
–En azından biraz dinlemelisin,
Yeliz kolunu hızlıca çekti.
–Ben hiç bir şeye-
Yeliz sözünü biteremeden Altuğ Bey, Miraç'ı omzundan tutup kendine çevirdi ve yüzüne bir yumruk attıp Miraç'ı yere yığdı.
Altuğ Bey, Yeliz'e doğru ilerleyeceğiz sırada, geldiğinden beri bir köşede durmuş olan Emre Altuğ Bey'e doğru hamle yaptı.
Altuğ refleksleriyle geri doğru çekilirken Emre boşa düşen yumruğu yüzünden sersemledi ve öne doğru düşecek gibi oldu.
Bunu fırsat bilen Altuğ bir tekme atıp Emre'yi de yere düşürdü.
Bu sırada Miraç'ın yerden kalktığını ve kendisine doğru harekete geçtiğini gören Altuğ yumruğunu sıkarak ona doğru ilerleyecekti ki, Miraç cebinden çıkarttı bıçağı ona doğru savurdu.
Yine geri çekilen Altuğ bıçak hamlesinden kurtulmak için geri çekileceği sırada Miraç ondan daha hızlı davrandı ve bıçak Altuğ Bey'in karnının sağ tarafını sıyırayak derin ölmayan bir yara açtı.
Tekrar hamle yapmaya hazırlanan Miraç'ın yanına ayağa kalkmış Emre de eklendi.
Miraç hamlesini yapacakken arkasına gelmiş olan Kerem'den bir tekma yedi ve Altuğ Bey'in ayaklarının dibine düştü. Altuğ ise tekrar ayağa kalkma ihtimaline karşın sersemlemiş amacıyla ayağına gelmiş bu fırsatı kaçımadı ve Miraç'ın yüzüne bir tekme savurdu.
Kerem ise arkadaşı Miraç'ın yere düşünü şaşkınlıkla izleyen Ermeni boşluğunda faydalandı ve onu kendisine çevirip yakalarından tutarak kafa attı.
Emre'nin burnundan gelen sesle burnunun kırıldığı anlaşıldı.
Altuğ Bey yere düşen Emre'nin saçlarını tutup kafasını kaldırdı.
–Kimsiniz siz? Yeliz Hanımdan ne istiyorsunuz?
Altuğ Bey'in tok sesinden ürken Yeliz kendisine geldi.
Altuğ'un omzuna dokunarak ona dönmesini sağladı. Altuğ Yeliz'e döndüğünde, gözlerinden firar eden bir damla yaşa şahit oldu.
Şaşkınlığını gizleyemedi ve Emre'yi bırakıp Yeliz'e döndü.
–Yeliz, sen iyi misin?
Yeliz kafasını salladı ve başını öne eğdi.
–Ama sen değilsin: Karnın kanıyor.
Altuğ Bey karnına baktı. Çok bir şey olmamıştı ama her koşula karşın pansuman yapılmalıydı.
–Önemli bir şey değil. Sen iyisin ya bişey olmaz.
Yeliz bu sözler karşında şaşkınlığa uğradı fakat bunu belli etmemek için kafasını kaldırmadı.
–Altuğ!
Koşarak gelen Aysel, kocasının halini ve yerde yatan adamları görünce paniğe kapıldı.
Altuğ bir kaç sözcükle karısını sakinleştirdi. Fakat bu adamların kim olduğu hâlâ meçhuldü. Bunun cevabı Yeliz Hanımdaydı.
Yavaşça yerden kalkan Miraç kanayan dudağına elini bastırak ayağa kalkmaya çalıştı.
Bunu gören Kerem yine bir önce atıldı ve yerdeki bıçağı aldı. Yumruk atmak için hazırlanırken Altuğ Bey, Kerem'i durdurdu.
Miraç yanında ki Emre'yi de kaldırıp arabalarına bindiler ve uzaklaştılar.
–Yeliz, kim bu herifler?
Diyerek herkesin merak ettiği soruyu sordu Kerem.
–Osman'ın arkadaşları. Osman adına konuşmak için gelmişler.
Aysel Hanım kocasının yanından yavaşça ayrıldı ve Yeliz'in önünde durdu.
–Neden bahsediyorsunuz siz! Sizin hususi hayatındaki, tanımadığımız şahıslar tarafından kocam bıçaklandı!
Diyerek çıkıştı Aysel.
Altuğ araya girip Aysel'i durdurdu ve daha fazla bir şey demesine fırsat vermedi.
Zaten Aysel daha fazla konuşamadı. Zira kocasının yarasını gördükçe daha fazla endişeleniyordu.
–Altuğ, hemen hastahaneye gitmeliyiz.
Aysel'in aceleci ve telaşlı sesi korkusunu haykırıyordu.
–Lüzum yok. Çok derin değil zaten eve gidip pansuman etsek geçer gider.
Kerem bu sefer atıldı.
–Ne evi abi. Gidip bir pansuman yaptırmak lazım.
Altuğ bu sefer başını Kerem'e çevirip,
–Nasıl olduğunu sorduklarında ne diyeceğiz Kerem?
Diyerek biraz şakacı, biraz Kerem'in cevabını merakla bekleyerek sorudu.
–Tamam sahafa gidelim. Orada ilk yardım kiti var.
Altuğ bu sefer hiç bir mazeret kabul etmeden atıldı:
–Olmaz! O kadar insan var sahafta.
Tekrar Kerem'e dönüp,
–Sen buraya baksan, biz eve gidip bir pansuman yapsak olur mu?
Bu soru karşısında Kerem biraz şaşırdı.
–Ne demek abi. Sorman ayıp, sen git canın peşinden.
Daha sonra Aysel içi hiç rahat olmayarak sahafa gitti ve arabanın anahtarını alıp eşine getirdi.
Kerem sahafa girdi ve kasaya gidip, camdan gördüğü Altuğ'un arabasının geçişi izledi.
Yeliz ise orada tek başına kaldı.
Kimse ona ne olduğunu umursamadı.
Aysel, kocasının başına gelenlerden ötürü onu suçluyor ve bu sebepten kızıyordu.
Kerem, Osman denilen şerefsizi tanıdığı ve hâlâ Yeliz'i istediğini bildiği için onu öldürmek istiyordu.
Peki Altuğ...
Altuğ'un aklında hâlâ Yeliz vardı. Gözünden düşen o bir damla yaştaydı aklı. Sadece bunu belli ermek istememiş ve karısını daha fazla endişlendirmeden arabaya binip gitmişti.
Yeliz derin bir soluk aldı ve kafasını topladı. Yapılması gereken şeyi yapması lazımdı. Telefonu çıkarttı ve her ihtimale karşı, Emre ve Miraç'ın polise gitmesini önlemek amacıyla bir Emre'yi aradı.
Telefonu açan olmadı.
İkinci arayışında Emre Telefonu nihayet açtı.
–Ne istiyorsun?
Emre'nin asabi sorusu karşısında Yeliz, hiç oralı olmadı.
–Söyle o Osman'a akşam saat sekizde buluşacağız. Evimin önüne gelsin.
Telefonun karşısından yaralarından ötürü rahat edemeyen Emre'nin hırıltılı çıkan gülme sesi duyuldu.
–Karşılığında ne istiyorsun?
–Mesele olduğu yerde kalacak. Ne siz bir adım onlara yaklaşacaksınız ne de onlar size.
Emre bu sefer ciddiyetle,
–Deli misin kızım sen? O adamlara daha hiç bir şey yapmadım ben, onlar biraz sabretsin. Elbet onları aşarım ben ayağımın altı-
Yeliz, daha fazla bu boş tehditleri dinlemeye tahammül etmedi.
–Ben söyleyeceğimi söyledim! Karar, bunca vakit Osman için bana yalvaran sen ve Miraç'ın. Ve şunuda unutma, onlara yapacağınız tek bir harekette, Osman, Miraç'ın kolumu nasıl zorla tuttuğunu öğrenir.
Telefonu yüzüne kapattı Yeliz, Emre'nin.
Osman'la Yeliz'in bir diğer ayrılma sebebi, Osmanın sürekli olarak Yeliz'i kıskanmasıydı.
Yeliz'in yanında bir erkek sinek dahi istemeyen Osman, Miraç'ın Yeliz'in kolunu zorla tuttuğunu öğrenirse, ona ve Emre'ye, Altuğ ve Kerem'in yaptığının mislini yapardı.
Emre, Yeliz'in son cümlesinde ne demek istediğini anladı ve dişlerini sıkarak salona gidip ağzına buz koyan Miraç'ın yanına oturdu.
Yeliz, ne olursa olsun, dik duruşundan taviz vermeyen kadın. Bu gece, artık hem Osman'la insan gibi konuşup, bundan sonra bir gelecekleri olmayacağını anlatıp hemde; Altuğ ve Kerem'i olası bir sıkıntıdan kurtarmış bir halde evinin yolunu tuttu.
İşte şimdiyse huzursuzluğu başladı.
Altuğ Bey'in durumunu öyle merak ediyordu ki sahafa geri dönüp Kerem'den Altuğ'un evinin adresini istememek için kendini zor tutuyordu.
Ama yinede kendine engel olamadı.
Telefonuyla Kerem'i aradı ve Altuğ Bey,in telefon numarasını istedi. Kerem sebebini anladı ve sorma gereği duymadı telefon numarası mesaj aracılığıyla atacağını söyledi ve telefonu kapattı.
Bir kaç dakika sonra Yeliz'in cebindeki telefonun bildirim sesi duyuldu.
Yeliz telefonu çıkartıp Kerem'in attığı numara baktı.
Altuğ Bey'in telefon numarasını kişilere kaydetti ve telefonu tekrar cebine koyup evine doğru yürümeye devam etti.
Bölüm etkileşimi
