3. bölüm / 3
Sadece Beni Sev3
Bölümler 3Şu an: 3
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Siktir!” yerimden fırladığım anda gözlerim korkuyla tamamen açıldı. Kalbim göğsümü yumrukluyordu. Bir saniye önce yalnız olduğumu sandığım tuvalette artık iki kişiydik. “Burada ne işin var?” dedim, sesim sandığımdan daha titrek çıkmıştı.
Karşımda hâlâ yalnızca karanlığı ve nefes alışlarını duyduğum biri vardı. “Bunu asıl ben sormalıyım.” dedi sakin ama yorgun bir sesle. “Kapıyı çalmadan içeri daldın.” Ayağa kalkarken elimde tuttuğum topukluların sesi fayanslarda yankılandı. Üzerimi alelacele düzelttim, ışığa uzanmak üzereydim ki sesi bir anda sertleşti.
“Bekle. Işığı açma.”
Duraksadım. “Beni görmek isteyeceğin bir halde değilim.” Bu da ne demekti şimdi? Ayağımın altında bir şeylerin çıtırtısını hissettiğim an midem kasıldı. Aşağı baktım ama karanlıkta seçemiyordum.
Dayanamadım. Işığı açtım. Ve o an… Ayağımın etrafına saçılmış küçük beyaz yuvarlakları gördüğümde boğazımdan bir çığlık kopmak üzereydi. Geri çekilmeye çalıştım ama kolumdan hızla tutup beni kendine doğru çekti. Eli ağzımı kapattı.
“Bağırma.” gözlerim korkuyla büyürken onu ilk kez net şekilde gördüm. Lavabo duman altındaydı. Yerlerde sigara kağıtları, beyaz tozlar… Gözleri kıpkırmızıydı. Yüzü solgun, dudakları kuruydu. “Sana ne oldu böyle?” dedim, dehşetle. Derin bir nefes verdi. “Beni rahat bıraksaydın bir şeyler olacaktı.” Ellerim titriyordu. Çantamdan çıkardığım ıslak mendili yüzüne doğru fırlattım. Mendili alıp yüzünü silerken ona daha da sinirlendim. “Bunların hepsini mi aldın?” dedim. Gülümsedi. Bu gülümseme sinirimi daha da artırdı. “İçtin mi?” diye bağırdım. Bana sadece baktı. Cevap vermedi. Kapının ardından sesler gelmeye başlamıştı. İnsanlar sabırsızlanıyordu. Birileri kapıya vurdu. “Sevişmeniz bitti mi? Çıkacak mısınız artık?” Telefonuma uzandım. Ellie’yi arayacaktım. Daha parmağım ekrana değmeden elimden telefonu çekip klozete fırlattı. “Birini arayamazsın.” Derin bir nefes aldım. Şu an bağırmak hiçbir şeyi çözmeyecekti. “Peki,” dedim dişlerimi sıkarak. “Buradan seni nasıl çıkarıyoruz?” Bu kez güldü. “Bunu sadece senin gibi güzel biri başarabilir.” Gözlerimi devirdim. Ona yaklaşmak zorundaydım. Kolunu omzuma aldığımda ağzından gelen yoğun alkol kokusu midemi daha da kaldırdı. “Kalk. Seni hastaneye götürüyoruz.” Bakışları bir anda değişti. Rengi daha da soldu. “Hey-” dememe kalmadan hızla klozete eğildi. Kustu. Uzun uzun. Bu kötüydü. Hem de çok. “Hastane olmaz,” dedi nefes nefese. Ardından yeniden kustu. Artık kararı vermiştim. İlk olarak buradan çıkmalıydı. Titreyen eliyle telefonunu bana uzattı. “Şifre bu… Kennedy’i ara.” Numarayı çevirdiğim anda karşıdan tok bir ses geldi. “Buyurun?” “Kimsiniz bilmiyorum ama,” dedim hızlıca “telefonun sahibi burada ve durumu çok kötü. Onu hemen almanız gerekiyor.” Kısa bir sessizlik oldu. “Onu içeride dikkat çekmeden çıkarabilir misiniz?” dedi. “Bizim içeri girmemiz sorun yaratır.” “Tanrım… Peki.” dolaplardan bulduğum havluyla yüzünü sildim. Kapıyı açtığımda insanların bakışları üzerimize yapıştı. Fısıltılar başladı. “Bu o değil mi?” “Yanındaki kim?” Onu güçlükle dışarı çıkardığımda kravatlı bir adam anında yanımıza geldi. Hiç konuşmadan onu sırtladı. Derin bir nefes verdim.
Bitmişti. Tam arkamı dönecekken sesi yeniden duydum. “Sarı kafa olmadan eve gitmem.” Yardımcısı olduğunu anladığım kişiye çocuk gibi bakıyordu. Kravatlı adam bana döndü, cebinden bir kartvizit çıkardı. “MVI Holding,” dedi sakinlikle. “Sizi güvende tutacağımıza emin olabilirsiniz. Genç beyefendi inatçıdır. Hem durumu ağır duruyor, sürece yardım eder misiniz?” Bir an tereddüt ettim. Sonra yorgunluk ağır bastı. “Durumu düzeldikten sonra beni evime bırakın,” dedim. “Başka bir bağ istemiyorum.” “Anlaşıldı.”
Arabaya bindik. Yol boyunca kimse bana ne olduğunu sormadı. Sanki herkes bu duruma alışkındı. Onun dışında Ellie’ye bir mesaj bile atamamıştım. İkinci telefonu da alacak param yoktu. Bunu daha sonra düşünecektim. Okyanusun kıyısındaki yüksek bir rezidansa girdiğimiz de evde bekleyen doktorlar hızlıydı. Serum, sargı, fısıldaşmalar. Belli bir süre sonra benimle beraber bekleyen adama döndü. “İyi ki kusmuş,” dedi. “Aksi hâlde…” Devamını dinlemedim. Yorgunluktan teni solmuştu. İlerledim ve yanına eğildim. “Neden böyle bir aptallık yaptın?” Gülümsedi. “ Neden yardım ettin? Adımı bile bilmiyorsun.” Elimi uzattım. “Ivana.” “Chris.” Büyük elleri elimde kalakaldı.
“Teşekkürler,” dedi. “Sana bir hayat borçluyum.” Gözleri kapandı. Elimi bırakmadı. Ayağımdaki topukluları çıkarıp sessizce kenara bıraktım. Ayaklarımın sızısını ancak o an fark ediyordum. Yavaşça halılı zemine doğru yere oturdum. Ev görevlisinin uzattığı tepsiden makyaj temizleme mendilini alırken Chris’in elini hâlâ tutuyordum. Parmakları gevşekti ama bırakmıyordu; sanki bilinci kapanırken bile tutunacak bir şey arıyordu. Mendili bırakıp saçlarını geriye doğru ittirdim. Alnı sıcaktı. Nefesi düzensizdi ama artık panik yoktu. Hemşire serumu kontrol ederken ben olduğum yerde kaldım. Gözlerimi ondan ayırmadan izledim. Biri bir şeyler anlatıyordu, doktorun sesi uzaktan geliyordu ama kelimeler zihnime tam olarak girmiyordu. Chris’in kahverengi gözleri hafifçe açıldı ve bana döndü, bu kez daha kısa bir an için. Gitme der gibi baktı.
Bir şey söylemedi ve elimi bırakmadı. Bir süre sonra nefesi düzene girdi. Göz kapakları ağırlaştı, sonra tamamen kapandı. Uyumuştu. Elim hâlâ onun elindeydi. Her nefes alışında parmakları istemsizce biraz daha sıkılıyordu. O an fark ettim; bütün gece boyunca ilk kez etraf sessizleşmişti. Mendille kendi makyajımı silerken onu uyandırmamaya çalıştım. Saçımı toplamalarını rica ettim. Oldukça geniş olan yatağa biraz daha yaklaşıp başımı yasladım. Gözlerim kapandı. Yorgunluk bir anda üzerime çöktü.Ne kadar süre geçti bilmiyorum. Elimdeki uyuşma beni uyandırdığında gözlerimi yavaşça açtım. Chris hâlâ uyuyordu. Parmakları gevşemişti ama hâlâ temas ediyorduk. Elimi yavaşça kendime doğru çektim. Ayağa kalkıp kapıya yöneldiğim anda duraksadım.
Karşımda Max vardı.
Burada ne işi vardı?
Bölüm etkileşimi
