5. bölüm · Rûhefza

Yara

Levinaaa .

Killian bizden önce girmişti. Çoktan tüm kadınlar etrafına üşüşmüştü. Bakışları parlıyordu bu adama bakarken. Yüzünü görmeden bile bu denli etkilenmeleri garipti. Aybars kadar yapılı bir adamdı ama aralarında kaybolmuştu. Fazla kalabalıktı. Bizi görenler de etrafımızı sararken aralarından sıyrılıp içeri girdik. Killian Dj setubuna geçmişti. Arkadaki locaya da biz kurulduk. Gözlerim Killian'daydı. En ufak hareketini takip ediyordum. Yanında bir kadın vardı ve oldukça güzeldi. Samimi şekilde bir şeyler konuştular. Killian kadına sarıldıktan sonra kulaklığını takmıştı. Başta yavaş bir müzik çalarken yaptığı mix ile herkesi çılgına çevirmişti. Önümüzdeki uzun masa sonuna kadar donatılırken hepimiz sakince olanları izliyorduk. Yanımızdaki adam sonunda gittiğinde Aybars'a döndüm.

"Şu yanındaki kadın kim komutanım? Dosyada yoktu."

"Kardeşi, Sierra. Dosyada olmaması normal, yakınlarının olduğu dosyada bile kısa bir şekilde geçiyor. Ona zarar gelmesinden korktuğundan soyadını değiştirmiş. Aslında manken ama geceleri abisi gibi kendi de Dj'lik yapıyor."

"Harbiden çok güzel kız be komutanım."

Hepimiz bir anda Gökhan'a baktık. Resmen gözleri parlıyordu. Niye o dosyadan gözünü ayırmadığı şimdi belli oluyordu. Boran araya girdi.
"Gökhan, odaklan kardeşim. Odaklan."
"Haklısın abi."
Boğazını temizledi.
"Pardon komutanım."

Aybars ters bir bakış atınca sustular. Bir yandan sonraki şarkıyı ayarlıyor,bir yandan da ortama olan hakimiyetini gösteriyordu. Tam o anda mekanda çığlıklar koptu. Killian resmen coşturmuştu. Adamın bu işte büyük bir yeteneği vardı. Tüm mekan çılgınlar gibi eğleniyordu. Bu işi cidden iyi yapıyordu, hakkını yiyemezdik. Kadınların neden bu denli etkilendikleri belliydi, şarkılara ve mekana mükemmel bir hakimiyeti vardı.
İki saat sonra
İçerideki herkes, alkolün ve müziğin etkisiyle kendini kaybetmişti. Yüksek sesten başım ağrımaya başlamıştı ama umursamadım. Bizimkiler çoktan muhabbete dalmışlardı. Aybars ve ben öylece oturuyor, dışarı taraftaki insanları seyrediyorduk.

"İzmir'den neden geldin? Çok daha rahat bir şekilde yaşayabilirdin orada. Bizim tim her zaman görevde olur. Alışabilecek misin?"

Gülümsedim bu dediğine.

"Ben boş durmayı sevmiyorum komutanım. Her gün görevde olmak sizin sandığınızın aksine benim işime gelir."
"Garip bir kadınsın, çözemiyorum ki."
Ağzının içinde gevelediğinden, dediklerinin hiçbirini anlamamıştım.
"Anlamadım komutanım?"
"Bir şey demedim."
Sesimi çıkarmadım. Boş boş oturmaya devam ettik. Burada geçirdiğimiz her boş dakika aleyhimizeydi.
Bir süre sonra müziğin ritmi tekrar hızlanmaya başlamıştı ama bir terslik vardı. Killian oldukça sinirli bir şekilde kulaklığını bırakıp dışarı çıkmıştı. Sierra'da onun yerine geçmişti ama o da gergindi. Müziğin sesini iyice yükselttiğinde bir şeyler için hazırlandıkları belliydi. Ayağa kalkıp çıkışa ilerleyecekken Aybars durdurmuştu.
"Nereye?"
"Killian tek başına çıktı. Bir şeyler dönüyor, ona bakacaktım."
"Tek başına gitme."
Sesten dolayı duyamamıştım.
"Efendim?"
Sabırla bir nefes aldı ve bir adım yakınıma geldi.
"Beraber gidiyoruz diyorum."
Başımı sallamakla yetindim ve beraber ilerledik. Kapının önüne geldiğimizde Killian telefonda birisiyle konuşuyordu. Oldukça hararetli bir konuşmaydı. Bizi gördüğünde, bir nebze olsun rahatlamış gibiydi. Telefonu kapatıp bana uzattı.
"Seninki yine sorun çıkarmış, bir konuş istersen."
Aybars'la aynı anda birbirinize baktık. Bir anlık boşluğuma gelmişti ancak anladım.
Andre'den bahsediyordu.
"Ne sorunu?"
"Bilmiyorum Stelly, bilmiyorum. Ama hemen ikna edemezsen burayı başımıza yıkar."
"Andre nerede?"
"İçeride, kendi odasında."
Hızla içeriye ilerlediğimde Aybars'da peşimden geliyordu.
"Yazel, bana hesap vermeden iş yapıyorsun."
"Komutanım şuan burada olay çıkarsa bir nane yapamayız. Başka şansım yok."
"Görev bittiğinde mantıklı bir açıklama borçlusun Yazel Kıraç."
"Siz nasıl derseniz."

Odanın önüne geldiğimde hızla kapıyı açtığımda ikimizde içeri girdik. Kapıyı kapatıp kilitledim.

"Sizi geberteceğim! Siz onlar değilsiniz! Arkadaşlarıma ne yaptınız? Nasıl girdiniz buraya!"

Evet, her şeyi anlamıştı. Üzerime yürümeye başladığında geriye adım atmadım.

"Çıkar o maskeyi! Sevdiğim kadın değilsin sen!"

Elini yüzüme doğru kaldırdığında bileğinden tuttum ve kolunu ters çevirip sırtını dönmesini sağladım. Koluna diğer elimle sertçe vurduğumda kemiğin kırılma sesini oldukça net duymuştuk. Acı dolu bir homurtuyla elini kendine çekti. Bu kadarı yeterliydi. İleriye doğru ittirdiğimde kendini yere atmış olması da bir o kadar saçmaydı. Aybars'da ne olduğunu anlamamış olacak ki öylece izliyordu.

"Dönelim, dikkat çekmek istemeyiz."

Dediğini duyduğumda Andre'nin masasına ilerleyip telefonunu aldım. Kapıyı açıp odadan çıktık. Yerde kıvranan Andre'ye son bir bakış attım ve kapıyı onun üzerine kilitledim.
"Telefonu neden aldın?"
"İşimize yarar diye düşünüyorum."
Kısa sayılabilecek bir süre gözlerime baktı. Fakat bu her zamanki bakışı değildi. Bir şey arıyordu sanki, gerçi ne arayabilirdi ki? Gözleri gözlerimden ayrıldığında nedenini anlamadığım şekilde dişlerini sıkıyordu. Onu daha tanımıyordum ama gözlerinde bir ızdırap vardı. Belki de kolay bir hayat yaşamamıştı. Ben bunları düşünürken locaya geri dönmüştük. Tim görevde olduklarını unutmuş gibi muhabbet ediyorlardı.
"Zare! Kendinize gelin!"
Bunu oldukça yüksek bir sesle söylediğinden hepsi toparlandılar. Aybars`ın bu denli gerilmesi normal değildi. Üstünde ayrı bir sinir vardı. Sorgulamadım, zaten gerekte yoktu. Ben tekrar yerime oturduğum saniyelerde başımın kenarından bir mermi geçip duvara saplandı. Camın diğer tarafına baktığımda tanımadığım bir kadın vardı ve anında kaçmıştı. Genç değildi,çok yaşlı da sayılmazdı. Her şey o kadar hızlı olmuştu ki. Hepimiz hızlıca etrafımıza baktığımızda gördüğümüz manzarayı cidden beklemiyorduk. Karşımızda en az yetmiş kişi vardı ve hepsi silahlarını bize doğrultmuştu. Arkalarından çıkan adamın yüzünü görmemle tüm vücudumun yanmaya başladığını hissettim. Bu oydu, abimin katili, bacağımdaki varlığı bile ağır gelen yara izinin sahibi.
Zayn Lehzin
Yine karşımdaydı ve ben bu sefer değişmiştim. Bakışları bana döndüğünde dudaklarından tiksinç bir kahkaha döküldü.
"Yazel! Ne kadar da büyümüşsün. Ben de nerede bu kız diye her yerde seni arıyordum. Bak, gökte ararken yerde buldum seni!"
Aybars ve diğerleri şaşkınlıklarını gizlediler fakat gözlerinden anlayabiliyordum. Onların yıllarca aradığı adamı tanıyor olmamı beklemiyorlardı. Zayn silahıyla iyice yaklaşıp namluyu kalbime dayadığında delici bakışlarımı gözlerine çevirdim.
"Katilsin sen. Aşağılık herif!"
Suratını parçalamamak için kendimi o kadar sıkıyordum ki elim titriyordu. Bunca yıl silah tutarken titremeyen ellerim öfkem yüzünden titriyordu. İçimdeki vahşi dürtüleri engellemeye çalışıyordum. Namluyu kalbime iyice bastırdı ama kıpırdamadım bile. Aybars kafasında plan kuruyordu, ona vakit kazandıracaktım.
"Katil mi?"
Tekrar sesli bir kahkaha attı.
"Ayıp ediyorsun. Övünmek gibi olmasın ben çok daha fazlasıyım."
Bir anda ciddileşti ve yüzünü yaklaştırdı.
"Ne o? Yankı`nın yanına göndereceğim işte seni. Memnun olmadın bakıyorum?"
"Abimin adını ağzına alma!"
Tam boğazıma sarılacağı anda onu durduran şey Aybars`ın onun omzuna sıkmasıydı. Saniyelik bir andı ve hızlı hareket etmesi sayesinde Zayn elindeki silahı düşürmüştü. Etrafımızdaki adamlar iyice yaklaşırken herkes silahlarını çıkartıp ateş etmeye başladı. Aklımdaki düşünceleri durdurup silahımı karşıdaki adamlara yönelttim. Kaç el ateş ettiğimi hatırlamıyordum fakat boşa attığım olmamıştı. Boran, Akın, Gökhan ve Sarp arka tarafı halletmek için diğer kapıdan çıktılar. Aybars, Asena ve Harun abi de diğer tarafa ilerledi. Bende onlarla beraberdim. Koridora girdiğimizde en arkada ben vardım. Bir anda boynumda ve dudaklarımda hissettiğim ellerle bocaladım ama toparlanıp kurtulmaya çalıştım. Onlar hızla ilerlerken beni fark etmemişlerdi bile. Boynumu sıkan elin kim olduğunu anlamak pek zor olmadı. Bıraktığı anda üstüne atlayıp yumruklamaya başlamıştım fakat boynuma saplanan iğneyi hissettiğimde çok geçti. Birkaç dakika daha kendimi savunmaya çalıştım fakat gözlerimin önü kararmaya başlamıştı. Nefesim ve nabzım hızlanırken vücudum titremeye başlamıştı. Bana ne verdiklerini bilmiyordum fakat öldürmeyeceklerine emindim. Ölmem onlar için bir şey değiştirmezdi. Gerçi kimse için değiştirmezdi. Ne olduğunu bile bilmediğim sıvı vücudumu ele geçirirken aklımdaki tek şey abim ve babamdı. Abimin gençliği, onu kaybettiğim gündeki yüzü geldi gözlerimin önüne. Bana bakarken parlayan gözlerini gördüğümde boynum büküldü. Bilincim elimden kayıp gittiğinde artık sadece abim ve ben vardık.
"Yazelim..."
Dedi yine en sevdiğim ses. Belki vücudumu hissetmiyordum ama onun saçlarımdaki ellerini hissettim. Genzim sızladı. Oysa ben artık küçük ve masum değildim. Bana iyi davranmamalıydı. Onun ölümünü defalarca görmüştüm ben. Burada olmadığını biliyordum ama buna inanmak istemiyordum.
"Konuşmayacak mısın benimle? Küstün mü sen abine?"
"Asla."
Diye mırıldandım tek nefeste.
"Yazel, gelme buraya. Sakın gelme. Ben senin mutlu bir hayat kurduğunu görmek istiyorum. Ne olursun boyun eğme onlara."
"Abi..." diye mırıldandım güçlükle.
Saçlarımı yavaşça okşamaya devam etti. Susmak zorunda kaldım.
"Seni seviyorum. Bu yüzden gelme, esas gelirsen beni mahvedersin Yazel."
Sonra o da ellerimden ayıp gitti.

Yarım saat sonra
Gözlerimi araladığımda Zayn karşımda elindeki bıçakla sırıtarak bana bakıyordu.
"Sonunda uyandın, az alsın esas eğlenceyi kaçırıyordun."
Kalkıp üstüne yürümek istedim fakat ellerimden ve ayak bileklerimden duvara zincirlenmiştim. Kıpırdayamıyordum. hızlıca yanıma yaklaştı ve boş olan elini belime yasladı. Eğer hareket edebiliyor olsaydım tüm kemiklerini tek tek kırardım. Diğer elindeki bıçakla pantolonumun sol bacağındaki dikiş kısmını boydan boya kesti. Yara izine bakınca kahkaha atmıştı. Dişlerimi sıktım, bu hayatta en nefret ettiğim şey o izdi.
"İşaretim de burada. Ama bu eskimiş be güzellik. Ne yapsak acaba?"
Bıçağı yaranın başladığı yere, kasıklarımın biraz aşağısına yasladı.
Ucunu yaraya sapladığında dişlerimi daha da sıktım. Çenem seğirdi. Yarayı boydan boya tekrardan açtı. Ve bu seferki eskisinden daha derindi. Canımın acısını yok saydım. Zayn'ın eli kanayan bacağımda gezerken kendimi geri çekmeye çalıştım.

"Siktir git orospu çocuğu!"
"Yazel, o nasıl laf? Sen seni sevenlerle böyle mi konuşuyorsun?"
Kısa ama keskin tırnaklarını bacağıma sapladı ve aşağıya doğru tenimi çizdi. Dizimle bacak arasına tekme atmaya çalıştım ama işe yaramadı. Ona engel olamadığım için kendimi parçalamak istiyordum. Eli kasıklarıma geldiğinde saydırıyordum.

"O elini kırarım! Puşt herif,yetmedi mi lan yaptıkların! Bir geberemedin. Ama şuradan bir çıkayım Zayn, seni ellerimden kimse alamayacak! Öldüreceğim seni!"
Yaptığı iğrenç şeye o kadar odaklanmıştı ki, beni duymuyordu bile. Bıçağı bu sefer bacağımın iç kısmına yasladı. Bu sefer oldukça hızlı bir şekilde aşağıya çekip derince bir yara bırakmıştı. Ona yenilmemi istiyordu ama bunun yaşanmayacağını da çok iyi biliyordu.
"Ben ölmem Yazel. Unuttun mu? Dokuz canlıyım ben, sekizi de hala sağlam."
"Sikerim dalağını! Kansız puşt!"
"Aa, ama nerede terbiye? Siz askerlerin biraz kibar olması gerekmiyor mu? Gerçi ne beklenir ki? Hepiniz elimize düştüğünüzde hiç bir nane yapamıyorsunuz."
"Zürriyetini siktiğimin evladı! Şu zincirleri çıkar bak ben sana neler yapıyorum!"
"Yazel, tehtit hiç hoş bir şey değil. Öğretmediler mi sana?"
Bıçağı bacağımdan çekip göğüs oluğuma yasladı ve psikopatça sırıtmaya devam etti.
"Hem sadece tehtit ederek olmaz ki. İşleme geçirmek lazım."
Üzerimdeki büstiyeri kesmeye çalıştı ama sonra uğraşmaktan sıkılıp bıçağı içime geçirdi. Sivri ucu tenime batarken tek aklımdaki şey timdekilerin sağ salim kurtulmuş olmasıydı. Zayn beni bırakmazdı,biliyordum. En azından onlar kurtulmalıydı. Bıçağı tenimde gezdirdi. Bu diğerleri kadar derin bir yara değildi. Fakat vücudumdaki kan kaybı git gide hızlanıyordu. Göz kapaklarım ağırlaşırken kendimi tutmaya çalışıyordum. Tenim buz kesmişti. İyice duvara yasladım kendimi. Güç alabileceğim tek yer burasıydı. Ama inatla yere bakmıyordum. Bu durum onu daha da sinirlendiriyordu.
"Sen öldüğünde, son gördüğün yüz benimki olacak. İstediğin kadar diren, bunu yapacağım!"

Saniyesinde geri çekilip çıktı. Nerede olduğuma daha yeni bakabilme fırsatı buldum. İçerisi gri ve bomboş bir depo gibiydi. Etrafta cidden hiç bir şey yoktu. Sadece arkada bir demir parça vardı. Minderleri olmayan eski bir koltuk gibiydi. Kelepçelerden kurtulmak için zincirleri çekiştirdim. Gücümün sonuna kadar kurtulmaya çalıştım ama olmadı. Vücudumdan akan kan gücümü de almıştı. Başım dönüyor, gözlerim kararıyordu. Tamamen duvara dayandım ve gözlerimi kapattım.

⏳️
Tüm pislikleri temizlemişti Zare. Tehlikeli olan bir şey göremediklerinde birbirlerini kontrol ettiler. Boran'ın omzundaki ufak sıyrık dışında herkes iyiydi. Aybars, Yazel'in olmadığını fark ettiğinde kaşlarını çatmıştı. Asena'ya döndü hemen.
"Yazel nerede?"
Bunu duyduklarında hepsi birbirlerine bakmıştı. Asena'dan cevap gelmediğinde Aybars elini kulaklığına attı. Buraya girmeden önce iletişim kurabilmek için hepsi bu kulaklıklardan takmışlardı.
"Yazel? Duyuyor musun beni?"
Bir süre beklemelerine rağmen ses gelmediğinde hepsinin yüreğine bir taş oturdu. Aybars ağzının içinde bir küfür etti.
"Hepiniz farklı koridorları kontrol edin! Eninde sonunda bulmak zorundayız. Kayıp istemiyorum!"
Emir netti. Hepsi binanın farklı yanlarına ayrıldılar. Aybars'ın içindeki ağırlık git gide artıyordu fakat bunun sebebini kendi bile bilmiyordu. O kadını daha önce gördüğü birine çok benzetiyordu. Kim olduğunu hatırlayamamak ise onu resmen delirtiyordu.
Yarım saat içinde hepsi tüm binayı defalarca aramıştı ama Yazel ortada yoktu. Aybars son çare olarak Serdar Albay'a haber vermişti. Askeriyedeki birkaç ekip kamera görüntülerine ve Yazel'in kulaklığının sinyallerine bakıyorlardı fakat bir süre sonra her ikisi de kayboluyordu.

⏳️
Depoda 76. Saat.
Bünyem çökmüş durumdaydı. Üç buçuk gündür duvarda asılı bir haldeydim. Esmer tenim bile bembeyazdı. Kanım hala ince ince vücudumdan sızıyordu. Gözlerimi kapatmamak için direniyordum. Karşıma sırf bana inat olsun diye bir kamera koymuşlardı. Zincirleri çıkarmayı çok denemiştim,olmuyordu. En son Zayn'ı gördüğümden beri bir daha gelmemişti. Ta ki şuana kadar. Kapı yüksek bir sesle açıldı. Sırıtarak bana yaklaştı. Elleri arkasındaydı, bir halt yiyeceği kesindi. Bir eliyle çenemi tutup kendi yüzüne yaklaştırdı.
"Ne bu surat Yazel? Kaç gündür görmedin beni,özlemedin mi?"
Midemdeki sıvıyı dudaklarımda hissettim. Cidden midemi bulandırıyordu.
"Sik kırığı!"
Diye mırıldandım,zor da olsa sesim çıkıyordu. Elini hemen dudaklarıma kapattı.
"Çok ayıp bebeğim,çok ayıp. Sen çok değişmişsin. Beğenmedim bunu. Hem benim sana bir hediyem vardı."
Arkasındaki elini gözümün önüne getirdi. Zincirlerin ve kelepçelerin anahtarları elindeydi.
"Bak bende ne var?"
Beni öylece serbest bırakmazdı. Onu tanıyordum. Cebinden çıkardığı kalın ip ve bez parçasıyla ağzımı kapattı. Ses çıkarmaya çalışsam bile nafileydi. Eğilip yaralı bacağımın olduğu sol ayak zincirini açtığında ayağım yere değdi. Sol kolumdaki ağırlık artarken gözlerimi sımsıkı yumdum. Hayır,acı çektiğimi belli edemezdim. Hayır,en ufak bir zayıflık gösteremezdim. Ayak bileğime binen yükle beraber kanımın akışı da hızlanmıştı. Dökülecek kan kalmamıştı vücudumda. Benden ne istiyorlardı?
Zayn'ın pis ellerini yüzümde hissettim. Başımı yukarı kaldırıp çenemi parçalayacak gibi sıkmaya başlamıştı. Ayağımı kıpırdatmayı denedim. Olmadı.
"Aç gözlerini! Bana bak!"
Dediğini yapmayacaktım. Çenemi daha sıkı kavradı,bir eli sıkıca boğazıma dolanırken beni aşağı çekiyordu. Kollarım sızladı,yine de boyun eğmedim. Çenemdeki eli gevşedi ama durmadı. Yanağıma sert bir tokat attığında başımı istemsizce sağa eğmiştim.
"Dediğimi yapacak mısın,yoksa devam mı edeyim?"
Gözlerimi açtığımda nefret dolu bakışlarla ona bakıyordum. Benden deli gibi korktuğunu o da bende biliyorduk. Elini cebine attı ve gülmeye başladı. Cebindeki iğneyi çıkartıp tekrar bana baktı. Tek eliyle iğneyi tutarken diğer eliyle ağzımdaki ipi açtı. Resmen oynuyordu. Ağzımı açtığı an durmadım. Susacak halim yoktu.
"Buradan hele bir çıkayım! Seni geberteceğim! Ayrıca bu mu lan senin övündüğün cesaretin? Duvara bağlı bir kadına işkence etmek mi cesaret!"
Serbest olan bacağımı ona doğru savurmak istedim,ama kaldıramıyordum. Çırpınışlarımı zevkle izliyordu. İğneyi koluma sapladığında kıpırdansam da işe yaramadı. Ne olduğunu bilmediğim bir sıvı kanıma karışırken konuşmam git gide zorlaşıyordu.
"Bana hiç yardımcı olmuyorsun ama,olmaz ki böyle. İşleri daha da zorlaştırıyorsun."
Dedi iğrenç sesiyle. Konuşamıyordum,beynim uyuşmuş gibiydi. Vücudum hissizleşmeye başladığında gözlerimi açık tutmaya çalışıyordum. Diğer kelepçeleri çıkartıp beni sürüklemeye başlamıştı. Bana verdiği madde yüzünden bırakın kıpırdamayı, parmağımı oynatamıyordum.
Gözlerimi ilk açtığımda arka tarafta gördüğüm koltuk benzeri demir parçasının üzerine bedenimi sertçe bırakmıştı. Hatta bırakmak değil resmen fırlatmıştı. Bacağımdaki sızı gitgide artarken yapabileceği şeyleri tahmin etmeye çalışıyordum. Bunu bilmek imkansıza yakındı. Çünkü o cidden belirsiz bir insandı. Gerçi ona insan demek oldukça yanlış bir sıfat olurdu. O bir insan değil ancak şeytanın ta kendisi olabilirdi.
Bedenimi bu sefer duvara değil,demir zemine zincirlemişti. Kelepçeleri de takıp bıçağını eline almıştı. Öylece izliyordum. Çıkarabildiğim tek ses boğuk hırıltılardı. Önce ilerledi ve kamerayı yaklaştırdı. Sonra ise yavaşça yanıma çöktü. Bıçağıyla bacağıma üç ayrı çizik atmıştı ama ne yaptığını göremiyordum. Sonra eli saçlarıma uzandı. Sertçe kavrayıp kendine çektiğinde bıçakla tek seferde uçlarını kesmişti. Koparmıştı desem daha mantıklı olurdu.
Kapının sesini tekrar duydum. Başka birisi daha içeri girmişti ama artık gözlerimi açamıyordum. Bir kadın sesi kulaklarıma doldu. Ne dediğini anlayamıyordum. Birkaç dakika içinde üzerime buz gibi bir su dökülmüştü. Vücudum soğuktan ve kan kaybından titrerken kapı kapandı. Bu hiçliğin içinde tek başımaydım.