Bölümler 3Şu an: KISIM 1: ELLERİMDE BİR ADET YABANCI
- 1 ÖNSÖZ296 kelime
- 2 KISIM 1: ELLERİMDE BİR ADET YABANCI715 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 BÖLÜM 21.220 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
BÖLÜM 1
Gözlerimin önünden ablamın diplomasını sallaması geçti.
Resmen üniversiteden matematik öğretmeni olarak mezun olmuştu. Kepi başında, bize el sallarken onu izlemek gerçekten gurur vericiydi.
Gülümsedim. Onu bu hâlde mutlu görmek beni mutlu ediyordu. Gerçi ailemi böyle mutlu görmek, bu hayatta beni mutlu eden yegâne şeylerden biriydi.
Annem ve babam da en az benim kadar gururluydu. Benden iki yaş küçük kardeşim de yanımda durmuş, onun tonlarca resmini çekmekle meşguldü.
Ablam topuklulardan yorulmuş olacak ki bir süre sonra yanımıza geldi ve tam yanımdaki tabureye çöktü. Etrafta o kadar büyük bir kalabalık ve heyecanlı aile vardı ki kimse üzülmeye niyetli görünmüyordu.
Ama hayatın, siz tam mutlu olduğunuzda sizi üzme gibi bir yan etkisi vardı.
Bu gece saat 12'de saat kuleleri iki kere çalacaktı. Normalde kapalı olan saat kuleleri bugün kapılarını biz insanlara açacaklardı ki içeri girip bedelimizi seçelim.
Bizimkiler zar zor da olsa ablamı ve beni okutmayı başarmış, küçük kardeşim ise babamın yanında meslek öğrenip gelişmişti. Çünkü ailenin erkenden işe girip para kazanmaya başlayacak birine ihtiyacı vardı ve o da kardeşim olmuştu.
O değil...
O kadar mutluluğun arasında iç geçirdim. Ailecek onu asla unutamamıştık ama sanırım onu en unutamayan annemle bendim. Annemin şu an bile gerçekten gülemeyen suratına bakınca onu hatırlamamak imkânsız hâle geliyordu.
Ablam ortamdaki düşmüş enerjiyi fark etmiş olacak ki ayakları şiş olmasına rağmen ayağa kalkıp önümüze geçti. Kepini benim başımın üstüne koyarak, “Eh, üç yıl sonra da senin mezuniyetindeyiz bıdık.” dedi.
Ben de dört yıllık Radyo, Televizyon ve Sinema bölümünde okuyordum. Birinci sınıfım bu sene bitmişti, yani yaz tatilim daha yeni başlamıştı. Bu bölümü seçme sebebim de ileride kendi filmimi çekmek ve sinema dünyasında adımı duyurmak istememdi. Tabii bu benim en büyük ikinci hayalimdi.
İlk hayalim ise bunca yıldır beklediğim, her doğum gününde, her başarılı anımızda, yüzümüzün ufak bir tebessümle aydınlandığı anlarda gölge gibi üstümüze yığılan o laneti ortadan kaldırmaktı.
Ağabeyimi o saat kulesinden kurtarmak istiyordum. Ve bunun için ne gerekirse yapmaya hazırdım.
Ama bugün gülümsemeye çalışmalıydım. Sonuçta kavuşma günü olma ihtimali vardı. Bugünün yıllardır beklediğimiz o gün olma ihtimali vardı. Onlar her ne kadar inanmasa da ben inanıyordum. Bugün ağabeyimi gerçekten geri alma ihtimalimiz vardı.
Bu nedenle ablam kepi başıma koyunca annemi kederiyle bugün yalnız bırakıp büyükçe gülümseyerek ayağa kalktım. Kepi başımdan çıkartıp onun başına geri koydum.
“Ama,” dedim neşeyle, “bugün bir kişi mezun oluyor. Ve o da benim canım ablam.”
Ablam, ailenin kasvetli havasını dağıtmama yardım ettiğim için çok mutlu olmuştu. Yanağımı, sanki hâlâ beş yaşındaymışım gibi sıkarak “Aferin sana bıdık.” diyebildi.
Annem de zoraki de olsa gülerek “Kaç yaşına geldi, hâlâ kurtulamadı şu bıdıktan.” dedi.
Babam da gülerken omuz silktim ve “Ben seviyorum bıdığı.” dedim. Daha fazla dayanamayıp “Bana birini hatırlatıyor.” diye ekledim.
Herkes o an o mutlu salonda hayalete dönüştü sanki. Ama tek hayalete dönüşen benim ailemdi.
Bunun sebebi de ablamın gitmeden önce ağabeyimi de hep bıdık diye çağırıyor olması ve ben ablaya bu lakabı bana kullanmaması için itiraz ederken onun bu lakabı sevdiğini söylemesiydi.
Annem bu lafın üstüne rol yapmayı bıraktı ve konferans salonundaki en yakın koltuğa çöküp ağlamaya başladı. Babam da onun omzunu sıvazlıyordu ama onun da gözlerine kara bir perde inmişti. Küçük kardeşim ve ablam da iç geçirip bakışlarını yere eğmişlerdi.
Ama ben pes etmeyen bir sesle “Bugün onu geri alacağız.” dedim. “On beş yıldır bugün ilk kez kapılar açılıyor. Onu geri alacağız!”
Annem ağlamaklı gözlerinin arasından bana bakarak “Geri alsak bile bizi nasıl affetmesini bekliyorsun? Nasıl yanımıza gelmesini, bize tekrar sarılmasını, bizi anne, baba, kardeş olarak, bir aile olarak görmesini bekliyorsun? Bu mümkün olan bir şey mi? Hem geri dönse bile o kadar yıl geçti, o kadar yıl... Bizsiz o kadar yılda o...” Hıçkırmaya başladı ve başını babamın göğsüne gömerek ağlamaya devam etti.
Daha fazla üstelemedim. Gerçi üsteleyemedim ama bugünün farklı bir gün olduğunu içimden hissediyordum. Farklı bir gün... Sanki bu günden sonra yarım bir aile değil de tam olabileceğimiz duygusu içimde vardı. Ve ne yaparsam yapayım, ne kadar umudum kırılırsa kırılsın, bana ne söylenirse söylensin o duygu hiç geçmiyordu.
Konferans salonunda anons geçti ve ablam kep atmak için toplanma alanına, öğretmenlerinin ve arkadaşlarının yanına, ikinci ailesine doğru yürüdü.
Orada kepler atılıp alkışlar koparken, her mutlu anımızda olduğu gibi olanları ağlayarak izleyen bir biz vardık. Hayır, biz biz değildik. Biz, ondan sonra asla biz olamamıştık ve bunu evimizin her duvarı, her köşesi, hayatımızın her yüzü sonuna kadar yaşıyordu.
Ablamın kep atarken ağlayan suratı da buna dâhildi.
Bölüm etkileşimi
