2. bölüm / 3
RUH-U REVANYAŞAMA ARZUSU
Bölümler 3Şu an: YAŞAMA ARZUSU
- 1 BEN VE İNSANLAR1.148 kelime
- 2 YAŞAMA ARZUSU1.465 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 RUHLARLA DANS -ÖZEL BÖLÜM-2.702 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yaşam herkes için tek yönlü bir bilet olarak düşünülse de ömrümün 20 yılında gördüğüm ruhlarla yaşamın daim bir döngüde ve dengede olduğunu düşünmüşümdür. Zira ölüm bana göre sadece bir yaşamdan diğerine atlayıştı. Bu ara geçişte ise bedenini bırakmak istemeyen, varlığının sona erdiğine inanıp kendini umutsuzca dünyaya bağlayan pek çok ruhla karşılaşmıştım.
Giderken onları izlerdim, gördükleri şey yüzlerine huzur ve mutluluk verirken yolculuklarının devamının daha iyi bir yerde olduğu düşüncesi yaptığım işi daha anlamlı kılıyordu. Gene de dersimin ruhlarla bölünmesinden hoşlanmadığım ve daha önce ruhlar yüzünden sınıfta sıkıntı yaşadığım için kayın ağacı özü ile birleştirilmiş Hazar denizi tuzunu amfinin kapı girişine serperek daha rahat ders anlatabiliyordum. Açıkçası önceleri öğrencilerim garip karşılaşa da Türk kültürünü anlatmak için ritüelleri uygulamalı gösteriyorum diyerek onları ikna etmiştim. Doğrusu bu onlarında işine geliyordu, mistik bir zamana gittiklerini , eski bir kültürün imgelerini görmenin heyecanı ile derse girmeleri işime gelmişti. Tabi bu ritüeli yaparken farklı ritüeller ile destekleyerek dersi canlı tutup ruh tuzundan da dikkatlerini dağıtıyordum.
Amfinin önünde yaşanan garip karşılaşmanın ardından çantama daha da sıkı sarılarak sınıfa geçtiğimde beni kapıda asistanım Tolga karşıladı. Biri ile çalışmak benim için zor olsa da Tolga işleri elinden geldiğince kolaylaştırıp az soru sorduğu için tercih ettiğim çalışkan bir öğrenciydi. Tarih bölümünde kalmayı istiyordu ama içten içe biliyordum ki seçmek istediği alan benim çalışma alanım değildi.
" Hoş geldiniz hocam. Tüm hazırlıkları tamamladım kapı kapanmadan girişi tuzlayacağım" dediğinde gülümseyerek teşekkür ettim. Arkamdan içeri giren az önceki gençle birlikte üç koruma girerken Tolga bana ne yapmalıyım bakışı attığında başımla onay verip yerime geçtim. Bu gün anlatacağım konu eski zamanlardaki din ritüelleriydi ki bu yüzden de sınıf hınca hınç doluydu. Bu tarz mistik konular insanları cezbettiği için olsa gerek ne zaman bu konuya geçsem farklı bölümlerden de misafirlerim olurdu. Sakince kürsüme geçtiğimde salonu göz ucu ile taradım. Sınıfta devam eden uğultu benim işaretim ile kapanan ışıklarla durdu.
" Dünya insanlığın varoluşundan itibaren varlığını sorgulamıştır. Nereden geldik, hayat nerede bitiyor? İnsanların biten yaşamları ile ilgili kokuları dinlerin doğumunun başlangıcıdır aslında. İlk din kavramı ilkel zamanlarda doğanın yıkımı ile başlarken zaman ilerledikçe şekillenip şimdiki halini alsa da hala insanoğlu sorularına cevap aramak adına pek çok farklı yol denemeye devam etmektedir....."
Konuya kendimi kaptırmam uzun sürmezken ilk çağlardaki din ritüelleri bitmiş Orta Asya dinlerine geçmiştim bile. Normalde çok konuşkan biri olmasam da ders anlatırken kelimelerim benden izinsiz ve özgürce hareket ediyorlardı. Bir buçuk saatin sonunda Tolga'nın ikazı ile beni dinleyen öğrencilerime dönüp:
" Konu uzun ve detaylı bu nedenle bu günlük burada bitirelim yarın kaldığımız yerden devam ederiz. İyi günler arkadaşlar." diyerek dersi sonlandırdım. Kürsümden inip çıkışa doğru yöneldiğimde karşıma dikilen girişte gördüğüm genç ile olduğum yerde durup çantamı kucağımda sıktım.
" Hocam dersiniz çok güzeldi. Konuşmadan bir buçuk saat dinlediğim ilk kişisiniz. Bu arada benim adım Yahya Gökhan Tezman. Dersinize yeni katıldım ve özür dilerim babam öldürüldüğünden beridir abim peşime bu çam yarmalarını taktı."
Gülümseyerek kendini tanıtan gence bakarken aklımdan geçen soru tedirgin ifademle dilimden döküldü.
" Yahudi misiniz?"
Az önce neşe ile konuşan çocuğun başı öne eğilirken derin bir iç çekti.
" Bu sizin için sorun mu acaba?"
Sıkıca tuttuğum çantamı göğsümden indirip bakışlarımı çocuktan çekmeden başımı hafifçe yana eğdim. Sanıyorum Yahudi olması hayatında pek çok soruna neden olduğu için tedirgindi. Dudaklarım büzülürken kaşlarım hafifçe çatıldı.
" Bence bir sorun teşkil etmiyor ama yabancı öğrenciler ve farklı dine mensup bireyler dersime önyargılı yaklaştıklarından garipsemedim dersem yalan olur."
Kelimelerim yargılamak için değil sadece karşımdaki soyadını iyi bildiğim genci anlamak içindi. Zira ailesi topluluğumuza karşı acımasız ithamları ve aşağılayıcı tutumları ile pek sıcak karşılanan kişiler değildi. Tezman ailesi pek çok mecrada bizimle rekabete girmeye çalışsa da yöntemleri acımasız olduğu için o raddeye gelen mücadelelerde gördüğümüz zararı bildiğimizden artık uzak durmaya çalışıyorduk.
Sanıyorum benim çekincemin nedeni on yıl kadar önce Tezman holding ile amcaların girdiği ihalede amcamın aldığı tehditleri göz ardı edince ailesi ile evinin önünde arabasının saldırıya uğramasıydı. Ne kadar yeterli kanıt olmasa da yapanları tahmin etmek zor değildi. Neyse ki ölen olmazken amcam hayatını yatağa mahkum geçirmiş ve bu yaşananlar bizi bu aileden uzak durmaya itmişti. Ben ne kadar ifadesiz isem bu çocuk da o kadar açık bir kitaptı çoğu insan için ama arkasında endişeli ve dik durmaya çalışan babasının bakışları ile çocuğun anlık ruh değişimleri ne kadar dengesiz olduğunun işaretiydi.
" Beni görüyorsun değil mi?"
Sorusuna direk cevap veremeyeceğim ruhu sadece başımla onayladım. Beni anlamış olacak ki iki adım geri çekildiğinde çocuğun neşe ile tekrar bir şeyler anlattığını fark etsem de ilgimi çekmemesi dinlememi engelliyordu. O sırada bulunduğumuz yere gelen üç siyah uzun araç ile ikimizin de bakışları o yöne kaydı.
" Abi geldin demek." diyerek araçlara yönelen çocuk, açılan ikinci siyah araçtaki uzun boylu adama yanaşıp beline kollarını doladı. Adam sakince çocuğun başını bir kere okşadıktan sonra omzunu tutup kendinden uzaklaştırdı. Ne olduğunu anlamak adına dikkatle izlediğim ikiliden bakışlarım içimdeki ürperti ile ayrılırken açık duran araç kapısından gördüğüm ile derin bir nefes aldım. Aracın açık kapısında küçük bir kız çocuğu genç bir kadına kendini yaslamış ikiliyi izliyordu. O sırada kulağıma doğru esen soğuk nefesin sözleri ile başımı bu görüntüden kaldırdım.
" Gelinim geçen yaz öldü."
Duyduğum sesle bakışlarımı tekrar ikiliye çevirdiğimde bana soğuk bakışlarını atan adamla göz göze geldik. Yahya abisini sürükleyerek yanıma kadar getirip:
" Bak bu sana söz ettiğim hocam Yaman Kırcı. Bu da abim Yakup Yaser Tezman" dediğinde adam tek kelime etmeden elini bana uzattığında derin bir nefes alıp uzattığı eli yakaladım. Ama gördüğüm görüntü görmeyi planladığım şey değildi. Zira gözlerimin önünde öldürdüğü insanların görüntüsünü beklerken bana gülümseyerek bakan bu adamı görmek garip hissettirmişti. Ardından ensemde hissettiğim ürpertiye eşlik eden ses ile yerimde dikleşip elimi adamın elinden hızla çektim.
" Ruh gören boku yedin."
Dudaklarımdan dökülen isim benim için bile ürkütücü iken Yasemin'in tiz sesi tezimi doğruluyordu.
" Şehzade"
...........
YASER
Bu günkü programım fazlasıyla yoğun olsa da Gökhan'ın heyecanla söz ettiği için merak etmeme sebep olduğu hocasını görme amacıyla çıkışına gitmeye karar vermiştim. Kızım Suna'nın bakıcısına haber verip küçüğümü şirkete getirip son düzenlemeleri yaptıktan sonra eşyalarımı toplarken çalan kapı ile dikleştim.
"Gir"
Sait yanında Suna ile içeri girdiğinde gülümseyerek masadan ayrılıp kızımın yanında tek dizimin üzerine çöktüm. Küçük kızım bu hayatın bana sunduğu en güzel armağandı. Annesi ile isteğim dışında evlenmiş olsam da ne ona ne de kızıma karşı saygısız tek bir hareketim olmamıştı. Ancak eşim Maya'ya sevgi duymadığım için saygı sınırlarını aşmadan iyi bir hayat sürmesini sağlamıştım.
Ölümü beni üzerken kafamda pek çok da soru işareti bırakmıştı. Zira eşim babamla birlikte şehirler arası bir yolda yaptıkları kaza sonucu ölmüşlerdi. Ama asıl garip olanı ölümlerini duyduğunda Gökhan'ın yüzünde gördüğüm ifadeydi. Sanki bir şeyler saklıyormuşcasına tedirgin ve endişeliydi. Cenazeler kalkıp her şey durulana kadar da hep diken üstünde olması kafamı fazlası ile rahatsız ediyordu. Kızımın tatlı sesi beni düşüncelerimden sıyırırken söylediklerine gülümsedim.
" Baba bu gün annem bana sayıları yazmayı öğretti."
Bir de bu vardı tabi, annesi öldüğünden beri sanki Maya ölmemiş gibi devam edip anlattığı hayatı. Çocuk psikoloğu olan bir arkadaşıma danıştığımda bu durumu algılamakta zorlandığı için kendine karşı oluşturduğu bir savunma olduğunu, sabırlı olup annesinin ölümünü kızıma zaman içinde anlatmamızı istemişti. Ama iki yıldır ne kazanın sırrını çözebilmiştim ne de kızıma annesinin ölümünü kabul ettirebilmişti. Bu can sıkıcı duruma bir de içinde bulunduğum işin sert şartları eklenince dayanma sınırımı zorluyor ve bunun hıncını da sorun yaşadığım adamlardan çıkarıyordum.
" Suna bebeğim annen artık bu dünyada değil . O yüzden sana yardımcı olamaz."
Suna önce bana kısa bir bakış attı ve ardından yanına bakarak başını sallayıp bana döndü.
" Özür dilerim babacığım. Ben Helen teyze diyecektim ağzımdan kaçtı."
Ayağa kalkıp kızımın elinden tutarak şirketten çıktım. Arabaya bindiğimizde Suna koltuğa başını dayayıp gülümsediğinde sıkkınca bir nefes verdim. Bu çocuğu iyi bir psikoloğa götürmek şart olmuştu. Sessiz yolculuğu fırsat bilip envanter hesaplarını gözden geçirmeye başladım. Zira otellerimizin birinde hesaplarda bir karmaşa olmuş , ben incelemeye başladığımda ise hesaplar birden düzelmişti. Canımı sıkan ise yasal olmak için verdiğim çabanın baltalanmaya çalışmasıydı. Bu arada şoförün " Geldik efendim." demesi ile tabletten başımı kaldırıp yanımda uyuya kalan kızıma dokunarak:
" Suna amcanın okuluna geldik. Ben hocası ile tanışıp geliyorum gelecek misin kızım?"
Suna gözlerini açıp eli ile gözlerini ovaladıktan sonra başını olumsuz anlamda salladığında arabadan indim. Ön koltuktaki güvenliğe başımla işaret ettiğimde beni anlayan Mehmet hızla kızımın olduğu tarafa geçip durunca ben de gönül rahatlığı ile bıcır bıcır konuşan kardeşimin yanına geçtim . Yaman Kırcı'nın yanına ulaşıp:
" Ben Yakup Yaser Tezman " diyerek elimi uzattığımda bir süre bana anlamadığım bir şekilde bakan benden kısa ama dik duruşlu adama bakakaldım.. Bana dik dik bakarken basit ama etkili bir ses tonu ile:
" Memnun oldum Yakup bey" dedi. Onu baştan aşağı süzdükten sonra tekrar gözlerimi gözlerine sabitledim.
" Bana Yaser demenizi tercih ederim." dedim. Kaşlarını havalandırırken beni onaylayan bir hareket yaptıktan sonra bakışları arabadaki kızıma yöneldi ve derin bir iç çekip yanımızdan ayrıldı. Bu adamda beni rahatsız eden bir şey vardı ve ne olduğunu en kısa zamanda çözmeliydim. Zira ben belirsizlikleri de çözümsüzlükleri de seven biri olmamıştım hiç bir zaman...
Bölüm etkileşimi
