5. bölüm · Ruhların İzi
4.Bölüm
Lyra Night
15.06.2015
Gece o kadar sessizdi ki kendi kalp atışlarımı bile duyabiliyordum. Odanın köşesine sinmiştim, dizlerimi göğsüme çekmiş, kollarımı bacaklarımın etrafına dolamıştım. Sanki kendimi daha küçük hale getirirsem, daha az fark edilecektim. Daha az... ulaşılabilir.
Koridordan ayak sesleri geldi. Onun ayak sesleri. Yavaş, ağır, kararlı. Eskiden bu sesleri duyduğumda kapıya koşar, " Baba!” diye boynuna atılırdım. Şimdi ise mideme bir yumruk iniyordu.
Kapı tokmağı yavaşça döndü.“Baba lütfen girme, ” diye fısıldadım. Sesim o kadar cılızdı ki kendim bile zor duydum. “Lütfen...”Kapı açıldı. İçeri girdi ve arkasından kapattı. Anahtarın kilide girdiğini, döndüğünü duydum. O sesle birlikte bütün umudum da kilitlendi.
Loş ışıkta yüzünü seçemiyordum ama bakışlarını hissediyordum. O bakışlar artık babama ait değildi. Benim babamın gözleri değildi bunlar. Bu gözler bir yabancınındı. Aç, karanlık ve korkutucu.“Dokunma bana Baba bırak beni, ” dedim titreyerek.Sesim yükseldi, yalvarışa dönüştü. “Yapma ! Lütfen yapma! ”Yatağın kenarına kadar geriledim. Ellerimle arkamı yokluyordum, bir şey arıyordum. Herhangi bir şey.
Masanın üzerindeki eski pirinç lambayı gördüm. Parmaklarım soğuk metale değdiğinde içimde bir şey koptu.O yaklaştı. Elini uzattı, kolumu sertçe kavradı. Beni kendine çekmeye çalıştı. O an yıllardır içimde biriktirdiğim bütün korku, utanç ve ihanet bir anda patladı.“Hayır, " diye haykırdım.Lambayı tüm gücümle savurdum. Ağır kaide şakağına indi. O korkunç sesi hâlâ kulaklarımdaydı. Kemik sesi gibi bir şeydi. Sendeledi. Gözlerinde şaşkınlık vardı, sanki “Bu benim küçük Lyra’m mı? ” der gibi baktı bir an. Sonra dizleri boşaldı. Yere yığıldı.
Başı halıya vurdu ve hareketsiz kaldı.Oda birdenbire çok sessiz oldu. Sadece benim hırıltılı nefeslerim ve yerdeki halıya sızan o ıslak ses.Lambayı hâlâ elimde sıkıyordum. Parmaklarım acıyordu. Kan vardı ellerimde. Onun kanı. Babamın kanı. Yerde yatan adama baktım. O kadar hareketsizdi ki... Gerçek olamazmış gibi geldi. Birkaç dakika önce beni korkutan o varlık, şimdi yerde aciz bir gölgeydi.
Gözyaşlarım yanaklarımdan akıyordu ama ağlamıyordum bile. Sadece akıyordu. İçimde bir şey ölmüştü. Küçük Lyra ölmüştü o anda.“Neden?” diye fısıldadım. “Neden bana bunu yaptın? Ben senin kızındım...”Gece o kadar sessizdi ki kendi kalp atışlarımı bile duyabiliyordum. Titreyen ellerle telefonumu aldım. Ekranı kan lekesiyle kirlettim.
İris:
Efendim lyra ?
Lyra:
Ben bir şey yaptım. Lütfen beni almaya gel. Oraya geldiğimde her şeyi anlatıcam." Dedim.
İris beni dinledikten sonra Kael’i yolladı. Villaya vardığımızda beni sıcak bir odaya çıkardılar. İris yanıma oturdu, Liam ve Kael de karşımızda sessizce bekliyordu. Titremem hâlâ geçmemişti. Sıcak çayı verdiler. Bir süre sustuktan sonra derin bir nefes aldım ve konuşmaya başladım:
“Babam benim için bir cehennemdi.”
Sesim çatallaştı. Elleri mi ovuştururken devam ettim:
“Annem bizi terk ettiğinde dört yaşındaydım. Bri sabah uyanınca yoktu. Sadece bir not bırakmıştı.:' Bu hayattan bıktım. ' O günden sonra babam tamamen değişti. Benı şucladı. Senin yüzünden gitti o kaltak diye bağırıyordu her akşam. İçkiyi arttırdı. Önce Sadece sözlü şiddetti.Sonra yumruklar başladı. Tokatlar ,tekmeler..."
Gözlerim doldu ama devam ettim:“Her gece eve şarhoş gelirdi. Bazen saatlerce beni döverdi.' Sende annene benzeyeceksin, orospu çocuğu' derdi. Okula gitmemi bile zorlaştırıyordu. ' Evde kal, bana hizmet et ' diyordu. Yemek yapmazsam, odayı temizlemezsem dayak yerdim. On sekiz yaşıma geldiğimde ise daha kötü seyler yapmaya başladı. Bana dokunmaya kalktı. Benı yanı kendi kızını tecavüz etti. Bir gece sarhoşken üzerime geldi. Kendimi zor kurtardım. O günden sonra evde ki bıçakları saklamaya , kapımı kitlemeye başladım.”
Liam’ın çenesi gerildi, İris ise elimi sıktı. Kael ise bakışlarında ki derinlikle bana bakıyordu. Herkesin mutlu ailelerini , gülen yüzlerini gördükçe için yanıyordu. Neden onlar mutluyken ben cehennemde yanıyorum diye düşündüm. Babamın bana yaşattığı acıyı herkese yaşatmak istedim. Bu gece ise son nokta geldi. Yine sarhoştu. Beni köşeye şıkıştırdı dövdü ve ' bu sefer kaçamıycaksın' dedi. O anda mutfak bıçağını kaptım. Durmadan sapladım. Durmadım. Duramadım. Nkü ben dursam yine ben kaybedecektim. Kan her yere sıçradı. Öldüğünden emin olana kadar bıçakladım. Sonra da çantamı alıp kaçtim. " Derin bir nefes aldım.
Gözyaşlarım akmaya başladı.“Pişman degilim. Yine olsa yine yaparım. O adam benı mahvetti. Beni hem fiziksel hem duygusal olarak parçaladı. Annemin terk etmesiyle başlayan o zincir sonunda babamın kanıyla bitti. ”İris sarıldı bana. Başımı omzuna yasladım.
Liam yumuşak ama kararlı bir sesle konuştu:“Artık o adam yok Lyra. Burada güvendesin. Seni hiç kimse geçmişinle yargılamaz. Biz senın yanındayız.”Kael de başını salladı.Villanın sıcak odasında, dışarıdaki yağmura rağmen ilk defa biri beni yargılamadan dinlemişti. Özellikle İris’in ve Liam’ın bakışlarında tuhaf bir anlayış ve yakınlık vardı. Ellerimdeki kan kurumaya başlamıştı ama içimdeki yaralar hâlâ açıktı.
İris saçlarımı okşarken fısıldadı:“Burada kal. Hepimiz birlikte olacağız. ”O anda, tüm o karanlık geçmişime rağmen, bu villada yeni bir sayfanın açıldığını hissettim.Villanın üst kattaki odasında, İris yanımdan ayrılmıyordu. Liam da kapının yanında durmuş bizi izliyordu. Ama dikkatimi asıl çeken kişi Kael’di.
Kael odaya girip kapıyı kapattığında bakışlarımız ilk kez uzun uzun kilitlendi. Uzun boylu, karanlık saçlı, keskin çene hatlarına sahip biriydi. Gözleri derin ve sakindi ama o sakinliğin altında bir şey vardı. Beni arabaya bindirdiği andan beri o “bir şey” hissediyordum.İris saçlarımı okşarken Kael yavaşça yaklaştı. Elinde temiz bir havlu ve sıcak su dolu bir leğen vardı. Yanıma oturdu. Çok yakın oturdu.“Ellerini temizleyeyim, " dedi alçak sesle. Sesi kalın ve rahattı.
Başımı hafifçe salladım.
Titreyen ellerimi uzattım. Kael havluyu ıslattı ve çok nazik hareketlerle parmaklarımı, avuçlarımı silmeye başladı. Babamın kanı yavaş yavaş temizlenirken, parmakları
benimkilerle değiyordu. Her dokunuşunda içimde tuhaf bir elektriklenme oluyordu.Gözlerimi kaldırdığımda hâlâ bana bakıyordu. Bakışları yumuşak ama yoğundu. Sanki içimi okumaya çalışıyor gibiydi. Yanaklarımın ısındığını hissettim.
“Acıyor mu ? ” diye sordu sessizce, başparmağıyla elimin sırtını okşarken.“Artık acımıyor... " diye fısıldadım. Sesim titriyordu ama bu sefer sadece korkudan değil.Kael bir an durdu. Parmaklarımız hâlâ birbirine değiyordu. İris ve Liam bir şey fark etmemiş gibi sohbet ediyorlardı ama ben sadece Kael’in varlığını hissedebiliyordum.
Yakınlığı, kokusu, sakin ama güçlü duruşu... Babamın yıllar süren şiddeti , kaçış... hepsi bir anda silikleşiyordu.Kael hafifçe gülümsedi. Çok küçük, neredeyse görünmez bir gülümsemeydi ama gözlerine yansıdı.“Burada güvendesin Lyra ,” dedi. Sesi sadece bana hitap ediyordu sanki. “ Kimse sana dokunamayacak. Ne geçmişin ne de peşindekiler. Ben ... biz seni koruruz .”Elimi bırakmadı hemen.
Birkaç saniye daha parmaklarımız iç içe kaldı. O kısa temas bile içimde uzun zamandır hissetmediğim bir sıcaklık yarattı. Hem utandım hem de garip bir şekilde huzur buldum.
İris kalkıp “Ben aşağıda bir şeyler hazırlayayım. ” deyince oda biraz tenhalaştı. Liam da onunla birlikte çıktı. Sadece Kael ve ben kaldık.Kael hâlâ yanımdaydı. Bana doğru biraz daha eğildi, ıslak bir tutam saçı kulağımın arkasına itti. Parmakları kulağıma değdiğinde hafifçe ürperdim.
“Gözlerin...” diye mırıldandı. “Çok şey anlatıyor. Cok acı görmüşler. ”Yutkundum. Kalbim hızlı hızlı atıyordu.
“Senin de gözlerin aynı şeyi söylüyor. " diye fısıldadım cesaretimi toplayarak.Kael’in dudaklarında hafif bir tebessüm belirdi. Bakışları dudaklarıma kaydı bir an, sonra tekrar gözlerime döndü. Aramızdaki hava ağırlaşmıştı. Yağmur dışarıda yağıyor, şömine çıtırdıyordu ama oda sadece ikimizin nefes sesiyle doluydu.
“Dinlen şimdi, ” dedi yumuşakça ama sesinde başka bir vaad de vardı. “Yarın da konuşuruz. Yanından ayrılmayacağım. ”
Elimi son kez sıktı, bu sefer daha anlamlı, daha uzun. Sonra kalktı ama kapıya giderken omzunun üstünden bana bir kez daha baktı.O bakışta bir şey başlamıştı. Tehlikeli, karanlık ve çekici bir şey...Villanın içinde yeni bir fırtına, dışarıdakinden daha sessiz ama daha güçlü esmeye başlamıştı.
~~~
Aradan dört ay geçmişti.Villa artık biraz daha “normal” hissettiriyordu. Sabahları kahve kokusuyla uyanıyor, İris’le mutfakta sohbet ediyor, Liam’la bahçede sessizce oturuyorduk. Kael ise her fırsatta yanıma geliyordu. Bazen sadece bakışlarıyla, bazen de kısa dokunuşlarla... Aramızdaki o sessiz çekim her geçen gün biraz daha büyüyordu.
O sabah sıradan bir gündü.
Kael dışarıya markete gitmişti. İris salonda kitap okuyordu. Ben ise banyoda aynanın karşısında duruyordum. Son birkaç gündür midem bulanıyordu, göğüslerim ağrıyor, çok yoruluyordum. Önce stres sandım, kaçışın ve yaşadıklarımın etkisi diye...
Ama içimdeki şüphe büyüyordu.Titreyen ellerle eczaneden aldığım testi açtım. Kalbim deli gibi çarpıyordu. Üç dakika beklemem gerekiyordu ama o üç dakika bir ömür gibiydi.
Zaman dolduğunda test çubuğuna baktım.
İki çizgi.
Hamileydim.
Ben kendi kardeşime , babamın bebeğine hamileydim.
Bir anda banyo duvarına yaslandım. Dizlerim boşaldı, yere oturdum. Elim karnıma gitti farkında olmadan.
Babamın bebeği...Gözyaşlarım sessizce akmaya başladı. O adamın bana yaptığı her şey, son aylardaki zorla yaklaştığı geceler... hepsi şimdi içimde büyüyordu. Hem iğrenç hem de korkutucu bir gerçeklikti bu.Kapı hafifçe vuruldu.
Banyoda yere çökmüştüm. Test çubuğu elimin arasında titriyordu. İki çizgi... İki lanet çizgi.Hamileydim.Babamın bebeğini taşıyordum.Midem bulandı, ağzımı kapattım. Gözyaşlarım sessizce akmaya başladı. Korkudan nefesim kesiliyordu. Bunu nasıl söyleyecektim? Kael’e? İris’e? Kimseye söyleyemezdim. Bu utanç, bu iğrençlik... içimde büyüyen o şey... kimsenin bilmesini istemiyordum.
Hızla test çubuğunu çöpe attım, ellerimi yüzüme kapattım ve hıçkırmaya başladım. Dizlerimi karnıma çektim, köşeye sinmeye çalıştım.
Kapı yavaşça açıldı.“Lyra?” Kael’in endişeli sesiydi. “İyi misin? Miden mi bulandı yine? Sesini duydum da... ”Gözlerimi kaldırmadım. Ağlamam şiddetlenmişti. Kael hemen içeri girdi ve yanıma çömeldi.“Lyra bebeğim , ne oldu? ” diye sordu yumuşakça. Kollarını açıp bana sarılmak istedi. “Gel buraya...”
“Dokunma bana!” diye bağırdım birden.
Kael donup kaldı. Ben ise onu ittirdim, ellerimle göğsünden ittim. Gücüm yettiği kadar.“Uzak dur! ” diye haykırdım, sesim kırık ve öfkeliydi. “Dokunma ! Lütfen dokunma bana !" Kael şaşkınlıkla geriye çekildi ama hemen toparlandı. Yüzünde hem endişe hem de incinmişlik vardı.
“Ne oluyor Lyra? Neden itiyorsun beni? Bir şey mi yaptım?” Sesi yükselmeye başlamıştı. “Konuş benimle! Bu şekilde ağlayıp beni itemezsin!”
Ayağa kalktım, sırtımı duvara yasladım. Hâlâ ağlıyordum ama şimdi öfke de karışmıştı.“Çünkü her şey berbat! Her şey!” diye bağırdım. “Sen... sen beni anlamazsın! Kimse anlamaz! Sadece bırak beni yalnız!”Kael de ayağa kalktı. Yüzü gerilmişti, gözlerinde hem kırgınlık hem de öfke parlıyordu.
“Anlamıyorum çünkü konuşmuyorsun!” diye karşılık verdi, sesi daha sertti.
“4 aydır buradasın, sana her şeyi veriyorum, yanındayım diye uğraşıyorum ve sen beni itiyorsun? Ne saklıyorsun Lyra? Ne olduğunu söyle!”Bir adım yaklaştı, ben yine geriye çekildim.“Git buradan Kael!” diye bağırdım, sesim odada yankılandı. “Sadece git! Dokunmanı istemiyorum... şu an hiç
kimsenin dokunmasını istemiyorum!”
Kael’in yumrukları sıkıldı. Bir an duvara vuracak gibi oldu ama tuttu kendini. Yüzü kızarmıştı, nefesi hızlanmıştı.
“Tamam,” dedi dişlerinin arasından, sesi buz gibiydi. “İstediğin buysa... yalnız kal. Ama bu şekilde devam edemez. Benden bir şey gizliyorsun ve bunu hissediyorum. Ne zaman hazır olursan o zaman konuşuruz.”
Kapıya yöneldi ama tam çıkarken durdu, omzunun üstünden bana baktı. Gözlerinde derin bir acı ve öfke karışımı vardı.
“Ben seni korumak için buradayım. Ama sen beni itmeye devam edersen... elimden bir şey gelmez.”
Kapıyı arkasından sertçe kapattı.Ben tekrar yere çöktüm. Ellerim karnımın üzerinde, hıçkırıklarım daha da şiddetlendi. Hem hamilelik gerçeği hem de Kael’le aramızda çıkan bu ani kavga... her şey üstüme üstüme geliyordu.
Villanın içinde o sıcak sabah, birden buz gibi bir sessizliğe bürünmüştü.
