7. bölüm · Rûhefza
7. Bölüm
Sakinleşeli iki dakika olmamıştı ama Akın koşarak yanımıza geldiğinde gözlerimi açtım.
"Komutanım! Zayn kaçmış!"
Nefes nefese kalmıştı. Duyduğum şeyle tüm sinirim damarlarımda akmaya başladığında ayağa kalktım.
"Ne demek kaçmış?"
"Kapının önündeki askerlerin ikisini de ağır yaralı halde bulduk. Kamera bağlantılarını da uzaktan kesmişler. Karargah araştırıyor ama herif çoktan kaçmış."
Aklıma gelen şeyle hızla hastaneye girdim. Hayır,yürümüyordum. Koşmak zorundaydım. Yazel'in odasının önüne geldiğim an içeri daldım. Asena içerdeydi,bakışları bana döndü.
"Komutanım? Bir sorun mu var?"
Yazel'in hala uyuyor olduğunu gördüğümde derin bir nefes aldım.
"Zayn piçi,kaçmış. Sen buradan ayrılma. Tek bir darbeyi daha kaldıramaz."
"Emredersiniz."
Odadan çıktığımda Sarp yine dibimdeydi.
"Rütbedeyiz,ona göre."
Dedim net bir şekilde. Başıyla onayladı. Telefonumu çıkarıp Serdar Albay'ı aradım. İkinci çalışta telefon açıldı.
"Aybars?"
"Komutanım,rahatsız ettim ama. Büyük bir sıkıntımız var."
"Zayn'ı diyorsan eğer,biliyorum. Yerini tespit ettik. Gözümüz üzerinde siz merak etmeyin."
Bir süre sustu,sonra devam etti.
"Ha bir de Aybars..."
Duraksadığında cevap verdim.
"Buyurun komutanım."
Derin bir nefes alıp konuştu.
"Yazel'e dikkat edin olur mu oğlum? Hepiniz evladımsınız benim. Hiç birinize zarar gelsin istemem. Yazel de elimde büyüdü,gözünüzü ayırmayın. Hepiniz sağ salim dönün bir an önce."
"Merak etmeyin, hepimiz iyiyiz. Yazel'in de sağ salim dönmesini sağlayacağım. Emin olabilirsiniz."
Cevap vermeden telefonu kapattığında rahat bir nefes aldım. Odaya tekrar girdiğimde Asena ayağa kalkmıştı.
"Sen çık,dinlen. Ben dururum başında."
"Emin misiniz? Benlik sıkıntı yok, durabilirim."
Yüzüne baktım.
"İki gündür ayaktasın Asena, inat etme işte."
"Peki madem, siz nasıl derseniz komutanım. Kapının önündeyim ben."
Odadan çıkıp kapıyı çektiğinde bakışlarım Yazel'i buldu. Yüzü bembeyazdı,bu beni daha da geriyordu.
Yan tarafındaki sandalyeye oturdum. Gözlerimi ondan çekemiyordum. Konuşsam, söyleyecek bir şeyim yoktu. Açıkçası yüzüm de yoktu. Ne söylecektim? Seni bu hale getiren adam elimizden kaçtı, salak gibi yakalayamadık mı diyecektim? Uyandığında yüzüne nasıl bakacağımı düşünüyordum.
Bu sırada Yazel'in yüzünde huzursuz bir ifade belirdiği an dikleştim. Kaşları çatılmıştı,hafif bir şekilde kıpırdandığında yarası acıdığı için olsa gerek yüzünü ekşitmişti. Gözlerini araladığı an kaşlarım havalandı.
"Yazel?"
Saniyesinde bana dönmüştü.
"Komutanım..."
Diye mırıldandığında sesi bile zor duyuluyordu.
⏳️
Vücudumdaki ağrı yüzünden gözlerimi araladığımda onun sesini duymuştum. Adım dudaklarından dökülürken algılamam bir iki saniyemi almıştı.
"Komutanım..."
Dedim güçlükle,devamını getiremedim. Nefes aldıkça kaburgalarım ağrıyordu. Sırtımdaki ağrı inanılmaz derecede fazlaydı. Yaraları saymıyordum bile.
"Ağrın mı var?"
Diye sordu yavaşça. Başımı sallamakla yetindim,konuşmaya halim yoktu. Ayağa kalktığında bakışlarım ondaydı.
"Geliyorum hemen."
Gözlerimi kapatıp başımı geriye yasladım. Odadan çıkmıştı ama bir iki dakika sonra geri gelmişti. Arkasından doktor da içeriye girdiğinde gözlerim doktora kitlendi. Garipti,ama onu hatırlıyordum.
"Siz?"
Diye mırıldandım.
"En son yıllar önce böyleydin. Böyle tanışmak istemezdim ama, Kutay ben."
Evet kesinlikle oydu. Yıllar önce yaramı diken doktor da oydu.
"Memnun oldum."
Dedim sadece.
"Ağrın var sanırım. Seni çok yormak istemiyorum ama,yoğunluk nerede?"
"Sırtım ve bacağım aşırı sızlıyor. Sırtımda kesik var mı? Bir kısmı ben hatırlamıyorum çünkü."
İkisi de bir an birbirlerine bakmıştı. Tek korkum kameranın onlarda olmasıydı. İstemiyordum beni o halde görmelerini.
"Yok,ama sırtın morluklarla dolu."
Duraksadı.
"Darp izi gibi değil onlar. Sormadan edemeyeceğim. Başka bir şey mi oldu orada?"
Bakışlarım Aybars'a döndü. Dişlerini sıkıyordu.
"Tek bir şeyi bilmek istiyorum. Siz o görüntüleri izlediniz mi komutanım?"
Sessiz kaldı, bu evet demekti. Gözlerimi kapatıp başımı geriye yasladım.
"Biraz yalnız kalabilir miyim?"
"Yazel,önce bir konuşsaydık?"
Aybars bunu söylerken oldukça samimiydi. Fakat konuşabileceğim bir konu değildi. Susmayı tercih ettiğimi farketmiş olmalıydı.
Kutay kapıya ilerlemeden önce konuştu.
"Birazdan ağrı kesici serum takmaya gelirler. Haberin olsun."
Cevap vermedim,Aybars'da çıktığında odada tektim. Düşünceler beynimi kurcalıyordu. Birkaç dakika içinde kapı açıldığında içeri önce hemşire,sonra ise Asena girmişti. Yüzü solmuştu,mahcup bir ifadeyle yere bakıyordu. Hemşire serumu değiştirip çıktığında bana döndü.
"Yazel..."
Dediğinde gözlerinin dolduğunu farketmiştim. Bakışlarıma endişe de eklendi.
"İyi misin? Sen niye bu kadar solgunsun?"
Diye sorduğumda sandalyeye oturdu. Bakışlarını yerden çekmiyordu.
"Asena,niye konuşmuyorsun?"
Bir anda ağlamasını beklemiyordum. Duygusal biri olduğunu da. Elimi tutup başını eğdiğinde kalakalmıştım. Bir iki saniye ona baktım.
"Asena,sakin ol..."
Diyebildim sadece.
"Özür dilerim,çok özür dilerim. Ben bilemedim... Onun içeri gireceğini bilsem,farketsem seni bir saniye yalnız bırakmazdım! Yapmazdım! Yemin ederim,yapmazdım Yazel..."
Nefes nefese kalmıştı. Kendini suçlamamalıydı,nereden bilebilirdi ki? Elim saçlarına uzandı. Başını asla kaldırmamıştı. Sakince konuştum.
"Asena,sen bir şey yapmadın. Niye yapıyorsun bunu kendine? Nereden bilebilirdin? O şeytanın teki,hiç kimsenin suçu değildi. Hem bak,iyiyim ben. Yapmadı bana bir şey. Ne olur sakinleş."
Başını kaldırıp gözlerime baktı.
"Yazel, sen bana cidden kızmadın mı?"
Gülümsedim.
"Neden kızayım? Diyorum ya, senin bir suçun yok. Ağlama artık, ne olur."
"Gökhan'ın ağzına sıçacağım bir ara hatırlat. Senin gibi bir insana güvenmiyor, it."
Gözleri kızarmıştı. Derin bir nefes aldı ve dikleşti. Yanaklarını elinin tersiyle sildiğinde o da gülüyordu.
"Bu aramızda kalsın olur mu? Ağladığımı bilirlerse bizimkiler susmak bilmez. Onların çenesiyle uğraşamam."
"Tamam merak etme sen. Bir şey demem onlara."
Yavaşça ayağa kalktı.
"Ben kapının önündeyim, birşey olursa çağır. Gelirim hemen."
Tam gidecekken konuştum.
"Asena."
"Efendim?"
"Bir şey isteyebilir miyim?"
Gülümsedi.
"Tabi, ne olursa."
"Doktoru çağırabilir misin? Adı Kutay'dı sanırım."
Bakışları endişeli bir hal aldı.
"Bir sorun mu var? İyiyim demiştin."
"İyiyim,sadece..."
Duraksadım,derin bir nefes alıp devam ettim.
"Bir şeye bakmam lazım."
Daha fazla şey sormaması gerektiğini anlamış gibiydi. Başıyla onayladı ve odadan çıktı.
Bir süre sonra Kutay odaya girdiğinde kapıyı çekti.
"Yazel, beni çağırmışsın? Ağrın geçmedi mi?"
"Geçti,sadece sizden bir şey istiyorum."
"Tabi, ama siz demene gerek yok. İstediğin şey nedir?"
"Yara, yaraya bakmam gerek."
"Ama biliyorsun,pansuman süresi daha gelmedi. Enfeksiyon kapabilir. Şuanda yarayı açamam."
"Sadece birkaç saniye, emin ol buna bakmam gerek."
"Yazel,olmaz yapamam-"
"Lütfen."
Diyerek bastırdım onun sesini.
"Rica ediyorum ısrar etme,benim için önemli."
Derin bir nefes alıp bana baktı.
"Ağrın artabilir."
"Sorun değil."
"Yazel,bak emin misin?
"Emin olmasam istemezdim. Hem tamamını aç demiyorum. Sadece üst kısmı açsan yeterli."
Yüzüme baktığında ikna olmayacağımı anlamış gibiydi.
"Tamam."
Dedi sadece. Yan tarafta masa benzeri bir sehpa vardı. Şuan görüyordum. Üstünden bir çift eldiven aldı ve ellerine taktı. Sargı bezi ve makas alıp tekrar yanıma geldi.
"Durmam gereken yerde söyle."
Başımla onayladım. Makasla sargıyı kesmeye başladı. Yeteri kadar açtığında durdurdum.
"Tamam,yeterli."
Sargıyı çıkardı ve bana baktı.
"Bakabilirsin."
Dikleştiğimde karnımdaki yara sızladı ama umursamadım. Bacağıma baktığım anda gördüğüm şeyle dişlerimi sıktım. Tahmin ettiğim gibiydi. Bıçakla attığı üç çizik aslında bir 'Z' harfiydi.
"Şerefsiz puşt!"
Diye mırıldandım bastıra bastıra.
"Ne oldu Yazel?"
Hissettiğim öfke yüzünden aldığım nefes bile ciğerlerimi yakıyordu. Bu herif nasıl bir manyaktı cidden bilmiyordum.
"Orospu çocuğu, adının baş harfini kazımış! Hale bak amına koyayım!"
"Tamam bir sakin ol. Gördüysen kapatacağım."
"Kapatsan ne değişir? O orada öylece kalacak! Bir şerefsiz yüzünden böyle yaşayacağım."
"Haklısın ama ne diyebilirim bilmiyorum."
Yüzüme baktı. Anlayamazdı, anlayamazlardı. Cevap vermedim. Yarayı tekrar kapattığında geri çekildi. Artık yüzüme değil yere bakıyordu.
"İki saat sonra taburcu olursun. Ankara'ya döndüğünde iki günde bir pansuman yapman lazım. Mümkünse üç gün boyunca yaralara su değdirme."
Başımla onayladım, devam etti.
"Bu arada bu halde göreve gidemezsin. Raporlarını hazırladım,göndereceğim."
"Ne demek gidemezsin?"
"Yazel, bir buçuk ay kadar rahatça yürümekte dahi zorlanacaksın. Eğer yeterince düzelmeden başlarsan daha da kötüye gider. Dikişlerin patlarsa bu kadar kolay düzelmen bile imkansız."
"Bir buçuk ay ne demek? O kadara gerek yok. Bir haftaya düzelir."
"Yazel sen mi doktorsun ben mi? Kalıcı hasar kalsın istiyorsan görevlere erkenden git. Çok istiyorsan raporunu da iptal edeyim. Ama sonrasına karışmam, bunu bil."
"Daha kısa sürede iyileşme ihtimali yok mu? Bahsettiğin süre fazla uzun."
"Sence olsa söylemez miydim?"
Ters bir ifadeyle ona baktım. Ona niye sinirlendiğim hakkında en ufak bir fikrim yoktu ama gergindim işte. Bir iki saniye duraksadım ve sakinleştim.
"Tamam, sende haklısın. Kusura bakma. O kadar gereksiz şeyler oldu ki."
"Anlıyorum,ve sorun değil. Ama lütfen erken davranma."
"Göreve döndüğümde engel olmaz değil mi?"
"Egzersizlerini yaptığın sürece hiç bir şey olmaz. Sadece dediklerime dikkat et. Kendini çok zorlama."
"Anladım. Ayrıca teşekkür ederim."
"Ne için Yazel?"
"Anlayış gösterdiğin için."
Gülümsedi.
"Teşekkür etmene gerek yok. Kim olsa aynı şeyi yapardı. Sen biraz daha dinlen, vakit geldiğinde haber veririm ben."
"Sağol."
"Ne demek."
Dedi ve odadan çıktı. Kafamda dönen sesler katlanılmazdı. Beni işimden bu denli alıkoyan şeyin o itin bana yaptıkları olması zoruma gidiyordu. Ayrıca kabullenmem gereken bir gerçek vardı. Aybars o görüntüleri izlemişti. Komutanım dediğim adam belki de beni görevden alacaktı. Belki de isteyerek engel olmadığımı düşünecekti. Ya da bunun bir plan olduğunu sanacaktı. Bilmiyordum ama kafamdaki tilkiler durmadan hareket ediyordu. O bana bunca zararı verirken ben ona karşı çıkamamıştım. Beni bu hale getirmiş,ama kaçmıştı. Kimin umurundaydı ki? Kimdi Yazel? Var mıydı beni gerçekten tanıyan? Sanmıyorum, hatta sanmak değil. Biliyordum, yoktu. Bunca zaman olmamıştı, şimdi niye olsundu. Aklımda tonla soru vardı. Mesela babamın şuan ki durumumdan haberi var mıydı? Varsa niye gelmemişti? Yoksa niye söylememişlerdi? Başıma giren sağlam bir ağrı vardı. Yatağımın başındaki masaya elimi uzattım ve telefonumu aldım. Muhtemelen Asena koymuştu. Telefonu açtığım anda babamdan yetmiş beş tane cevapsız arama görmemle haberinin olmadığını anlamıştım. Nefesimi toparladım ve bir öksürükle boğazımı temizledim. Onu aradım ve telefon birinci çalışta açıldı. Anında konuşmuştu.
"Yazel,kızım sen neredesin kaç gündür? Aklım çıktı bir şey oldu diye. İyi misin?"
"Baba..."
Diye mırıldandım. Onu ne kadar özlediğimi yeni farketmiştim.
"Kızım..."
Dedi içli içli.
"Ne oldu benim yavruma?"
"İstanbuldayım, yarın sabaha dönmüş olurum. O zaman anlatsam olur mu baba?"
"Kötü bir şey mi oldu?"
"Çok şey oldu. Ben iyiyim ama, merak etme."
"Korkutma beni, yaralandın mı? Timden birine mi birşey oldu?"
"Baba sormasan? Söz herşeyi anlatacağım dönünce."
"Ben Ankara'ya yarın erkenden geliyorum, anlaşıldı. Sen söylemeyeceksen ben görür anlarım ne olduğunu."
"Gelip de ne yapacaksın? Allah aşkına panik yapma. Vallahi iyiyim babam, bak yemin ettim."
İkna olmadığını biliyordum.
"Gelmemi istemiyor musun?"
"İstemiyorum demedim. Sadece erkenden gelsen ne değişecek diyorum. Hem sen yol yapmayı sevmiyorsun. İkide bir gel git yapma diye dedim."
Gelen sesten huzursuz bir nefes aldığını anlayabiliyordum.
"Ne dersen de geliyorum. Belli,sana bir şey oldu. Söylemiyorsun."
"Söylersem gelmeyecek misin?"
"Ne olduğuna bağlı."
Derin bir nefes aldım. Yavaş yavaş açıklama gibi bir şansım yoktu. Öyle olursa daha çok panik yapardı.
"Yaralandım. Bir buçuk ay raporluyum,gidemeyeceğim görevlere. Dinlenmem lazımmış. Şimdi bildiğine göre Allah aşkına beni merak etme."
Devam edeceğim sırada o konuşmuştu.
"Canın acıyor mu kızım? Vuruldun mu ne oldu? Anlat çabuk Yazel."
"Ağrım yok, ve vurulmadım. Bak gelmene zaten az kaldı. Raporlu olduğum süre boyunca yatacağım zaten. Gelsen de bir şey değişmeyecek. İçin rahat edecekse eğer her gün ararım. Söz veriyorum."
"Kötü olursan çağıracaksın ama beni. Tamam mı?"
"Tamam baba. Bir şey olursa eğer ilk seni arayacağım."
"İyi de içim hiç rahat etmeyecek benim böyle kızım."
"Etsin babam. Asıl sen iyi olmazsan benim içim rahat etmeyecek. Zaten çabuk toparlarım ben,biliyorsun. Rapor kendimi zorlamayayım diye. O kadar uzun süreye gerek yoktu zaten de işte. Dinlemediler."
"Saçmalama, vardır doktorun bir bildiği. İyice dinlen öyle gidersin. Çabuk iyileşeceğim diye daha da kötü etme kendini."
Güldüm.
"Tamam,söz rahat duracağım."
Nihayet o da gülmüştü.
"Gözümde hiç büyümüyorsun derken ciddiydim."
"Baba kaç yaşına geldim,hâlâ mı?"
"Evet hâlâ. Sen benim gözümde hep öyle kalacaksın rûhefzam. Değişmeyecek biliyorsun."
Yine demişti. Bana zaten hep rûhefza kızım derdi. Anlamını öğrenmeden önce bir tık sinir oluyordum yalan olmasın. Ama öğrendikten sonra ayrı bir yeri olmuştu. Ufacık bir kelimeydi belki, ama benim için öyle değildi. Babam beni kendimi bildim bileli böyle sevmişti. En büyük şansım, hatta tek şansım o olabilirdi.
Bir süre daha konuştuk. İkna olmuştu ama soru sormaya devam etmişti, bu yüzden yaklaşık yarım saat konuşmuştuk. Telefonu kapattığımda yüzüm onun sayesinde gülüyordu.
