2. bölüm · RAKİPTEN ÖTE

Birincinin Gölgesi

D D

Gözlerimi ondan kaçırdım.

Odada garip bir sessizlik vardı. Hastane kokusu, beyaz duvarlar ve kalbimin hâlâ tam olarak sakinleşmemiş ritmi… Hepsi üst üste binmişti.

Konuşmak istemiyordum.

Çünkü ne söylersem söyleyeyim, sonuç değişmeyecekti.

Yine ikinciydim.

---

“İyi misin?”

Sesi her zamanki gibi sakindi.

Bu beni daha çok sinirlendiriyordu.

Başımı hafifçe salladım.

“İyiyim.”

Yalandı.

Ama gerçeği söylemek… daha zordu.

---

Han Ji-hyun biraz öne eğildi.

“Bayıldın.”

Bunu biliyormuşum gibi söyledi.

Sanki bu normal bir şeymiş gibi.

Gözlerimi kapattım.

“Gördüm.”

Sesim soğuktu.

Kısa.

Keskin.

---

Bir an sustu.

Sonra çok yavaş konuştu:

“Kendini bu kadar zorlamana gerek yok.”

İşte o cümle.

En nefret ettiğim cümlelerden biri.

Gözlerimi açtım.

Direkt ona baktım.

“Senin için kolay.”

---

Sessizlik.

---

“Sen zaten birincisin.”

Kelimeyi söylerken bile içim sıkıştı.

Birinci.

Ona ait olan şey.

Bana asla ait olmayan şey.

---

Ji-hyun’un ifadesi değişmedi.

Ama gözlerinde küçük bir şey vardı.

Anlayamadığım bir şey.

“Bu yüzden böyle düşünüyorsun.”

Kaşlarımı çattım.

“Başka nasıl düşünebilirim?”

---

Cevap vermedi.

Bu daha kötüydü.

---

Yavaşça doğruldum.

Başım hâlâ dönüyordu ama umursamadım.

“Ben gidiyorum.”

---

“Seo-jin—”

Durmadım.

---

Koridora çıktığımda içimdeki baskı tekrar büyüdü.

Ama bu sefer farklıydı.

Sadece hırs değildi.

Sadece stres değildi.

---

Bir şey daha vardı.

Adını koyamadığım bir şey.

---

Okula geri dönmedim o gün.

Eve gittim.

Odamın kapısını kapattım.

Masama oturdum.

Defterimi açtım.

---

Sayfaya baktım.

Dün yazdığım cümle hâlâ oradaydı:

**“YETERLİ DEĞİL.”**

---

Kalemi elime aldım.

Altına tekrar yazdım.

**“YETERLİ DEĞİL.”**

---

Ve tekrar.

Ve tekrar.

---

Ama bu sefer…

Elim titredi.

---

Kalemi bıraktım.

Bu…

Olmaması gereken bir şeydi.

Ben titremezdim.

Ben kontrol ederdim.

---

Ayağa kalktım.

Aynaya yürüdüm.

Kendime baktım.

---

Gözlerim…

Farklıydı.

---

“Bu ne?”

Fısıldadım.

Cevap yoktu.

---

Ama zihnimde bir ses vardı.

Sessiz.

Ama güçlü.

---

**“Ya hiç geçemezsen?”**

---

Bir adım geri attım.

Başımı salladım.

“Hayır.”

---

“Geçeceğim.”

---

Ama sesim…

Eskisi kadar güçlü değildi.

---

Telefonum titredi.

Ekrana baktım.

Mesaj.

---

Gönderen:

Han Ji-hyun

---

Kaşlarım çatıldı.

Açtım.

---

**“Eve vardın mı?”**

---

Kısa.

Basit.

Ama gereksiz.

---

Cevap yazmadım.

Telefonu masaya bıraktım.

---

Ama birkaç saniye sonra tekrar aldım.

Neden bilmiyorum.

---

Yazdım:

**“Evet.”**

---

Gönder.

---

Hemen cevap geldi.

---

**“Yarın okula gelecek misin?”**

---

Ekrana baktım.

Uzun süre.

---

Sonra yazdım:

**“Tabii ki.”**

---

Bir saniye durdum.

Sonra bir mesaj daha ekledim:

---

**“Seni geçeceğim.”**

---

Gönder.

---

Bu sefer cevap biraz gecikti.

---

Sonunda geldi:

---

**“Zaten geçeceksin.”**

---

Kaşlarımı çattım.

Telefonu sıkıca tuttum.

---

Bu ne demekti?

---

Sinirlendim.

---

Ama…

İçimde çok küçük bir yer…

Bu cümleden hoşlanmıştı.

---

Hemen bastırdım.

---

Telefonu bıraktım.

Masama geri oturdum.

---

Defteri açtım.

Yeni bir sayfa.

---

Büyük harflerle yazdım:

**“1. OLACAĞIM.”**

---

Bu sefer…

Yazarken elim titremedi.

---

Ama kalbim…

Garip bir şekilde ağırdı.

---

O gece geç saate kadar çalıştım.

Her zamanki gibi.

Ama hiçbir şey aynı değildi.

---

Çünkü ilk kez…

Sadece kazanmak istemiyordum.

---

Aynı zamanda…

Kaybetmekten korkuyordum.

---

Ve o korku—

Beni her zamankinden daha tehlikeli yapıyordu.

---

Ama bilmediğim bir şey vardı.

---

Ben onu geçmeye çalışırken—

O…

Hiç geçilmek istemiyordu.

---

Ve bu sadece rekabet değildi artık.

---

Bu…

İkimizin de kaçamayacağı bir şeyin başlangıcıydı.