5. bölüm · Rüya satıcısı
V
V
Sonunda o cehennemi geçti ve hayatı artık seni kayalara çarpan, ikiye bölen, paramparça bedenini kıyıya fırlatan çalkantılı bir dağ seline benzemiyordu. Her şey düzelmeye başladı; daha çok gülümsüyordu, hava ısınıyor, hayatı da onunla birlikte ısınıyordu. Benden zevk alıyordu, ben de ondan. Güneş ikimize de parlak parlak ışıyordu. Ama tüm bunların geçici olduğunu biliyordum. Başımın üzerinde Demokles'in kılıcı sallanıyordu. Onun gerçek bir şeye ihtiyaç duyduğunu anlıyordum; yalnızca sohbet penceresindeki bir adamı değil. Ama ilişkimiz giderek derinleşiyordu. Birbirimiz olmadan bir saniye bile geçiremiyorduk. Birlikte uyanıyor, birlikte uyuyorduk. Bazı şeyleri birlikte yapıyorduk. Uzun süre yazmadığımda o endişelenmeye başlıyordu, ben de onun için. Birbirimizin yemek yemeyi unutmamasına dikkat ediyorduk; o kitaplarımı zamanında göndermemi sağlıyordu, ben de uzun geceli sohbetlerimizden sonra onun vaktinde uyanmasını. Birbirimizi aramaya başladık. Ah, Tanrım, bu hem inanılmazdı hem de aynı anda çok ağırdı. Dediğim gibi, İngilizcem zayıftı; oysa ikimizin de bildiği tek ortak dil buydu. O benden çok daha iyi biliyordu. Muhataplarını çok sık anlayamadığınız, sonra bunu açıklamaya çalıştığınız bir konuşmayı düşünün. Ama bir şekilde sohbetlerimiz 2-3 saat sürüyordu. Kelimeleri birbirine karıştırmam, zaman zaman unutmam onu eğlendiriyordu bile. Öyle içtenlikle gülüyordu ki onunla birlikte ben de gülüyordum. Onun gülüşü beni ağlatıyordu; ama mutluluktan. Sesi inanılmazdı, onu asla unutamam, nerede duysam tanırım. Görünüşüne gelince… Güzelliğini anlatabilmek için ayrı bir kitap yazmak gerekir. Şunu söyleyeyim: inanılmaz güzeldi.
Bir gün alışveriş merkezine gitmeye karar verdi; evi için yeni bir şeyler bakmak istiyordu. Bütün gün telefonla konuştuk, birlikte çeşitli şeyler seçtik. Fotoğraflar gönderiyordu, ben de evet ya da hayır diyordum. Parlak, sıcak, güneşli bir gündü. Nasıl geçtiğini fark bile etmedim. O günü sanki tek bir nefeste yaşadık; iletişimi kestiğimiz tek an tuvalete gitmemiz gereken anlardı. Kesmeye çalışan bendim; onun için emin değildim. Kadınların bunun için eline ihtiyacı yok. Ve o gün şöyle dedi:
«…Bugün, başından beri hayatımın en güzel günü. Bunun gibi daha çok gün istiyorum. Ama sen kahve almaya gittiğinde biraz üzülüyorum. Neden böyleyim ki, bunu neden hissediyorum, neden kahve koymaya bile gitmeni istemiyorum. Bu doğru değil, her an yanımda olamazsın; ama seni bırakmak istemiyorum…»
Beni bırakmak istemiyordu; ama gerçek bir ilişkiye ihtiyacı vardı, bizimkinin pek normal olmadığını anlıyordu. Gerçek bir adam bulması gerekiyordu. Bir keresinde şöyle dedi:
«…Eğer burada olsaydın, İzmir'de yanımda olsaydın, hayatımızda pek çok şey daha kolay olurdu. Ama sen yoksun ve bu üzücü…»
